Bölüm 19

1793 Kelimeler
9 Aralık Şırnak- 4. Komando Tugayı – 18:45 Kahve makinesinin sesiyle yerinden kalkıp pişen kahveden fincanına doldurdu, montunu sırtına geçirdikten sonra odasından çıktı. Dün Serdar’ın evine gelen Feride Hemşirede nöbetçiydi. “Ben dışardayım biraz hava alacağım Feride Hemşire,” dedi suratsız bir şekilde. “Tamam Üsteğmenim,” dedi Feride Hemşire aynı suratsızlıkla. Dışarı buz gibi havaya çıktığında doğruca kendi binalarının önündeki kamelyaya yürüdü. Böylece biri gelirse görebilecekti. Kahvesinden birkaç yudum alıp hafifçe üşümeye başladığında iki kişinin konuşarak ona yaklaştıklarını duydu ama oralı olmadı. Ancak sesler yaklaştığında bu konuşarak ona yaklaşanların Faruk Binbaşı ve Ziya Binbaşı olduğunu fark etti. Arkasına döndüğünde onları gördü, aynı anda Faruk Binbaşıda ona bakmıştı. Kaçıp kaçmamak arasında kalmışken tam yanında durdular. “İyi akşamlar Üsteğmenim,” dedi Faruk Binbaşı tam karşısına otururken. “İyi akşamlar Komutanım,” dedi ayağa kalkmak için hareketlendi. “Otur Üsteğmenim, bizde yanına geliyorduk zaten,” dedi Faruk Binbaşı. Ziya Binbaşı hemen arkadaşının yanına oturmuştu. “Neden benim yanıma geliyordunuz Komutanım?” diye sordu endişeyle. Dün neden Serdar’ın yanında olduğunu mu soracaklardı? Karnı stresten anında kasılırken endişesini belli etmemeye çalıştı. “Askeri hastanenin başhekimi beni aradı bugün,” dedi Binbaşı Ziya. Yorgun görünüyordu, eliyle zaten kısa olan saçlarını hiç gerek yokken düzeltti. “Geçen ki olayda askerlere yaptığın müdahaleyi çok beğenmişler, başhekim seni araştırınca dosyana ulaşmış. Boş olduğun zamanlarda hastane acilinde çalışıp çalışamayacağını soruyordu,” dedi. “Nasıl yani?” diye sordu Elif bir an anlamayarak “burada görevliyken bir yandan orada acilde çalışabilir miyim?” “Öncelikle yakında 1. Taburun kışlasına geçeceksiniz. Fındıklı Taburundan buraya gel git bence sıkıntı olur. Oraya gidene kadar buradan sizi görevlendirme ile gönderebilirim ancak oldukça yorucu olur Elif Üsteğmenim, sizi nöbete bırakamayacağını kendisine izah ettim, üstelik sizin gündüz vakti de her an operasyona gidebileceğinizi belirttim. Belirsizliklere rağmen sizinle çalışmak konusunda oldukça istekliydi. Fındıklıya geçebileceğinize hükmettiğimde haftanın dört günü orada olacaksınız, kalan günler tabur yerine askeri hastanede görev yapabilirsiniz, bunun önü de onaylamasam da açık. Bana kalırsa kendinizi gereksiz yere yormamanızı tavsiye ederim ama bireysel görüşüme rağmen yine de kararı size bırakıyorum,” dedi Binbaşı Ziya. “Operasyona gitmeme engel olmayacaksa ve eğer burada eksikliğim hissedilmeyecekse ben seve seve giderim Komutanım,” dedi Elif heyecanlanarak. Ziya göz devirdiğinde Elif’in sinirleri gerildi ama belli etmedi. Bu adam ona hala neden böyle karşıydı? Verdiği kararın nesi vardı? Yorulacaksa Elif yorulacaktı, bu adama ne oluyordu ya hu? “Fazla romantik hareket ediyorsunuz Üsteğmenim,” dedi nefesini üfleyerek, Elif’e ters ters baktı “şimdilik iki gün göndereceğim bir deneyip, dayanıp dayanmayacağınızı görelim.” “Emredersiniz Komutanım,” dedi Elif soğuk bir şekilde. Ziya Binbaşı ona ters ters bakıp göz devirdi tekrar. “Romantik kararlar veriyorsun ve bu iyi değil, neyse en azından el marifetinin iyi olduğunu dün bizzat öğrenmiş olduk,” dedi Ziya Binbaşı sonra şaşırmış gibi ekledi “Börekler gerçekten güzeldi eline sağlık.” “Teşekkür ederim,” dedi Elif bozularak, konuyu dünkü karşılaşmaya getireceklerini bilmeliydi. “Annemin tarifi,” dedi iç çekerek. Ziya Binbaşı ile Faruk Binbaşı birbirlerine bakıp gülüştüler. Elif onlara anlamayarak bakınca Faruk Binbaşı sırıtarak açıkladı. “Serdar böreği apartmandan bir ablanın getirdiğini söylemişti, meğer bizim hamarat abla senmişsin… Şu işe bak,” dedi. Ciddileşirken masada hafifçe eğildi ve sesini kısarak devam etti. “Taburumda aşk meşk istemem Üsteğmen, seni buradan gönderirim ve inan bana baban bile arkamda olur,” dedi. Elif yutkunurken yüzüne kan yürüdü, kızardığına emindi. “Öyle bir şey…” dedi ama Faruk Binbaşının eli kalkınca sustu. “Karım dağda olsa endişeden hiçbir işi doğru yapamam Üsteğmenim, senin de Serdar Binbaşının da işini iyi yaptığından emin olmak isterim,” dedi sertçe. Tekrar arkasına yaslandı. “Yakında buradaki acemilerin eğitimi bittiğinde bizimle Fındıklı’ya geçeceksiniz, hakkınızda söylenti çıkarsa sizi göndermeyeceğim için Serdar’ı göndermek zorunda kalırım. Serdar Binbaşı yetenekleri sorgulanmayacak biri ve taburumdakiler onun varlığından oldukça memnunlar, onu göndermek zorunda kalırsam 1. Tabur sizin için cehenneme döner,” dedi. Sesi sert değildi, bakışlarında en ufak bir abartı yoktu. Adam o kadar sakindi ki Elif’in içi ürperdi. Adam tehdit etmiyordu olacakları söylüyordu. Serdar’la bir ilişkiye başlarlarsa ikisi aynı birlikte ya da taburda olamazlardı, askeriye bunu hoş karşılamıyordu. Vazgeçilmez olan kalıyor diğerinin görev yeri değişiyor ancak iki kişi aynı anda operasyona çıkamıyordu. “Anlıyorum Komutanım,” dedi yutkunduktan sonra. “Öyle bir şey olmayacak,” derken içi acımıştı. Serdar’la yakınlaştıkları an zihninde belirirken gözlerini kaçırdı. Elif aralarında bir şeyler olsun istiyordu… “Bak normalde inan sizi desteklerim bile ancak aynı tabur içinde olmaz, Serdar kendi timine çağırıldığında istediğiniz kadar sevebilirsiniz birbirinizi. Dediğim gibi sizi desteklerim ama şimdi olmaz Elif Üsteğmenim, Serdar’ın varlığı tabur için büyük bir motivasyon kaynağı. Fındıklı’ya gittiğimizde bunu kendi gözlerinle daha iyi göreceksin ve neden seni uyardığımı daha iyi anlayacaksın,” dedi. Elif’in gözlerinin içine anlamasını ister gibi bakıyordu ve Elif onun neden çekindiğini tüm kalbiyle anlıyordu. “Anlıyorum Komutanım,” dedi, ağlamak dövünmek istiyordu. Parmaklarıyla masada ritim tutup ayağa kalktı Faruk Binbaşı. “Bana müsaade öyleyse, gidip masamda pinekleyeceğim,” dedi. Elif kalkıp selam verdiğinde elini şöyle bir sallayıp yanlarından ayrıldı. Elif, Ziya Binbaşıya baktığında onun başıyla oturmasını işaret ettiğini görüp el mahkûm yerine tekrar oturdu. Kahvesi buz gibi olmuştu. Neye üzüleceğini bilemedi Elif, kahvesine mi, böreği kendisinin yaptığını öğrendiklerine mi yoksa Serdar’la herhangi bir ilişki ihtimali kalmamasına mı? “Serdar’ın bu konuşmadan haberi olmasın bence Faruk’la araları bozulmasın Elif Üsteğmenim,” dediğinde nefesini dışarı üfledi Elif. Ancak Ziya Binbaşının kaşı kalkınca mahcupça gülümsedi. “Olmaz Komutanım,” dedi gözlerini kaçırıp. “Yüzbaşı Salih’in yerine sahaya çıkabilecek daha donanımlı biri gelirse seni 2. Tabura çekeriz o zaman istediğiniz gibi görüşürsünüz merak etme,” dediğinde Elif’in kaşları çatıldı. “1. Taburun tabibi benim Komutanım!” dedi karşı gelerek. “Taburumu bırakmayacağım.” “Serdar’dan o kadar etkilenmedin anlaşılan, gözden çıkarabilecek misin?” dedi Ziya Binbaşı alayla. Elif kollarını masada birleştirip hafifçe eğildi, Ziya’nın gözlerine korkusuzca baktı. “Babamı gözden çıkarmışım Komutanım bir başkasını gözüm hiç görmez! Bağrıma bir süre taş basar sonrasında o timine geçtiğinde görüşürüm. Kimseyi gözden çıkardığım yok benim,” dedi. Binbaşının kaşı kalktı ama Elif gözlerini milim çekmedi. “Öyle olsun Üsteğmenim,” deyip gözlerini çekti. Yerinden kalktıktan sonra alayla güldü. “Bakalım o taşı ne kadar tutabileceksiniz bağrınızda,” dedi. Elif elini masaya hafifçe vurup o da ayağa kalktı. “Bilseniz ne kadar uzun süre o taşı bağrımda taşıyabileceğimi şaşırırdınız Komutanım?” dedi. Kahve bardağını eline aldı adama ters ters bakıp ayağa kalktı ve alaylı bir selam verdi “İzninizle Komutanım!” dedi. Adamın cevap vermesini beklemeden kamelyadan ayrıldı. Revirden içeri girip odasına geçti. Montunu çıkarmadan önce bardağını masanın üzerine bıraktı. Kendini sandalyesine bıraktığında eliyle gözlerini kapattı, Serdar’a durumu anlatmadan uzaklaşırsa yanlış anlardı onu kaybetmek istemiyordu. Durumu anlatırsa Faruk Binbaşıyla arası bozulabilirdi. Bir saat boyunca kara kara ne yapacağını düşünüp durdu. Kararı belliydi ama bunu nasıl uygulayacağını bilemiyordu. Kendine ikinci kahvesini doldurduğu sırada kapısı çalındı. “Girin,” diye seslendi kapı açıldı ancak kahve doldurduğu için kapıya arkası dönüktü. “Buyurun ne şikâyetiniz vardı?” deyip arkasını döndü. Serdar elindeki kahve fincanını gösterdi. “Bir tanede ben içebilirim Üsteğmenim,” dediğinde Elif iç çekti. “Aslında burada durmasanız daha iyi olur Binbaşım,” dedi tezgâha yaslanıp Serdar’ın ela gözlerine baktı. “Duydum,” dediğinde Elif’in gözleri açıldı, tüm uykusu dağıldı. “Kimden?” dedi. “Evden revire doğru baktığımda senin dışarı çıktığını gördüm, yanına gelmek istedim, geldiğimde de konuşmalarınızı duydum. Faruk’un ana binada uyuduğundan ve Ziya’nın da evde uyuduğundan emin olduktan sonra yanına geldim,” deyip masanın karşısındaki sandalyeye oturdu. “Faruk Binbaşına kızma lütfen, aranızın bozulmasını istemem,” dedi Elif panikle. “Kızmadım Elif,” dedi Serdar, rahat görünüyordu. “O taburunu düşünen bir komutan ki hakkı var sen sahadayken aklım sende oluyor ama yine de senden vazgeçmeyeceğim,” dediğinde Elif rahatlayarak omuzlarını düşürdü. Elindeki kahveyi uzattığında Serdar alıp bir yudum içti. Kendisine de bir fincan doldurup masasına değil Serdar’ın hemen karşısındaki sandalyeye geçip oturdu. “Senin başka bir tabura geçmeni ben istemiyorum, Faruk Binbaşı beni öldürür,” dediğinde Serdar gülümsedi. “Resmi bir ilişki yok bizi ayrı taburlara vermeleri için bir sebepte yok,” deyip omuz silkti. Elif gözlerinin içine baktı, ondan uzak durmayı kesinlikle istemiyordu ama aynı taburun içinde buna izin verilmezdi. “Yine de kurallara uyacağım,” dedi Elif. Serdar’ın bakışları karardı. “Seni daha yakından tanımak istiyorum ve senin de bunu istediğini sanmıştım,” dedi. Sesi stabil olsa da Elif onun kırıldığını hissetti. “Bunu her şeyden çok istiyorum,” diye itiraf etti “Ancak beni anlamalısın Serdar buraya gelmek için çok çaba harcadım ve burada olmak istiyorum,” dedi. “Benden vazgeçiyorsun bu durumda,” dedi. “Hayır senden vazgeçmiyorum ama ertelesek olmaz mı? Sen birliğine geri çağırıldığında…” “Senden uzak durmamı istiyorsun.” Elif derin bir nefes aldı, bakışları elinde tuttuğu fincana düştü. Kalbi acı veren bir kıskaçta burkuluyormuş gibiydi. Serdar’a bunun onun hayali değil yaşam amacı olduğunu nasıl anlatabilirdi? Yutkunup bakışlarını kendisini izleyen Serdar’a çıkardı. “Kendi birliğine dönene kadar eve uzak durmanı istiyorum eğer gittiğinde hala benimle ilgili düşüncelerin aynıysa belki görüşmeye devam ederiz,” dedi. Boğazına kadar çıkan bir ağlama isteği genzini yakıyordu. Yutkunup bakışlarını tekrar kaçırdı. “Babanın kızısın Elif böyle düşünmeni inan çok görmüyorum,” dediğinde Elif şaşırarak Serdar’a baktı. Sesi yumuşaktı… bakışlarında da darılmışlık yoktu. “Ancak senden uzak durmayacağım, üzgünüm… Seni tanımak istiyorum,” dedi. Elini uzatıp Elif’in elini tuttu ve kalbine götürdü. Elif elinin altında çarpan kalbini hissedebiliyordu. “Söz konusu sen olunca buna laf anlatamadığımı fark ettim.” “Serdar…” diye fısıldadı, gözleri dolmuştu, onu kaybetmek üzere olduğunu sanmıştı. “Kimsenin bilmesine gerek yok Elif ama seni her gördüğümde yüreğimin senin için attığını bil. Uzağında olsam da ruhumun yanına koştuğunu da” iç çekip elini serbest bıraktı sandalyesine geri yaslanırken Elif elini kucağına koydu. “Faruk yine de haklı senin aynı operasyona çıkmamız hiç doğru değil aklımın bir köşesi hep sende oluyor, bana söz ver, buna ihtiyacım var Elif. Söz ver güvende olacaksın ve bir çılgınlık yapmayacaksın,” dediğinde Elif onu başıyla onayladı. İtiraz edemezdi, ona zarar gelsin istemiyordu, onun kafasını en kritik anda karıştırmak da istemiyordu. “Gözün arkada kalmasın inan güvende olacağım,” dedi, sonra uzanıp Serdar’ın elini tuttu. Biçimli kaşı kalkarken Elif bu eli hiç bırakmak istemediğini hissetti. “Anlayışın için teşekkür ederim,” dedi çenesinin titreyince içinden kendine kızdı. Derin bir nefes alıp kendini toplamaya çalıştı. “Seni kaybederim diye çok korktum.” Serdar’ın dudağı kıvrıldı, Elif’in elini daha sıkı tutarken diğer eli yanağına uzandı. Elif yüzünü onun sıcak eline yasladı, avuç içi tamamen nasırlaşmıştı, sertti, verilen emeğin şahidiydi. “Hayallerinin peşinden gitmek istiyorsun diye kötü olmamıza izin vermem Elif, aynı hayalleri paylaşıyoruz biz seninle, senin hayallerini de severim ben…” Elif içi titreyerek gülümsedi, şu an ondan daha mutlu kim olabilirdi bu dünyada? Kim çok sıcak bir iklimde cennet pınarlarının tatlı serinliğine kavuşmuştu ki başka? Tam bende diyecekti bende seni seviyorum Serdar diyecekti ama o melun ayak sesleriyle Serdar ellerini çekip sandalyesine yaslandı ve kahvesine uzanıp bir yudum içti. Gelen Feride Hemşireydi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE