8 Aralık
Şırnak – 4. Komando Tugayı – 13:17
Elif bulaşıkları yıkadıktan sonra masanın üzerindeki içi yaptığı böreklerle dolu olan kaba baktı. Hemen yanında telefonunu duruyordu, mutfak havlusuyla ellerini kurulurken karar vermeye çalışıyordu.
Eren ve arkadaşlarını yemeğe çağırmış ve onlara söz verdiği böreklerden yapmıştı, bir tepsi de Serdar Binbaşına ayırmıştı ancak işte şimdi götürüp ona vermeye çekiniyordu.
“Ya yanlış anlarsa,” diye mırıldandı, sonra kendine göz devirdi “yanlış anlarsa aslında doğru anlamış olacak… puf!”
Dün elinin üzerine elini koyduğu o an gelince gülümsedi, yüreğine yayılan ısı Elif’i sarıp sarmalarken omuz silkti.
“Alt tarafı dün bana eşlik ettiği için yaptığım böreklerden ona da ayırdım,” dedi kendini ikna etmek için. Telefonuna uzanıp fazla düşünmeden dün aldığı numarasını aradı. Telefon ilk çaldığında diğer elini kalbine götürüp sakinleşmeye çalıştı. İşe yaramamıştı ikinci çalışta kalbi yerinde fırlamak üzereydi.
“Elif,” dedi Serdar telefonu açar açmaz.
“Tünaydın Komutanım,” dedi heyecanla, Serdar’ın iç çekişini duydu.
“Sana da tünaydın Üsteğmenim.” Elif boğazını temizlememek için kendini tuttu. Heyecandan düşüp bayılabilirdi.
“Ben dün bana eşlik ettiğiniz için teşekkür etmek istiyordum,” dedi, mutfağın içinde bir yandan adımlıyordu durup cevabını beklemeye başladı.
“Teşekkürlük bir durum yok Üsteğmenim, benim için zevkti,” dedi Serdar.
“Ben evime yerleşmede bana yardım eden askerlere börek yapmıştım, size de ayırmıştım, eğer isterseniz getirebilirim diyecektim,” dediğinde yüzü kıpkırmızıydı. Dün Serdar’ın onunla aynı lojmanda kaldığını öğrenmişti, Binbaşı Ziya ile kalıyorlardı ve ayrılan Yusuf Binbaşıda onların ev arkadaşıydı. Elif bunu öğrendiğinde çok şaşırmıştı çünkü apartmana girip çıkarken onları hiç görmemişti.
“Aslında şimdi çay demledim eğer bana eşlik edersen seve seve bu ikramını kabul ederim,” dedi Serdar bu Elif’i gülümsetmeye yetti, onu bugün de görebilirdi…
“Tamam ben hemen getiriyorum,” dediğinde Serdar’ın sesi doldu tekrar kulaklarına.
“Yalnız Elif olarak gel lütfen zira ben evimde sadece Serdar’ım.”
“Tamam,” dedi Elif yüreği başka bir ısı dalgasıyla kavrulurken “görüşürüz,” dedi.
“Görüşürüz Elif.”
Telefonu kapattığında derin bir nefes aldı Elif bir süre elindeki telefona baktı. Adamın her hareketinden böyle etkilenmemeliydi ve çok saçmaydı ama sesi telefonda da çok karizmatikti! Bu büyük haksızlıktı zira Elif’in sesi çocuk gibi çıkardı telefonda. Aklına kendisine dair tüm eksikleri ve kusurları dolmaya başlarken zihninde Serdar’ın sesi yankılandı; Yalız Elif olarak gel…
Derin bir nefes alıp üzerine baktı siyah kot pantolonun üzerine beyaz üzeri asker yeşili yazılı bir tişört giymişti onun üstünde de kalın yeşil tonlarının baskın olduğu oduncu gömleği vardı. Eliyle üzerini düzeltti, saçlarını açık bırakmıştı toplayıp toplamamak konusunda kararsız kaldı ama vazgeçti. Uzanıp börek kabını aldı, Eren ve arkadaşları çok beğenmişti yine de bir an güzel olmadıysa diye endişelendi. Derin bir nefes alıp tüm endişelerini gidermeye çalıştı, Serdar’ı görecekti ve şimdilik önemli olan buydu. Telefonunu arka cebine koyup mutfaktan çıktı, anahtarını da diğer cebine koydu. Ayağına hızlıca ayakkabılarını giyip evden çıktı. Asansörü es geçip merdivenlere yöneldi, dört kat çıktıktan sonra kalan son kattaki 17 numaralı dairenin önüne geldiğinde kalbi artık maraton koşmuş gibiydi. Kapıyı çaldığında beklemeden açıldı. Üzerine tıpkı kendisi gibi beyaz bir tişört ve siyah kot giymişti.
Elif uyumlu olduklarını düşünerek gülümsedi, Serdar’da gülümserken kapıyı kendisi için biraz daha açtı.
“Hoş geldin, içeri gel lütfen,” dedi.
“Hoş buldum,” deyip ayakkabısını çıkarıp içeri girdi. Serdar ona eliyle yol gösterirken salondaki masaya kurulmuş sofrayı gördü.
“Çay şimdi demlendi, biraz oturalım istersen,” dediğinde onu başıyla onayladı. Elindeki kabı masaya bırakıp kanepeye oturdu. Salonu gözleriyle incelerken duvardaki kitaplıkta tıp kitaplarını gördü.
“Ziya Binbaşımın burada oturduğu hemen anlaşılıyor,” dedi gülümseyerek.
“Bunlar odasındaki kitaplığa sığmayanlar,” dedi Serdar karşısına otururken.
Kitaplığın diğer tarafında ise yerli yabancı pek çok tarih ve siyaset kitabı vardı.
“Diğer taraf kimin?” diye sordu merakla.
“Sence?” diye sorup gülümsediğinde Elif merakla yüzüne baktı.
“Sizin mi?”
“Hayır,” dedi Serdar tek kaşını kaldırırken “tekil olarak benim,” dediğinde Elif gözlerini kaçırdı. Gözleriyle tekrar etrafı incelerken Ziya Binbaşının pek çok fotoğrafı kitaplıktayken Serdar’ın tarafında tek bir fotoğraf çerçevesi vardı. Elif eliyle işaret ederek sordu.
“Fotoğrafa bakabilir miyim?”
Serdar ayağa kalktı cevap olarak kitaplıktan çerçeveyi alıp Elif’e uzattı. Tekrar yerine otururken sessizce Elif’i beklemeye başladı. Fotoğrafta on beş kişilik bir grup vardı. Serdar’ı hemen tanıdı bu grubun ortasındaydı kollarını önünde bağlamıştı ve gururluydu. Hepsi bordo berelerini takmış ve hepsi yüzlerini kapatmıştı, Serdar dışındaki herkesin elinde silahı önünde çaprazlanmıştı ve hepsi amansız bakıyordu. Elif onun bakışlarındaki o kendini beğenmiş ifadeyi gururlu duruşu sevmişti gülümseyerek Serdar’a döndü.
“Sizin,” dediğinde Serdar’ın tek kaşı yine kalktı, hemen kendini düzeltti “Senin timin mi?”
“Benim timim,” dedi Serdar, sesinde sahiplenici bir tını vardı.
“Adınız neydi?” diye sordu merakla. Serdar’ın dudağı yana kıvrıldı.
“Gizli bilgi,” dediğinde bu sefer tek kaşı kalkan Elif oldu.
“Ama fotoğrafı var,” dedi merakla.
“Hiçbirini çıkaramazsın,” dediğinde Elif kendini beğenmiş bir ifadeyle gülümsedi.
“Yüzünü görürsem timinde olup olmadığını anlarım,” dedi.
Bu Serdar’ı hoşça güldürdü.
“Bu fotoğrafı saklamalıyım sanırım,” dediğinde Elif omuz silkti. Çerçeveyi sehpaya koydu.
“Burada ne kadar kalacaksın?” diye sordu.
“Bilemiyorum, adımız unutulana kadar,” dediğinde Elif onu başıyla onayladı. Gitme ihtimali canını sıkıyordu.
“Burada olmak garip geliyor mu?” diye sordu sonra açıklama ihtiyacı hissetti “Orada arkadaşlarının yanından uzaklaştın ve alıştığın ortamdan uzaktasın,” dedi.
“Ben bordo bereli olmadan önce de komandoydum, o yüzden yabancılık çekmiyorum. Elbette alıştığım rutini aradığım zamanlar oldu ama benim açımdan bir nevi tatil bir nevi hafif görev gibi,” dedi iç çekip omuz silkti “bazen, özellikle operasyonlarda kendi timimi arıyorum. Operasyon yönetmeye alışmış biri olarak sahada sessiz kalmak bazen zor olabiliyor.”
“Binbaşı Ziya ve Faruk’la aran nasıl?” diye sordu Elif.
“Yusuf’la daha iyiydi, diğerleriyle samimiyetim Yusuf sayesinde oluştu. Gitmiş olması ve bunda benim etkimin olması canımı çok sıkıyor,” dedi.
Elif kendisiyle bu kadar açık ve saklamadan konuşmasına şaşırdı, gerçi dün de ne sorarsa açık açık cevaplamıştı. Elinde olmadan gülümsedi, anlam yüklememeliydi belki ama elinde değildi.
“Başka arkadaşın var mı?”
“Gülnihal ve kocası, mecburi samimiyet kurduğum arkadaşlıklar,” deyip gülümsedi.
“Nasıl mecburi?” diye sordu Elif.
“Gülnihal evde ne pişirirse kocasıyla bize de gönderir sağ olsun. Arada çay börek yapıp kocasını bize postalar, neymiş kafa dinleyecekmiş,” deyip güldü “Ben geldiğimde kendini çoktan Yusuf ve Ziya’nın ablası ilan etmişti. Onun kadar anaç çok az kişi tanıdım ve eğer arkadaşlığını kabul etmezsem çekme ihtimalim olan tribi göze alamadım,” dedi Serdar.
“İlk geldiğimde bana ön yargıyla yaklaşmayan tek kişi Gülnihal’di bende yeri başka o yüzden,” dedi. Aklına gelenle kaşı çatıldı. “Merak ediyorum da ilk geldiğimde sende diğerleri gibi mi düşündüm hakkımda?” diye sordu.
Serdar’ın başı yana yattı.
“Babanın seni sahaya sürmekte direnç göstereceğini tahmin ediyordum ama seni gördüğümde buraya revirde kalmak için gelmediğini düşündüm. Elbette emin olamazdım, sonuçta kolay şeyler yaşamamıştın ve saha için eğitim alsan da kimi endişelerin olabilirdi bu oldukça normal bir sonuçtu bana göre Elif ancak Yarbay Ali’nin seni sınadığı o gün,” deyip gülümsedi Serdar bakışlarında hayranlık vardı sanki… Elif kendini bir anda gururlu hissetti “Buraya o dağlara çıkmak için geldiğinden emin oldum. Amansız bakıyordun Elif, korkusuz, şüphesiz… Seni gören kimse buraya tembellik etmek için gelmediğini anlardı.”
Bakışları öyle derin ve yoğundu ki Elif’in aklına tek kelime gelmiyordu, sadece öylece gözlerinin içine bakıyordu. Bu sırada çalan kapı olmasa nefessiz kalacaktı, Serdar ayağa kalkarken Elif derin bir nefes aldı. Sonra Ziya Binbaşının gelmiş olabileceği düşüncesiyle kalbi kasıldı. Ayağa kalkıp endişeyle beklemeye başladı.
“Merhaba Binbaşım,” dedi tanıdık bir kadın sesi Elif’in kaşları anında çatıldı. “Size kendi yaptığım içli köfteden getirdim.”
Elif’in içinde kabaran tek bir duygu vardı, kıskançlık! Sesi tanıyordu ama kim olduğunu tam kestiremiyordu, salonun kapısına yanaşırken daha iyi duymak için neredeyse daha sessiz nefes almaya başladı.
“İçli köfte sevmem Feride Hemşire,” dedi Serdar’ın sert sesi. Bu cevap Elif’i gülümsetirken içi bir miktar hafiflemişti.
“Öyle mi? Geçen yemekhanede çıktığında yediğinizi görmüştüm,” dedi adının Feride olduğunu öğrendiği Hemşire.
“Doğrudur,” dedi Serdar sadece.
“Daha önce getirdiğim börekleri de kabul etmemiştiniz Serdar Binbaşım bu sefer kırmayın bari beni,” dedi Feride Hemşire ısrar ederek. Bu anda Elif dayanamadı ve salondan çıktı, daha koridora çıkarken Serdar’ın bakışları üzerine döndü. Elif onun gözlerinde bir olmaz görmedi bu yüzden daha cesur hareket etti Feride Hemşireye kendini göstermek ve hasmını tanımak içi Serdar’ın yanına geldi.
“Çayları koyayım mı Serdar?” diye sordu masumca, Serdar’ın dudağı kıvrılırken Elif hafifçe omuz silkti sonra önce Feride Hemşireye ardından elindeki içli köftelere baktı, artık düşmanını tanıyordu. “Zahmet etmişsiniz Feride Hemşireydi değil mi?” dedi elini uzatırken.
Feride Hemşire bozularak elini uzattı.
“Evet Doktor Hanım,” dedi aksi bir ses tonuyla. Elif kibarca gülümseyip elini çekti. Sonra kadına sessizce baktı, Serdar’a döndüğünde onun kendisini izlediğini gördü, halinden memnun gibiydi. “Ben gideyim, size iyi günler,” dedi Feride Hemşire.
“İyi günler Feride Hanım,” dedi Serdar gözünü Elif’ten ayırmadan. Feride Hemşire arkasını döndüğünde beklemeden kapıyı kapattı.
“Bunu neye yormalıyım Elif?” diye sorduğunda omuz silkti Elif.
“Kahramanlık ruhuma işlemiş, sizi kurtarmak istemiştim,” dedi kıvırarak. Ellerini pantolonun arka ceplerine sıkıştırıp gergince baktı Serdar’a çok mu ileri gitmişti?
“Ben düz bir adamın Elif,” deyip Elif’e bir adım yaklaştı, eli saçına uzandığında nefesini tuttu Elif “Şimdi eğer bana, beni Feride Hemşireden kurtarmak istediğini söylersen bunu kabul edeceğim,” dedi saçını kulağının ardına sıkıştırdıktan sonra bir adım daha yanaştı. “Eğer bana bunun başka bir nedeni olduğunu söylersen seni dinlerim ve sana inanırım,” dedi.
Elif yutkunup bakışlarını kaçırdığında Serdar’ın eli çenesini tuttu, Elif’in yüzünü kendisine çevirip ona bakmaya zorladı. Elif tekrar yutkunurken sadece yüzü değil tüm vücudu alev almıştı.
“Kendim de gönderebilirdim, neden salondan çıktın Elif?” diye sordu, baş parmağı hafifçe yanağını okşadığında Elif tamamen etkisi altındaydı artık ve kaçamayacağını biliyordu.
“Kimin sana yemek getirdiğini görmek istedim,” dedi kalan direnciyle. Bu Serdar’ın dudağının tekrar kıvrılmasına neden oldu ancak göz temasını kesmedi.
“Neden görmek istedin?” sesi öyle koyuydu ki hiç bu tınıda duymamıştı onu. Baş parmağı yanağını belli belirsiz yumuşak bir ritimle okşarken ona karşı tüm dikkati dağılmıştı.
“Kıskandım,” diye fısıldadı gözlerini kaçırmak için başını eğmek istedi ama Serdar’ın eli buna engel oldu.
“Neden kıskandın Elif?” dedi tekrar göz teması kurduklarında.
Elif gözlerinin içindeki kendi görüntüsüne baktı, öyle kuşatılmıştı ki aciz düşüyordu. Yutkunurken Serdar’ın kendisine hafifçe yaklaştığını hissetti. Elleri dengesini korumak için kollarından tutunduğunda ikisi de aynı anda yutkundu. Serdar’ın bakışları dudaklarına düştüğünde Elif istemsizce onun dudaklarına baktı. Karşı koyması her açıdan en mantıklı seçenekti ancak bunu istemiyordu. Nedeni açıktı onu gördüğü ilk andan beri ışığa çekilen pervaneler gibi tüm benliği Serdar’a çekiliyordu. Hissettiği şey basit bir beğenme ya da hoşlanma değildi Elif adeta çarpılmıştı ve bu yoğun duygulara karşı koyamıyordu.
Kapı tekrar çaldığında Serdar’ın bakışları birer kor gibi gözlerine çıktığında ikisi de derin bir nefes aldılar. Serdar doğrulurken Elif ellerini güçlü kollarından çekti, dengesini sağladığında Serdar tekrar çalan kapıyı açtı.
“Ağaç olduk oğlum, yemeğe gelmedin diye biricik karımın yaptığı…” diyen Furkan Binbaşı Elif’i gördüğünde sustu, Elif’in yüzünü incelediğinde tek kaşı kalktı “yanlış bir zamanlama mı?” dedi dikkatle.
“Hayır,” dedi Elif tam bu sırada Ziya Binbaşı çıktı asansörden, Elif biraz daha kızarırken yapmacık bir gülümseme gönderip kapıya yöneldi. “Ben zaten çıkıyordum,” dedi. Serdar kenara çekilirken iç çekti, Furkan Binbaşıda Elif’e yol verdi. “Görüşürüz, iyi günler Komutanım,” dedi ve kimseye bakmadan merdivenlerden aşağı koşar adım indi.
Evine girdiğinde soluk soluğaydı, kapıyı kapattığı gibi öylece kaldı.
“Kahretsin!” diye fısıldadı. İçindeki utanç ve öfkenin yanında kalbini deli gibi çarptıran az önceki yakınlığın etkisinden çıkabilmiş değildi. Sırtını kapıya verip ellerini kalbine koydu “Ölüyordum…” dedi iç çekip gözlerini kapattı “gelemeselerdi ölecektim!”