Bölüm 17

1676 Kelimeler
7 Aralık Şırnak – Merkez- 11:24 Serdar sandalyeyi onun için çekerken Elif’in oturmasıyla hafifçe itti. Karşısına geçip oturduğunda Elif’in gözlerini kaçırışını ve mekânı gözleriyle araştırmasını inceledi. Nihayet kendisine baktığında elinde olmadan gülümsedi. “Nasıl, asayiş berkemal mi?” dedi. Elif gülümsedi ve başıyla onayladı. “Şimdilik öyle gibi yalnız saat üç yönündeki çift pek tekin durmuyor,” dediğinde Serdar’ın gülümsemesi genişledi. Bahsettiği çifti biliyordu geldiğinde ilk işi etrafı incelemek olmuştu ama Elif’in oyununa uyup bahsettiği çifte baktı. Yaşlı bir karı koca birlikte kahvaltı ediyorlardı. Önüne döndüğünde Elif’ bakıp güldü. “Gözlerin çok keskin adamın sırtında bir roket atar olduğuna bu ayki maaşıma bahse girerim,” dedi. Elif’in gülüşü melodikti, belki de Serdar’a her şeyi çekici geldiği için gülüşünü de öyle beğenmişti. Yine de Elif güzel gülüyordu… “Kadının da yeleğinin içinde bir bomba düzeneği olabilir,” dedi eğlenerek. Eğer garson gelmeseydi devam ederlerdi. “Hoş geldiniz ne alırdınız efendim?” dedi gençten bir kız. Kahvaltı yapmıştı ancak sabah Elif’le askeri hastaneye gelmişler yaklaşık bir saat Elif’in psikologla konuşmasını beklemiş ardında Elif kendisinin müdahale ettiği ve burada tedavi gören komandoları ziyaret etmek istemişti. Yaklaşık iki saat süren ziyarette askerlerin yanında kalan aile bireyleriyle de hasbihal etmiş ikram ettikleri meyve sularından içmişlerdi. Aslında Serdar ikram edileni içmezdi ama Elif’in yanında içmek zorunda kalmıştı. Toktu ama Elif yerse ona eşlik edecekti. “Ne yemek istersin?” diye sordu Elif’e. “Mantı,” dedi Elif masanın üzerindeki menüyü göstererek “El yapımı değil mi?” diye sordu başlarında bekleyen kıza. “Evet kendi imalatımız,” diye garanti verdi garson. “Bende mantı alayım öyleyse,” dedi Serdar. “Yanında içecek ne alırdınız?” “Ben sonrasında çay alırım,” dedi Elif. “Bende sonrasında çay alırım,” diyerek Elif’e uydu Serdar. Kız yanlarından uzaklaşırken Elif ona kaçamak bir bakış atıp tekrar gözleriyle etrafı taramaya başladı. “Güzel yermiş, siz kimden öğrendiniz?” diye sorduğunda Serdar’da etrafı tekrar inceledi. “Faruk anlatıyordu, arada karısıyla buraya geliyorlarmış. Bir iki kere gidelim diye konuştuk ama fırsat olmadı,” dedi Serdar. “Anladım,” deyip gülümsedi Elif. Gerginliği her halinden belli oluyordu. “Alıştın mı Şırnak’a gezme fırsatın oldu mu?” diye sordu Serdar. Elif’in bir yere gitmediğini bilmiyormuş gibi sordu ya da gözü sanki sürekli onun üstünde değilmiş gibi… “Henüz gezme fırsatım olmadı, siz gezdiniz mi?” diye sordu merakla. “Senden sadece bir ay önce geldim ve geldiğimden beri sürekli dağlarına çıkıyorum ama sanırım bu gezme sayılmıyor,” deyip gülümsediğinde Elif’te gülümsedi. “Belki yani isterseniz,” dedi, yanaklarına kan yürürken kızaran yüzü olduğundan daha sevimli görünmesine neden oldu “birlikte gezebiliriz,” diye zorlukla tamamladı. “Çok isterim,” dedi Serdar. Bakışları kesiştiğinde kaçırmadı, o karanlık dehlizleri yıllar öncesinden tanıyordu. Abisi kaçırıldığında Serdar daha yeni bordo bereli olmuş ve çıktığı ilk operasyonda Elif’in abisini kurtarmak için giden timde görev almıştı. Abisinin cenazesini televizyondan izlemişti Serdar ve Elif’i de oradan tanıyordu, annesinin koluna girmiş buz gibi kin kusan gözleriyle bakmıştı bir ara kameraya. Serdar o zaman Elif’in bu dağlara öyle ya da böyle çıkacağını anlamış ve nedensizce ona inanmıştı. O bakışlardaki intikam vaadine kim olsa inanırdı… “Mantılarınız,” dedi garson kız, tabakları masaya bırakırken, tabakların yanına kaşıkları koyup gülümsedi “Afiyet olsun.” “Teşekkürler,” dediler aynı anda. Elif’le ilk kaşıklarını aldıklarında Serdar beğeniyle ikinci kaşığını aldı ancak sanki Elif sevmemiş gibi durdu gözüne. “Sevmedin mi? Değiştirelim istersen,” dedi endişeyle. “Yok hayır, çok beğendim,” deyip sahte bir gülümsemeyle acele bir kaşık daha attı ağzına. Serdar’ın kaşları çatıldı, seviyor gibi değildi ama mantıyı o istemişti… “Sevmediysen başka bir şey yiyebiliriz,” dedi. Elif yine sahte bir gülümseme gönderince Serdar’ın bunu öğrenmesi gerektiğini aklına not etti. “Çok severim, sadece meyve suları çok şişirmiş onu fark ettim,” dedi ama bu bir bahaneydi. Serdar yutmuş göründü. “Sen içmesen ve bana içmem için ısrar etmesen içmezdim,” dediğinde Elif kıkırdadı. “Yapmayın ama askerlerin aileleri ikram ediyordu,” dedi gözlerini büyüterek. “Biz dışarıda ikram edilen…” “Hiçbir şeyi içmezsiniz biliyorum ve fakat doğru bulmuyorum,” dedi Elif bilmiş bilmiş Serdar’ın sözünü tamamlarken. “Elif…” dedi Serdar, genç kızın bakışları kendisinde şaşırarak sabitlenince kara dehlizlerine baktı. “Siz demek zorunda değilsin ve doğrusu seninle daha samimi olmak istiyorum ancak belki sen istemiyor olabilirsin ve elbette siz demeye devam edebilirsin,” dedi. Yüreğinin gelecek cevabı beklerken bu kadar kasılmasını beklemiyordu lakin Elif’le ilgili hiçbir şey beklendik ve olağan değildi. Daha onu karşısında gördüğü ilk gün, çarpıştıklarında, gözlerinde kaybolmuş gibi hissetmişti. Bir anlık küçük bir elektrik şoku gibiydi, insanı sersemletiyor ama kontrolünü kaybettirmiyor yine de bir akıma kapıldığını hissettiriyordu. Yıllar önce televizyonda gördüğü yüz, büyümüş, gözlerine yıldızları saklamış ve karşısına geçmiş gibiydi. Sadece işkence eğitimlerinde olduğu gibi kalbinin atışlarını kulaklarında duymuş adeta tüm benliği her atışta zonklamış gibiydi. “Bende çok isterim,” dedi Elif’in yumuşak sesi “sizinle samimi olmayı yani, bende isterim,” dedi. Yüzü yine kızarırken gözlerini kaçırdı. Serdar dudaklarına yayılan gülümsemeyi bastırmadı, tüm vücudu rahatlamıştı. Soluğunu verirken soluğunu tuttuğunu o an anladı. “Serdar,” dedi, Elif kendisine bakınca başı hafifçe yana yattı “adım Serdar,” diye yineledi. Adını ağzından duymayı ne çok istediğini de tam bu anda anladı. “Ben de Elif,” deyip bakışlarını çekince gülümseyip gözlerini tıpkı onun gibi yemeğine indirdi. “Tanıştığıma memnun oldum,” deyip gülümsedi. Yemeğinden bir kaşık daha ağzına attı, o rahat olduğunda istediği gibi konuşabilirdi. Gönlü samimiyet arzulamıştı bu da yeterdi şimdilik… Bir süre sessizce yemeklerini yediler, Serdar onun rahat etmesini istiyordu bu yüzden onun rahat edeceği bir süre sessiz kalmayı uygun görmüş ve Elif’te bu sessizliği bozmamıştı. Yemekleri biterken boğazını temizlediğinde ona baktı Serdar. “Burada Kızıl Su Çayı diye bir yer varmış,” deyip omuz silkti “belki hafta sonu oraya gidebiliriz tabi istersen,” dediğinde hoşça gülümsedi Serdar. “Çok isterim ama gelemem,” dediğinde Elif’in kaşları çatıldı. “Neden?” diye sordu merakla. “Cezalıyım, bir süre zorunlu mesai yapmam gerekiyor,” dediğinde rahatlayarak gülümsedi. “Ucuz kurtulmuşsun,” derken gözlerini büyüttü “hepimizi atacaklarını sanmıştım,” dedi korkuyla. “Hepimiz ucuz atlattık,” diye kabul etti Serdar, kaşığını bırakırken arkasına yaslandı. “Kolay bir gün değildi ve sonucu da iyi olmadı,” dedi ardından Elif’i inceledi “psikologdan sinirli çıktın nedenini öğrenebilir miyim?” dedi. Derin bir nefesle ardına yaslanırken açıkça gerilmişti, kaşları çatılırken yüzü kararlı bir hal aldı. “Ben köşeli biri gibi mi duruyorum?” dedi öfkeyle. “Hepimiz öyleyiz, herkes biraz köşelidir,” dedi Serdar hafifçe gülümseyerek sonra derin bir nefes aldı, alışkanlıkla etrafı gözleriyle şöyle bir tarayıp onu izleyen Elif’e baktı. “Mesele etrafımızda kendi köşelerimize uygun ne kadar kişi olduğu? Bazılarına çok sert gelebiliriz veya başkaları bize öyle gelebilir ancak illaki uyumlu olduğumuz birileri vardır,” dedi. Elif’in başı onu onaylarken göz devirdi garson gelip önlerine çaylarını bırakınca ikisi de sustu. Tabaklar alındığında Elif uzanıp çayından bir yudum aldı. “Ezelden sevmem bu psikologları,” deyip omuz silkti. “Bir ara bende gittim,” dedi Serdar çayından ilk yudumu almadan hemen önce, bordo bereli olduğu ilk zamanları anımsadı. Bardağını bırakıp Elif’e baktı “İnsanın kaldıramayacağı şeyler oluyor, destek almamı istediklerinde bende gereksiz gördüm ama sonra iyi ki gitmişim dedim,” dedi. Elif’in bakışları yumuşarken Serdar içinin de yumuşadığını hissetti. İçinde onun frekansına ayarlı bir yer var gibiydi, üzülse üzülüyor, sevinse seviniyor, kızsa kızıyordu. “Abim öğretmendi, belki duymuşsundur kaçırılıp şehit edildi,” dedi Elif bunu söylerken çenesi kasılmış elleri yumruk olmuştu. Serdar’ın tüm dikkati zaten Elif’teydi ama bir anda tüm benliği onu dinlemeye başlamıştı. “Benim askerler için kendimi riske attığımı bunun abimi kurtarmak isteğimden kaynaklanıp kaynaklanmadığını sordu,” derken gözlerini devirdi. Serdar’ın gözlerinin içine tekrar baktığında orada yanan öfkeyi Serdar içinde hissetti “Abimle alakası olmadığını söyledim, abim tek kurşunla başından vurulmuştu, babam işkence görmediğini ve muhtemelen kaza kurşunuyla öldüğünü söylemişti. Oradaki askerlerin abimle uzaktan yakından ilgisi yok, her an canları daha fazla yanıyordu, yetişemezsem öleceklerini bilerek…” dedi kaşları mümkünmüş gibi biraz daha çatılmış ve aklında ikisi arasında kıyaslama yapıyor gibiydi sonra başını iki yana salladı “İkisi aynı şey değil anlıyor musun?” diye sorduğunda Serdar yüzünü sabit tutmak için kendisini zorladı. “Değil, seni anlıyorum,” dedi neredeyse mekanik bir şekilde. Ancak içindeki şaşkınlığı yansıtmamak için çok zorlanıyordu, Elif bilmiyordu… Serdar’ın gözlerinin önüne mağarada buldukları abisinin ve iki meslektaşının görüntüsü geldi, Elif abisinin işkence gördüğünü vahşice öldürüldüğünü bilmiyordu… Altı ay tedavi almasına neden olan o olayları Elif bilmiyordu. Kasılan çenesini açılmaya zorladı, hafifçe gülümsedi “Ancak hepimiz kayıplarımızı kurtarmak ister ve onları geri getiremesek de başkalarını aynı kaderden kurtarmak isteriz,” dedi kendi psikoloğunun ona söylediği sözleri tane tane Elif’e aktarırken sesini sakin tutmaya zorladı. “Bu ne yanlıştır ne de bir hastalık aksine insanca ve hatta insanlığın gereğidir Elif. Eğer böyleyse de bu seni suçlu yapmaz sadece insan yapar, bazen durumu kabul etmek dürtülerimizi kontrol etmemizi ve daha stratejik davranmamızı sağlar. Yine bazen kabullenmek en zorudur,” dedi tuttuğu nefesini yavaşça verdi. Tuğgeneralin yerinde kendisi o da olsaydı geride kalanların korumak ister ve böylesi bir yükü bir kendi omuzlarına bindirirdi. Elif’in kendisine inatla bakan kara gözlerine baktı, ömründe ilk defa biri karşısında yutkunma ihtiyacı hissediyordu Serdar. Boğazı yanıyordu, kalbi Elif için sızlıyordu, onu korumak istiyor ama gözlerine baktığı bu kızın önünde dağ olsa duramayacağını biliyordu. “Daha önce gittim, sevmiyorum bilmiş bilmiş konuşmalarını,” dedi Elif inatla “insanların neler yaşadığını bilemezler.” Uzanıp Elif’in elinin üzerine elini koydu, yapmamalıydı ama yüreğine karşı koyamadı. Eli cayır cayır yanmaya başladı ama aldırmadı masada biraz eğildiğinde gözbebeklerinin büyüyüşünü izledi. Şimdi bir çift kömür tanesine dönen gözlerinde kendi silüetini gördü. “Belki de kendin için değilse de taburundaki askerler için ya da baban için bu sefer bir şans vermelisin Elif. Senin sağlıklı kararlar vermen sadece senin için önemli değil artık, ailen için, taburun için ve benim için de çok önemli. Senin iyi olmanı isteyen bunca insanın hatırını kırma bir şans ver, belki de zannettiğinden daha iyi olacak,” dedi. Elif yutkunurken gözlerini kaçırdı önce sonra elini çekti ve başını onayladı. Serdar’ın eli az önceki sıcaklığı şimdiden özlemiş gibi seğirdi, elini önüne çekip doğrulurken içi bir nebze rahatlamıştı. Elif’e gerçeği söyleyemezdi ama en azından yüreğindeki yaranın onun hayatını etkilemesinin önüne geçebilirdi belki.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE