bc

Munzur Kapanı

book_age16+
30
TAKİP ET
1K
OKU
brave
drama
sweet
bxg
lighthearted
mystery
secrets
war
musclebear
love at the first sight
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Serdar Binbaşı gece gök yüzündeki dolunaya baktı, öyle ihtişamlı ve öyle parlaktı ki efsunlu olduğu düşünülebilirdi. Başını hafifçe yanına çevirdi. Yanında oturan Üsteğmen Elif'te tıpkı kendisi gibi gökyüzüne bakıyor ve dolunayın Munzur Dağlarının zirvesinden tırmanışını seyrediyordu. Yüzünde hafif bir gülümseme vardı, her zaman kararlı bakan gözlerinde tatlı bir ışıltı vardı. Silahı bir türlü yakıştıramadığı elini kaldırıp karşıda ki Ağlayan Kaya Tepesini gösterdi.

"Biliyor musunuz Binbaşım, şurada insanın bir evi olmalı..."

Kendisine dönen ışıl ışıl bakışları genç adamın yüreğine işlerken Serdar soluğunu tuttu. Belki ayın parlak ışığından belki Munzur'un insanı hemen etkileyen bu büyülü manzarasından Serdar olmadığını sandığı kalbinin çoktan Elif Üsteğmenin egemenliği altına girdiğini hissetti. Belki benliği hala Serdar'dı ama artık kalbi tek bir ismi haykırıyordu.

"Neden Elif Üsteğmen?" dedi nefesini yavaş yavaş belli etmeden vererek.

Dişlerini göstererek gülümsedi.

"İnsan burada huzurdan başka hiçbir şey hissetmez de ondan," dedi.

"İnsan doğru kişinin yanında değilse Elif Üsteğmenim, o huzuru cennette bile bulamaz," tüm bedeniyle kıza dönüp hafifçe eğildi Elif hafifçe yutkunduğunda Serdar gözlerinin içine baktı. "Doğru kişinin yanında cehennemde bile huzurlu olabilirsin..."

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Bölüm 1
19 Kasım Munzur Dağları- Kırk Gölge Tepesi- 14:35 Serdar Binbaşı saklandığı kayanın arkasında kendisine ateş eden teröristin yerini belirlemek için kurşunların hangi açıyla geldiğini hesapladı. Kendi timi olsaydı çoktan indirmişlerdi bu itleri ama kendi timinde değildi ve operasyonun yürütücüsü de değildi. Bu yüzden kendisine sağdan ateş eden adamın hangi aralıklarla ateş ettiğini hesapladıktan sonra sağa dönüp tamda ateş etmeye hazırlanan adamı gözünden vurdu. Tekrar saklanıp beklerken Giray Yüzbaşının sesini duydu kulaklığında. “Serdar Binbaşım başını çıkartma solda iki kişiler.” “Anlaşıldı,” dedi Serdar, kurşunların geldiği açıyı tekrar hesaplamaya çalışırken Yusuf Binbaşının sesini duydu bu sefer. “Bende o itler!” Yusuf’un açtığı ateşle ardına saklandığı kayaya çarpıp duran mermi sesi kesildi. Telsiz direklerine zarar vermişlerdi. Bunun pusu olduğu belliydi ancak buralara gelmekten başka çare yoktu. Geceden yola çıkmışlar ve sabah gün doğarken buraya sessizce gelmişlerdi. Doğrusu iyi pusu kurmuşlardı ama Yusuf tedbirli adamdı, askeri iki parça halinde getirmişti buraya, teröristler onları çembere alamadan yetişip onları kuşatmıştı. Serdar ve deneyimli birkaç asker iç çemberde kalırken Yusuf ve komandoları yoğun ateş altında başlarını bile çıkarttırmamışlardı. Gün ikindiye dönerken kalan tek tük vatan haini de etkisiz hale getirilmişti. “Giray Yüzbaşı sol kanattan kontrole başlayın. Serdar Binbaşım sizde sağdan ilerleyin. Kimsenin kalmadığından emin olalım.” “Emredersiniz Komutanım,” dedi Serdar, Giray ile aynı anda. Temkinliydi, çatışma sırasında hiç ateş etmeyen biri olabilirdi. Bu oldukça düşük bir ihtimaldi. Serdar daha çatışma başlarken kaç kişi olduklarını saymıştı. Kurşunların geliş açısından nerede olduklarını da belirlemişti. Elbette ateş etme şekil ve sıklığından kaç tanesinin tecrübeli olduğunu da. Ancak teori her zaman gerçekle tutarlı olmayabilirdi. Yarım saatin sonunda bölgenin tamamen temizlendiğine kanaat getirmişlerdi. Yusuf Binbaşının emriyle cesetler sarı torbalara konulmuş, bölgedeki telsiz direği tamir edilirken etrafı gözetlemekten başka yapılacak bir iş kalmamıştı. “Duydunuz mu komutanım, Tuğgeneralin kızı bizim revire doktor olarak atanmış,” dedi nice sonra Giray Yüzbaşı daha çok Yusuf Binbaşıya hitaben. “Duydum,” dedi Yusuf Binbaşı sonra Giray’a ters ters baktı “Hayırdır bir itirazın mı var?” Giray savunmaya geçti. “Yok Komutanım ne itirazım olacak öylesine söyledim,” deyiverdi bozularak. “İşini yap Yüzbaşı,” dedi Yusuf. Giray bozularak bir bahaneyle uzaklaştı onlardan. Serdar’ın varlığından mı yoksa aldığı sorumluluktan mı tam kestiremiyordu ama Yusuf Binbaşı operasyonlarda hep çok ciddi ve ters bir adama dönüşüyordu. Oysa normalde hoş sohbet bir adamdı, çok dinler az söyler, söylediği de dinlenir bir adamdı. Serdar en çok onu sevmişti tugayda. Ancak iş çıktıkları operasyonlara gelince bir anda zebani kesiliyordu. Serdar umursamadı, derin bir nefesle gözlerini onlardan çekti. Munzur dağlarındaki en yüksek tepe olan Akbaba Tepesinin uzaktan görülen silüetine baktı. Kar kaplı tepeleri izlemek özel gözlüklerle bile zordu. Ancak baharda kar eridiğinde buraya gelip bir semaver yakıp çay içmek çok keyifli olurdu. Karlı zeminde kanın bıraktığı izler olmasa buranın sessiz ve sakin bir yer olduğu düşünülebilirdi ama bir süre varlığını koruyacak olan bu kan bu topraklar için huzurun geçici ve aldatıcı olduğunu fısıldıyordu. “Bitmedi mi işiniz?” diye seslendi Yusuf Binbaşı. “Az kaldı Komutanım,” diye yanıt verdi görevli subay. “İstihbarat doğru çıktı, tedbir almasak çok kötü pusu yiyecektik,” dedi mırıldanır gibi ama bu sözlerin muhatabının kendisi olduğunu biliyordu Serdar. “Pusuya çok elverişli, daha önce burada pusu yiyip çok kayıp verildiği olmuş,” diye cevapladı Serdar kitabi bilgileri tekrar ederek. Yusuf onu başıyla onayladı. “O yüzden bu kadar kalabalık ve iki parça halinde geldik,” derken sıkıntısı yüzüne yansıdı kısa bir an. “Neyse ki kaybımız yok,” deyip geriye kaçamak bir bakış attı. Yaralanan bir asker vardı ve bu Yusuf’u geriyordu belli ki. “Yeni atanan doktorun saha eğitimi varmış diye duydum,” dedi Serdar onun baktığı yeri gözleriyle takip ederken. Yusuf onu başıyla onayladı ama nedense rahatsız görünüyordu. “Var ama kim kızını dağa çatışmaya gönderir Binbaşım?” diye iç geçirdi. Serdar’ın kaşları çatıldı. “Kendisi istemiş diye duydum,” derken ne çok şey duyduğunu düşündü bir an. “Babasının hemen yanı tabi ister,” dedi Yusuf Binbaşı burun kıvırarak “olmadı bir kişi daha isteriz,” dedi kendi kendini avutur gibi. “Operasyonlara katılabilecek birini istememişler miydi? Babasının burada olması neyi değiştirir?” diye sordu Serdar. Yusuf ona bakıp gülümsedi. “Bizim böyle bir talebimizin olması gelenin dağlara çıkacağını garanti etmiyor Binbaşım.” Fazla emin görüntüsü dillendirdiğinden daha fazlasını bildiğini gösteriyordu. Serdar sustu, o bu Tugaya kısa bir süreliğine gönderilmişti. Verilen emri yerine getirecek, göze batmayacak ve oldukça uslu duracaktı. Aldığı emir böyleydi ve doğrusu Serdar bu emre harfiyen uyuyordu. Yine de kendi timini özlemeye başlamıştı. Onlar gözleriyle anlaşır, tek ses tek nefes bazen yeterli olurdu. Adaptasyon sorunu yoktu, onlar gittikleri her yere uyum sağlamak üzere eğitilmişlerdi ama işte arada bir kendi timini arıyordu. Gözleri etrafı tararken bugün sanki daha bir konuşkan olan Yusuf boğazını temizledi. “Bugün bizimkilerle okey atacağız gelmek ister misin?” “Sizinkiler derken kimlerden bahsediyorsun ve nerede oynayacaksınız?” “Nerede olacak Tugaydaki Gazinoda. Ben, Ziya, Furkan olacağız dördüncümüz sen ol Binbaşım.” “Olur bana uyar saat kaç gibi düşünüyorsunuz?” “Dokuz dedik.” “Anlaşıldı Binbaşım dokuzda orada olurum.” Yusuf kendisini çağıran askerlerin yanına yürüdü. Serdar tekrar etrafı kolaçan ederken Yusuf’un bu davetinin Tuğgeneralin emri veya ricasıyla olup olmadığını düşündü. Ancak geldiğinden beri özellikle Yusuf ona karşı çok açıktı ve arkadaş olmak istediğini açıkça belli ediyordu. Doğrusu onu dışlayan kimse yoktu ama Serdar’ın sessizliğini aşabilen pek kimse de yoktu. Helikopterlerin sesiyle Serdar rahatladığını hissetti, yaralının durumu ağır değildi ama yine de geç kalındığında daha küçük yaraların bile can aldığını görmüştü. Aslında daha pek çok şey görmüştü fakat bunların pek çoğu hatırlamaması gereken ve kayıt altına bile alınmayan olaylardı. “Gidiyoruz, toparlanın,” emriyle birlikte teknisyenlerde toparlanmaya başladı. Serdar herkesin yerleşmesini bekledikten sonra en son atladı helikoptere. Tugayın yolu tutulurken havadan seyretti Munzur Dağlarının görkemli manzarasını. Burada huzurla yaşandığı bir çağ oldu mu acaba? Düşünceler zihninde dolanırken eli hala tetikteydi. Kendi hayatı için değildi bu tetikte olma durumu, omuzlarına yüklenen hayatlar içindi. Hemen karşısında tıpkı kendisi gibi aşağıyı kontrol eden Yusuf’un da eli tetikteydi. Kaşlarını çatmış görünmeyeni bile görmek ister gibiydi. Serdar gözlerini yere çevirdi. Her askerin öyle ya da böyle diğerlerinin hayatını sırtında taşıdığını öğrendiğinde çocuk sayılırdı. Öyle varlıklı bir aileden gelmemişti, pek çok askerde olduğu gibi o da Anadolu’nun bağrından kopup gelmişti. Pek çok askerde olduğu gibi Anadolu insanının bağrı vardı Serdar’da da. Anadolu insanı gibi yiğit, korkusuz, mert büyütülmüştü. Her asker gibi onun da annesi her gece ardından dualar ediyordu. Tıpkı tüm askerler gibi bu topraklarda can yanmasın, analar huzurlu olsun diye canlarını sırtlarına yüklenip ellerinde silahlarla bu dağları kendilerine yurt edinmişlerdi.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Askerin Gelincik Çiçeği

read
34.5K
bc

KIRMIZI DOSYA : AŞK +18

read
27.0K
bc

Askerin Yaralı Gelini

read
28.8K
bc

Sessiz Çığlık

read
10.3K
bc

İNFAZ

read
4.8K
bc

KIZIL ŞEYTAN (BERDEL) TAMAMLANDI

read
14.6K
bc

KARŞI KOMŞUM Bİ ROMEO

read
7.4K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook