Bölüm 16

1380 Kelimeler
6 Aralık Şırnak – 4. Komando Tugayı – 02:17 Operasyon bitip tekrar tugaya dönmeleri gece saat ikiyi bulmuştu. Yaralılar Şırnak’taki askeri hastaneye götürülmüştü ve Elif’in indiğinde ilk işi onları sormak olmuştu. Ameliyata alınmışlardı ve durumları hakkında şu an kesin bilgi yoktu. İlk işi silahını ve çantasını teslim etmek oldu. Revire girdiğinde pek çok sağlık personelini ayakta buldu, hepsi koşturuyor ve askerlerin etrafında pervane gibi dönüyorlardı. Dönen askerilerin sağlık muayeneleri yapılıyordu. Elif askerlere baktığında, revire gelene kadar özellikle ilk çarpışmada olan askerlerin çoktan getirildiklerini görünce adımlarını hızlandırıp Binbaşı Ziya’nın odasına yöneldi. Kapıyı tıklatıp gir sesini bekledi. Binbaşının sesini duyduğunda içeri girdi. Sert bir selam verdi. “Komutanım, rapor vermek için buradayım,” dediğinde Binbaşı Ziya ona gözlüklerinin üzerinden baktı. “Rahat Üsteğmenim,” dedi gözlüklerini çıkarırken, gözlerini ovuşturup masasının önündeki sandalyeleri gösterdi “Gel otur,” dedi. Elif sandalyeye ilişirken Binbaşı ayağa kalktı, kahve makinesinden temiz bir fincana kahve doldurdu. Tekrar masasına otururken fincanı Elif’e uzattı. “İç şunu, ihtiyacın vardır,” Elif şaşkınlıkla uzatılan kahveyi alırken Binbaşı Ziya’ya şokla bakınca Binbaşı göz devirdi. “Bu kadar şaşıracak ne var Üsteğmen?” “Yok şaşırmadım,” dedi Elif ancak Binbaşının kaşı kalkınca kendini düzeltti “O kadar çok şaşırmadım en azından,” dedi. “Her neyse,” derken nefesini dışarı üfledi Binbaşı Ziya “Zor bir gün atlattın, sıcak bölgede yaralılarla ilgilenmek zorunda kaldın. Kendini nasıl hissediyorsun?” diye sordu. Elif adamın suratına başka bir şok dalgasıyla baktı, Binbaşı Ziya oldukça ilgili görünüyordu. Hani gerçekten kendisi için endişeleniyormuş gibiydi. Kaşları kalkmış ve Elif’in her hareketini inceliyordu. “Komutanım,” dedi şaşkınlığını bastırmak için ama Binbaşı ona gözlerini belertti. “Üsteğmenim bu kadar şaşırmaya gerek yok!” dedi, sanki sakin kalmaya çalışıyormuş gibiydi. “Nasılsın, korktun ya da endişelendin mi?” Elif adama şaşırmayı bırakıp kendi iççine baktı ancak tam o sırada kapı çalınıp teklifsizce açıldı. Gelenleri gördüğünde kahvesini elindeki sehpaya bırakıp ayağa kalktı. “Ben raporumu sonra da sunarım Komutanım, zaten askerlerle ilgilenmem…” “Otur Üsteğmen ve kahveni iç,” dedi Binbaşı Ziya ardından kendiliğinden sandalyelere oturan arkadaşlarına baktı. “Hoş geldiniz beyler, sağlık kontrolünden geçtiniz mi?” “Askerler geçsin sonra geçeriz biz,” dedi Faruk Binbaşı ardından Elif’in elindeki kupayı gösterdi “Kahven varsa bende alayım bir fincan Ziya,” dedi. “Bende alayım Binbaşım,” dedi Serdar Binbaşı ayağa kalkan Binbaşı Ziya’ya hitaben ardından Elif’e çevirdi bakışlarını. Elif onun bakışları kendisine döndüğü anda kalbinde yine o çarpıntıyı hissetti. Nefes alışverişine odaklandı, sakin ve düzenli, al… ver… “Siz nasılsınız Elif Üsteğmen, kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Çok korkmadınız umarım…” dedi Serdar Binbaşı gerçek bir ilgiyle. Elif neredeyse gülümseyecekti, neredeyse yine kendini tutamayacaktı ama direndi. “Bende tam bunları sormuştum,” dedi Ziya Binbaşı “Evet Üsteğmenim seni dinliyoruz,” dediğinde üç adamında onu ilgiyle izlediğini gördü Elif. Boğazını temizlerken kendini baskı altında hissediyordu. “Korkmadım,” dediğinde üçünün de kaşı sanki sözleşmiş gibi aynı anda kalktı. “Ölmekten korkmuyorum Komutanım bakmayın öyle,” insanın diğer tarafta, artık neresiyse orası, sevdiği birinin olması ölüme bakışını tamamen değiştiriyordu. “Ancak askerlere ulaşamam diye çok endişelendim, askerler acemi komandolardı, onlara bir şey olur yetişemem diye korktuğumu itiraf etmeliyim. Kurtarma ekibi zamanında gelemez ve yaralıları kaybederiz diye de çok korktum,” Ziya Binbaşına döndü bir anda “Yaralıların durumunu biliyor musunuz Komutanım, sordum ama bilgimiz yok dediler,” dedi endişeyle. “Dördü de iyi, devam et,” dedi arkadaşlarına kahve uzatırken. “Korkmadım yani, başka bir şey yok,” dedi iki elini hafifçe açarak. “Yine de psikologla görüşmeni istiyorum, iki gün de izinlisin,” dedi Ziya Binbaşı. “Ben iyiyim, yarın izin kullansam yeter,” dedi Elif itiraz ederek ancak Binbaşı oralı olmadı. “Lafımın ikiletilmesinden hoşlanmam Üsteğmenim, yarın psikologla görüşecek ve o uygun gördüğü kadar onunla görüşmeye devam edeceksin, iki günde izinlisin.” “Komutanım düşündüğünüz kadar etkilenmedim,” dedi Elif. “Kurşunların arasında kaldın Üsteğmenim,” dedi Faruk Binbaşı araya girerken, sesi anlayışlı ve hatta bir miktar şefkatliydi “Yaralılar vardı, sizi pusuya düşürmüşlerdi ve ölümden döndünüz. Bu sizin için ilkti ve inanın her çatışma insanın içinde bir şeyleri kırar.” Elif ona karşı gelip itiraz edemedi, bir kerelik gitmekten zarar gelmezdi hem. Faruk Binbaşı itiraz etmeyeceğini anlamış olacak ki gülümsedi. “Orada çok iyi iş çıkarmışsın Üsteğmenim, Yüzbaşı Mert ve yanındaki deneyimli astsubaylar seni öve öve bitiremiyorlardı,” dediğinde Elif hafifçe gülümsedi. “Onlar korumasa yerimden kımıldayamazdım Komutanım,” dedi Elif, tebessüm ettiği sırada kapı tıklatılıp bekletilmeden açıldı. “Binbaşım yardım etmeniz mümkün mü? Acemilerden biri şoka girdi,” dedi hemşirelerden biri. Elif ayağa kalktığı anda Ziya oturması için işaret etti. “Kahveni iç Üsteğmenim, ben bakıp geliyorum,” dedi. Onun ardından Faruk Binbaşıda ayaklandı telaşla. “Bende bir bakayım siz oturun,” deyip çıktı, çıkarken kapıyı kapatmayı ihmal etmemişti. Bir anda yalnız kaldığı adama bakmamak için kahvesine uzanıp bir yudum içti. “İstersen yarın birlikte gideriz psikoloğa,” dedi Serdar Binbaşı, Elif gümbürdeyen kalbinden doğru duyup duymadığını anlamak için ona bakınca omuz silkti hafifçe “eğer tek gitmek istemiyorsan diye söylüyorum,” dedi. “Olur,” dedi ağzı, daha beyni vereceği cevabı düşünememişti bile… Serdar’ın dudağı kıvrılınca çok hevesli göründüğünü düşünerek utanıp boğazını temizledi. “Psikologlardan hoşlanmıyorum,” diye itiraf ediverdi. “Kurşunların arasında oradan oraya koşturuyorsun ama psikologdan çekiniyor musun Elif Üsteğmenim?” diye sordu Serdar. “Korunuyordum ve yalnız değildim,” dediğinde Serdar iç çekti. “Yanındakiler acemi komandolardı Elif, onlardan biri seni yanlışlıkla vurabilirdi ki pusuyu atanlar zaten sizi öldürmek için ateş ediyordu,” dedi Serdar. Gözlerinden akan yoğun ilgiden mi bilemiyordu Elif ama normalde kızacağı bu cümlelere ses edemedi, yutkunduğunda Serdar’ın bakışları boğazına inip tekrar gözlerine çıktı. “Yaralılar için ölüm kalım meselesiydi, onlara önce uzaktan baktım Komutanım, tedavi kararını sonra verdim,” dedi. “On dakikaya oradaydık Elif, çok hızlı hareket ettik,” dedi Serdar endişe her an yüzünü daha çok ele geçiriyormuş gibiydi. “On dakikaya iki askeri kesin kaybederdik Komutanım, buna izin veremezdim lütfen beni anlayın,” dediğinde Serdar’ın bakışları gözlerinde sabitlendi. “Seni sadece ben değil hepimiz anlıyoruz, ancak sana bir şey olsaydı o dört askerin dördü de ölebilirdi… Şunu anlaman gerek, sen asker değilsin! Geride kalmalı ve gelen yaralılara müdahale etmelisin. Her askeri kurtaramazsın, her seferinde ateş hattına giremezsin ve sürekli olarak hayatını tehlikeye atamazsın. Ateş hattından en çok cesurlar şehit düşer Elif, şu topraklara en çok korkusuzların kanı dökülür…” Elif ayağa kalktı, ateş hattında olmayı o istememişti. Şimdi orada olduğu için suçlanamazdı ve bu büyük haksızlıktı. Kalbinin kırıldığını hissetti, o da babası gibi ‘gitme’ mi diyordu yani? İçindeki sızı dayanılmazdı. “Askerleri kurtarmak zorundaydım ve bunu yaptım, pişman değilim Komutanım, izninizle,” dedi. Daha attığı ilk adımda Serdar ayağa kalktı kolundan tutup onu durdurdu. Tutuşu ne sert ne de naif denecek kadar yumuşaktı. “Sana değer veriyorum ve senin için endişeleniyorum Elif,” derken sesindeki o ton Elif’in kalbinin başka bir sıcaklıkla sarılmasına neden oldu. Biraz önce oluşan çatlaklar hafifçe kapanırken sesinin o koyu tonuyla devam etti Serdar. “Bunları sana olan duygularımdan dolayı ya da senin için hissettiğim ve ilk defa operasyon sırasında kafamın karmakarışık oluşundan dolayı da söylemiyorum,” dedi. Elif’i kendisine döndürürken gözleri sıkıca topuz yapılmış saçlarında gezindi. Tekrar Elif’in gözlerine baktığında Elif yutkundu. “Sen bu tugayın Tuğgeneralinin kızısın, ilk anda senin hakkında oluşan yanlış yargılar yıkıldıkça tüm tabur seni daha çok sevip içlerine kabul edecek zira sadece onların tabibi değilsin aynı zamanda komutanlarının emanetisin. Eğer senin hakkında kendini tehlikeye attığına dair bir yargı oluşursa bu hepsini tedirgin eder. Hataya düşerler Elif, seni korumak isterler. Bu yüzden kendini tehlikeye atmayacaksın! Biraz önce Faruk’un seni övmesi sadece cesaretine ve babana layık bir evlat oluşuna duyduğu hayranlıktandı. Bırak öyle kalsın, bir çılgınlık daha yaparsan taburu tedirgin edersin. Sana güvenmeliler ve senin geride güvende olduğunu bilmeliler,” elini çekerken geride Elif’in kolunda esen serin bir rüzgâr bıraktığından haberi yok gibiydi. “Senin güvende olacağını bilmek istiyorum,” dedi Serdar ve ekledi “bundan sonra güvende olacak mısın?” “Olacağım,” dedi bir süre sessiz kaldıktan sonra. Ancak o zaman Serdar gerçekten rahatlamış göründü. “Hadi kahvelerimizi içelim, ikimizin de bu çamura ihtiyacı var,” dediğinde Elif kendini gülümserken buldu. “Kahve sevmez misiniz?” diye sorduğunda Serdar yerine otururken iç çekti. “Seviyor olmayı sevmiyorum diyelim,” dedi. Elif kendisini izleyen bakışlarından gözlerini çevirip yerine oturdu ve kahvesinden bir yudum içti. Az önce Serdar’ın tuttuğu yer hala üşüyordu ve bu tıbben mümkün değildi…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE