5 Aralık
Şırnak – Munzur Dağları Kanlı Burun Mevkii – 11:42
Elif doya doya temiz havayı içine çekti. Genç kız bölgeye yeni atanan ve henüz acemi komandolarla güvenli kabul edilen bölgedeydi. Başlarında Yüzbaşı Mert vardı, kendisine deneyimli üç astsubay eşlik ediyordu. Bir yandan bölgeyi tanıtan Yüzbaşı bir yandan yapılan operasyonlardan örnekler vererek teknik bilgiler veriyordu. Elif bu birliğe sadece bölgeyi gündüz gözüyle tanımak için katılmıştı. Bu yüzden arazi yapısını inceliyor ve Yüzbaşını can kulağıyla dinliyordu.
“İlerideki tepelerin arasından Munzur Irmağı akar bu nedenle özellikle o tepelerde hareketlilik yoğun olur. Bunun bir nedeni alana önceden gelen teröristlerin pusu atma ihtimaline yatkın olması bir diğer nedeni ise Munzur Dağlarının sarp ve ulaşım için fazla engebeli yapısı sayesinde teröristler için saklanma alanı oluşturmasıdır. Özellikle sınır dışından gelen teröristler burayı barınmak ve saklanmak için kullanırlar.”
Elif gösterdiği tepelere baktı, kayalık yapısı uzaktan bile belli oluyordu. Baktığı o tepelerde şu an da bile birilerinin var olabileceğini ve belki de hain bir plan için konuşuyor olduklarını düşününce içinde tarifi imkânsız bir öfke hissetti.
“Bölge sarp kayalık yapısı nedeniyle özellikle yağmurlu günlerde kaygan bir zemine sahip oluyor, bastığınız yere dikkat etmeniz gerektiğini zaten biliyorsunuz ancak kaygan zeminde bazen ölümcül kazalara yol açmakta,” dedi. Askerlerine dönüp kendisini can kulağıyla dinleyen yeni yetme komandolara baktı. “Biz İkinci Komando Taburuyuz, bu dağlarda en fazla yapacağımız görev saha kontrolü ve rutin devriyelerdir. Ancak bilmelisiniz ki en çok pusu bizlere atılır, en fazla şehidi genelde biz veririz bu nedenle ilk bilmeniz gereken bir pusu esnasında neler yapılacaklardır. Buradaki birkaç arkadaşınızı ilk silah sesini duyduğunda donup kaldığı için kaybedeceğiz, donup kalamazsınız! Kendinizi hemen bir kayanın arkasına atacaksınız, mümkünse bu sağlam bir kaya olacak. Bir ikiniz, başını kurşunun geliş yönünde çıkardığı için vurulacak, kalan bir kaçınız ise vücudunun kalanını iyi saklayamadığı için vurulacak. Şunu unutmayın sadece dikkatli olanlar ve kurallara harfiyen uyanlar hayatta kalabilir. Bu gördüğünüz tepelerde şans hep diğerlerinden yana! Biz şansa iş yapmayız anladınız mı?”
“Anlaşıldı Komutanım!” diye gürledi yirmi komando.
Yüzbaşı halinden memnun ilerlemeyi emretti. Elif sıranın sonuna geçti yine hemen yanına deneyimli astsubaylardan Hasan Astsubay geldi. Kalabalık grup Kanlı Burun Tepesini aşıp aşağı inerken Yüzbaşı Mert bölgenin coğrafi yapısını anlatmaya devam ediyordu. Tepe nispeten çıplaktı ve birkaç ağaçtan başka bir de hayvanların sulanması için su çeşmesi vardı.
“Bu çeşmenin suyunun benzerini başka bir yerde içemezsiniz asker o kadar temiz ve lezzetlidir,” deyip elini dayayıp birkaç yudum su içmişti ki biraz önce bahsettiği silah sesi duyuldu.
“Yat yere!” emri gürledi deneyimli dört ağızdan aynı anda. Komandolar silahlarına davranıp az sayıdaki ağaç ve birkaç kayanın ardına saklandılar, kalanlar çeşmenin beton oluğunun ardına sıkışmışlardı.
“İyi misin Elif Üsteğmenim,” dedi neredeyse kendisini Elif’e siper eden Hasan Astsubay.
“İyiyim Astsubayım, siz iyi misiniz?” dedi endişeyle. Bir ağacın arkasına saklanmışlardı ve Hasan Astsubay, Elif’i korusa da kendisi açıkta sayılırdı.
“İyiyim Üsteğmenim,” dedi adam ama iyi durmuyordu.
“Hasan!” diye bağırdı Yüzbaşı Mert.
“Sıkıntı yok Komutanım,” dedi Hasan Astsubay.
“Ateş edildi yaralanan var mı?” diye sordu endişeyle Elif.
“Yaralı var mı?” diye gürledi Hasan Astsubay.
“Oğuz ve Burhan vuruldu,” dedi ileriden bir ses.
“Durumları nasıl?” diye sordu Hasan Astsubay bir yandan ateş açarken.
“Benimki sıyrık Komutanım ama Oğuz göğsünden vuruldu.”
“Acil destek istiyoruz, Kanlı Burun mevkiinde pusu yedik!” diyen Yüzbaşının sesini duydu Elif.
“Hasan Astsubay benim yaralıya ulaşmam gerek,” dediğinde Hasan Astsubay başını olumsuz anlamda salladı.
“Çok tehlikeli Üsteğmenim, çok iyi mevzilenmiş şerefsizler.”
Elif gözüyle alanı taradı ama askeri çekebilecekleri bir alan yoktu. Tam o anda alana bir el bombası atıldı. Patlamanın şiddetiyle birkaç kişi savrulurken Yüzbaşının ettiği küfrü duydular.
“Acil birlik çıkarın dayanamayız!”
Elif, Hasan Astsubaya baktığında onun kendisini bırakmayacağını gördü.
“Yaralıları güvenli bir noktaya taşısınlar Astsubayım onları koruyalım,” dedi. Adam itiraz edecek oldu ama Elif konuşmasına izin vermedi. “Atış izni iste!”
“Komutanım atış izni istiyoruz!” dedi Hasan Astsubay. Mert Yüzbaşının cevabı gecikmedi.
“Atış serbest!”
“Yaralıları taşımalarını iste onları koruyalım en gerilerinde biz varız Hasan Astsubayım,” dedi Elif. Hasan Astsubay gözlerinde ne gördüyse itiraz etmedi.
“Yaralıları güvenli alana taşıyın sizi koruyacağız!” diye bağırdı.
“Sen sağ ben sol,” dediğinde Hasan Astsubay onu başıyla onayladı. Silahını sıkıca tutup sola döndü ve gördüğü ilk silah ucuna doğru ateş açtı, sol kısmı taramaya başladığında Yüzbaşı ve yanındaki askerlerde onlar gibi karşı tarafa yaylım ateş açtılar.
“Güvendeler!” denildiğinde Elif geri ağacın ardına saklandı. Biraz soluklandıktan sonra tekrar ağacın ardından başını uzatıp yaralılara baktı. Onlara ulaşmalıydı. Birinin bacağından kan fışkırıyordu.
“Biri benim yerime geçsin Hasan Astsubayım, yaralıların yanına gitmem gerek!”
“Çok tehlikeli,” dediğinde Elif’in gözleri doldu.
“Ben onlarla döneceğim haberleriyle değil!” dedi. Hasan Astsubay derin bir nefes alıp onu başıyla onayladı.
“Murat seni koruyorum buraya gel!” diye bağırdı. Ateş ederken bahsettiği asker geldi. “Çık Komutanım seni koruyacağım!” Elif ağacın ardından çıkar çıkmaz “Üsteğmeni koruyun!” diye gürledi. Elif yakınındaki ilk yaralının olduğu gediğe koştu. Neredeyse yere yatarak hemen kısaca muayene etti. Çantasını açarken yaralı askere bakıp güven vermek istercesine gülümsedi. Şarapnel karnına isabet etmişti ve gözlerinde şok vardı. Elif sırtını kontrol ettiğinde çıkış olmadığını gördü.
“Endişelenme kurtulacaksın, buradayım!” dedi. Asker onu hızlı bir baş hareketiyle onayladı.
Karın sertleşmiş ve şişmişti, Elif iç kanamadan şüphelendi, çantasından gazlı bez çıkarıp paketini açtı yaranın etrafını temizleyip steril bezle baskı yapmadan kapattı.
“Ölecekmişim gibi duruyor,” dedi asker sık nefeslerinin ardından.
“Ben doktorum ve bu seni öldürecek bir yara değil asker,” dedi onu rahatlatmak için kıkırdadı “Tabi eğer bu kadar küçük bir yarayla ölüp tarihe geçmek istiyorsan o başka,” dediğinde asker zayıfça gülümsedi. Yarayı hızlıca hafifçe sarıp steril bezi sabitledi, sırt üstü yatmasını sağlayıp dizlerini hafifçe büktü.
“Gelmene gıcık olmuştum ama şimdi iyi ki gelmişsin diyorum Üsteğmenim,” dedi asker.
“Sakın kımıldama ve bir şey yiyip içme Asker. Tim geldiğinde kurtulacaksın,” dedi. Ardından arkasını döndü Hasan Astsubay onu izliyordu. “Koru beni,” diye seslendi, Hasan Astsubay onu başıyla onayladı.
“Çık Üsteğmenim,” diye bağırdığında Elif gördüğü diğer yaralıya doğru koştu.
“Yaralılar var, acil destek istiyoruz!” Yüzbaşı Mert’in merkezle konuşması sürüyordu. Elif yaralıları tamamen görmeden bilgi vermeyecekti.
“Anlaşıldı Zeytin 1, kaç yaralı var?”
Elif yaralıya ulaştığında hemen sipere saklanıp askerin yarasına doğru eğildi. Telsizini eline alıp merkezi kendisi cevapladı.
“Dört yaralı var Kartal 1, acil müdahale edip size bilgi vereceğim!”
“Anlaşıldı Zeytin 1, helikopter yola çıkıyor,” dedi telsizdeki ses.
Şarapnel bacağına isabet etmiş ve femoral arteri kesmişti. Kan kaybı çoktu asker eliyle yarayı baskılamaya çalışıyordu ama Elif onun bilincinin çoktan bulanmaya başladığını görebiliyordu. Üstelik vücudunda şok belirtileri başlamıştı. Hemen bacağa turnike uygulayıp kanla kaplı eliyle askerin kolunu sıyırıp turnike saatini yazdı. Turnike ile kanama durur durmaz ikinci bir bandajla turnikeyi destekledi. Askerin çantasını çıkarıp, yere yatırdı.
“Yaralıların durumu nasıl?” diye sordu Yüzbaşı Mert telsizini kullanarak. Elif askerin ayaklarını çantasının üzerine koyup cevapladı.
“Komutanım ilk müdahaleyi yaptım ikisine ama durumları ağır acil taşınmaları gerekiyor,” dedi sonra derin bir nefes aldı. “Beni korursanız ilk vurulan askerlere ulaşmam gerek,” dediğinde Yüzbaşının sesi gecikmeden telsizde yankılandı.
“İşaret verene kadar bekle Üsteğmenim,” dedi Yüzbaşı Mert ardından devam etti. “Hasan, Murat benimle ileri atılın Üsteğmenin yaralılara ulaşması için koruma çemberi oluşturacağız,” dedi.
“Emredersiniz Komutanım,” dedi iki Astsubay telsizlerinde.
“Hazır olun!” dedi ardından gürledi “Çıkın!” Elif üç deneyimli askerin bir anda ortasında yaralılara doğru koştu. İki arkadaştan biri yerde bilinçsizce yatıyor diğeri ise şok halinde onun ve kendisinin yarasını tutuyordu.
“Geldim Asker,” dedi. Askerin şok olmuş bakışları sabitti, göz kırpmıyordu ama başını hafifçe sallayarak Elif’i onayladı.
Yerde yatan askerin sol göğüs bölgesine kurşunun isabet ettiğini görünce yüreği kabardı ama umutsuzluğa kapılmadı, solunum hızlı ve yüzeysel olsa da vardı. Yaralı bilinçsiz görünüyordu.
“Beni duyabiliyorsan göz kırp asker,” dedi. Sırtını kontrol ederken çıkış deliği olmadığını gördü. Askerin göz kapakları açılıp kapanınca rahatladı. Nefes alışverişi hırıltılıydı. Yarayı tutan askerin elini çekip hava girişi var mı diye kontrol etti. Hava giriyordu, hemen steril eldivenlerden birini çıkardı. Eldivenle yaranın üç tarafını kapatıp sargı beziyle eldiveni sabitledi ve bir ucu açık bıraktı, ardından askeri hafifçe yarasının üzerine doğru yarı oturur pozisyona getirdi. Askerin solunumu yavaşça rahatlarken Elif telsizine uzandı.
“Kartal 1, burası Zeytin 1,” dedi.
“Dinlemedeyiz Zeytin 1 durum bildir!” dedi Binbaşı Ziya’nın sesi.
“Üç ağır yaralımız var durumları ağır, acil tahliye helikopteri istiyorum,” dedi kendisini şok olmuş gözlerle izleyen askerin yarasına baktı “bir de hafif yaralı var merkez.” Telsizi yanındaki askerin sağlam eline tutuşturup onun kolundaki yarayla ilgilenmeye başladı.
“1. Yaralı; karın bölgesi şarapnel yarası, bağırsak dışarı değil, steril bezle kapatıldı. Bilinci açık, iç kanama şüphesi var, tahliye önceliği yüksek. 2. Yaralı; sol uylukta kurşun yarası, yoğun dış kanama. Turnike uygulandı, bilinci açık, tahliye önceliği orta. 3. Yaralı; göğüs bölgesi kurşun yarası, ventil bandaj uygulandı. Solunum sıkıntısı mevcut, bilinci açık. Tahliye önceliği en yüksek.”
Bu sırada ilgilendiği askerin sağ kolundaki kurşun yarasına bakıyordu, giriş ve çıkış deliği görülüyordu. Hafif kanaması vardı. Elif hızla steril gazla bezle çok sıkı olmayacak ama hareket etmeyecek şekilde sardı.
“Helikopter yolda Zeytin 1, başka yaralı var mı?”
“4. Yaralı; sağ kol kurşun yarası mevcut. Giriş çıkış deliği var, kanama hafif. Bilinç açık, kol sabitlendi, tahliye önceliği düşük. Durumu stabil,” dedi. Derin bir nefes verirken diğer yaralıyı inceledi. “Şu an başka yaralı yok Komutanım, ancak bir yaralı daha olursa malzemem kalmadı,” dedi.
“Anlaşıldı Zeytin 1, beş dakikaya ekip orada olacak, tahliyeye hazır olun!”
“Anlaşıldı Kartal 1,” dedi Elif rahatlayarak.
“Hani sıyrıktı?” deyip gülümsediğinde asker gözlerini kaçırdı.
“Öldürmez diye düşündüm Üsteğmenim.”
Elif onun diğer kolunu hafifçe sıkıp bıraktı.
“Ölecek mi?” dedi asker kendisinden çok arkadaşı için endişeleniyordu.
“Ölürse ondan tedavi ücreti alamam asker, buna izin veremem,” dediğinde askerin yüzü hafifçe gevşedi.
“Paranın ölümden döndürdüğünü bilmiyordum,” dedi Elif’in esprisine katılarak.
“Artık görmedim demezsin,” dediğinde asker rahatlayarak başını yaslandığı kayaya yasladı yaralı kolunu indirip kaldırdı elini kullanıp kullanamadığını kontrol ediyordu ki Elif elini tutup yavaşça dizine koydu.
“Yapma asker, zorlama eğer çok sıkışırsak ben destek olabilirim,” dedi. Çok geçmeden insansız uçakların sesleri duyuldu.
“Zeytin 1, İHA bölgeye ulaştı, sizi görüyoruz. Düşman unsur kuzey yamaçta, hedef işaretlendi, kara takviyesi yolda size ulaşmaları an meselesi.” Elif telsizde duyulan Ali Yarbayın sesiyle rahatladığını hissetti. Kendi taburu geliyor olmalıydı.
“Anlaşıldı Merkez, ancak kurşunumuz bitmek üzere,” dedi Yüzbaşı Mert. Elif kendisini korurken çok fazla ateş açıldığını biliyordu. Yanındaki iki askerin silahları vardı ve onları acil bir durumda ulaştırabilirdi.
Gerçekten kötü sıkışmışlardı, Elif yanındaki yaralıyı kontrol etti tekrar.
“Komutanım boştaki silahları size getirebilirim,” dedi telsize.
“Umarım ihtiyacımız olmaz Üsteğmen,” dedi Yüzbaşı.
Neyse ki İHA’nın gelmesi ve ateş etmeye başlaması teröristleri geriye doğru çekilmeye zorlamıştı. Bu sırada yetişen birliği görünce gelenlerin amblemlerine baktığında tahmin ettiği gibi kendi taburundan olduğunu gördü. Üç asker hemen Elif’in yanına gelip onu koruma çemberine aldılar.
“Nasılsın Üsteğmenim,” dedi askerlerden biri. Bu Elif’i gülümsetti zira gelen askerler açıkça sırıtıyordu.
“Daha iyi günlerim olmuştu,” dediğinde adam gülümsedi.
“Bizsiz yapamıyormuşsun diye duydum,” dedi askerlerden bir başkası.
“Deli misiniz, daha keşif timine katılır katılmaz omuzlarımı silkerek ‘taburumda taburum’ dedim,” dedi. Yanındaki askerler kıkırdadılar.
“Olaysız günün geçmiyor neredeyse Üsteğmenim, kıskanacağım ama,” dedi rütbesinin Yüzbaşı olduğunu fark ettiği adam.
“Komutanım, şahsi tercihim değil ama olaylar bensiz yapamıyor gibi,” dedi savunma olarak.
“Üsteğmeni ve yaralıları geri çekeceğiz,” dedi Yüzbaşı telsizine doğru.
“Anlaşıldı sizi koruyoruz,” diyen Faruk Binbaşının sesi telsizde.
“Hadi bakalım son bir aksiyon Üsteğmenim,” dedi Yüzbaşı Elif’e göz kırpıp.
Elif üç askerin ardında geriye doğru kontrollü bir şekilde çekilirken yaralılarda hızlıca daha güvenli bir bölgeye çekildiler. Hala kurşunlar etrafındaki taşlara çarpıyordu ama daha seyrekti.
“Birinci birlik öne çık geriye çekilmeye zorla!” dedi Faruk Binbaşının sesi.
“Anlaşıldı Komutanım,” diyen ise Serdar Binbaşıydı.
Bir süre sonra kurşun vızıltıları tamamen kesildiği gibi silah sesleri biraz daha uzaktan gelmeye başlamıştı. Onu koruyan ekipteki asker telsizine uzandı.
“Yaralılar alınabilir, alan güvenli,” dedi.
“Anlaşıldı geliyoruz!” cevabı geldiğinde yanındaki asker Elif’e dönüp gülümsedi. Yaralıları işaret ederken gözlerinde hafif bir hayranlık var gibiydi.
“İyi iş Üsteğmenim, ben Yüzbaşı Oğuz,” dedi asker elini Elif’e uzatırken.
“Memnun oldum Komutanım,” deyip elini sıktı Elif. Yaralılarla ilgilenirken sağlık ekibi geldi, hızlıca sedyeye konan yaralılar taşınacakken Yüzbaşı Oğuz Elif’e baktı.
“Siz gidecek misiniz Üsteğmenim?” diye sordu.
“Faruk Binbaşı izin verirse kalmak istiyorum,” dedi Elif.
“Binbaşım yaralılar alınıyor, Üsteğmen kalmak için izninizi soruyor,” dedi telsize doğru.
“Elif Üsteğmen!” dedi Faruk Binbaşı. Elif telsizini eline aldı, ellerinin eldivenine rağmen kan içinde olduğunu o an fark etti. Bir kısmı kurumuş olsa da özellikle parmaklarının arası ıslak ve yapış yapıştı.
“Komutanım,” dedi Elif kanı görmezden gelerek.
“Kalabilecek misin?” diye sordu Faruk Binbaşı.
“Kalabilirim Komutanım,” dedi Elif kararlılıkla nefesini tutup cevabı bekledi.
“Öyleyse güvenli bir mesafede mevzilenin,” dedi Faruk Binbaşı.
“Teşekkür ederim Komutanım,” dedi.
“Rica ederim Asker,” dediğinde Elif gülümsedi. Yanındaki Yüzbaşı Oğuz onu yüzünde bir tebessümle izliyordu.
“Sağlık çantası almam gerek,” dediğinde Elif’i başıyla onaylayıp askerlerden birine başıyla işaret etti. Gelen ekiplerden yeni bir çanta alınırken Elif matarasındaki suyla ellerini yıkadı. İşini bitirdiği sırada Yüzbaşı Oğuz kendi matarasını uzattı.
“İç Üsteğmenim,” dedi. Elif mataradaki suyu içmeye başladığında gerçekten boğazının kurumuş olduğunu fark etti.
“Seni yanımıza almasak mı Üsteğmenim,” diye dalga Yüzbaşı Oğuz ileriye doğru bakarken “Sen Munzur’a çıkınca kıyamet kopuyor.”
“Adımın uğursuza çıkmasını istemem Komutanım,” diye karşılık verdi Elif matarayı uzatırken. Aklına Mert Yüzbaşının söyledikleri gelince başını yana yatırıp komutanına baktı. “Sonra çeşmeden su içebilir miyiz Yüzbaşı Mert çok övdü,” dediğinde yanındaki askerler güldü.
“İçeriz Üsteğmenim hele şu günü atlatalım,” dedi Yüzbaşı Oğuz’da askerler gibi gülerek. “İstersen bidon falanda doldururuz.” Elif’te güldü sanki kendi taburunda kabul ediliyor gibiydi. En azından şu anda böyle hissediyordu ve onların arasında güvendeydi, Ali Yarbay haklıydı onların arasında evinde olduğundan daha güvendeydi.