Soluk mavi gözlerimi etrafta bir kez daha gezdirdikten sonra kısa, gözlerimi andıran soluk mavi elbisemin eteklerinden tutarak ailemi ikna etmek için ilk adımımı attım. Ailem benden iki masa kadar uzaktaydı, diğer aileler ile birlikte oturuyorlardı. Bu gecenin benim arzularımın aksine bir amacı daha vardı. Üniversite sınavının bitmesiyle sadece öğrenciler değil aileler de rahata ermişti. Bu gece üç aile toplandık, bunu kutluyorduk. Arda, Buse ve benim yakınlığımız ailelerimize de yansımıştı.
Masaya ilerlemek için bir adım atmıştım ki önüme geçen Arda yolumu kesti. Elbisemin eteklerini bırakıp onun beyaz gömleğinin yakasına yapıştığımda bunun da bir sebebi vardı. Arda listeme kesinlikle karşıydı!
"Bunu yapma Asya." dedi ve göz ucuyla ailelerimize baktı. "Listen çok saçma, eğer istiyorsan burada hepsini yapabiliriz." Gömleğinin yakasını tutan elimi tuttu ve yalvarır gibi baktı. "Uzaklaşma, burada benimle kal."
"Arda..." diye homurdanarak elimi çektim. "Ne olursa olsun bu gece onları ikna edeceğiz. Eğer burada yalnız kalmak istemiyorsan seninkileri de ikna edebiliriz. Yaz boyu İstanbul da babanın yanında oturup restoran mı işleteceksin?"
"Mecburum." diyerek kollarını göğsünde birleştirdi ve somurttu. "Babam işi öğretmek istiyor, biliyorsun. Üniversite sınavı bitince bahanem de kalmadı. En azından bir ay burada kalmalı ve işi öğrenmeliyim."
"Öğren o zaman." diyerek dudaklarımı ıslattım ve göz ucuyla masaya baktım. Ailelerimiz çok mutluydu, geleceğimizin ne kadar parlak olacağı konusunda fikirler yürütüyorlardı. "Ben Bodrum da tatil yapıyor olacağım."
Arda'nın yanağından makas alarak göz kırptım ve kolundan yakalayıp masaya çekiştirmeye başladım. O sırada lavabodan çıkan Buse koşturarak üzerimize geldi ve bu kez de o önümüzü kesti.
"Ne yaptınız, bir şey kaçırdım mı?" diye sorarak yerinde zıpladığında Arda kulağımın dibinde küfür mırıldanıyordu. Onu duymazdan gelmeyi seçtim. "Kaçırmadın, şimdi başlıyoruz." Buse'nin kolundan da yakaladım. "Hadi bakalım, ebeveyn ikna operasyonu başlasın."
Masaya yaklaştığımız da ikisinin de kollarını bir anda bırakıp dudaklarıma yalancı bir gülümseme yerleştirdim. Hatta o kadar dev bir gülümsemeydi ki babam beni gördüğünde kaşlarını çatmıştı. Hemen dudaklarımı birbirine bastırdım ve gülümsemeyi küçülttüm. Çok stresliydim, bu kadar stres benim bünyeme fazlaydı. Reddedilmekten, bütün planlarımın iptal olmasından deli gibi korkuyordum.
"Restoranıma hepiniz hoş geldiniz." diyerek masanın yanı başında kollarını iki yana açan Arda'ya, babası dışında herkes gülmüştü. Arda'nın notları haddinden kötüydü, sürekli babasının işine konacağından bahseder dururdu. İşletme okuyacaktı ve bunu İstanbul da özel bir okulda yapacaktı. Ben deli gibi sınava çalışırken o yan gelip yatmıştı. Bu yüzden bazı anlarda onun gırtlağını sıkasım geliyordu.
Arda, babasının ters bakışlarını görünce sırıtıp sandalyesine yerleşti. Hemen su dolu bardağını kaldırdı ve herkese tek tek bakarak ona eşlik etmelerini sağladı.
"Sonunda yırttık, sınav dönemini atlattık. Ben diyorum ki, üçümüzü toplayın bir yaz kampına yazdırın."
Buse ile aynı anda masanın altından onun ayaklarına vurduk. Arda'nın nefesi kesildi ve çığlığını dudaklarının ardında tutarken kızardı.
"Yani..." dedi kızarık bir halde. "Buse zaten Roma'ya gidiyor. Tarihe merakı falan, anlıyorum. O zaman Asya ile beni gönderin!"
Arda'nın ayağına bir kez daha tekme atmak istedim ama kendini bir anda geri çekerek bundan sıyrıldı. Ona burnumdan solur bir vaziyette bakarken bana sırıttı. Tabii bu sırada ailelerimiz bize garip bakışlar atıyorlardı. Eğer biraz daha böyle devam ederse kalkıp dilini kesecektim.
"Asya'yı." dedi nefesini bırakırken. "Sadece Asya'yı gönderin."
Arda'nın annesi Gül Teyze oğlunun omzundan kavrayıp, "Oğlum, neyin var?" diye sorduğunda Arda bana bakıyordu. Kafamı hafif yana eğerek katil bakışları attığımda hemen güldü. "Hiç, ayağımı masaya çarptım."
"Asya?" dedi Annem, gülümseyerek ona doğru döndüm. "Kızım sen mi vuruyorsun çocuğun ayağına?"
Arda'ya döndüm. "Ben mi vuruyorum senin ayağına?"
"Yok." dedi Arda, anneme bakarak yalandan sırıtmaya devam etti. "Asya hiç bana kıyar mı? Masaya çarptım, masaya. Kütük, odun..."
"Siz çocuklar çok fenasınız." diyerek araya girdi babam. "Neyse ki artık birer liseli değilsiniz, bu yaz sonunda aklınızı başınıza toplamış olursunuz."
"Benim hep başımda Murat Amca." diyerek saçlarını savurdu Buse. "Bu ikisi pek haylaz. Tez vurun kellelerini."
"Muhteşem Yüzyıl izliyor da." dedim, Buse'nin omzundan tutarak sarılıyormuş gibi yaptım. "Hürrem de Hürrem. Acaba bunu Roma'ya değil de Ayasofya'ya mı götürseniz Burcu Teyze?"
"Gittim oraya." diyerek suyundan bir yudum aldı Buse. Tabağındaki etten bir lokma alacağı sırada durdu ve bana doğru uzattı. "İlk sen ye, içinde zehir vardır falan. Sultanım ben, önlemlerimi almam gerek."
Onun kulağına doğru eğilerek, "Senin önlemini-" dediğim anda çatalın ucundaki eti aralık dudaklarımdan içeri sokarak beni susturdu. "Çeşnişibaşı olmak için çok ısrar etti, kıramadım."
Yemeğin geri kalanında Arda ve Buse'yle sürekli çekişmiştik. Bir türlü lafa girememiş, uygun boşluk bulduğumuzu sandığımızda ise ailelerimiz bir bir susturmuştu. Çünkü belli ki bir şeyin peşinde olduğumuzu anlamışlardı. Arda her şeyi mahvetmişti, boş konuşacağına mevzuya girseydi belki de çoktan halletmiştik. Buse de az boş boğazlık yapmamıştı. Sanki ikisi bir olup anlaşmışlardı ve benim Bodrum'a gitmemem için çabalıyorlardı.
Bir anda, "Bahçe." diyerek ayağa kalktım. Masadaki herkesin gözü üzerime dönmüştü. "Bahçeye çıkıp hava alalım yani, Buse..." Buse'yi kolundan tutup kaldırdım. Çatalına aldığı tatlı tabağına geri düşmüştü ama umurumda bile değildi. "Ve Arda."
Arda hemen arkasına yaslandı ve karnını tuttu. "Ben çok yedim, hazmetmem zaman alacak. Siz gidin."
Sadece, "Arda." dedim, direkt ayağa kalktı ve bizden önce bahçeye ilerledi. Buse'yle birbirimize göz kırptık ve Arda'nın peşine takıldık. Masaların arasında zig zaglar çizerek bahçeye çıkmamız biraz zaman aldı çünkü bugün restoran çok kalabalıktı. Her yerde insan vardı ve çok gürültülüydü. Mekandaki hafif müziği bile bastırdıkları için artık çalmıyordu.
Bahçeye çıkar çıkmaz derin bir nefes aldık. Arda kapının önünde dikiliyordu ve kenarda gizlice sigara içiyordu. Çok fazla içmezdi, genelde efkarlanınca yakardı. Muhtemelen gösteriş yapıyordu, bu durumun onu ne kadar üzdüğünü görmemi istiyordu ama yemezlerdi. Yaz boyu onun peşinden buraya gelip yardım diye garsonluk yapmayacaktım.
Arda'nın yanına varır varmaz dudaklarının arasındaki sigarayı alıp yere attım ve kısa topuğumla bir güzel söndürdüm. Ona karşı yanımda bir Buse desteği aradığımda ise geride kaldığını fark ederek arkamı döndüm. Mekandaki garsonlardan biriyle flörtleşiyordu!
"Dur bacaklarını kıracağım." diyerek yanımdan geçip gitmeye kalkan Arda'nın göğsüne elimi bastırarak onu ittirdim. Onun yerine Buse'ye doğru ilerledim ve elimi omzuna yerleştirerek sırıttım. Tam gittiğim sırada Buse numarasını veriyordu.
"Buse, Arda'yla bugün birinci yılınız değil mi? Çocuk girişte seni bekliyor, gitsene yanına."
Garson, "Ne?" dedi, kaşlarını çattı. "Sevgilin mi var?"
Buse'nin büyüyen gözleri üzerime dönerken telaşa kapıldı. Belli ki çocuğu bir süredir gözüne kestirmişti. Böyle bir iki lafa numarasını verecek kız değildi, hazırlıklı olmalıydı. Lakin şu an onun flörtleşmesi için yeterli vaktimiz yoktu. Eğer çok istiyorsa Roma'dan geldikten sonra devam edebilirdi ama şimdi listenin ilk maddesi için toplantıya dahil olması gerekiyordu.
"Hayır aslında-"
"Ne demek hayır?" diyerek yanımıza geldi Arda. "Ayrıldık mı yani?"
"Arda'cım ne ayrılması, sevgilisi..."
"Arda'cım dedi." diyerek bir anda Buse'yi tutup kendine çekti Arda, Ona kollarında boğarcasına sarıldı. Buse, Arda'nın hatrı sayılır kaslı kollarının arasında ezildi, büzüldü.
Garson çocuk gözlerini devirerek yanımızdan ayrıldığında Arda'yla sırıtıyorduk. Buse sonunda Arda'nın kolları arasından sıyrıldığında ve onu ittirdiğinde daha büyük kahkahalar attık.
"Siz var ya!" diye bağırarak dağılan saçlarını düzeltti Buse. "Anca kısmetimi kapatırsınız."
"Yalnız o çocuk sevgilisinden daha dün ayrıldı ve bugün numarasını alacağı ikinci kızdın."
Buse kocaman olan gözleriyle arkasına dönerken elini havaya kaldırdı. "Tez vurun kellesini!"
Arda, Buse'nin ağzının üstüne elini kapatarak onu dışarı doğru çekmeye başladığında arkalarından söve söve gidiyordum. Üçümüz sokağın kenarında, bir sokak lambasının altında toplandığımızda konuşmak için kısa bir süre bekledim ki ciddiyetimi anlasınlar. Tamam, biz kolay kolay ayrılmazdık ama bu bir ayrılık değildi, bunu anlamaları gerekiyordu. Buse bir aylık Roman tatiline, ben de Bodrum'a gittiğimde ve Arda burada kaldığında ayrılmış gibi görünecektik ama bu sadece bir görüntüydü. İki kişi yan yana kaldığımızda ayrılığa bir çözüm bulmuş olmayacaktık.
Hem şimdiden alışmalıydık. Üniversite de farklı şehirleri tutturursak zaten ayrılacaktık. Bizimki hiçbir zaman sonsuz bir ayrılık olmazdı ama en azından uzun süreli ayrılıklara alışmalıydık. Babamın dediği bir yandan doğruydu, yaz sonunda yeni birer insan olmalıydık ve bu ergen hareketlerimizden kurtulmalıydık. Ve ben yaz sonuna kadar bu şansımı sonuna dek kullanmak istiyordum.
"Bir ay sonra." dedi Buse ve elini ortaya koydu. "Bir ay sonra yeniden bir araya geleceğiz, hem de Bodrum da."
Elimi uzatarak Buse'nin elinin üstüne yerleştirdim. "Bir ay sonra Bodrum da toplanalım, ne olursa olsun yapalım bunu. Buse Roma tatilinden döner, sen de bir ayda işi öğrenmiş olursun."
Arda omuzlarını silkerek dudaklarını büktü ve elini uzatmadı. "Babam izin vermez, bir ay onun için yeterli değil."
"İkna ederiz." dedim hemen. "Ben konuşurum, orada sana ne kadar ihtiyacım olduğundan bahsederim. Hem ikimizin orada olduğunu öğrenince izin verir, baban o kadar da gaddar değil Arda."
"Ya izin vermezse?" diyerek gözlerini asfalt zemine dikti. Yerdeki birkaç taşla oynuyordu, küçük bir çocuğu andırıyordu. Onların yanındayken hiç büyümeyecekmiş gibi hissediyordum ve bu bana sonsuz özgürlük veriyordu. Aslında farkında olmasak bile çocukken çok daha özgürdük. Büyüyünce omuzlarımıza binen yükler bizi hapsederdi, kafese tıkılıp kaldığımızı fark etmezdik.
"Söz veriyorum izin alacağım." dedim ve eline uzandım. "Ne olursa olsun. Eğer izin vermezse de buluşma İstanbul da olacak, geri döneceğim. Listenin geri kalanını o zaman burada yapabiliriz."
Arda'nın gözleri parladı. "Bodrum da yapmaktan vazgeçer misin gerçekten?"
"Senin için vazgeçerim. Hadi, yapalım şu işi."
Elini elimin üzerine koyduğunda aynı anda güldük. Ellerimizi aşağı yukarı üç kez salladık ve havada çekip birbirimize sarıldık. Kaç dakika öyle kaldık bilmiyorum, birer duygusal top olmuştuk. Ayrılığın düşüncesi bile bizi yıpratmaya yetiyordu.
İlk ayrılan Buse oldu, dolu gözlerinin kenarlarını sildi ve güldü. "Hadi, gidelim."
Ve birlikte içeri girdik, masadaki yerlerimize yerleştik. Şimdi herkes tam anlamıyla hazırdı.
"Bu sene Asya çok çalıştı." diyerek birden lafa girdi Arda, herkesin dikkatini anında üzerine çekmeyi başarmıştı. "Sabahlara kadar test çözdü. Bu yazı burada, İstanbul da geçirecek olması ne yazık. Hadi ben işi öğreneceğim, Asya tek başına ne yapacak?"
Annem sırtımı sıvazlarken tebessüm etti. "Asya'yı tatile götürmeyi çok istiyoruz ama çok büyük işler aldık, yoğunuz. Bu yoğunluğumuz da hep onun için, geleceği için."
"Tek başına gitsin." diyerek araya girdi Buse. "Zaten yaz sonunda on sekiz olacak, birkaç aydan ne olur ki?"
Babam masaya doğru eğilerek, "Asya." dediğinde masum görünmeye çalıştım. Hiçbir şeyden haberin yok Asya, bir planın yok. "Efendim baba?"
"İstediğin herhangi bir şey var mı kızım?"
Biraz düşünür gibi yaptıktan sonra, "Bodrum'a tatile gidebilsem fena olmazdı." diye yanıtladım. Babam hemen kafasını iki yana sallayarak reddetti ve arkasına yaslandı. "Olmaz, tek başına gidemezsin."
"Ama bu haksızlık!" diye çıkıştığımda herkesin kaşları havalanmıştı, sakin kalamamıştım. "Yani ben de on sekiz olmadan son yaz tatilimi eğlenerek geçirmek istiyorum. Bir daha bu fırsatı nasıl yakalayacağım. Üniversite, kariyer, iş derken bu kadar rahat eğlenebilme fırsatını nasıl yakalayacağım baba?"
"Birkaç hafta gideriz." dedi annem, beni teselli etme şekli harikaydı. "Birlikte gideriz, eğlenmiş olursun."
Kollarımı göğsümün üzerinde birleştirerek somurttum ve kafamı çevirdim. Üzüldüğümü görmeleri gerekiyordu.
"Asya çok aklı başında bir kız." diyerek destek çıktı Gül Teyze. "Sınav sonuçlarının da harika olacağına eminim. Bence ona bir şans vermelisiniz."
"Evet." diye bir destek de Murat Amca verdi. "Bizim haylazların aksine bilgili, akıllı, terbiyeli... Bu çocuklara yol gösteren hep Asya. Hem şimdiki çocukları uzaktan kontrol etmek çok kolay. Nerede ne yaptığını takip edebiliyorsunuz, aklınız kalmaz."
Annem ve babam birbirlerine baktıklarında içimdeki umut ışığı yeniden yandı. Sonra babam bana baktı ve ben bu bakışı çok iyi tanıyordum. Genelde verdiği izinler için ardından bu bakışı eklerdi. Eğer iznin dışına çıkacak olursam ne kadar kızacağını bakışlarıyla haber verirdi.
"İzin verdin." diyerek ayağa kalktım. "Verdin değil mi?"
Babam ve annem bu sevincime aynı anda güldüler. Hemen aralarına girdim ve sarıldım. Başarmıştık, ilk maddeyi tamamlamıştık. Birkaç destekle negatif olan durum bir anda pozitife dönmüştü.
"Ama..." dedi babam, işaret parmağını salladı. "Eğer yanlış bir şey yaparsan, tatilin yarıda kalır kızım."
"Yapmam yapmam, merak etmeyin."
Sonra Arda ve Buse'yle masanın yanı başında toplaştık ve ellerimizi yeniden bir araya getirdik.
Madde bir tamam, ebeveynler ikna edildi. Bodrum'a tatile gidiliyor!