Madde 2.0

2026 Kelimeler
"Eğer notların çok iyi olmasaydı baban bu tatile asla izin vermezdi biliyorsun değil mi Asya?" diye sordu Annem. Ne olursa olsun, onaylamış dahi olsalar baskılar bir şekilde devam ediyordu. Annem de babam da rahat, özgürlüğüne düşkün insanlardı. Benim de ileride kendilerine benzememi isterlerdi, bu tatilin bir amacının da benim özgürlüğüm olduğunu biliyordum. Bu kez belime bir ip bağlayarak bırakıyorlardı ama bu sadece ilerisi için hazırlıktı.  "Evet anne..." diyerek kafamı salladım, huzursuz görünmemeye çalışıyordum. Genelde annemle çok atışırdık, birbirimizin her lafına bir cevabımız olurdu ama şu anda bunu yapmayacaktım. Eğer annemin tersine gidecek olursam babamın bana 'Tamam' demiş olmasının bile bir anlamı kalmazdı. Genelde evde sözü geçen taraf annemdi. "Biliyorum, bu yüzden sıkı çalıştım." Anneme uzandım ve sıkıca sarıldım. "Şimdi veda vakti, uçağım kalkacak. Yetişemezsem ölürmüşüm." Annem bana sıkıca sarıldığında bir an duygusallaştım, sanki ülke değiştiriyordum ve bir daha geri dönmeyecektim. Her ayrılıkta böyle duygusallıklar olurdu değil mi? "Kendine dikkat et, konumunu sakın kapatma. Babanla sürekli takipte olacağız, sana ulaşamadığımız bir an olmasın lütfen Asya." "Tamam." diyerek geri çekildiğimde annemin gözleri dolu doluydu. Kısa bir süre gözlerim babamı aradı, sabah erkenden işe gittiği için vedayı geçen yapmıştık. Onu şimdiden özlemiştim, oysaki özlem duygusundan yoksun olduğumu sanırdım. Birkaç dakika sonra öyle olacaktım... Annem kapıyı açtığında bavullarımı çekiştirerek dışarı çıktım. Beni havaalanına Arda ve Buse bırakacaktı, annem de geç de olsa işe gitmeliydi. Zaten vedanın asıl zorlu kısmı Buse ve Arda'yla olacaktı. Onları ailemden çok görüyor ve vakit geçiriyordum. Kaldırıma çıkıp beklemeye başladım. Arda, babasının arabasını kaçıracaktı ve beni havaalanına öyle bırakacaktı. Becerebileceğine olan inancım her ne kadar sıfır olsa da sabırla beklemeye koyuldum. Bekleme uzun sürmeye başladığında son kontrollerimi yapmak istedim. Sırt çantamı bavulumun üzerine koyarak içini açtım ve eksiğim var mı kontrol etmeye başladım. Havaalanına gidip kimliğim yok diye geri gönderilmek istemezdim. Bütün her şeyin var olduğuna emin olduğum sırada fark ettim ki aslında bir şeyim eksikti. Hatta en önemli şeyim. LİSTEM! Geçirdiğim kalp krizinin ardından çantayı alt üst etmeye başladım. Bavulun üzerinde rahatça eşyaları etrafa savuramadığım için yere, dizlerimin üzerine çöktüm. Şortumun açıkta bıraktığı dizlerim şu an umurumda bile değildi Çantayı ters çevirip içindekileri yere döktüğümde unuttuğum cam parfüm şişesi çarpmanın etkisiyle kırıldı. Bütün bunlara rağmen liste çantanın hiçbir yerinden çıkmadı. Yetmedi, bavulumu yere indirdim ve içini açtım. Kıyafetlerimin aralarını yoklarken yere atmamak için kendimi çok zor tutuyordum. Liste benim için gerçekten çok önemliydi. Bir yedeği yoktu, hiç yedeğine ihtiyacım olacağını düşünmemiştim. Aptal gibi telefonuma not etmekte aklıma gelmemişti, kağıtta olması beni daha iyi hissettirmişti. Aptallık! Yanımda aniden fren yapan arabanın sesiyle kafamı bavuldan kaldırdığımda Arda ve Buse'nin geldiğini gördüm. Onlar arabadan giderken ben hala bavulu yoklamaya devam ediyordum. Arda yanımda durup bana ne olduğunu anlayamadığı bakışlar attığında dudaklarımı aşağı doğru büktüm. "Listem." dedim ve derin bir nefes bırakarak tamamen yer oturdum. "Kaybettim." Arda ve Buse aynı anda kahkaha atmaya başladıklarında ve benimle alay etmeye koyulduklarında kaşlarımı çattım ve gözlerimi üzerlerine diktim. Hem üzgün hem de öfkeliydim. Böyle bir durumda kahkaha atacak cesareti gösterebildiklerine göre listem onlardaydı. Kahpeler! Arda'nın kalkmam için uzattığı elini tutarak beni yukarı çekmesine izin verdim. Ayağa kalkıp üstümü silkeledim, kısa sürede toza karışmıştım. "Ne yaptınız?" İkisine de ölümcül bakışlar atıyordum. "Listeme ne yaptınız!" Buse, Arda'ya kısa bir bakış atarak bana döndü. "Bazı değişiklikler yaptık." Elini beline yerleştirerek gözlerini kaçırdı. "Güzel değişiklikler." "Ne yaptınız ne!" "Değişiklik." diyerek omuzlarını kaldırdı Arda. Elimi uzattım ve listeyi ne şekilde olursa olsun vermelerini istedim. Yaptıkları değişiklikler umurumda değildi, hepsini silip eski haline getirebilirdim.  "Veremeyiz." diye yanıtladı Arda, omuzlarını silkti. Hemen yakalarına yapıştım, biraz daha uzatırsa en sevdiği tişörtü ellerimde kalacaktı. "Ne demek veremeyiz, uçağım kalkacak şakanın sırası değil." Arda, teslim olurcasına ellerini kaldırdı. "Yazılı halde yok, sana mesaj olarak atmayı planlıyoruz." "Ne gerek var?" diye sorarak ellerimi çektim. "Niye karışıyorsunuz ki?" "Çünkü yeni maddelerimizi görüp silmeni istemiyoruz." diye araya girdi Buse, şimdi de onun saçlarını yolacaktım. "Biz biraz değişiklik yaptık, araya kendi maddelerimizi ekledik." "Yok ya!" diye çıkıştığımda Arda, önündeki kapalı bavulumu aldı ve arabanın bagajına koymaya başladı. Buse de yerdeki bavulun içindeki kıyafetleri düzeltmeye koyulduğunda başlarında cellat gibi dikiliyordum. Şu umursamaz tavırları yok mu... Beni deli ediyordu! "Ne yazdınız?" Buse, "Eğlenceli şeyler işte." diye yanıtladı ve bavuldaki yeşil şortu görünce kaşlarını çatarak duraksadı. "Sen her maddeyi tamamladığında bize onay mesajı ve bir de kanıt için fotoğraf at." Şortu inceleyip burun kıvırdı ve Arda'ya doğru attı. "Şunu çöpe at." Bavulu kapatmaya başladı. "Biz de sana sırayla madde yollayalım. Bir senin madden, bir bizim maddemiz. Gayet adil bizce." "Hey?" diyerek kollarımı iki yana isyan edercesine açtım. "Bence adil değil. Liste benim hayallerimden, istediklerimden oluşuyor. Siz eğlenin diye şaklabanlık mı yapacağım!" Arda bavulu arabanın bagajına koyarken Buse çantamı toplayarak ayağa kalktı. "Kardeşlik hakkı diye bir şey var. Bizim içinde eğleneceksin, ne var bunda?" "Ya sabır!" diye hayıflandığımda arabaya bindik. Yol boyu homurdandım, sürekli onlara ters yaptım ama maalesef işlemedi. Bana sürekli 'Kardeşlik hakkı, kardeşlik hakkı' deyip duruyorlardı. Bu yüzden mecbur kalmıştım, onların maddelerine de ayak uyduracaktım. İkinci madde de onlardandı ve beni İstanbul'dan o maddeyi yapmadan yollamaya niyetleri yoktu! . . . Yaklaşık yarım saat önce havaalanına gelmiştik. Önümüzdeki on beş dakika içinde bilet kontrol noktasında olmalıydım ama bana yapmamda ısrar ettikleri madde yüzünden bir adım dahi ilerleyemiyordum. "Hayır." diye hayıflandım ve oturduğum yere yayıldım. "Bunu yapmayacağım." "O kadar liste hazırlıyorsun..." diyerek söylenmeye başladı Buse. Bu kızın çenesiyle yarışmam gerçekten mümkün değildi. Bir süre konuştu, ne dediğine çok odaklanamadım. Daha çok ikinci maddeyi nasıl ve kime yapabileceğimi düşünüyordum. Önümden onlarca insan geçiyordu ama ben hangisine yanaşabileceğimi bilmiyordum. İnsanların ne tepki vereceği belli olmazdı, çok ters biri de çıkabilirdi.  "...Yeni listendeki en basit şeyi yapamıyor musun Asya?" Buse'yi burada yakalayabilmiştim. Yerimde doğrularak öfkeyle Arda'ya doğru döndüm. "Bir de adam olacaksın, hani nerede senin o saçma erkeklik kuralların?" Saçlarını karıştırıp kollarını göğsünün üzerinde birleştirdi ve direkt karşısına bakarken somurttu. "Beni tehdit etti." "Ah şu sırlar..." dedi Buse, sesi pek keyifli çıkıyordu. "Bazen çok işe yarıyorlar." Arda'dan bir hayır çıkmayacaktı, Buse ise hiç pes etmeyecekti. Gitmekten, yapmaktan başka çarem yoktu çünkü uçağıma yetişmek zorundaydım. Eğer bunu yapmazsam bana listemi geri vermezlerdi, maddelerimin tamamını hatırlayamazdım. Balık hafızalının tekiydim ve ben hiçbir şeyi unutmak, kaçırmak istemiyordum. Küfürleri ardı ardına mırıldanarak ayağa kalktım ve bavullarımın saplarından tuttum. Havaalanının ortalarına doğru ilerlemeye başladığım sırada Buse'nin, "İyi şanslar." dediğini duyarak duraksadım ve ona doğru döndüm. Telefonunu çıkarmış, beni videoya almaya başlamıştım. Ona el hareketi çekerek önüme döndüğümde gözlerim fıldır fıldır yakışıklı erkek arıyordu... Bu madde için Buse'nin Arda'yı ne şekilde tehdit ettiğini çok merak ediyordum açıkçası. Muhtemelen geçen sefer yaptığımın intikamını almak istiyordu, bu şekilde bir çözüm bulmuştu. Onu flörtleştiği çocuğun yanında rezil ettiğim için kin kusuyordu. Havaalanının ortalarına geldiğimde duraksadım ve bakınmaya başladım. Genelde yaşlı çiftler, arkadaş grupları ve çiftler vardı. Bazıları yalnızlığıyla bavulunu çekiştiriyordu fakat gözüme kimseyi kestirememiştim. Sağ taraftan bir şey çıkmayacağını düşünerek sola doğru döneceğim sırada bavullarımdan birinin tekeri döndü ve yana doğru çekildi. Feci derecede ağır olduğu için onu tutmaya çalışırken bir anda, anlamadığım bir şekilde kendimi yerde buldum. Hayır, hayır... O kadar utanmıştım ki yüzümü elimle kapatıp sızlanmaya başladım. Yere düştüğüm için kıkırdayan insanları, onları nasıl da eğlendirdiğimi duydukça utançtan yerin dibine girecekmiş gibi hissediyordum. Neden her şey ters gidiyordu, neden bütün evren benim aleyhime çalışıyordu? "Artık kalksan iyi olur." dedi bir erkek, çok nazik bir sesti. "Yoksa seni de çöp niyetine sürüp, çöp kovasına atacaklar." Parmaklarımı biraz ayırıp bu nazik sesin kime ait olduğunu görmeye çalıştım. Tam aradığım gibi yakışıklı bir erkekti. Sarı saçlarının uçlarını arkaya doğru taramış, şekil vermişti. Yeşilimsi gözler benim soluk mavilerimin aksine capcanlı görünüyordu. Kulağının tekinde küpe, salaş gömleğinin yakasında gözlük, dudaklarında samimi bir gülümseme... Tam olarak aradığım gibi biriydi! "Eğer süzmen bittiyse..." diyerek elini uzattı. "Kalkmana yardım edeyim." Elimi yüzümden çekerek uzattığı elini kavradım. Onun desteğiyle ayağa kalktığımda nefesim kesilmiş bir halde ona bakıyordum. Aklımdan çok fena şeyler geçiyordu ve bunlar hiç de flörtöz şeyler değildi. Madde madde ve madde! Aklımda sadece madde vardı! "İyi misin?" diye sordu, endişelenmiş gibi görünüyordu. "Nefes almıyorsun, şok geçiriyor gibisin." Söylediklerinin doğru olduğunu ve bunun dışarıdan ne kadar saçma göründüğünü fark edince kuruyan dudaklarımı ıslattım, kafamı onaylarcasına hızlıca salladım ve gülümsedim. Gülümsemek çok önemliydi, bütün insanları ağa düşürürdü. "İyiyim." diye yanıtladım, öksürerek sesimi temizledim çünkü boğuk çıkıyor gibi gelmişti. "Rezil olmanın yarattığı şok falan, normal şeyler." Bu cevabıma güldüğünde gözlerinin kenarları kırışmıştı, bu da bunun içten bir gülüş olduğunun kanıtıydı. Elini uzatarak, "Ben Egemen." dedi. Hemen elini tuttum. "Asya." Ellerimizi çektiğimizde ikimiz de salak gibi sırıtıyorduk. Benim sırıtışım yiyeceğim haltın stresinin bir göstergesiydi. Onun gülümsemesinin doğallığını yok edeceğim için kısa bir an kendime kızasım ve vazgeçesim gelmişti ama Egemen'in hemen arkasında gördüğüm ikili buna engel olmaya yetmişti.  "Tanıştığıma memnun oldum." dedi ve omzundaki çantasının kolunu çekip düzeltti. "İstanbul'a mı geldin yoksa İstanbul'dan gidiyor musun?"  "Gidiyorum." dedim hemen. "Tatile çıkıyorum, ya sen?" "Ben de gidiyorum, aynı şekilde tatile." "Yalnız mı?" diye sorduğumda kafasını iki yana sallayarak reddetti. "Arkadaşımla." "Ne güzel." diyerek sahte sahte gülümsemeye çalıştığımda telefonunu cebinden çıkararak bana uzattı. "Bence bu karşılaşma öylesine değil. Diyorum ki, numaranı ya da sosyal medya hesaplarından birini versen de iletişim kuracağımız netleşse." "Tabii." dedim ve telefona uzandım. Elinden alıp numaramı kaydetmeye başladım, sadece birkaç sayıyı farklı yazmam yeterliydi. Ona yapacağımdan sonra bana ulaşmaması daha iyi olurdu çünkü bir daha yüzüne bakabileceğimi sanmıyordum. Numarayı kaydedip ona yaklaştım ve telefonu uzatırken yavaşça yutkundum. Başlıyoruz. Telefonu verir vermez onu göğsünden sertçe ittim. Bu hareketim onu şok etmişti, gözleri kocaman olmuş bir vaziyette bana bakıyordu. Ellerimi isyan edercesine iki yana açtım ve gözlerimi yalandan doldurdum.  "İki yıldır sevgiliyiz ve sen şimdi eşcinsel olduğunu mu söylüyorsun Egemen?" Benim bağırmamla herkesin gözü üzerimize dönmüştü. Arda ve Buse'nin kahkahaları kulaklarıma dolarken ciddi kalmaya çalışıyordum. "Seni sevmiştim ama sen bana gelmiş en yakın arkadaşınla üzerime gül kokladığını mı söylüyorsun?" Elimin tersiyle yalancı gözyaşlarımı silerken burnumu çekiştirdim. "Bir de en yakın arkadaşın sandığım Muhittin ile aldatmanı kaldıramıyorum. Herkes olurdu ama o... O çocuk hep aramızdaydı. Beni onunla aldatmanı kaldıramıyorum!" Üzerine dönen bakışları, fısıldaşmaları kaldıramayıp bana yaklaştı ve elini ağzımın üzerine bastırarak susturmaya çalıştı. Elini ısırarak çekmesini sağladım. "Sorun kızlardan hoşlanmaman değil, sorun o adam! Ben bunu hak edecek ne yaptım, beni Muhittin'le aldatacak kadar ne yaptım sana? Ah bahsız kaderim..." Kafamı boşluğa doğru çevirip iç çektim. "Demek beni yatakta reddetmenin nedeni buydu." Egemen geçirdiği şoku atlatıp kolumdan yakaladı ve beni tenha bir yere çekmeye çalıştı. Yalnız kalınca benden rahatça hesap soracaktı ve ben de yaptığım saçmalık yüzünden karşısında eğilip bükülecektim. Gidemezdim, onu bir daha göremezdim. Şimdiden yer yarılsa da içine düşsem diye düşünüyordum. "Bırak beni." diye sadece onun duyabileceği şekilde konuştum. İnsanların duyup yanlış anlamasını ve duyarlı vatandaşların onun üzerine saldırmasını istemiyordum. "Küçük bir şakaydı." "Sus, sus." dedi ve çekiştirmeye devam etti. "Senin yüzünden, çizdiğim yakışıklı portresi oldu sana yakışıklı gay portresi. Ya ne alaka ne alaka? Hayır erkeklerden hoşlansam tamam ama ne alaka!" Kolumu kurtarıp geri durdum. Ondan uzaklaşmak için arkamı döndüğüm sırada birine çarptım ve kolumdan yakalandım. "Sana inanamıyorum!" Bir anda yüzüme bağırmaya başlamıştı. "Az önce en yakın arkadaşın Alev aradı ve bana her şeyi anlattı. Beni hem bu çocukla hem de Alev'le nasıl aldatırsın? Kızlardan hoşlandığını söyleseydin, sana bu kadar aşık olmama izin vermeseydin keşke." Ağzım yarım açık kalmış bir vaziyette ona bakıyordum. O da sarışındı, Türkiye'deki beş sarışından üçü şu an buradaydı. Eğer Egemen'i bulamasaydım maddeyi uygulayabileceğim bir tipe benziyordu.  "Ne diyorsun sen ya?" diyerek kolumu kurtardığımda yalandan akıttığı apaçık belli olan gözyaşlarını sildi. Benim oyunumu bana satıyordu! "Bana hayır demenin sebebini şimdi anlıyorum." Geri çekildi ve bavulunun sapını kavrayarak yüzünü sanki benden iğreniyormuş gibi buruşturdu. "Elveda aşkım, sana geceleri pijama partisi diye beni kandırdığın arkadaşlarınla iyi eğlenceler." Tam giderken sırıttı, bunu gördüm ama benden başka kimse görmedi! Arkasından öylece, sanki sırtıma bir bıçak darbesi yemişim gibi bakakaldım. Herkes bana bakıyordu, Egemen'e söylediklerimin üzerine duydukları yüzünden beni kendi aralarında suçlu ilan etmişlerdi.  Çocuk, Egemen'in yanına gidip omzunu kavradı ve bana doğru aynı anda bakarak güldüler. Kocaman olan gözlerimle onlara bakarken önlerine döndüler, kısa sürede gözümün önünden kayboldular ve üzerimize çekilen oklarla beni yalnız başıma bıraktılar! Kendi içimde krizler geçirerek bavullarımın saplarını kavradım ve hızlıca üzerime dönen gözlerden kaçtım. Arda ve Buse'nin yanına gittiğimde ikisinin de gülmekten neredeyse kendi tükürükleriyle boğulmak üzere olduklarını fark ettim. Ortalarına oturarak onları omuzlarından ittiğimde ikisi de yere düştüler ama gülmeye devam ettiler. Ellerimi yüzüme bastırıp utançtan yerin dibine girerken yolunda giden tek şeyin tamamlanan madde olduğunu fark ettim.  Madde iki tamam, yakışıklı playboy tipli çocuğun teki rezil edildi ama aynı zamanda rezil olundu!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE