Madde 15.0

1012 Kelimeler
İstanbul'da kendi odamda masamın başındaydım. Önümde bir defter vardı. Durmadan yazı yazıyordum. Ne yazdığım hakkında en ufak fikrim yoktu fakat kendimi boşlukta gibi hissediyordum. Neden burada olduğumu bilmiyordum. Sol elimle önüme gelen saçlarımı geri attım. Olduğundan daha kısaydı sanki. En son Bodrum da olduğumu sanıyordum. Neden buraya geldiğimi hatırlayamıyorum. Sonra ayağa kalktım. Yavaş adımlarla pencereme ilerleyip perdeyi çektim. Yağmur yağıyordu. Penceremi açıp elimi uzattım. Damlalar elime değerken yüzümde bir gülümseme belirdi. Toprak kokusu alıyordum azıcık. Bu bile rahatlatıyordu beni. Sonra aşağıda birini görür gibi oldum. Oraya doğru baktığımda gerçekten biri olduğunu fark ettim. O da beni gördü. Penceremin altına doğru yaklaştı ve yağmur damlalarının yüzüne düşmesini umursamadan kafasını bana bakmak için kaldırdı. Ve bana, "Gözünün önündeki sevgiyi arkana koyma, önüne koy ki sen de sev, sen de anla. Korkma, cesur ol ki sevebil." dedi. Ona, "Neyden bahsediyorsun?" diye sorduğumda güldü. "Sen onu biliyorsun." diyerek kafasını aşağı eğdi ve arkasını dönüp yürümeye, benden uzaklaşmaya başladı. Sonra ona bağırdım. Daha doğrusu bağırdığımı zannettim. Sesim çıkmıyordu. Çığlık atarcasına bağırıyordum ama hiç sesim çıkmıyordu. Sonra yağmur hızlandı. Gök gürüldemeye, şimşekler çakmaya başladı. Ondan korkup gerilerken bir şeye çarpıp arkamı döndüğümde bir anda gördüğüm şeye çığlık atarak gözlerimi açtım. Nefes alış verişlerimi kontrol etmeye çalışıyordum. Kalbim küt küt atıyordu. Sonra bir gürültü daha koptu. Pencereme baktığımda yağmur yağıyordu ve gök gürlüyordu. Hatta şimşekte çakıyordu. Fakat kendi evimde değildim. Bodrum'daki kiralık evdeydim. Yatağımda yatıyordum ve gördüğüm sadece rüyaydı. Ya da kabus desek yeridir. Kalbimin ritmi hala düzene girmemişti. Nedense çok korkmuştum. Neye çarptığımı bile bilmiyorum diye düşünerek tekrar yatağa uzandım ve tavana bakarak düşünmeye çalıştım. Fakat o an baş ağrımı fark ettim. Sonra elimi alnıma koyup ovduğumda geçmeyeceğini bildiğimde elimi yan tarafa doğru bıraktım. O an biri inledi ve ben çığlık atarak yataktan çıkmaya çalışarak yere düştüm. Yerde gerilerken yataktaki kişinin diklendiğini gördüm. Sonra ayağa kalkıp koşarak kapıya gittim ve yanından geçtiğim masadan bir biblo alarak ışığı açtığımda karşımda gördüğüm kişi tekrar çığlık atmamı sağladı. Ama bu sefer sevinç çığlığıydı. Çünkü o Buseydi. Benim best best best friendim. Tam ona koşmak için hazırlanacaktım ki omzumda bir el hissettiğimde korkudan çığlık atıp bibloyu o kişinin kafasına geçirdim. Ve ne yazık ki o an onun Arda olduğunu anladım. Ve o an herkesin ağzından, "Ah be Asya." kelimeleri döküldü. Ben de dahil. * Sabahki kabustan fırlayıp, Buse'nin üstüne atlamaya çalışırken Arda'yı hırsız sanıp onun kafasına bibloyu geçirmemin üzerinden saatler geçmişti. Hem benim, hem de Arda'nın başı feci derecede ağrıyordu. Onun başı kafasına biblo geçirdiğim için, haklı olarak. Benim başım ise dün içtiğim içkiler yüzündendi. Kabul, dün gece deli gibi sarhoş olmuştum. Çoğu şey silik silikti. Partinin başı vardı, ortaları silikti ama sonu... Sonuna dair neredeyse hiçbir şey hatırlamıyordum. Gelip geçen kareler vardı ama bir türlü tamamlanmıyorlardı. Buse ve Arda'nın geldiği anı bile hatırlayamamıştım. Onları evde, odamda görünce  resmen çıldırmıştım. Ne kadar uykum olsa da, midem bulansa da oradan oraya koşturmadan edememiştim. Beni kandırmışlardı. Aslında başından beri buraya gelmeyi planlıyorlardı ama bana sürpriz yapmak istemişlerdi. Buna her ne kadar kızsam, üzülsem bile şimdi burada oldukları için çok mutluydum. Eğer gelmeselerdi ne yapardım bilmiyordum. Çok mutsuzdum, hem de asla olmayacağım kadar. Şimdi mutluydum, diğer bütün her şeye rağmen. Çünkü beni her kötü anımda düştüğüm yerden kaldırabilecek dostlarım yanımdaydı. Dünya, senin arkanı kollayan ve her anında yanında olan dostların varsa güzeldi. Hiçbir zaman aşkın hayat kurtarıcı yanına inanmamıştım. Dostlarıma inanmıştım. Merdivenlerden indiğimde biraz önce gelen temizlikçi ablayı gördüm. Üstünü değiştirmişti, birazdan temizliğe başlayacaktı. Ev dün gece savaş alanına dönmüştü ve elimden gelen tek şey bana yardım edecek birini çağırmak olmuştu. Bunun için dondurma yarışından kazandığım paranın bir kısmını kullanmıştım. Günü temizlik yaparak geçirme niyetinde hiç değildim çünkü. "Abla ne zaman biter?" diye sorarak ellerimi belime yerleştirdim, gözlerimi etrafta gezdirdim. "Siz gelmeden önce biraz toplamıştık gerçi." Kocaman sırıtarak ablaya döndüğümde son cümlemden alınmış gibi baktı. İşte bundan bahsediyordum, toplamış olmamıza rağmen etrafı hala bok götürüyordu. Etrafa göz gezdirerek kafasını salladı ve başındaki başörtüyü öne sarkan iki ucundan sıktı. "İki - üç saate biter kızım, merak etme sen." dediğinde sırıtarak ona evdeki temizlik malzemelerini getirdim. Hiçbirini ben almamıştım, zaten varlardı. Ev sahibi kullanabileceğimi söylediği için alma zahmetinde bulunmamıştım. Ardından buzdolabına gittim ve buzluktan buz alıp bahçeye çıktım. Yüzüme yerleştirdiğim sahte gülümsememle koltukta oturan Arda'ya yaklaştım. "Sana buz getirdim. Şişliğin hala inmemiş olması fazla garip değil mi?" Onun bu haline burun kıvırdım. "En fazla olmayan beyninin yerine bir şişlik yaratmış olabilirim ama bu kadarı bile fazla." Arda bana küfür edip arkasındaki yastığı fırlatırken Buse salladığı salıncaktan kalkıp elimdeki buzu aldı. "Bodrum'daki ilk günümüzde bize neler vaat ediyorsun canısı? Buraya Arda'nın olmayan beynini konuşmaya gelmedik." Buzu Arda'ya atıp o da kafasına bir yastık yediğinde gülerek dil çıkardım. Ta ki bende kafama bir yastık daha yiyene dek. O andan sonra üçümüz arasında bitmek bilmeyen bir savaş başlamıştı. Yastıklar havada uçuşuyordu, bahçede onlarca turu üst üst atıyorduk. Ebeleme gibiydi, biri birine vurunca vurma sırası ona geçiyordu. Bunu o kadar özlemiştik ki ne kadar süre bahçede oradan oraya koşturup kahkahalar attık emin değildim doğrusu. Birbirimizin üstüne düştüğümüz anlar, çimenlerin üzerinde debelendiğimiz dakikalar... Sanki yıllar öncesine, çocukluğumuza dönmüştük. O an bunu bir kez daha anladım. Herkes giderdi, bütün herkes. Ben bir ailemin, bir de onların yokluğunda acı çeker, üzülürdüm. Aşk, başka arkadaşlıklar benim için önemsizdi. Tamam, çok güzel arkadaşlıklar edinmiştim ama Buse ve Arda benim arkadaşımdan da öteydi, onlar artık benim kardeşimdi. Bu yaz, şimdi çok daha güzel bir hal alacaktı. Mükemmel maddelerim ve yarım kalan heyecanım, hevesim onlarla birlikte yeniden hayat bulacaktı. On sekiz olmadan ben çok şey yapacaktım ve onlar benim yanımda olacaklardı. Daha da iyi tarafı, artık başka kimseye ihtiyacım yoktu. Şu maddeyi yaparken yanımda şu olsun, bana yardım etsin yoktu.  Ne Egemen, ne Kuzey... Kuzey. Dün geceden bir fotoğrafın puslu görüntüsü gözlerimin önünde belirdi. Mutfak, tezgah, Kuzey... Sonra ne olmuştu, orada ne konuşmuştuk? Ona dair çok şey hatırlayıp, hiçbir şey hatırlamıyor gibiydim. Dün gece canımı sıkacak başka şeyler olmuş muydu emin değildim çünkü şu an yeteri kadar iyi hissediyordum. Onunla sarhoşken konuşmuş muydum? Konuştuysak ne konuşmuştuk? Ah! Umarım olduğumuz durumu daha kötü bir hale sokacak bir şey söylememişimdir. Zaten aramızda koca bir duvar vardı, o duvarın önüne bir tane daha diktiysem beni Kuzey cephesinden çok ağır rüzgarlar bekliyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE