Madde 15.1

2155 Kelimeler
Saat öğlen ikiye gelirken hazırlanmak için Buse ile odama çıktık. Sanırım yaz boyu onunla aynı odada kalacaktım çünkü ev iki odalıydı, Arda çoktan diğer odayı kapmıştı. Neyse ki yatak çift kişilikti ve eğer onu çok çekemezsem yataktan aşağı iterdim. Belki de salonda yatması için başını şişirirdim, artık orasına bakacağız. Eşyalarımı karıştırırken Buse gelip kolunu omzuma attı. Oysaki tek derdim kıyafet seçmek ve süslenmekti ama belli ki onun başka dertleri de vardı. Başka dert istemiyordum, başımda bir tane kocaman bir dert vardı zaten. "Acaba seninle konuşmamız gereken şeyler olabilir mi?" diye sorduğunda dudaklarımı ıslatıp kafamı iki yana salladım. "Yok, nereden çıkardın? Sadece sürpriziniz hakkında tartışabiliriz." Dolaptan mavi şort eteğimi ve toz pembe sıfır kol gömleğimi alırken Buse onları elimden alıp ona bakmamı sağladı. "Benden kaçmaz. Dün gece ki halin neydi öyle Asya? Konfetiler patlamadan önce Arda'nın görmediğine sevin bence." Kaşlarımı çatıp elinden kıyafetlerimi aldım. Onları üzerime geçirirken, "Neyden bahsediyorsun? Dün gece ne olmuş?" diye sorduğumda gömleğimi ilikliyordum. Dün gece gerçekten silikti, her ne kadar hatırlamak istesem de olmuyordu. Hatırlamam gereken bir şey olduğunu da sanmıyordum, en azından buna inanmak istiyordum. Aynadan kendime bakarken arkama gelerek aynaya gözlerime baktı. "Sakın bana hatırlamadığını söyleme Asya." Kafamı iki yana sallayarak yavaşça, "Hatırlamıyorum." dedim, en fazla ne olmuş olabilirdi ki? Birilerine mi sataşmıştım? Kavga çıkarıp bizi rezil mi etmiştim? Hiç ağzımdan kaçırmamam gereken bir şeyi mi kaçırmıştım? Kafama vurarak önüme geçti ve kollarımdan tuttu. "Dün gece neredeyse biriyle öpüşme pozisyonundaydın ve o kişinin bahsettiğin Kuzey olduğuna eminim. Çocuk şok geçirmiş gibiydi. Allah bilir neler dedin o ayyaş kafayla. Çocuğun yüzüne nasıl bakacağını düşünmeye başla istersen." Gözlerim kocaman olurken nefesimi alıp vermeyi unuttum bile. Allah benim belamı versin. Gene ne haltlar yedim ben! Hayır bir saniye, bu gerçek olamaz. Kuzey'le öpüşmenin ucundan dönsem bunu hatırlardım! Daha da kötüsü, Kuzey'i ben mi öpmeye kalkmıştım yoksa o mu? Umarım odur yoksa kırk yıl bu evden dışarı çıkmam, çürümeyi beklerim.  Dün geceyi anımsamaya çalıştım, ne olmuştu? Her şey bir Flash hızında gözümün önünden geçti. Ama yok, Kuzey'le alakalı bir şey hatırlamıyordum. Ne konuşmuştuk, bizi o pozisyona ne getirmişti? Beynimi dün gece için zorlarken hiçbir şey hatırlayamıyordum. Kuzey'in yüzüne nasıl bakacaktım? "İşte böyle sus pus olursun. Hadi hazırlan Arda bekliyor. Bunu denizde düşünürsün." Sanırım en fiber hızımla bavulumu toplayıp Roma'ya tatile gitmem gerek. Yoksa insan içine nasıl çıkacaktım. Asıl insanları bırak Kuzey'in yüzüne nasıl bakacaktım? Ne yaptığımı bile hatırlamazken... Kendimi yatağımın üzerine atarak kocaman içten bir çığlık attım. Fakat çığlığım evi temizleyen abla odamı terlikle basana dek sürdü orası ayrı mesele. Kendi evimizde çığlıkta atamıyoruz yahu! Kıyafetlerimi giyerek aşağı indim ve Buse'ye gözlerimi devirerek Arda'nın yanına oturdum. Elindeki yarısına kadar dolu limonata bardağını alarak bir dikişte içtim ve ona gülümseyerek bardağı tekrar eline koydum. "Bodrum'daki ilk gününüzde benimle bir madde yapmanıza karar verdim. Hadi bakalım çıkarın listemi görelim maddeleri." Bunu söyledikten sonra bacaklarımı bahçedeki masaya kaldırarak koydum. Buse ise sırf rahatımı bozmak adına bacaklarımı iterek geçti ve koltuğun diğer ucuna oturdu. "Maddeyi sana mesaj ile yollarız canısı." Ona gözlerimi devirerek, "Bunu benim yanımdayken yapman ne kadar mantıklı?" diye sorduğumda telefonunu çıkararak konuştu. "Önemli olan mantık değil, işin eğlencesi." Telefonda biraz uğraştıktan sonra benim telefonumdan bildirim sesi geldiğinde ona ters ters bakarak mesajları açtım. Yeni maddemi okuduğumda sırıtarak Buse'ye döndüm. "Bugün çok eğleneceğiz." Buse ile aynı anda kahkaha attığımızda bizi bölen yüzümüze tekrar ve tekrar yastık yememiz olmuştu. Sanırım bu çocuk ölmek istiyor. Arda'yı öldürmeyi maddelerim arasına ekleyerek ayağa kalktım. "Hadi bakalım. Eğlenme zamanı!" Ben ellerimi birbirine vururken Buse de ayağa kalktı. İçeri girip oradan dışarı çıkmak için hareketlendiğimizde Arda'nın kurduğu cümle olduğum yerde kalmamı sağladı. "Bence komşularını da çağırmalıyız. Dün çok eğleniyormuş gibiydiniz." Beni bir anda öksürük krizi tutarken Buse sırtıma vuruyordu. Canım acımaya başladığında yalandan devam ettirdiğim öksürüğü keserek saçını çektim. "Yemin ediyorum gerçekten öksürük krizine girsem elinin çapı ve kuvveti yüzünden ikinci vuruşa kalmadan öbür tarafı boylarım." Buse sırıtarak saçını düzeltmeye başladığında sırtımda hissettiğim el ile o tarafa dönmek için hareketlendim. Arda olduğunu düşünerek eğlendiğimi düşündüğü komşularıma saydırmaya başlamıştım ki... "Sen de o iki sarışın çapsızdan bana bahsetme! Elimde olsa onları füzeye koyar Hiroşima bombası niyetine düşman ülkelere fırlatırım." Cümlem bittikten sonra karşımda gördüğüm şaşkın ve öfkeli ifade nefesimi titrek bir şekilde dışarı bırakmamı sağladı. "Demek çapsız ve bomba he? Hayal gücüne hayran olduğumu daha önce söylemiş miydim Asya?" Kafamı yavaşça iki yana sallarken gözlerimi bana bakan gözlerden kaçırdım. Yerin dibine girmek istiyordum. Hatta daha da beteri, bir şekilde un ufak olmak ve tozlanıp uçuşmak ve kayıplara karışmak istiyordum. "Ben öyle demek istemedim aslında. Beni biliyorsun Kuzey." Ona kısa bakışlar atarken kafasını iki yana salladı. "Aslında ben seni hiç bilmiyorum Asya." O ne demek Kuzey? Ne söyledim sana, dün gece ne oldu? Anlat bana, dün gece hakkında bir şeyler söyle gözünü seveyim. Gözlerimi kaçırmadan ona baktığımda bana kaşlarını çatmıştı. Ona bir şey diyemeden Egemen'in mutlu sesini duydum. Bu çocuk her zaman mutluydu! "Arda, kardeşim. Bu deli kız sizi eğlendiriyordur umarım." Kuzey'e kaşlarımı kaldırarak yavaşça Egemen'e döndüm. "Kardeşim?" diye sorduğumda Egemen ve Arda kalkık kaşlarıyla bana döndüler. Arda beni umursamadan Egemen'e dönerek, "Biz de bir şeyler yapacaktık. Sizde gelsenize. Asya'ya böyle konular da pek güven olmaz. Bir bakmışsın yarın bizi anlamadan mezara koymuş." dediğinde aklıma ilk düşen ölüm stillerini değerlendirmeye almıştım bile. Elimi kaldırarak, "Küfür etmek serbest mi?" diye sorduğumda kulağımı delip geçen sıcak nefesi hissettim. "Ne zamandan beri insanlara fikirlerini soruyorsun?" Öfkeyle kulağımın dibine kadar giren ve bana kışkırtıcı bir şekilde fısıldayan Kuzey'e döndüm. Parmağımı göğsüne bastırarak canını acıtmaya çalıştım, her ne kadar bir işe yaramayacağını bilsem de. "Senin benimle derdin ne? Sanki canını yakmışım gibi davranıyorsun. Benim için herkesle aynı kefedesin ama sen sanki sürekli senin canını yakıyormuşum gibi davranıyorsun. Derdin ne senin!" O an göğsüne bastırdığım elimi tuttu. Kalbinin üzerine doğru koyduğunda kocaman olan gözlerimle ona bakıyordum. O sırada Egemen ve Buse Arda'yı alıp eve girdiğinde içimde ufak bir rahatlık oluştu. Kuzey öfkeli gözüküyordu. "Benim derdim sensin! Hatırlamıyorsun değil mi? Dün bana yaptıklarını hatırlamıyorsun. Daha ne kadar umursamaz davranabilirsin bana karşı? Bak nasıl oldu bilmiyorum ama sen tam buraya işledin kendini." Elimi kalbinin üstüne bastırırken ağzımı açıp tek kelime edemedim. "Ne zaman oldu bilmiyorum. Belki ilk gördüğümde belki bir hafta önce. Ama oldu. Seni buradan atmak için çabalamak istemiyorum. Ben, sarhoşken bile yaklaşsan beni sevmeni istiyorum. Hem biliyor musun? Bence sen de düşündüğün kadar boş değilsin." Son cümlesiyle kendime gelerek elimi sözde kalbinin üstünden çektim. Ondan bir iki adım uzaklaşarak gözlerine diktim asilik saçan gözlerimi. "Sen ne saçmalıyorsun? Duymadın galiba, benim için buradaki herkes ile aynı kefedesin. Benim aşka ait ayrı bir kefem yok Kuzey. Üzgünüm diyemem ama istersen senden uzaklaşabilirim." Bu cümlemle ise kalbimin üzerine bir ağırlık oturdu. Belki de henüz ne yaptığımın farkında değildim. Ama şuan düşünemezdim. Bana resmen ona karşı boş olmadığımı söylüyordu. Daha kendimden emin olmadan nasıl evet derdim. Kafasını iki yana salladı, üzgün görünüyordu. "Bu kadar kolay mı Asya? Dün gece bana söyleyeceğin şey neydi peki?" Omuzlarımı silktim. "Hatırlamıyorum." Düne dair, Kuzey'le ilgili hiçbir şey hatırımda yoktu. Silik silik kareler de pek bir şey ifade etmiyordu doğrusu. Kafasını aşağı yukarı salladı. "O zaman sana hatırlatacağım. Belki kızacaksın ama olsun." Ben ona kaşlarımı çattığımda bir eli yanağıma dokundu. Boşta kalan elini belime yerleştirip ben ne olduğunu anlayamadan dudaklarını dudaklarımın üstüne kapadığında gözlerimi kapattım. Hareket edemiyordum. İçim de akan bir sıcaklık vardı. Ona karşılık vermek istiyordum. Yapamadım. Öpmeyi bıraktığında beni kendine çekip sarıldı. Artık onun koca bedenin altındaydım. Garip bir histi. Bana çok sıkı sarılıyordu. Sanki hiç bırakmayacakmış gibi. Garip olansa ben de onu istedim. Beni bırakmasın istedim. Hep böyle güven dolu kalmak istedim. Sonra fısıldadığını duydum. Güven dolu bir fısıldama... "İzin ver sana hep böyle sarılayım. İzin ver hayatına içine aşkı koyabileceğin bir kefe ekleyeyim. Artık bana seslendiğin iki ismim yerine sevgilim de. Söz veriyorum her şey çok güzel olacak." Hatırlıyorum. Dün gece ona söylemek istediğim şeyi hatırlıyorum. Doğruydu. Sandığım kadar boş değildim. Ben ona bunu itiraf edecektim. Mutfakta, tezgahın hemen önünde ve onun kollarının arasında. Kurduğu cümleler, sorduğu sorular... Şimdi hepsi bir tokat gibi yüzüme çarpmıştı. Ben hislerimi hatırlıyordum, emin olduğum anı ve bunu Nisan'a itiraf ettiğimi hatırlıyordum. Bu anı bozansa ne benim bunu kabul etmemdi ne de onun benden bir cevap almak için tepki göstermesiydi. Bu anı bozan korkulu rüyam Arda'nın beklemekten sıkılan yüksek tonda ki sesiydi. "Asya! Neredesiniz kızım ya. Beklemekten ağaç olduk. Ne yapıyorsunuz iki saattir!" Bir anda Kuzey'in kollarının altından çıkarak şaşkın bakışlarına kocaman olan gözlerimle karşılık verdim. "Arda bunu görmemeli. Gitmeliyiz. Hemen." "Cevap..." Lafını bitirmesine izin vermeden kolundan tutup içeri doğru çekiştirdim. O sırada Arda ile burun buruna gelince olduğum yerde kaldım. Bana öfke saçan gözleriyle bakıyordu. "Asya iki saattir seni bekliyoruz yavrum. Neredesiniz? Daha doğrusu ikiniz burada yalnız ne halt yiyorsunuz canım?" Ondan biraz olsun uzaklaşmak için gerilediğimde Kuzey'in göğsüne yapıştım. Bunu fark ederek elimi kolundan çektim. Bahane bulmalıyım, bahane! "Bahçe! Çiçekler! Yani ev sahibinin bakmamız için bıraktığı çiçekler hakkında tartışıyorduk. Ben sürekli sulamayı unutuyorum. Bu yüzden Kuzey arkadaşımız, komşumuz bana biraz kızgın." Kafasını sallayarak gözlerini Kuzey'e dikti. Kuzey sesini bile çıkartmıyordu. Arda öfkeli gözüküyordu. İçimi bir korku kapladı. Sonra bir anda gülümseyerek elini Kuzey'in omzuna götürdü. "Merak etme kardeşim. Bundan sonra çiçeklerle ben ilgilenirim. Asya böyle konularda biraz sorumsuzdur." Kaşlarımı kaldırarak sürekli beni gömme eğiliminde olduğu için dizine tekmemi geçirdim. O inleyerek sendelemeye ve küfür etmeye başladığında göz ucuyla Kuzey'e baktım. Kaşları kalkıktı ve mutsuz görünüyordu. Ardaya dönerek, "Beni bir kez daha gömmeye kalkarsan diğer tekmem en değer verdiğin organlarından birini hedef alır." dedim. Sonra yanından geçerek evden çıkmak için hareketlendim. Tüm erkeklerden nefret ediyorum. Dışarı çıktığımda Egemen ve Buse bir konu hakkında konuşarak gülüyorlardı. Bu hallerini bir süre izleyerek analiz yapmaya çalıştığımda aklıma Nisan geldi. Bir dakika. Umarım düşündüğüm şey olmaz. Buse'yi uyarmalıyım. Onlara doğru ilerleyecekken Kuzey ve Arda gelince konuşmamı sonraya erteledim. Kötü bakışlarımı Ardaya yollarken sekerek yürüyordu. Buse ona ne olduğunu sorduğunda sehpaya çarptığını söylemişti. Fakat kendi dahil kimse buna inanmışa benzemiyordu. Buse operasyonel ifadesi ile atılarak, "Hadi bakalım şimdi eğlenme zamanı. Çocuklar gibi eğleneceğiz. Fakat ilk önce su balonu almalıyız." dediğinde Egemen ve Kuzey anlamayan bakışlarla kaşlarını çatmışlardı. Sanırım onlara artık listeden bahsetmeliydim. Ama ondan önce... "Nisan ve Murat'ı da çağıralım. Sonuçta Bodrum'u onlardan iyi bilen yok aramızda." Egemen hariç herkesin kaşları çatıldı. Hadi Buse Nisan yüzünden bu tepkiyi veriyor. Peki ya diğer ikisi? Arda, "Murat da kim?" diye sorduğunda Kuzey sanki bu sorunun gelmesini bekliyormuş gibi benden önce davranarak benim yerime cevap verdi. "Nisan'ın abisi fakat şu an gözüme pekte abi gibi görünmedi. Ben gelmemesi taraftarıyım." Buse de elini kaldırarak, "Murat'ı bilmem de Nisan için ben de aynı karardayım." dediğinde Egemen ile aynı anda, "Neden?" diye sorduk, sonuçta Nisan'ın gelmemesi için ben ortada bir sebep göremiyordum. Egemen'le açık açık flört ediyorlardı ve benim de arkadaşımdı. Her ne kadar Buse ondan pek haz etmese bile. Egemenciğim bu konuda Nisan'ı savunacaktı kesinlikle. Arda omuz silkti. "Bence sorun olmaz ama abi kılığından çıkıp ikinizden birine sarkıntılık yaparsa ben abi kılığına bürünüp onun yedi ceddini si*erim." Elimi kaldırarak, "Bu küfür serbest mi demek oluyor?" diye masum masum sorduğumda herkes aynı anda, "Sana değil." diye net birer sesle cevap verdiler. Bu neydi böyle, bütün bunlar ne ara bana karşı örgütlenmişlerdi? Onlara gözümü devirdim. "Ben gelmelerini istiyorum. İkisi de iyi insanlar. Bu durumda ikiye üç olduk. Geliyorlar." Buse ve Kuzey küfür ettiğinde onlara dil çıkartarak çantamdan telefonumu çıkarttım. Nisan ilk çalışta açtı. "Asya tam zamanında! Can sıkıntısından ölüyordum." Gülerek, "O zaman hazırlanmaya başla canısı lunaparka gidiyoruz. Murat'ı da getir." dedim, Kuzey bakışlarıyla bana alev atıyordu, Buse ise taş. Ama sanki gerçek taş atmak için hazırlanıyordu çünkü gözleri yerde bir şeyler arar gibiydi. "Hemen hazırlanıyorum. Abimde bir ara hep beraber bir şeyler yapalım diyordu. Eminim gelecektir." dediğinde sırıttım, Murat'ın gelecek olması şimdi daha çok hoşuma gitmişti. Hele ki Kuzey onu istemediğinde. "Orada görüşürüz o zaman." dediğimde öpücük sesini duydum. "Görüşürüz, öptüm." Telefonu gülerek kapattığımda Buse ateş saçan gözlerini üzerime dikmişti. Ona omuz silktim. "Derdin ne senin?" Kaşlarını imalı imalı kaldırdı. "Sence? O kızı sevmediğimi biliyorsun Asya. Asıl senin derdin ne?" "Tanıyınca seveceksin Buse. Nisan kötü biri değil. Hatta tam senin kafadan. " Kafasını iki yana salladı. "Bugünü mahvetmeyeceğim ama bir daha aynı ortamda bulundurmayacaksın bizi. Biraz olsun hakkım varsa bunu yapmazsın." Bu mümkün değildi, onu bir şekilde ikna ederdim. Nisan'ı severdi, sevmeliydi. Ben seviyordum ve her ne kadar ikisini asla kıyaslamayacak olsam da onun da bizimle olmasını istiyordum. Buse bana öfkeli bakışlarını atarak yürümeye başladığında yutkundum. "Yanlış tarafa gidiyorsun." Gittiği yönden ani bir dönüş yaparak diğer tarafa yürümeye başladığında koşarak yanına ilerledim ve koluna girdim. "Hey, tek kız kardeşim sensin." Tebessüm ederek bana baktı. "Biliyorum, yine de o kızı istemiyorum." Ona gözlerimi devirdiğimde ikimizde güldük. Sanırım yaz tatilime bir kaç kız kavgası ekleyeceğim. İkisinden de vazgeçemeyeceğime göre ikisinin kavgalarına katlanmam gerekecekti. Nisan her ne kadar bunu anlamsız bulacak olsa da eminim zamanla o da Buse'yi anlayacaktı. Bir süre kapışsalar bile sonradan bana karşı bile gelebilirlerdi. Hep böyle olmaz mıydı zaten? Birbirini sevmeyen iki insan, ortak arkadaşa ihanet eder ve daha yakın olurlardı. Bu olursa kendini Bodrum'un en yüksek dağından aşağı atardım, sıfır şaka. Hep beraber bir bakkala gidip bir sürü su balonu aldık. Ardından Egemen ve Kuzey'in anlamsız bakışlarını umursamadan lunaparka gittik. Şimdi madde zamanıydı, hem de çocuklaşacağımız bir madde zamanı!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE