"Siz delirmişsiniz, bu yaptığınızı artık çocuklar bile yapmıyor!"
Kızlar tuvaletinin kapısından içeri bağıran Kuzey'e gözlerimi devirerek içine su doldurduğum su balonunun ağzını sıkıca bağladım. Balonu çantamın içine nazikçe bırakarak yeni bir balon aldım elime.
"Şunu çağırmayalım demiş miydim?" diye hayıflandım. "Hayır, demediysem kendi aklımdan şüphe edeceğim. Bunun ruhu olmuş yetmiş biz yapıyoruz yedilik iş."
"He çocuk işi yaptığını kabul ediyorsun yani!"
Suyu balona doldurup onu da bağladım ve çantama attım. Çantamın fermuarını çekip hala balonların içine su dolduran Buse ve Nisan'a döndüm. Buse'nin Nisan'a öldürecekmiş gibi bakması dışında her şey normaldi. Bir araya geldiğimizden beri onun saçını başını yolmak için an kolluyordu, bunu ona baktığım ilk anda anlamıştım. Zaten bakarak anlamasam bile sürekli bana yaptığı kaç göz işaretlerinden gayet anlaşılırdı.
"Siz devam edin, ben şu dede kılıklının sesini keseceğim."
Buse bana da öldürücü bakışlar atmaya başladığında sırıtarak tuvaletten dışarı çıktım. Her ne kadar onları yalnız bırakmanın iyi bir fikir olmadığını bilsem bile canım Kuzey'le uğraşmak istiyordu. Kuzey sırtını duvara vermiş kulağını kapıya dikmişti. Sesimi aramızdaki mesafeyi umursamadan yükseltmeye devam ederek onun bana attığı son lafa cevap verdim.
"Hiçbir zaman inkar etmedim ki Muhittin!"
Fazlasıyla bağırdığım için kulakları sızladığı belli olan Kuzey yüzünü buruşturarak sırtını yasladığı duvardan ayrıldı. Karşısına dikildiğim için ellerini önüne birleştirip bana dikti belerttiği gözlerini. Yine de dudaklarındaki belli belirsiz gülümsemeyi benden saklamayı becerememişti.
"Neyse ki en çok bu huyunu seviyorum." dedi, kaşlarım anında havalandı. "Durma, devam et."
Yavaşça yutkunarak gözlerimi kaçırdım. Ben, bana laf sokmaya çalışacağını düşünürken nerden çıkıyor bu romantikimsi aşk cümleleri? Hayır bünyem sevmiyor böyle şeyler hep ondan yani. Benim onunla savaşmam, çekişmem lazımdı, neden sürekli beni indirmenin bir yolunu buluyordu bu herif?
Asya da durur mu yapıştırır cevabı!
"O halde bu küçük kızla balon merasiminden önce birkaç atış yaparsın değil mi? Huyum gereği bana kazanacağın bir oyuncak ayı beni çok mutlu edecektir."
Kaşlarını kaldırıp bana şüpheli bakışlar attı. Aslında ben de dudaklarımın arasından çıkacak kelimelerin bunlar olacağını bilmiyordum, resmen kendi cümlelerime hazırlıksız yakalanmıştım. Onu indirmekle alakalı bir şeyler söylemem gereken yerde olana bak. Neyse ki bunu çevirmenin bir yolunu biliyordum.
"Tek derdin daha fazla balon doldurmamak için buradan kaçmak değil mi?
O kadar mı anlaşılıyor be! Tüh, oyuncu ruhum yavaştan köreliyor.
Sırıttım ve göz kırptım. "Hadi bugünlük kahraman ol."
Güldü, bu gülüş anında içimi sıcacık yaptı. "İzin verirsen her zaman kahramanın olurum."
Yanaklarıma kanın hücum etmesine izin vermemek için atış standına doğru ilk adımımı atarak konuştum. "Ben kendimin kahramanıyım ya o bana yeter." Arkamdan beni takip eden sesi hiç yılmayacağını belli edercesine yükseldi. "İşte bu huyunu sevip sevmediğim konusunda hala çok kararsızım."
Tam gülmeye başlayacaktım ki içten içe kendime tokat atarak kendimi durdurdum. Hayır Asya, sakın kapılma büyüsüne. Yaz tatilinden sonra bir daha göremeyeceğin birine tutulamazsın kendine gel. Bu ayrıntıyı unutamazsın Asya Soylu. Kuzey'le zamanını kısıtlı, hayatlarınız sadece bir noktada birleşti ve sonra tamamen ayrılacak. Bunu görmezden gelemezsin, gelmemelisin!
Standın önüne geldiğimizde direkt gözümü oyuncaklara diktim. Köşede çok tatlı bir tavşan gördüğümde parmağımla onu işaret ettim. "Onu istiyorum. O pembe tavşan benim olmalı Muhittin."
"Karşılığında ne alacağım peki küçük kız." Birkaç saniye bilgi akışı sağladıktan sonra ona dönerek, "Bana küçük kız deme hakkını." dedim.
Kafasını iki yana salladı. "Bu kadarı yeterli değil. O hakkı kendi kendime verdim zaten. Elle tutulur bir şey vermen gerek."
"Ne istiyorsun?"
Gülerek dilini dudaklarında gezdirdi. Bu hareketi bile sinsice planlar yaptığının kanıtıydı. "Senden normal bir gün istiyorum. Sadece sen ve benim olabileceğimiz normal bir gün. Birbirimize laf sokmadığımız, senin beni sürekli dışlamadığın, garip işler yapmadan vakit geçirip konuşabileceğimiz bir gün istiyorum."
Nefesimi dışarı bırakıp omuz silkerek cevap verdim. "Yani ertesi günümün hepsini mi istiyorsun benden? Hem de sana laf sokamadan geçecek bir gün? Ayrıca garip işler derken Muhittin?"
"Kabul ettin sayıyorum ve tavşancık için atışa başlıyorum."
Ona bir şey dememe izin vermeden görevliyle konuşup tavşan için ne kadar atması gerektiğini öğrendi. Rakamı duyunca imkansız olduğunu düşünmeye başlamışken o gayet kararlı bir şekilde atmaya başlamıştı bile. Atışlarını değil de onu izlerken gene ciddiyetinden ödün vermiyordu. Bazı anlarda gerçekten ciddiyetten ölecek sanıyordum. Nasıl bu kadar sabit bir ifadeye bürünebiliyor merak ediyorum doğrusu. Bazen çok ciddi bazen çok serseri. Bazen Muhittin bazen gerçekten Kuzey. Artık ben bile emin değilim onun hangi tarafı beni ona çeken. Ama ortada bir gerçek var ki bir şey durmadan beni ona onu bana çekmeye devam ediyor.
"Biz orada su balonlarıyla savaş başlatmaya ramak kalmışken siz iki dik kafalı burada oyun mu oynuyorsunuz?" Egemen'in isyankar sesini duyduğumda girdiğim Kuzey transından çıkarak koca çenemi açma zahmetinde bulundum. "Biz dik kafalılar olarak siz kafasızlara el işini yükleyerek biz beynimizi kullanıyorduk. Yani dönme dolapla insanların açısının koordinatlarını hesaplıyorduk. O kadar zekiyiz ki aynı zamanda tavşan kazanmak için atış yapabiliyoruz. Yaşasın biz dik kafalı zekiler!"
Bu konuşma maratonum Buse ve Arda'nın üstüme doğru yürümeye başlamasına sebep olduğunda iki adım atıp Kuzey'in dibine girdim. Kafamı o beni koruyacakmış gibi eğerek beni kollarının altına almasını sağladım. "Kuzey beni koru! Bu ikisi bana acımadan hedef tahtası niyetine beni kullanırlar."
Herkesten bir gülme sesi yükseldiğinde kollarının altından çıkacaktım ki o an bulunduğumuz konum nedense içimde kıpırdanmalara sebep olmuştu. Bu durumdan korkarak ondan uzaklaştığımda Buse kolumdan tutarak beni dönme dolaba doğru sürüklemeye başladı.
"Bakalım o sözde koca beynin saçma koordinat hesaplarını yapabilmiş mi?" diye söylendi, derin bir iç çekerek devam etti. "Ayrıca Kuzey'e nasıl baktığını görmediğimi sanma onu evde konuşacağız."
Kuzey ile ilgili olan kısmı sessiz söylediğine içten içe dualar ederken tavşanı alamadığıma üzüldüm. Buse ile önden önden dönme dolabına ilerlerken Nisan bize yetişip benim koluma girdi. "Keşke hep Bodrum da kalsanız Asya. Biz böyle çok güzel olduk."
Ben ona cevap veremeden Buse bir anda beni kendine doğru çektiğinde kolum kopacak sandım. "Sizi bilmem de biz Asya ile hiç ayrılmayacağız orası kesin. Malum çocukluktan beri beraberiz. Hatta tercihlerde bile aynı yerleri yazdık. Zaten Arda ben ve Asya birbirimize yetiyoruz. Yanlış anlama tabi ama aramıza başkalarını almak pek tarzımız değildir. Asya sadece burada biraz yalnız kaldı diye siz vardınız. Artık biz geldiğimize göre...."
Buse'nin daha fazla konuşmasını engellemek için saçını çekip ben konuşmaya başladım. "İşte bazen Buse böyle korkudan ne diyeceğini şaşırabiliyor. Şimdi dönme dolaba bineceğiz ya korktu. Korkusu da çenesine vuruyor böyle. Biz en iyisi...."
Saçımdan geriye doğru çok şiddetli bir şekilde çekildiğimde arkaya doğru düşmeden önce Arda beni tuttu. Buse beni aradan çıkartarak tamamen Nisan odaklı konuşmaya başlamak üzereydi.
"Arda kırmızı alarm!" dedim telaşla. "Buse şuan Nisan'ı dövmek için saçlarını topluyor."
"Araya girersem penisime bir tekme yiyebilir saçımın da bir kısmını kaybedebilirim." Ona dirseğimle vurarak, "Sadece belinden yakala ve dönme dolaba sürükle. Onu tehdit falan et, hadi!" dediğimde küfür ederek dediğimi yapmaya koyuldu. Buse tam konuşmaya başlayacağı sırada onu belinden yakaladı ve kulağına bir şeyler fısıldadı. Buse küfür etmeye başladığında Nisan'ın yanına gittim. Şaşkın şaşkın Buse'ye bakıyordu. Kulağına yaklaşarak fısıldadım. Bunu bir şekilde atlatmam, yalanlamam gerekiyordu.
"Regl döneminde böyle oluyor. Sen onun kusuruna bakma. Fazla kıskanç ve alıngan olacak bir süre. Dediklerine takılma." Nisan sadece kafasını sallayarak gülümsedi. Sanırım ucuz yırtmıştık.
Hep beraber dönme dolabın bir sonraki turunu beklerken Buse inanılmaz bir şekilde sessizliğini koruyordu. Arda onu çok fena tehdit etmiş olmalı. Murat, Nisan'ın komik çocukluk anılarını anlatırken Egemen onunla dalga geçiyordu. Nisan bu duruma sinirleniyormuş gibi gözükse de tabiri caizse bıyık altından gülüyordu. Belli ki Egemen'in onunla dalga geçmesi bile hoşuna gidiyordu. Arda, Buse'yi kolunun altına almış onun kulağına bir şeyler fısıldıyordu. Onu sakinleştirmeye çalıştığının farkında olduğum için yanlarına yanaşmadım ve telefonumu karıştırmaya başladım.
Daha önce çekilmiş olduğum bir fotoğrafı i********:'a yükleyecekken bir takip isteği geldi. Fotoğrafı paylaştıktan sonra takip isteklerine girdim ve Kuzey'in bana takip isteği attığını gördüm. Öylece ekrana bakarken onun sesini duydum. Oysaki daha aniden kesilen nefeslerimi sorgulamaya başlayamamış, bunu hazmedememiştim. Sanki bu gördüğüm gerçekliğe adım atmak gibiydi. Aramızda net bir bağın olması, bu bağı kuvvetlendirmekti.
Tamam, neden bu kadar abarttığımı bilmiyorum. Belki de sadece korkuyordum, bunu çok irdelememek lazımdı.
"Yoksa takip isteğimi kabul etmeyecek misin?" diye sorduğundaona doğru döndüm. Döner dönmez onunla burun buruna geldim. Yüzünde öyle bir ifade vardı ki ona öylece bakakaldım. Gözleri gözlerimden ayrılmıyordu ve çok masum bir ifadeyle bakıyordu. Bir şeyleri kanıtlamaya çalışıyor gibiydi.
"Bak eğer kabul etmezsen son attığım fotoğrafı hayatta silmem." diyerek fısıldadığında nefesi yüzüme çarpıp gitmişti. Kaşlarını kaldırarak güldüğünde gözlerimi ondan alarak telefona baktım. Dikkatimi telefona vermeye çalışıyordum ama çok zordu. Çok yakındık, nefesleri yüzüme çarpıyor ve tenimi sıyırıyordu. Sanki terliyordum ama bu terler sıcaklayan tenimin üzerinden akarken buz gibi soğuk kalıyorlardı.
"Son attığın fotoğrafı silip silmemen neden benim umurumda olsun ki?" diye umursamaz bir tavırla sorarak profiline girdim. Son attığı fotoğrafı gördüğümde ise neredeyse telefonu elimden düşürecektim. Bu çocuk benim kalbime mi indirmek istiyordu! Ona döndüğümde gözlerimden öfke saçılıyordu.
"Bu fotoğrafı silmezsen seni spamlatırım." dediğimde kahkaha attı. Bu durum onu bir hayli eğlendiriyordu çünkü daha önce dondurma yarışına katıldığımda fotoğrafımı çekmiş ve onu paylaşmış. Yüzüm dondurma içindeydi ve bu kafamı oraya batırırken çekilmişti. Dondurmayla buluştuğum an kesinlikle çok utanç verici anılardan biriydi benim için. Kimsede, en azından benim dışımda kimse de bunun olabileceğini düşünmemiştim. Ah!
Omuzlarını silkti ve, "Önce takip isteğimi kabul et ve sen de takip et. Ardından bunu düşüneceğim." diyerek yanımdan geçti ve durmuş olan dönme dolaba bindi. Ona öldürücü bakışlar atarken fotoğrafı spamladım ve onu da engelledim. Gülümseyerek telefonunu işaret ettiğimde baktı ve engellediğimi fark ederek gözlerini devirdi.
Buse, "Kızlar birine erkekler birine binsin bence." diyerek göz kırptığında Nisan'ı oradan aşağı atacağını düşünmedim değil, bu çok büyük bir ihtimaldi. Buse'nin kıskançlığı everestti ve bunu çözmek için adam bile öldürebileceğine inanırdım. Neyse ki çok geçmeden asıl amacını anladım ve kafamı onu onaylarcasına salladım.
"Bence de öyle yapalım. Hadi Arda, Murat siz de geçin biz bir sonrakine bineriz."
Arda gözlerini kısarak ikimize baksa da ona gülümsedik. Sanırım bir şeyler seziyordu.
"Arda hadi gel."
Egemen ona seslendiğinde bize parmağını sallayarak onların yanına gitti. Dönme dolap ilerlerken sıramızı başkalarına verdik ve hemen yanlarına binmedik. Nisan bizi sorgulasa da ona beklemesini ve izlemesini söyledik. Biz de bindiğimizde telefonum çalmaya başladı. Ekranı kızlara göstererek, "Bizi öldürecek." dedim ve telefonu açıp hoparlöre aldım.
"Niye o kadar geç bindiniz siz? Bak Asya eğer o kızsal sinsiliklerinizden birini yaparsanız sizi vururum." Hepimiz kahkaha attığımızda bu cevap ona yetse de onun usulünde cevap verdim. "Bu yavru dinazorlara yem oldunuz bebeğim."
Telefonu yüzüne kapattığımda kahkahalarımızı tüm lunapark duymuş olmalıydı.
Onlardan yukarı çıktığımızda hepimiz elimize birer su balonu aldık. Çaprazımızda kalıyorlardı fakat bu tam kafalarına atamayacağımız anlamına gelmiyordu. Hepimiz orayı hedef alırken üst üste defalarca su balonunu üzerlerine attık. Küfürleri bize kadar ulaşırken hepsi sırılsıklam olmuştu. Tüm su balonlarını bitirdiğimizde birbirimize baktık. İlk lafı ben aldım.
"Şimdi ne b*k yiyeceğiz?" diye telaşla sorduğumda Buse de korkuyla dudaklarını dişliyordu.
Nisan da aynı ürkeklikle, "Abim cenaze hazırlıkları için aramalara başlamıştır." dediğinde aklımı kullanmanın zamanının geldiğini anlamıştım. Bir çözüm bulmamız lazımdı çünkü erkekler indikleri gibi bizi parçalamak için yer arayacaklardı. Hemen lafı aldım, sonuçta en zeki bendim...
"Bizim onlardan önce inmemiz gerek." dediğimde beni onayladılar, sonuçta başka çaremiz yoktu. İlk onlar inerse kaçamadan yakalarlardı bizi. Zaten gerisini düşünmeye hayal gücüm yetmiyordu.
Bizi bindiren adama yaklaştığımızda Buse ona bağırdı. "Çok fazla midem bulanıyor, lütfen durun. Hamileyim ben, lütfen durmanız gerek."
Nisan'la birbirimize şaşkınca baktığımızda ve tam bize sıra geldiğinde dönme dolap durdu. Ondan indiğimizde adam Buse'nin kolundan tuttu ve güvenlik üzerimize doğru gelmeye başladı. O an aslında Buse'nin hamileyim şakası sayesinde değil de fırlatıp attığımız su balonları yüzünden durdurulduğumuzu anladık.
Adama doğru ilerleyerek elini tutup Buse'nin kolundan çektim. En ciddi ifademi takınarak, "Ne cüretle arkadaşıma dokunabiliyorsun?" diye öfkeyle çıkıştım. Adam ürktü, korksa iyi olurdu. Adam konuşacağı sırada Buse ve Nisan'a dönerek, "Tabana kuvvet kızlar, hedef uzay!" dedim ve koşmaya başladım. Güvenliğin omzuna çarparak onu yere düşürdüğümde daha ne kadar boka batabiliriz diye düşünerek çıkışa doğru koşmaya devam ettik. Çocukların hala arkamızdan sövdüklerinin farkındaydık tabi ama onları hiç umursamadık.
Bodrum sokaklarına karışırken Nisan'ın yanımızda olmadığını fark ettik. Buse ile bir evin bahçesine girerek sırtımızı duvara verdiğimizde gülüşlerimiz birbirimizin içini ısıttı. İlk kez bir maddeyi birlikte yapmıştık, bunun yarattığı mutluluk midelerimizde kelebeklerin uçuşmasına neden olacak kadar gerçek ve büyüktü. Hep bu anı beklemiştim, bu an için her şeyimi verebilecek kadar hem de.
On beşinci maddeyi en yakın arkadaşlarımla tamamlamıştım, bunun için duyduğum keyif beni bütün yaz götürebilirdi.