Buse ile kahkahalarımızı bastırmaktan şişmiş duruma geldiğimizde birbirimize baktık ve kahkaha patlattık. Sakladığımız bahçenin sahipleri evlerinin kapısını açıp bize, 'Hayırdır?' der gibi baktığında elimi ağzımın üstüne kapattım. Buse de sustuğunda sanki hiçbir şey olmamış gibi asil ce davranarak usulca bahçeden dışarı çıktık. Göz ucuyla etrafı kolaçan ettiğimde hiçbir sarışın, abi ve dinozor takıntılı manyak kalıntısına rastlamadık. Buse ile eve kadar gıybet yapa yapa yürüdük. Evin sokağına girdiğimiz de İnstagrama fotoğraf atmaya çalışıyordum. Sürekli bağlantı sorunu yaşayan telefonuma kumanda muamelesi uygulayarak bacağıma birkaç kez vurduğumda Buse beni dürttü.
"Ne var?" diyerek tekrar fotoğrafı paylaşmaya çalışırken bu sefer beni cimciklediğinde ona elimin tersiyle vurdum. "Canımı acıttın, ne var?" diye sorarak ona baktığımda parmağıyla ileriyi gösteriyordu, yüzünde korkunç bir ifade vardı. Bu korkunç ifadeye neyin sebep olabileceğini bildiğim için daha bakmadan önce gözlerim neredeyse yerinden çıkacakmış gibi olmuştu aslında.
"Sıçtık kızım." dedi, sesi korkudan incelmişti. "Arda bize dinozor muamelesi yapıp neslimizi tüketecek."
Ona gözlerimi devirerek ileriye baktığımda evin önünde bir bavul ile bekleyen Arda'yı gördüm. Hayır, bize atarlanıp İstanbul'a dönmeyecekti. O bavulda adım kadar eminim ki bizim kıyafetlerimiz vardı. Hem de en minileri! Arda'nın her zamanki tehditlerinden biriydi bu. Onu kızdırdığımızda minilerimizi yok etmekten bahseder dururdu ama bunun hiç gerçek olabileceğini düşünmemiştim. Resmen gerçekleştirecekti.
Telefonumu cebime koydum ve Buse'yi kolundan tuttum. Dünyanın en ciddi meselesini konuşur gibi çattım kaşlarımı çünkü şu anda ben bundan daha büyük bir mesele göremiyordum. Bundan daha büyük bir mesele, dünyayı nesli tükenmiş dinozorların basması olurdu.
"Koş Buse koş!" diye bağırdım, bu bir savaş ilanıydı. "Miniler elden gidecek. Unutma, savaşı başlatan biz olsak da ağlayıp zorlama hakkına ve gururumuzu ayağımızın altına alıp çiğneme hakkımız var."
Buse gözlerini kıstı ve, "Hangi gurur kanka?" diye sorduğunda ona hak verdim, aramızda gurur diye bir şey yoktu. "Boş versene, sadece koş."
Kafasını salladığında atlet misali atıldık. Aradaki uzun mesafeyi kısa sürede aştık. Arda'ya değil elindeki bavula bakarak koştuğum için Arda'nın saçımı yakaladığını anlayamadım. Buse'nin de saçını çektiğini gördüğümde tırnaklarımı koluna geçirdim. Artık küfür ederek saçımı bıraktığında ona tırnaklarımı gösterdim ve Buse'yi işaret ettim. Onu iterek bıraktığında bavula uzandım. Bavulu arkasına aldı.
"Sizi var ya..." diyerek gözlerini kıstı ve tırnaklarımı geçirdiğim kolunu üstüne sürterek yüzünü buruşturdu. "...dinozorlara yem ederim. Anlaşmamıza gene uymadınız, hani kızsal pisliklerinizi bana yapmayacaktınız?"
Bavula uzanmak için hazır da bekleyerek, "Sen de kıyafetlerimize dokunmayacağına söz vermiştin? Nerede erkek sözün senin? Alt tarafı küçük bir oyun oynadık, abartma kardeşim." diyerek gözlerimi biraz kaçırdım. Tamam biraz haklıydı ama bunu ona söylemeyecektim. Eğer haklı olduğunu bilirse on yıl başımızın etini yerdi. Buna ben, Buse ve Arda'nın hayali dinozorları katlanamazdık.
Buse koluma vurarak dikkati mi kendine çekti ve, "Hemen tehdit etmeliyiz. Tipe bak, inada binmiş dinozor prensi." diyerek göz ucuyla Arda'ya baktı. Bize gözlerini kısmış, herhangi bir atağa hazır gibi sinsice bakıyordu.
Buse'ye kafamı sallayarak bir adım öne çıktım ve sesimi temizlemek için öksürerek kaşlarımı kaldırdım.
"Seni tehdit etmeyeceğim, bilirsin huyum değil..." dediğimde lafımı bitirmeden atladı. "Elinde tehdit yok değil mi? Biliyorum."
Dişimi dudaklarıma geçirerek ona üstten üstten baktım. Ellerimi belime koyarak, "Acaba sen beni ne sandın? Senin şu lise sonda vurulduğun esmer güzeli haftaya Bodrum'a ailesiyle tatile geliyormuş diye duydum. Murat'ın da hazır sevgilisi yok, ikisini ayarlasam mı diye düşünüyorum, ne dersin?" diyerek tek omzumu havaya kaldırarak dik dik ona baktım.
Kafasını iki yana sallayarak, "Sallama, onlar İzmir'e gidecek. Yemezler." dediğinde sinsice sırıttım. "O kadar emin olma. Karşında profesyonel stalker duruyor. Arkadaşının sevgilisi hikaye paylaşmış. Senin esmer rotasını İzmir'den, Bodrum'a çevirmiş. Artık kimin haberini aldıysa..."
Arda bavulu arkasından yanına alarak diklendi ve, "Benim için yapmış olabilir mi, öyle mi diyorsun yani?" diye hevesle sorduğunda ona doğru bir adım attım ve, "Olabilir diyorum. Bavulu verirsen senin için bir şeyler yapabilirim." diyerek elimi öne doğru uzattım. Arda bavulu bırakarak geri çekildi ve telefonunu cebinden çıkartarak bir şeyler yapmaya başladı. Buse benden önce davranarak bavulu kaptığı gibi eve doğru koştu. Bunu yapması iyi olmuştu, en azından Arda'nın zaafından faydalanıp kıyafetlerimizi kurtarmıştık. Tabii bir sorun vardı, küçük bir sorun...
Hemen o esmer güzelini bulup, Arda'yı ona övmem gerekiyordu. Hatta şöyle söyleyeyim, benim bir esmer güzeli bulmam gerekiyordu. Çünkü lise sonraki o esmer güzeli asla buraya gelmeyecekti, sadece yem atmıştım ve Arda bunu öğrendiğinde beni doğduğuma pişman edecekti.
Eve doğru Buse'nin peşinden koştum ve içeri girerek bahçeye çıktım. Kalbim resmen götümde atıyordu, o kadar telaş yapmıştım
"Buse tüm planları iptal et, hemen bir esmer güzeli bulamazsak Arda bizi ilk çağa ışınlar."
Etrafımda dönerek Buse'yi ararken, biri kollarımdan tutarak beni sıkıştırdı. Tam çığlık atacaktım ki bir kolum serbest kaldı ve önümde oyuncak bir tavşan belirdi. Bu lunaparkta beğendiğim ve Kuzey'den almasını istediğim tavşandı.
"Benimle kocaman bir güne hazır mısın Asya?" diye kulağıma fısıldayan Kuzey'e bir süre cevap veremedim. O diğer kolumu da bıraktığında elindeki tavşanı alarak ona doğru döndüm. Yüzünde kocaman bir gülümseme ve güneş sayesinde biraz kuruyan saçları ve kıyafetleriyle bana bakıyordu. Normal şartlarda beni ağaca çıkarıp aşağı sallandırması gerekiyordu ama aksine çok mutlu gözüküyordu.
"Bu kadar kısa sürede bunu nasıl aldın?"
Oyuncak tavşana bakarak onu kollarımın arasına aldım ve bilmediğim bir şekilde mahcup bir ifadeyle Kuzey'e baktım. Bunu yapabileceğini düşünmemiştim açıkçası. Uğraşmaz sanıyordum ama yapmıştı işte. Neden bu kadar uğraşmıştı, gerçekten bunu bu kadar istiyor muydu? Ben bu kadar istediğini bilmiyordum, şimdi ona verdiğim sözü tutmam gerekecekti.
"Orasını boş ver. Yarın sabah yedide seni uyandıracağım. Gece yarısına kadar benimlesin. İtiraz, Muhittin, salak, asalak bunların hiçbiri yok."
"Tamam öyle olsun Muhittin." diyerek boşluğa düşmüş gibi ona bakarken kocaman güldü. Elini saçlarına daldırıp karıştırırken ben onu izliyordum. Birlikte geçireceğimiz kocaman bir gün. Hayal bile edemiyordum. Bu sanki hiç beklenmedik, asla olmaması gereken şeydi. Bilmiyordum, Kuzey'le normal bir gün, Arda'nın hayali dinozorlarının şehri basması gibi bir şeydi. Hatta dişi bir dinozorun prens niyetine Arda'yı kaçırıp, bir kuleye kapatması kadar imkansız geliyordu.
"Asya, neden öyle bakıyorsun?" diye sorduğunda derin bir nefes alarak gözlerimi ondan çektim. Etrafa bakarak, "Bir şey düşünüyordum, dalmışım." dedim, yalan değildi ama büyük bir geçiştirme olduğu kesindi. Ona onunla ilgili düşündüğümü, daha doğrusu bu yaptığımızın bana ne kadar imkansız geldiğini anlatsam sanırım bana kırk yıl trip atardı. Tabii bulursa...
Bu söylediğim onu daha çok güldürdü. Kendime tokat atmak istiyordum. Kendime gelmem gerekiyordu. Hayır, yanlış yaptığımı biliyordum. Yaz aşkı geçici olurdu. Eğer kendimi ona kaptırırsam toparlanmam zor olurdu.
"Arda sizi kapıda bekliyordu, umarım çok yolmamıştır sizi. Çocukların hepsi çok sinirlendi. Yakalarlarsa yakarlar."
O konuşurken onu izlemek daha önce yaptığım şeyler arasında değildi. Buralar da bir yerler de Eros falan olmalıydı. Okunu bana fırlatmıştı belli ki....
"Peki sen, sinirlenmedin mi?" Omuzlarını kaldırdı ve gözleriyle tavşanı işaret etti. "Ben siniri mi aldırdım. Hayal kurmak sinirleri yatıştırıyormuş, bunu da yeni öğrendim."
Ağzım bir süre açık kaldı ve dudaklarımı birbirine bastırarak aklımı toparlamaya çalıştım. Buna bir son vermem gerekiyordu. Eğer ilerisi olursa ve durduramazsam ne olacaktı? O zaman ne yapacaktık biz? Tamam, bir şeyler vardı bunu inkar etmiyorduk ama ya sonrası? Kuzey bunu düşünmüyordu, benim düşünmem ve bir şeyler yapmam gerekiyordu. Eros belki de okunu kalbime değil de kıçıma saplamıştı, hala doğru dürüst bir şeyler düşünebiliyordum.
"Kuzey bak biz yanlış yapıyoruz. Yaz bitecek ve..." dediğim anda sanki itirazımı anlamış gibi hiç beklemeden işaret parmağını dudaklarımın üzerine koydu. "Şşşt, konuşma. Yanlış olan hiçbir şey yok. Ben bunu sana yarın göstereceğim. Biraz pozitif ol, benim için." dedi ve yavaşça parmağını çekti. O kadar pozitif, o kadar umutluydu ki bunu görmemek için kör olmak gerekiyordu. Ben de pozitif olmak, kıçımdaki oku alıp kendi ellerimle kalbime saplamak istedim.
"Senin için..." dediğimde arkadan bir ses beni böldü...