Maddeyi öğrenmemin üzerinden saatler geçmişti. Bir güzel hazırlanmıştım, baştan aşağı süslenmiş bir haldeydim. Mini, siyah bir elbise ve uzun ince topuklular giymiştim. Omzumda zinciri kalçama kadar uzanan zarif çantam ve parmaklarımda altın rengi yüzükler vardı. Boynum açıkta olduğu için uzun kolye takmıştım, bir de baş harfimden oluşan kolyem vardı. Onu da araya sıkıştırmıştım.
Gideceğim bar çok uzakta değildi, otele bağlıydı. Bu yüzden tek yapmam gereken ulaşmak için yürümek olmuştu. Farklı bir çabaya girmemiş, farklı barlar aramamış ya da taksiyle uğraşmamıştım.
Barın uzun merdivenlerinin girişindeydim. Girmek için kendimi çok hazır hissettiğimi sanıyordum ama girişe gelene kadar korktuğumu fark edememiştim. Yalnızdım, beni en çok ürküten buydu. Normalde her yere ve her şekilde tek başıma gider her şeyin altından utanmaz bir şekilde kalkardım. Çok umursamazdım, yapımda yoktu. Fakat şimdi yalnızlığımdan çekinmiştim, yine de bunun da kısa süreceğini biliyordum.
Derin bir nefes alıp içeri gireceğim sırada biri omzuma sertçe çarptı. Duvara tutunarak son anda merdivenlerden düşmekten kurtuldum. Bana çarpan kişiye doğru döndüğümde umursamaz bir tavırla, sanki ben bir duvarmışım ya da görünmezmişim gibi geçip gitmekte olduğunu gördüm. Genç bir kadındı, kızıl saçları beline uzanıyordu ve dar elbisesi vücut hatlarını bir sergi gibi gösteriyordu.
"Duvar değilim." dedim kızın arkasından, sesim oldukça sertti ve bu konularda asla taviz vermezdim. "Ya da görünmez olduğumu sanmıyorum."
Kız bir sonraki merdiveni inemedi, omuzlarının gerildiğini gördüm. Kısa bir süre sonra saçlarını savurarak kafasını çevirdi ve geride bıraktığı bana baktı. Baştan aşağı hiç çekinmeden süzdü. Bakışlarından derin bir ima ve yerme çabası vardı.
"Önüne bak o halde."
Kaşlarım havalandı, bu tür insanlara nasıl davranılması gerektiğini çok iyi biliyordum. Onlar ancak kendi dillerinden anlarlardı, onlara onlar gibi davranmalıydınız.
Aramızdaki merdivenleri indim, hemen yanından geçmeden önce derin bir nefes aldım ve omzumu omzuna sertçe geçirdim. Tutunabileceği bir duvarda olmadığı için dengesini yitirdi ve uzun topuklarının üstünde duramadı. Birkaç basamak aşağıya, kapının hemen önüne düştüğünde elimi şok olmuş gibi ağzıma götürdüm.
"Önüne baksaydın keşke." dedim ve omuz silkerek kapıdan içeri girdim, onun çıldırıp ortalığı birbirine kattığını bile görmek istemiyordum. Muhtemelen ağlanırdı, ajitasyon falan yapardı. Umurumda bile değildi, kendimi bir bar kızına yedirecek değildim. Küçük olabilirdim, henüz reşit dahi olmayabilirdim ama kendimi korumak adına her şeyi öğrenmiş zeki bir kızdım. Kimse bunu inkar edemezdi.
İçeride göz gezdirdim, deli gibi dans eden insanları görünce sırıtmadan edemedim. Onlarına arasına katılmak ve bu geceyi ölümsüzleştirmem gerekiyordu. Daha önce bara gitmiştim ama orada alkolsüz kokteyl içmiştim. Orada yanımda Arda vardı ama şimdi yalnızdım, her türlü içkiyi deneyebilirdim.
Ortalık çok kalabalıktı, localar da aynı şekilde. Bu yüzden bar kısmına ilerledim, uzun taburelerden birine yerleşerek havalı şişelerde göz gezdirdim. Barmen bir müşteriye içki dolduruyordu, beni henüz görmemişti. Kaslı, uzun boylu ve oldukça yakışıklıydı. Tam olarak filmlerdeki yakışıklı barmenleri andırıyordu. Kendimi bir filmin başrolü olarak hissetmemem için ortada tek bir neden dahi göremiyordum.
Barmen omzuna attığı ince bezi çekip aldı ve bir bardağı ovuştururken önüme yaklaştı. Dirseklerini tezgaha yasladı, göz ucuyla beni süzdükten sonra gözlerini şüpheyle kıstı.
"On sekiz yaşında değilsin değil mi?" diye sorduğunda gözlerim açılmak için an kollasalar bile kıstım. "Aslında yıl olarak on sekizim, yani bunu dert etmene gerek yok." Derin bir nefes aldım ve umursama görünmeye çalıştım. "Ayrıca kadınlara yaşı sorulmaz, sana bunu kimse söylemedi mi?"
Buna esaslı bir kahkaha patlattı. "Pekala, öyle olsun. Ne alırdınız Küçük Prenses."
"Bu Küçük Prens gibi bir şey mi?" diye sorarak yüzümü buruşturdum. "O kadar küçük göründüğümü sanmıyorum."
"Görünmüyorsun." diyerek sırıttı. "Aslında çok hoşsun, gayet reşit görünüyorsun ama benim gözlerim biraz keskindir. Alışkanlık diyelim."
"Senden başka kimse anlamadığı sürece problem değil o halde." diyerek göz kırptığımda yeniden güldü, bence beni sevmişti. "Şimdi bana alkollü bir şeyler vermeye ne dersin?"
"Bence sana alkolsüz kokteyl vermeliyim." diye alay ettiğinde kaşlarımı yalandan çatıp iç geçirdim. "Samimiyetimize güvenerek söylüyorum, bence beni hayal kırıklığına uğratmak istemezsin. İstersem alkol dahi almadan burayı yerle bir edecek kafaya ulaşabilirim."
"Uuu..." dedi ve kaşlarını kaldırdı. "Çok iddialı."
"Umarım sen de öylesindir." diyerek göz kırptığımda aynı şekilde karşılık verdi ve içkimi hazırlayıp önüme bıraktı. "Al bakalım, cesaretin benden izni kopardı."
"Teşekkürler." İçkiden bir yudum alır almaz ister istemez yüzümü buruşturdum. Bu içki sekti, benimle alay ediyor olmalıydı. Bundan nefret edip içmeyeceğimi de sanıyor olabilirdi.
"Nasıl, beğendin mi?"
"Çok." dedim ve sırıttım. "Baya hafifmiş."
"Hafif?" Kaşlarını inanamıyormuş gibi kaldırdı. "Bakıyorum da pek deneyimlisin."
"Öyleyimdir." Yeniden göz kırptım ve onu göz ucuyla süzdüğümde yaşını merak ettiğimi fark ettim. Çok büyük durmuyordu, taş çatlasa yirmi beş yaşında olabilirdi. "Kaç yaşındasın? Umarım reşitsindir."
Esaslı bir kahkaha daha patlattı. "Sadece kadınlara mı yaşı sorulmaz, pek feminist değiliz galiba."
"Aslında epey feminist bir damarım vardır ama sanırım bunu merak etmeden duramayacağım."
"Genelde ilk ismimi sorarlar ama gelişinden normal bir kız olmadığın belli oldu." Elindeki bardağı silmeye devam etti. "Yirmi bir yaşındayım."
"Yirmi beş bekliyordum." diye itirafta bulunduğumda yüzünü buruşturdu. "Bu bir hakaret." Hemen ardından bira isteyen birkaç kızla ilgilendi. İşlerini hallettikten sonra ise yanıma geri döndü. "Yaşımdan vurulmuş gibi hissediyorum. Hem de henüz on sekiz bile olmayan bir kız tarafından."
"Yaşın hiçbir öneminin olmadığının kanıtı değil de ne?"
"Her şeye bir cevabın var." dediği sırada bardaktaki içkinin son yudumlarını yanan mideme indirmiştim. Bu kadar hızlı içmeme şok olmuş gibiydi ama çaktırmamaya çalışıyordu. Bardağı aldı, başını iki yana salladı. "Sana daha hafif bir şeyler vereceğim."
"Aman." diyerek omuz silktim. "Gece daha uzun, zirveye her türlü çıkacağım."
Önüme yine Vodka bıraktı ama bu kez bolca enerji içeceği kattı. Bunu bir sorun olarak görmedim, gecenin uzun olduğu konusunda ciddiydim. Eğer hızlı gidecek olursam gecenin sonunda baygınlık geçirmek istemezdim, ya da kusmak.
Gözleri kolyeme doğru kaydı. "Adın ne? A?"
"Asya." dedim, kaşlarımla onu gösterdim. "Senin ne?"
"Erik." Kaşlarımı çattım. "Bildiğimiz erik değil herhalde."
"Hayır." Gülmeye devam ediyordu, epey eğleniyor gibiydi. Aslında ben de eğleniyordum, en azından kendime konuşacak birini bulmuştum. İyi birine benziyordu, öyle bildiğimiz sapıklardan da değildi. Gayet elitti, işinde iyiydi ve saygılıydı. Sevmiştim. "Eric Herald, babam Amerikalı."
"Ve sen Türkiye de ne yapıyorsun?" diye merakla sordum. Benim yurt dışı hayallerim vardı, yapabileceklerimin sınırının olmadığı ülkelerde gezip dolaşmak istiyordum. Tabii Arda ve Buse ile. Onlarsız bir tatil daha düşünemiyorum, şimdiden onları özlemiş gibi hissediyorum.
"Annem burada, tatillerde Türkiye'deyim." Onu onayladığım sırada birkaç müşteri daha geldi, onlarla ilgilenmesi gerekti. Ben de bu sırada içkimi mideye indirmekle ilgilendim, bazen müziğe ayak uydurdum ve ritmi yakalamayı denedim. Bir süre sonra içerisi epey kalabalıklaştı, Eric işten sıyrılıp benimle konuşmaya vakit bile bulamadı. Sadece yeni bir içki uzatırken ne kadar yoğun olduğundan bahsedebildi. Ben ise o sırada mideme beş Tekila shot indirmiştim. Gece ilerledikçe midemdeki yangın etkisini gösterdi. Kendimi müziğin içinde gibi hissettim. Dans edenlerin ortasına daldığımda Eric gitmememi beş defa falan söylemişti ama onu dinlememiştim. Sanırım henüz reşit olmamam onun gözünü korkutmuştu ama benim hiç korkutmuyordu.
İnsanlarla iç içeydim, müziğin dibine vuruyordum ve eğleniyordum. Bazı kızlarla el ele giriyor, birlikte ortalıkta zıplıyordum. Bütün şarkılara eşlik ediyor, içime akan müziğin beni mutlu etmesine izin veriyordum. Zaman aktı, etraf artık seçemeyeceğim bir hal aldı. Yine de hiçbir şey umurumda olmadı.
Bu eğlencemi kanıtlamam gerektiği aklıma geldiğinde hemen Eric'in yanına koşturdum, ona telefonumu uzatırken ayakta duramıyordum.
"Lütfen fotoğrafımı çek." dedim büyük bir hevesle. "Arkadaşlarıma yollamam gerek, bir anlaşma gibi düşün."
"Fotoğraftan sonra geri döneceğine söz verirsen." dediğinde başımla onayladım. Elimi sallarken dans pistine doğru koşturdum. "Söz!"
Sonrasında ne olduğu ise biraz silikti. Dans pistinde üzerime dolanan birkaç el hatırlıyorum, sanırım öncekinden başka grubun arasına dalmıştım. Birilerinin şuursuzca bana değdiğini sandım ama hayır, biri bana bilinçli şekilde dokunuyordu.
Dönüşüm çok hızlı oldu, ban dokunan herifin elinden yakaladığım gibi yanağına tokadı yapıştırdığımda uğuldamalar yükseldi. Daha onun şokunu atlatamadan biri koluma dokunduğunda ikinci bir tokadı geçirmek için hazırdım. Arkama döneceğim sırada midem bulandı, gözlerimi alan ışığa doğru bakmakla ilgili fena bir hata yaptım. Tam o anda birini gördüm, hemen önümdeki herife yumruğunu geçirdi. Sonra biri daha, beni tutmaya kalkan herife yumruk geçirdi. Ayaklarımın dibine yığılan iki şerefsiz vardı, ortalık açılmıştı. Fakat sonrası çok silikti.
Tek bildiğim şuydu;
Madde üç tamamdı, Bodrum da bara gitmiş ve içip dağıtmıştım.
Bundan sonrası ayık kafamın işiydi.