ŞİFASI ZEHRİ

868 Kelimeler
Arkamı dönerken gözlerimi olabildiğince kırptım bu hareket ağlatmasa da gözlerimin dolu dolu olmasına sebep olabilirdi. Arkamı döndüm. Kafamı kaldırmadan önce elindeki hırkamı ve içinden bir kısmı görünen boyalarımı fark ettim. Artık boyalarım demesem daha iyi olurdu çünkü boyum göğsüne bile yetişmeyen bir Kartal ile kapışamazdım. Onları çalarken ne kadar zahmete girdiğim aklıma girdi, o boyalar yüzünden birinin neredeyse kafasını kırıyordum. Hiç beklemediği bir anda elini boynuma sardı ve baş parmağını çenemin altına bastırarak başımın yukarıya doğru kalkmasına sebep oldu. Parmakları neredeyse tüm boynumu saracak kadar uzundu. Avucu ise saniyelere içindi boynumu terletecek kadar sıcaktı. Reflesk olarak gözlerimi sıkıca kapatmış diğer hamlesini bekliyordum. “Ellerini yukarıya kaldır ve kuyruğunu görebileceğim bir şekilde çıkart.” Asıl lefaları yakalayan polisler değildi, bunlardı. Hiçbir polis bir lefayı yakalamaya cesaret edemezdi onları buldukları yeri bu kanatlılara haber edip gerisine çekilirlerdi. Ellerimi yavaşça yukarıya doğru kaldırırken kuyruğumu hareket ettirip belim ile olan temasını kestim. Sözünü ikiletemezdim. Bir hareketiyle boynumu kırabilirdi ve kimse neden öldürüldüğümü sorgulamazdı. Çünkü bu ada onlara atalarından kalmıştı onlardan sonra gelen her soy ikinci sınıftı. Gözlerim hala kapalıydı. Kuyruğumu serbest kaldığında kendimi istemsizce germiştim çünkü kartalların gözleri keskindi yani gece olduğu için birazda olsa şanslıydım. Kuyruğum boşlukta salınırken eli onun uç kabarık kısmını kavramıştı. Normalinden iki katı kabarıktı şu an kuyruğum korktuğumuzda veya heyecanlandığımızda tüylerimiz elimizden olmadan kabarırdı. Kuyruğumu kavradı ve sıktı. Gözlerim bu hareketiyle aniden açılmıştı. Başımı çevirip kuyruğuma ne yaptığına bakmak istiyordum ama gözlerim açılır açılmaz karşılaştığım iki çift kehribar gözün zehirli dikenine basmıştım. Ne ayağımı kaldırabiliyordum ne de acıdan durabiliyordum. Kuyruğumun köküne kadar elini götürdü ve yine sıkarak ucuna kadar okşar gibi sürükledi bu hareketi birkaç kez daha tekrarlayıp elini çektiğinde neden böyle yaptığını anlamış oldum. Göz temasını ilk kesen o oldu. Avucunu ay ışığının yansıdığı yere tutup dikkatlice baktı. Çaldığım boyalar kullanılmıştı, hiç kullanılmamış boya bulmam imkansız gibi bir şeydi zaten. O ise eline boya kalıntısı bulaşıp bulaşmadığına bakıyordu. Özellikle eline bakmıyordum eğer onun gibi boya bulaşmış mı diye bakarsam kesin yakalanırdım. Maalesef doğru, kartallar zeki canlılardı. Ama unuttukları, daha doğrusu küçümsedikleri bir şey vardı. Tilkilerde bir o kadar kurnazdı. “Burada ne arıyorsun?” Sesim titrek çıksın diye yutkunmadım. “Hiç... hiçbir şey.” Boğazımı sıktı ve boynumu kendine çekerek parmak uçlarıma yükselmek zorunda kalmıştım. Piç kurusu. Eğer biraz daha boynumu zorlasa nefes alamazdım. “Son kez soruyorum, burada ne arıyorsun?” sesi sakindi ama kelimeleri nasıl bu kadar şiddetli hissettirebiliyordu!? “Özür dilerim ama söyleyemem onlar öldürür beni.” Sesimi sonlara doğru özellikle kısmıştım. Aklımda bir yalan tiyatrosu hazırlamıştım oyuncular yani kelimelerim tek tek hazırdı. Neredeyse bu oyunu defalarca oynamıştım. “Eğer onlar öldürmezse ben öldüreceğim. Bu yüzden en acısız ölümün hangisi olacağını tahmin edebiliyorsundur.” Cidden mi? Genellikle biz seni koruruz gibi yalanlar söylenirdi. Bu kartala kelime oyunu yapamazdım bunu fark etmiştim bu yüzden uzatmadan konuşmaya başladım. “O adamlar beni zorladı... Ben bu zamana kadar hiç kimsenin eşyasını çalmamıştım ama eğer bunları alırsam bana para vereceklerini ve başımın hiç belaya girmeyeceğini söylediler,” “Dur tahmin edeyim o adamlar sana ismini söylemedi ve bunu sana yaptıranların kim olduğunu da bilmiyorsun.” Evet, tiyatromuz bu kadardı. Devamını mezarda çekecektim belli ki. Yine de hemen pes etmedim perde kapanırken birkaç saniyem vardı ve onu da değerlendirecektim. “Bugün, en fazla birkaç saat önce polisler beni onların elinden kurtardı. İsterseniz soruşturabilirsiniz.” Yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Nefesi burnumun ucunu ısırdı yanaklarımı yaktı. “Neden işbirliği yaptığın adamlardan kaçtın?” Köşeye sıkıştım farkındayım ama pes edemezdim. Gözlerimi kaldırdım, bakışları bomboştu. Amacımın ne olduğunu anlamış mıydı, göremiyordum. “Dışarıda kalıyorum ve bunları çalarken onlar arabalarında rahatça oturuyorlardı. O kadar riske girdim, yaralandım,” kuyruğumu dikleştirip, kuyruğuma sardığım bez parçasını göstermeye çalıştım ama doğruyu sözlerimden değil de gözlerimde arıyormuş gibi pürdikkat siyah irislerime bakıyordu. Sözlerime devam ettim. “Bana boyaları alabilirsem sadece kalacak yer vereceklerdi. Bende onlardan kaçıp bana daha iyi seçenek sunan kişilere vermeyi planladım.” “Serbestin yani polislere yalan söyledin?” söylediklerime inanmış mıydı? Başımı öne eğip yaptığım işten utanıyormuş gibi gözükmeye çalıştım ve başımı onu onaylar anlamda yavaşça salladım. Doğruldu ve ellerini üzerimden çekti. İçime derin bir nefes aldım ve yavaşça bıraktım. Bekliyordum. Kafam hala önümde eğik bir vaziyette duruyordu. Elindeki hırkayı yere bıraktı. Boyalar birbirine çarparak sessizliği kısaca dürtmüştü ve ondan sonra daha yüksek bir ses çıkmıştı. Ayağını kaldırıp metal boya dolu tenekelerin üzerine sertçe bastı ve onları ezdi. Basınçtan dolayı patlayan boyalar ikimizin de parçalarına sıçramıştı. Daha yeni neredeyse ölebilirdim ve bunun için gözlerim bile dolmamıştı ama şimdi ise bu boyaların başında ağlayabilirdim. Hiçbir şey söylemeden arkasını döndüğünde şaşkınlıkla sırtına, iki yanında dimdik duran ve uçmaya hazırlanan kanatlarına baktım. Kanatları ileri geri hareket etmeye başladığında oluşan rüzgar yerdeki kum taneciklerinin havalanmasına sebep oldu. Kolumu yüzüme siper ederken ayakları yerden temasını kesmişti. Gitmeden önce aramızdan geçen son konuşmayı yaptı. “Seni bir kere daha bir suça karışmış yakalarsam, ölürsün.” Ve perde kapandı. Alkış tüm salonda yankılandı ama bir tek benim ellerim birbirine çarpıyordu. Kanatlarının hoyratça çırpışı bile değişmemişti. O hiç değişmemişti. Bakışları keskinleşmişti ama bana bakarken kör tarafını bir şekilde görebiliyordum. Beni tanımıştı ve belki de bu halime acımış öyle bırakmıştı çünkü o kimsenin canını umursamazdı. O bu görevi almak için canını bile ortaya koymuştu. Her şeyini geride bırakmıştı. Beni, sarılmamızı, öpüşümüzü, göğsümde uyuyuşu, saçlarını okşayışım... Gözlerimden akan yaşları umursamadım, onlarla beraber yürümeye başladım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE