BİR GARİP EVLİLİK TEKLİFİ

1230 Kelimeler
Öğlen saatlerine yakın yağmur şiddetini artırdı. Ve giderek daha da hızlanacak gibi duruyordu. Evimde, sıcacık yanan sobanın önünde oturuyor olsaydım eğer bu benim için elbette bir sorun teşkil etmeyecekti.  Ancak, dağın taşın kapladığı yabani ve sessiz bir ormanda ilerlerken bu çok kötü bir sorundu.  "Hızlanmamız gerekiyor."dedi prens. Ona bakıp başımı salladım.  Dar, taşların süslediği yoldan ilerlerken toprağın altında bir hareketlilik oldu. Dizginleri çekip aynı anda durduk. Birbirimize tedirginl bakışlar atarken artan hareketlilik atları huysuzlaştırmaya başladık.  Prens, hiç konuşmadan atan inmemiz için işaret verdi. Hemen hızlıca dediğini yapıp atan indiğimde o zaten çoktan inmişti. Yanıma geldi elimden tutu.  Yavaşça atlardan uzaklaşmaya başladık. Aldığımız solukların bile bir ağırlık yaratığının farkındaydık ve o şeyin bizi fark ettiği an kemiklerimizi dahi yiyeceğiniz biliyorduk.  Yavaşça ağır ağır kalabalık ağaç kümelerinin bulunduğu bir noktaya ilerledik. Bu süreçte prens elimi sıkıca tutup asla bırakmıyordu.  Ağaçların arasında kalın gövdeli bir çınarın dibine çömeldi kadar ve iyiden iyiye rahatsız olan ve artık hararetli hareketler yapan atları izlemeye başladık. Onlar da yaklaşan tehlikenin farkındaydı. Bundan olsa gerek aniden dört nala koşmaya başladılar.  Bu artan hareketlilik dalgası, yerin altında ki canavarı canlandırdı. Daha gürültülü bir şekilde yerin altında kıvrılmaya başladı. Giderek yüzeye yakın hareket ediyordu.  Korkudan prensin koluna yapıştım. O da beni kendine daha çok çekti ve sıkıca sarılıp göğsüne bastırdı.Durumun ikimiz için de kötü sonuçlanabileceği gerçeği bizi tehlikeden alıkoymuyordu. Aksine sona yakın hissi paniğe kapılmamızı ve yanlış kararlar almamızı sağlayabilirdi. Belki de şuan ağacın altında oturarak en büyük hatayı yapıyorduk bile.  Fısıldayarak,"Onun nasıl bir şey olduğunu gören olmuş mu?"diye sordum.  Prens, yüzünü yüzüme indirdi. "Hayır. Yani aldığımız cevaplar bu yönden. Ne kadar dürüst oldukları tartışılır." "Ben birazını gördüm." Prens kaşlarını çattı, ilgili ve merakla bana baktı."Ne zaman?" Sonra bir şey fark etmiş gibi endişeli göründü."O sırada tek başına mıydın?" "Hayır, hayır tek başıma değildim. Yanımda eski gereksiz dosyalarım vardı."Prens uzunca yüzüme baktı. Bir kez daha yer sarılınca öncesinde ki her şeyi unuttuk ve birbirimize daha çok sokulduk.  Prensin, kadife yumuşaklığındaki saçlarından hoş manolya kokuları yayılıyordu. Sıcacık göğsünden ise daha aromalı ve hoş kokular burnuma doluyordu. Adrenalin dolu şu anda bunlara dikkat etmeye çalışarak sadece kendimi rahatlatmaya çalışıyordum. O gün, Ahter,Sahra ve ben o şeyin bizim sonumuz olacağını ve oradan bir daha asla kurtulamayacağı düşündüğmüz o anda bir umut var oldu bizimle. Yeryüzüne çıkardığı kıskaçlarında ki iri ve çukura benzeyen gözlerinin kör olduğunu fark ettik bir süre sonra. Ve hiçbir şekilde koklama yeteneğine de sahip değildi. Sadece hareketleri duyabiliyor ve o yönde hareket edebiliyordu. Büyüklüğü hakkında en ufak bir fikrimiz yoktu. Sadece kıskaçlarına bakabilimiştik. Çünkü o,o kadarını bize sunmuştu.  Bir süre öylece beklemiş ardından çıktığı deliğe geri dönmüş ve yavaş yavaş bizden uzaklaşıp gitmişti. Ardından ayağa kalktığım gibi eve koşmuştum. Aklımda sadece kardeşim vardı. Onu iyi olduğunu görene kadar o gün fiziksel bir acı içinde kıvranıyor olsamda asla durmadım ve koştum.  Onlar iyi ve sağlıklıydı ama tüm köy durdurulamaz bir panik ve tedirginlik içindeydi. Çünkü o şeyi bizden önce gören biri olmuş ve tüm köye yaymıştı. Herkes kendince o gün bir takım önlemler aldı. Tabii daha sonraya araya günler girdi ama o şeyden bir daha ne ses ne seda çıktı. Belki buralardan ayrılamaya karar vermişti diye düşündük ama şimdi yanıldığımızı çok iyi görebiliyordum.  Bir süre öylece bekledik ve o şey atların ilerlediği yönde hareket etti ve bir noktadan sonra sesler tamamen kesildi ve doğa ana, eski haline geri döndü.  Prensle göz göze geldiğimde ondan uzaklaşmayı planlıyordum ama gözlerinde ki ifadeyi görünce bunun için oldukça geç kaldığımı anladım.  Aniden davetsiz dudakları dudaklarıma tutundu ve dilini yavaşça ağzımın içine kaydırıp karşıkonulması güç bir tutkuya benimle öpüşmeye başladı. Beni ağacın dibinde kuru kalmış zemine doğru özenle yatırıp üstüme uzandı ardından. Parmakları bedenimde izinsizce dolanırken bunu durdurması için onu sertçe uyarmam gerekiyordu ama aklımda bambaşkadır bir görüntü yankı buldu.  O gün Ahter ile Sahra'nın yaptıklarını asla unutamıyordum. Biliyorum,bu önemsemem gereken bir şeydi ama ne yaptıysam olmadı. Bir türlü o görüntü gözümün önüne gelip durdu.  Prensin sıcak ve ıslak dudakları boynuma uzmanınca onu irademe gem vurmayı başararak durdurmayı başardım. Hisselerim beni yanıltmazdı. Bu adam sevgiyi aradığım kişi olamazdı. Olmamalıydı.  "Lütfen,"Hızlı hızlı nefes almaktan konuşamıyordum. "Durmamız gerekiyor. Bu yaptığımız doğru değil."  Prens, yüzünü astı. "Doğru olması gerekmiyor." "Hayır,"Bir türlü üstümden kalkmak istemiyordu. "Böyle içime sinmiyor. Aramızda evlilik bağı olmalıydı. Yasak şeyler, şeytanın cezbetmesinden öte arzulanır hâle geliyor. Lütfen, rica ediyorum. Üstümden kalkın." Biraz durup düşündü ama en sonunda üstümden kalkınca geriye doğru sürüne sürüne ondan uzaklaştım. Üstüne başına düzen verirken bana doğru hiç bakmadı. Yüzü kaya kadar sertti.  Hayatta bir çok yanlışım vardı. Kış yaklaşıp da iş dönemi kapandığı zaman kardeşim için eve bir kaç bir şey getirebilmek için zenginleri bir miktar soyardım. Her zaman için bunun çok yanlış bir şey olduğunun farkındaydım ama mecbur kaldım. Biliyorum bu bir bahane sayılmazdı. Ama zaten yeterince pisliğe batmıştım,daha ne kadar ileri gidebilirim diye düşünüp de bir erkekle ilişkiye girecek kadar kendimi kaybetmemiştim henüz. Hayatımın bir tarafı karanlık ve leş gibi kokarken hiç olmazsa diğer tarafı için bazı şeylerin iyi olması için elimden geleni yapmam gerekiyordu.   Ayağa kalktım, üstümdeki tüm pislikleri temizledim ve eve doğru kendi başına yürümeye karar verdim. Sessizlik içinde ilerlemek her zaman için daha rahatlatıcı ve düşündürücüydü.  Uzun zaman önce güneye gitmeye karar vermiştim. Lakin yabancı topraklarda hayata nasıl tutulacağımı, nerede ve kimin yanında kalacağımı düşündüğümde bu fikri sürekli olarak erteleyip duruyordum. Ama şimdi erteleme şansımın olamadığını farkındaydım artık.  Doğup büyüdüm bu yer, artık eskisi gibi değildi. Önce çıkan hastalık ve şişmdi baş gösteren tuhaf canlılar. Sadece bu da değildi. İnsanları bile artık vahşi,doyumsuz ve girerek samimiyetsiz olmaya başlamıştı.  Belki güneyde daha iyi bir hayatımız olurdu. Orada Sahra'nın söylediğine göre hiç kış yaşanmıyormuş. Havalar hep sıcak ve güneşliymiş. Eğer oraya gidersem ve güzel bir iş bulursam kış gelince onu kaybedecek miyim,diye düşünmeyeceğim artık. Bu yüzden insanların mallarını artık çalmayacaktım.  Kasaba uzaktan sobaları tüten bacalarla kendini gösterdi. Arkamdan gelen ayak seslerinden prensin peşimden geldiğini fark edeli çok olmuştu ama yan yana gelemeyiz ikimizde istemiyorduk. Böylesi herkes için daha doğruydu. Bana kırılmıştı ama beni anlayacak kadar olgun ve eğitimli olduğuna emindim. Ki öyle olmasaydı benimle köye kadar gelmeye hâlâ devam etmezdi.  Arada durup yerin altından sesler geliyor mu diye kontrol ederdim. Böylelikle olası bir tehlike yaklaşmadan önce güvenli bir delik arayışına girebilirdim. Ancak Yüce Yaratıcıya şükürler olsun ki kasabasının kıvrımlı, dökük taşlı döşemeli yoluna girene kadar hiçbir tehlike yaşanmadı. Kendimi güvende hissetmiyordum elbette. Çünkü o şeyin kasaya gelemeyeceği garantisini kimse bana veremezdi.  Teşekkür etmek için arkama döndüm. Karşımda prensi görmeyi beklerken Ahter'in oymalı soğuk,sert yüzünü görünce geriye sıçrar gibi oldum.  "Prens nerede?"Etrafa hızlı hızlı göz attım. Onu görmeyince endişelenmeye başladım. "Başına bir şey mi geldi?" Keşke arkamdan ilerlediği zaman dönüp arada kontrol etseydim. Belki o şey hiç ses çıkarmadan onu alıp gitti.  "Yüce Yaratıcı, sen koru." Geldiğim yöne doğru,bu kez koşturarak gitmeye başladım. Ahter'in beni durdurmak için koluma uzandığı o esnada prensin sesini duyunca durdum.  "Buradayım."Ahter'in arkasında onun çıktığını görünce derin bir rahatlama hissi duydum. Bana hâlâ kızgınmış gibi görünmüyordu. Yüzünde geniş bir tebessüm vardı. Yanıma geldi.  "Madem evlenmemiz gerekiyor,"dedi, şaşkınca ve heyecanla yüzüne baktım. "O zaman bizde evleniriz."Kalbim ağzımda atıyordu artık. Dış dünya diye bir şey kalmamıştı bende.  "Na-nasıl? Ne?" Tepkilerim onu güldürdü. "Evlenelim diyorum. Şimdi işi aceleye almak için beni evine götür. Büyük annenle tanışmam ve ondan gerekli izinleri almam gerekiyor." Soğuğun açılmadığı güzel ve güçlü elleri elimi kavradı ve parmakları parmaklarıma dolandı.  "Gidelim mi?"  Ahter'in orada olduğunu hatırladım birden. Prensin elini bırakmak için elimi çekmeyi düşündüm hızlıca ama sonra bir şey daha hatırladım. O ve Sahra'nın yaptığı şey... Gülümsedim ve prensin elini daha sıkı tutum. "Gidelim."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE