Biri gelip sarsa, derin bir rüyadan uyanacak gibiydim. Her şey çok saçma bir şekilde hızlıca ilerliyordu ve ben bunu bir inat uğruna kabul ettim için dayanılmaz bir pişmanlık duyuyordum.
Prens, bizim küçük ve pasaklı evimizde bizim koştuğumuza oturuyordu. Bu gerçek olmazdı. Olmamalıydı. Çok saçmaydı. Hangi mantık bunu kabul ederdi.
Ayakta, şaşkınca dikilen büyük annem hâlâ olayın içinden çıkamıyordu. Gözleri o kadar boştu ki yanımızda olup olmadığını kontrol etmek istedim bir an için.
"Büyük anne,"Yan yan yürüyerek büyük anneme yanaştım. Elimi ağzımın önüne kapatıp ona bir kaç fısıldadım ve beni fark etmesi için bayağı bir uğraşmam gerekti.
"Ha?"diye döndü birden. Prens anında dönüp bize baktı. Ona bakıp sırıttım ve büyük annem,"Onun buradan gitmesi gerekiyor. Bence ne yaptığının farkında değil. Uyar onu büyük anne."Prense bir kez daha bakıp, her şey yolundaymış gibi gülümsedim."Çabuk büyük anne. Birazdan sarayın tüm muhafızları buraya dolar. Araya kaynamak istemiyorum."
Büyük annem, kafasında bir şeyleri anlamlandırmaya çalışıyormuş gibi durdu ve bir süre tepki vermedi. Bu hali beni korkutmaya başlamıştı. İyice dibine sokuldum ve kolunu dürdüm.
Öyle hızlı bir hareket yaptı ki korkudan geriye sıçradım. "Ne halt yedin?"diye üstüme gürledi. Yan gözle prensin ayağa fırladığını,bize doğru geldiğini gördüm.
Köşeye sıkışan ceylan misli hareketsizce onu izledim. Gözlerimi biraz daha açsam yırtılacaklarını biliyordum. Bir kaç defa ard arda yutkundum." Söyle, ne yaptın?! Kızmayacağım, söz." Yalandı. Beni çoçuk gibi kandırmaya çalışıyordu.
Prens büyük annemin kolundan tutunca aniden onun varlığını hatırlayan büyük annem, hızlıca kendini toparlayıp saygıyla prensin önünde başını eğdi. "Lütfen, oturun konuşalım."diye teklif etti prens.
Büyük annem altan altan bana diktiği gözleriyle bir güzel derimi süzdükten sonra prense masumca gülümseyip teklifini kabul etti ve beraber gidip oturdular. Prens, rahat bir pozisyon alırken büyük annem nasıl oturulacağını unutmuş gibi davranıyordu.
"Bakın, size oldukça inanması güç geliyor ama imkansız değil."Bana baktı ve dalgın bir edayla,"Onu gördüm ve etkilendim."Uzun bir iç çekti." Çok güzel ve ateşli." Büyük annem kaşlarını çattı. Bunu fark eden prens hızlıca, "Ateşli derken çok sıcakkanlı olduğunu söylememye çalıştım." Büyük annemin o an ki bana bakışından her şeyin sorumlusu olarak beni gördüğünden emindim.
Büyük annem prense bakmaya cesaret etti ve tatlı bir şekilde beceriksizce gülümsemeye çalıştı."Sizi anlıyorum. Anlamıyor değilim. Sadece merak ettiğim bu kadar acele etmenize sebep olan başka bir sorun mu var?" Odadaki herkes o sorunu anlayınca utançtan yüzüm kızardı ve dönüp kaçmak istedim.
Prensin bana bakışlarında bir şeylerin arzuladığı ve benim o şeyi iyi anladığımı gösteren kibir dolu sıcak bakışları damağımı kurttu. Akan nehirden içsem, yine o susuzluk geçmezdi.
Başımı hızlıca öne eğip, ondan yüzümün aldığı şekli saklamaya çalıştım. Tabii bunun onu daha da neşelendirdiği gerçeği daha zalimdi.
"Hayır efendim," dedi büyük anneme."Bir sorun yok. Sadece neden beklememiz gerekiyor diye düşünüyorum. Hemen evlenmek varken zaman kaybetmek bence sadece zaman kaybı."dedi ve sırıttı. Büyük annem dondu kaldı. Kadını kendine getirmek için yavaştan yanına yaklaştım. Harekat ettiğimi fark eden prens, tüm dikkatimi üstüme verdi. Bıçak kesiği gibi anında durdum.
"Yanıma gel!"dedi tok bir sesle. Hızlıca başımı salladığım gibi yanında bittim. Memnunca gülümseyip yanına oturmam için koltuğa vurdu.
Yutkunup emrine itaat ettim sessizce. Elini belime koydu ve beni sıcak gövdesine çekip kendine doğru bastırdı.
O anda tek bir şeyden kesin emindim ki eğer o prens değilde başka biri olsaydı, büyük annem onun ümüğünü çoktan sıkmaya başlamıştı. Ama o kişinin bir prens oluşu,yükselen fırtınayı içinde tutmasını sağlıyordu. Aslında bu daha da tehlikeliydi. Çünkü içinde biriktirdiği şeyi daha sonra bana kusacaktı ve o anda bana uzanacak bir yardım eli için şimdiden dua etmeye başlamam gerekiyordu.
Dışarıdan koşturan atların ve gürültülü bir kalabalığın sesi yankılandı evin içinde. Beklenen misafir, tüm köyü peşlerinden sürüklediği gibi evin kapısında dayanmıştı.
Üçümüz ayağa kalktık. Prens kapıya doğru önde giderken o sırada biri kapıyı kırmak istiyormuş gibi çalınca yerimden sıçradım. Elimi hızla çarpan göğsüme bastırıp kapıyı açan prensin uzun gövdesinin ardından dışarıdanç ki kalabalığa bir göz atmak istedim.
Ahter'in öfkeden alev alev yanan gözlerini bir an da karşımda görünce tokat yemiş gibi kalakaldım.
"Nerede o?"diye öne gelip içeri girmek isteyince prens elini göğsüne koyup onu durdu. Ahter şaşkınca önce prense sonra göğsünde ki ele baktı, yumruklarını sıktı ve prensin elini kabaca ittirmeden geriye çekildi.
Zoraki bir kibarlıkla," Rica etsem içeri geçmeme izin verir misiniz?"dedi. Dişleri birbirine sürtünüyordu. Bana ters ters baktı. "Hanımefendiye birini sormam gerekiyor." O birini çok iyi biliyordum ve buralardan kaçıp gittiği için çok mutluydum.
Çenemi havaya kaldırıp kibirle doğrudan gözlerinin içine baktım. "Bana kimi soracağını biliyorum ama nereye gittiği dair en ufak bir fikre sahip değilim maalesef."
Tüm yüzü kasıldı. Ani bir harekette bulunmamak için kendini zor tutuyordu. "Ortadan kaybolmadan önce senin yanına gelmiş. Onu senin evinden çıkarken görenler olmuş."
"Evet geldi. Bana veda etmeye geldi. Güneye doğru gideceğini ama tam olarak nereye gideceğini söylemedi ve bende onu bu konuda destekledim."
"Onun gideceğini bana söylemen gerekiyordu. Bize büyük bir zarar verdi. Bunun bedelini ödemesi gerekiyordu."
Prensin ve kapının önüne yığılan askerlerini kızdırmadan ve bana yönelik şüphe uyandırmamalıydım. Ahter'in ne yapacağını kestiremediğimden de her an hakkımda bildiklerini prensin ortasında ortaya dökebilirdi. Suyuna gitmem yararıma olurdu.
Daha sakin ve anlayışla ona baktım. "Üzgünüm ama o gün sana haber veremedim. Sonrasında kardeşimle ilgili bir sorun yaşandı ve ben size gelemedim."
Gözlerini kıstı ve kuşkuyla beni süzdü. Ani değişimim elbette daha da göze batmıştı. Kendime tokat atmamak için ellerimi sıktım. "Bak o benim dostumdu. Her ne kadar gelip sana onun ülkeden kaçacağını söylemem doğru olsa da aslında kendime bahaneler uydurup erteledim. Çünkü benim için bir çok şey yapmıştı ve onu ele vermeyi düşünmedim asla."İşte şimdi samimiydim.
Uzun uzun bana baktı. Ona geçmişimden dolayı çok kızgın ve kırılmıştım. Ben ona hisselerimi açıkladığımda bana gösterdiği tavrı asla unutamıyordum. Sonrasında çekip gittiğinde her ay Sahra'ya mektup yazıp yolladı ama bana en ufak bir selam bile göndermedim. Tek bir gün bile nasılsın diye sormadı. Ben ondan bana karşılık vermesini istemedim, ben ondan sadece onca zaman yaşadığımız arkadaşlığın hatrına beni hiç olmazsa yılda bir sormasını çok bekledim. O kadar istemiştim ki bana da bir mektup yazmasını bunu bir hayal olduğunu anladığım gün gidip Sahra'ya yazdığı tüm mektupları çalıp yaktım. O benim ilk hırsızlığımdı ve ben giderek daha çok şey çalmaya başladım.
Onun aslında yıllarca gösterdiğim dostluğun en ufak bir değer verdiğini anladım. Sebebi onun savundukları olsun yanda olmasın bize bir şekilde sürekli yan yana gelir,beraber oynardık. Çok fazla şey paylaşmıştık. Hatırladıkça öyle çok ağrıma gider ki, sanki biri gelip zorla elini boğazıma koymuş gibi saatlerce darılırdım.
Şimdi karşımda öyle rahat ve sadece hesap sormak için geldiğini görünce kalbim acıyordu. Bugüne kadar bu beni hasta etmediyse,bu günden sonra onunla Sahra'nın yakınlığını ve benim küçükken üç dost olmamıza rağmen şimdi dışlanan olmak açık açık ölüm sebebimdi. Kabul etmek istemesemde buralardan gitmek istememin bir diğer sebebi onları artık görmek istememdi. Aslında Sahra'ya asla kızgın ve kırgın değildim. O hiçbir zaman Ahter'e olan hisselerimi öğrenmedi. Ama öğrenmesini bir önemi de yoktu.
Her şey o zamanda yaşandı ama benim için hiçbir zaman bitmedi. Onlar aşkını mektuplarla yaşarken ben köşelerde her gün her gün çürümeye başladım.