Prenses, umursamaz bir tavırla omuzlarını salladı. "O elbiseyi doğum günümde hediye olarak almıştım. Sevgili ağabeylerim giymeme asla izin vermez. Hiç olmazsa birinin giymesini istedim."Zarif süzülüşlerle tahlardan daha gösterişli koltuğa oturdu, bacaklarını üst üste atıp küstah başlıklarını üstüme dikti.
"Kusura bakmayın ama ben bu yaptığınızda iyi niyet sezinemedim. Ola ki gerçekten elbiseyi birine gerçekten vermeyi istediniz,bu niye benim? Bir çok soylu hanımefendi arkadaşınız olduğuna eminim. Onlara da verebilirdiniz. Sıradan bir köylüye neden?"
Bakışlarını kaçırdı. Daha o anda amacının başka bir şey olduğunu anladım. "Lütfen gerçeği söyleyin, asıl amacınız neydi?"
"Hiçbir amacım yoktu."Sesindeki o kendinden eminlik varlığını yitirmişti.Hafif pürüzlü bir sesle konuşmaya devam etti."Evet arkadaşlarım bir sürü var ama ben muhtaç birine vermek istedim."
"Nedense içimden bir ses sizin muhtaçları sevindirmek yerine daha çok onları aşağılamayı sevdiğinizi söylüyor."
Ateş saçan gözlerle bana baktı. "Beni ne kadar zamandır tanıyorsunuzda hakkımda bu tanıya varıyorsun?! Kimsin sen?"
Sırıttım. Ellerimi kaldırdım. "Sizi uzun zamandır tanımıyorum,evet. Fakat tek bir sefer görmem bile aslında ne kadar-"
"Tartışıyor musunuz?"Salona fırlamış gibi aniden giren prensin gür ve tok sesine eşlik eden ağır adımlarını işitince susmaya devam etti. Bize yaklaştı ve gidip kız kardeşinin yanına oturup rahatça yayıldı.
Keskin gözleri değerlendirici bir şekilde beni süzmeyi ihmal etmedi. Fark ediyordum da, bunu karşılaştığımız ilk andan beridir yapıyordu. Yüzüm yine pembeden koyu kırmızıya doğru dönmeye başladı.
Prenses,"Devam et, lütfen. Cümlen yarım kaldı."dedi ve sinsi yılan gibi sırıttı hemen ardından. Saçını başını yolma ihtimalimin hiç olmaması çok üzücüydü maalesef. Ne çok istemiştim bunu yapmayı oysaki.
Gülümsemeye çalıştım. "Artık önemli değil efendim."Ne söyleceklerse bir an önce söylemeleri için prense yalvaracaktım neredeyse.
Prenses,"Hayır hayır, merak ettim. Ağabeyim salona girince sustunuz."diye inat etmeye başladı. Tabii ki bile bile yapıyordu. Yumruğumu görmemeleri için elimi kabarık eteğin arasına sakladım.
Çatlarını çatmış prense baktım."Varlığım sizi rahatsız mı ediyor?"
Yüce Yaratıcı aşkına!
Prens bana kırılmıştı. Ağzımı açık ona bakmamak için kendimi zor tutum. Boğazımı temizleyip,"Hayır efendim, tabii ki öyle bir şey yok. Aksine, sizinle aynı ortamda olmak beni fazlasıyla memnun eder."
Sözlerim onu memnun etmedi. Muhtemelen yalan söylediğimi düşünüyordu. Haksızda sayılmaz ama tamamıyla yalan söylemişde değildim.
Kısa süren bir sessizlik oldu. Etrafı inceliyormuş gibi yaptım. Hiç olmazsa oturmam için bir teklif sunmasını bekledim. Anladım ki öyle bir teklif gelmeyecekti.
Boğazımı temizledim. "Acaba bana buraya neden getirildiğimi söyleyebilir misiniz?"diye sordum. Onların konuşmasını bekleyecek olursam daha çok beklerdim.
Prens,hafiften hareket edip ceketini düzelti. Oturmasına daha ciddi bir duruş vermişti. Geldiğimden beri ilk kez bana soğuk ve kibirle baktı. Gözlerimi devirmekten son anda döndüm.
"Seni buraya yayılan hastalık ile alakalı getirdim."dedi kuru bir sesle.
Kafam karıştı. Şaşkınca,"Hastalığın benim yazdığımı mı düşünüyorsunuz?"Prens tuhaf tuhaf yüzüme baktı. Prensesin ise kıkırdadığını duydum.
"Hayır!"dedi vurgulayıcı bir şekilde."Hastalığı yaydığını düşünmüyoruz. Bir süre önce hastalığa yakalamışsın ama doktor hayatta kalabildiğini söyledi. Diğer yakalanan herkesten kimse hayatta kalmayı başaramadı. Seni tedavi eden doktoru saraya getirdik."Bugün yalandan artan sancıma müdahale etmişti. Onu burada görünce şaşırmam boşunaydı."Kullandığı ilaçları sarayda hastalığa yakalanan biri üzerinde denemesini istedik. İlk başta işe yarar gibi oldu ama maalesef sonradan hasta öldü. Bir kaç kişide daha denedik. Hiçbir fayda sağlamadı."
Lafını böldüm. "Benim bir şey yaptığımı düşünüyorsanız hatırlatmam gerekiyor ki o sırada baygı vaziyete yatıyordum."
"Hayır ama belki öncesinde yaptığın bir şey seni hastalığa karşı korumuştur. Annenin çok iyi bir şifacı olduğunu duydum."
"Umutlarınızı yıkmak gibi olacak ama annem öldüğünde ben on iki yaşındayım. Ondan öğrendiğim hiçbir şey yok ve hastalığa yakalanmadan önce domuz ağılında bok içinde yüzüyordum."
Prens bir müddet sustu. Ardından uzun bir nefes alıp ayağa kalktı. "Peki, sizi anlıyorum. Buraya kadar getirerek sizi yorduğumuz için özür dilerim."Gözlerini kıstı."Geldiğiniz ağıla geri dönebilirsiniz."Eliyle dış kapıya işaret etti.
Sakin kalmak için bir kaç nefes aldım. Tüm erkeklerin birer pislik olduğunu bundan sonra asla aklımda çıkarmayacaktım. Her şeyi sadece çıkarları için yapıyorlardı.
"Yolu tarif ettiğiniz için teşekkür ederim. Ama izniniz olursa önce üstümdekileri çıkarayım. Böyle kıymetli ve pahalı bir şeyle ağıla gitmem büyük görgüsüzlük olur."Hiçbir cevap beklemeden dönüp merdivenlere hızlı hızlı yürüdüm, basmakları da koşarak çıktım. Bir an önce bu yerden ayrılmazsam kendimi zindana attıracak bir şey yapmadan rahat durmazdım.
Odanın yolunu yaşadığım öfke dolu patlamada dolayı şaşırıp durdum. Artık nerede olduğunuda hatırlamıyordum. Sessiz, uzun koridorun tam ortasında dikdim. Basbas bağırmasam rahatlamazdım bu aşamadan sonra.
Prensin, hızlıca bana doğru yaklaştığını fark ettiğim gibi diğer tarafa koşturmaya başladım.
"Ivy?" diye seslendi. "Bekle."Onu duymazdan gelip ilerlemeye devam ettim. Peşimden koşmaya başladığında telaşa kapıldım. Koridorun sonunda aşağıya inen bir başka meriven vardı. Hiç zaman kaybetmeden gözümü oraya kestirdiğim gibi koştum.
Eteklerim havalanıp bacaklarıma çarpıyordu. Basamaklara gelince aşağıya indim. Prens arkamdan," Ivy, "diye bağırıp bağırıp peşimden gelemeye devam ediyordu.
Lanet olsun! Benden ne istiyordu hâlâ?
Salona onun bana yetişmesine izin vermeden indim ve az daha prensese çarpacakken son anda kenara çekilip dış kapıya koştum. Koca kapıyı nasıl açacağımı düşünürken birinin diğer taraftan açmasıyla nerdeyse sevinçten çığlık atacaktım.
Aralıklı kapıdan dışarı fırladım."Çok teşekkür ederim."demeyi ihmal etmedim kapıyı açan adamın önünden geçerken.
Geniş avluda seyislerin temizlediği bir at gördüm. Yanında gidip seyisi kenara ittirip yere düşürdüm. Hızlı davranarak o ayağa kalkmadan ata binmeyi başardım. Büyük annem bu kadar cesur ve hızlı olabildiğimi görseydi gururdan gözleri yaşarırdı.
Atı koşturmaya başlamadan önce prensin de bir ata atlayıp peşime takılmaya hazırlandığını gördüm.Küfürle ederek ayağıma yapışan seyisi tekrardan ittirdim ve atı dört nala koşturmaya başladım. Avluda bulunan tüm herkes bana bakıyordu. Askerlerin bana doğru hareketlendiğini görünce panikledim ama nedenini anlamdığım bir şekilde prens onlara bana yol vermeleri için emir vermiş olacak ki hepsi aniden durup geri çekildi. Burnuma hiç iyi kokular gelmiyordu.
Hafiften başlayan yağmur çiseleyip duruyordu. Kaygan zeminde atın kaynaması için dualar ettim.
Geriye dönüp baktım. Prens bilerek atı yavaş yavaş sürüyordu. Kendimi nasıl bir şeyin içine soktum bilmiyorum ama hiç bir şekilde içimde rahat durmayan şeyler vardı. Kafamda ki İlk soru banaydı?
Ondan neden kaçmıştım? Ne diye herifin peşime takılmasına sebep olmuştum? Ciddi ciddi kendimi ve sergilediğim abuk subuk hareketleri bazen anlamakta güçlük çekiyordum.
Atı yavaşlattım ve bana yetişmesini bekledim. Kısa sürede bana yetişti ve bir müddet ikimizden de tek kelime çıkmadan ilerledik.
"Özür dilerim."dedi. Gülümsemek için dudaklarımı ısırdım."Sana çok kaba davrandım."
"Neden?"Gözlerini yoldan çekip bana çevirdi. Benden aynısını yaptım. Göz göze geldik. "Özür dilemek zorunda değilsiniz. Sonuçta siz prensiniz. Bana istediğiniz gibi davranabilirsiniz."
Dudaklarını ısırıp kendini kınar gibi başını salladı. "İnsanlar çok yanlış düşünüyor. Prens olabilirim ama bu bana istediğim gibi davranma hakkı tanımaz." Sessizce atın yelelerini okşayıp elleriyle düzelti. "Bana o konuşmayı yaparken öyle bir bakıyordun ki-"
Kaşlarımı çattım."Nasıl bakıyordum?"
Hafif bir sesle güldü başını öne eğerken."Sinirli. Sanki kötülüğünü istiyormuşum gibi."Yine bana baktı. İfadesinde gözle görülür bir biçimde yumuşama oluşmuştu.
İç çektim."Sanırım üslubunuz buna sebep oldu. Yoksa normalde öyle bir şey için kızmam. Sizden daha güzel bir şekilde sormanız bekliyor olabilirim sanırım."Sırıttım ve uzaklara baktım.
Kıkırdadı. "O zaman özür dilerim kötü üslubumdan dolayı."
"Sizi affedebilirim."
"Sevindim."
Sessizlik.
"Size eve kadar eşlik etmemi ister misiniz?"
"Harika olur. Yani teşekkür ederim."Tam bir aptalım.
"Peki," Sesi keyifli çıkmıştı.