Mütevazi odada sıcak bir bayo ardından prensesin,şefaf gümüş renkli yerlere kadar uzanan elbisesini üstüme geçirirken biraz dar gelmesinden dolayı az çok nefes nefese kalacak zorluk yaşasamda işin sonunda vücuduma güzelce oturtmayı başarabilmiştik. Geriye bu aşamadan sonra derin göğüs dekoltesine bir çare bulmak kalıyordu. Prenses kesinlikle edepten yoksundu.
Elbisenin göğüs altından yukarı doğru kalıran tuhaf bir özelliği vardı. Zaten küçük olmayan göğüslerim dışarı fışkıracakmış gibi duruyordu.
Bir kaç dolabı karıştırıp içinde bu manzaryı kapatacak bir şey aradım ama elime geçen tek şey yün bir şaldı. Yeşil rengi ile üstümdekiyle inanılmaz korkunç bir görüntü oluşturacaksa bile bu şuanlık umurumda olan bir şey değildi. Üstümdeki benim tercihim değildi. Ve ben kendimi göremediğim sürece nasıl göründüğümün pek bir önemi yoktu. Gerçi yıllar önce güzel elbiseleri, parlak takılara sahip olma hayallerini tek seferde ateşe atmıştım. Dolardakilerin bana sürekli bakımsız ve erkeksi giyinişimle dalga geçmesi canımı sokardı ama o günden sonra tek derdim eve kardeşim için yiyecek bir şeyler getirebilmek olmuştu. O sözlere kulağımı tıklayabilirdim. Öyle de yaptım.
Şalı omuzlarıma attım ve görünen mahrem görüntüyü sıkıca kapattım. Çıkardığım elbisemde bir iğne bulabilme umuduyla kalıdırıp yokladım ama bir şey bulamayınca yüzümü asıp geri yerine koydum. Elbette bunu sorun etmeyecektim. Sağlıklı ellere sahiptim. Bir iğneden daha iyi iş yapabilirlerdi.
Aynaya bakmadan önce kapıdan ellerinde çeşitli tokalarla ve gümüş, altın işlemeli bir tarakla iki hizmetçi içeri girdi. Saçlarımı yapmaya geldiklerini anlamıştım. Aynanın karşısında yer alan sandalyeye oturdum. Elbise yüzünden ağır ağır yürümüştüm. Epeyce bir zaman almıştı sandalyeye ulaşamam. Hiç olmazsa hayvansı yürüyüşüme bir zarafet katmıştı.
O esnada onların beni baştan aşağıya süzerken beğeni ile gülümsemeleri içimi çoştursada sevincimi sadece kendime sakladım. Tabii şalıma şaşkın ve onaylamaz bakmalarını görmezden gelmeyi de başarabildim.
Uzun süre saçlarımı bir o yana bir bu yana çekiştirerek canımı yaka yaka bir şeyler yaptılar. Sonunda bittiğinde rahat bir nefes almak için aynaya bile bakmadan ayağa fırladım. Elbise resmen oturunca canımı okumuştu.
Hizmetçi kadınların açık bıraktığı kapının eşiğinde koridordan geçmekte olan prensi fark ettim. Öylesine bir hareketle selam vermek için başını çevirdi ama daha önüne bakamadan yerinde durup kocama açtığı gözleriyle şaşkınca bir kez daha uzun uzun baktı.
Her bir detayı ince ince eledi gözleri. Bakışları göğsümde çok daha uzun süre oyalanınca telaşla göğsüme baktım ve şalın yerinde olmadığını görünce dehşetle ellerimi göğsümün önüne koydum. "Bakmayın!"diye ciyakladım.
Prens biri ona güzel tokatlar savurmuş gibi sarsılark anın gerçekliğine dönünce,"Çok özür dilerim."dedi ve telaşla gözlerini kaçırdı ama hiçbir yere gitmedi.
Eğilip ayağımın dibindeki şalı kaldırdım ve göğüslerim çevresine doladım. Her ihtimale karşı yan döndüm."Sevgili kız kardeşinizin böyle müstehcen elbiseler giydiğini bana söylemesi gerekiyordu. Aksi takdirde asla giymezdim."
"Ah üzgünüm ama onun hiç böyle giysiler giydiğini görmedim."dedi.
Şaşkınca ona baktım." Kendisi bana bu elbisenin dolabından seçildiğini söyledi."
Gözlerimin içine baktığında ifadesinde saklı o sıcak arzuyu hissettiğim an utançtan pencereden atlayıp buradan gitmeyi ciddi ciddi planladım. Ama garip ve tarifi zor bir heyecanda belirtmişti aniden içimde. İlk kez bir erkek beni böylesine bir beğeniyle süzüyordu. İşin daha tatmin edici tarafı onun soylu bir prens oluşuydu.
Kalbimi aptal herifler için paralarken bugüne kadar nerelerdeydin diye onu şiddetle sarsmak istedim. Ama tabii ki öyle bir şey demedim. Sadece kızaran yüzümü saklamak için başımı ondan yana hariç her tarafa çevirdim.
"Yanılıyor olmalısınız."Havaya ağır bir şeyler bırakan tok ve kararlı adımları bulunduğum yöne doğru süzülmeye başladı. Sanki o da bunun farkında değilmiş gibiydi ve sadece ayaklarının emrine itaat ediyor gibiydi.
Hizmetçi kadınların hâlâ içerde olduklarını bilmek azıcık da olsa rahatlamamı sağlıyordu. Ama her an gidecek gibi durmaları hızlanan kalbime ayrı bir yumruk indiriyordu.
Sakin kalmak için ağırdan belli ettirmeden nefesler aldım. Dibime sokulana kadar durmadı. Ondan kaçmak için geriye gidince sandalyeye çarptım. Hizmetçi kadınlar utanıp kızardılar ve hiç el insaf göstermeden odadan birbiri ardınca koşturup dışarı çıktılar. Yüce Yaratıcıya şükür, kapıyı açık bırakmışlardı. Aksi takdirde nefesizlikten yerlere yığılırdım büyük ihtimalle. Gerçi o özel alanamı daraltıkça açık hava da olsam dahi bu yakınlıktan nefes alamazdım.
Şalı daha sıkı kavradım. Tırnaklarımın kalın kumaştan girip avucuma battığını hissettim.
Sıcak elleri parmaklarıma okşar gibi dokununca irkilip hızlıca aşağıya baktım. "Ellerin hâlâ buz gibi."Banyo yapacağım sırada bana verdiği eldivenleri çıkarıp masaya bırakmıştım. En başından beri yerinin neresi olduğunu biliyormuş gibi gözleri aradığını bulmakta zorlanmadı."Neden bu kadar soğuksun."Parmakları elimi kavradı. Ensemde başlayıp sırtıma korkunç bir sıcaklık yayıldı.
Yavaşça kaldrıp gözlerimin içine bakarak elimi öptü ve nazikçe yana bıraktı ama elimi tutmaya devam etti."Sizin için daha sıcak giysiler seçmeliydi Sandra. Böylesine cüretkâr..."Gözleri üstü kapalı dekolteme kaydı, belli belirsiz iç çekip gözlerime baktı tekrardan."...seçmemeliydi."Bakışları dudaklarıma kaydı. Yer ayağımın altında titredi.
Bu yaşanan her neyse doğru hissettirmiyordu. İçimde bir yerde küçük bir çığlık yükseliyordu. Bir an önce bu saçmalığa son vermem için.
"Neyse,"diye bıçak gibi uzaklaştı. Benim müdahaleme gerek kalmadan ilk adımını onda gelmesi rahat bir nefes almamı sağlamıştı. Gözlerini kaçırdı."Kız kardeşim bir yanlışlık yapmış olmalı. Onun adına özür dilemek için size yeni bir elbise göndereceğim hemen."Arkasını dönüp kaçar gibi odadan çıktı.
Kısa süre ellerinde daha sade ve daha düzgün bir elbiseyle içeri girdi aynı hizmetçi kadınlar. Üstümdekinden kurulup onu giymeme yardımcı olduktan sonra isteğim üzerine dışarı çıktılar. Aynadan bakıp gömlek yakalı, siyah renginde;belden aşağıya doğru genişçe açılan uzun eteği tutup etrafımda döndüm. Havalanan etek kıvrılarak yükseldi ve etrafımda dans etti. İşte bu iyi hissettirmişti. Gülümseyip dönmeyi bıraktım ve beni salonda beklemekte olan prensin karşısına çıkmak için odadan ayrıldım. O anda topuzun üstümdeki için fazlalık olduğunu düşünüp bozdum ve zarif, özenle yapılan buklelerin omuzlarıma dökülmesini sağladım. Benliğime daha yakındı işte bu.
Gülümseye gülümseye, gereksiz bir rahatlıkla, başıma aşağıda ne gelecek diye düşünüp dert etmek yerine basamakları süzüle süzüle indim.
Prensi ve prensesi görmeyi beklerken yanan şöminenin önünde ayakta gergince dikilen sırtı bana dönük Ahter'i ellerini arkada birbirine bağlamış vaziyette görünce inmeyi bıraktım. "Burada ne işi var?"diye mırıldandım kendi kendime. Koltukta oturan amcasını görünce ise neredeyse kalbime iniyordu. Arkamı döndüm ve hızlı hızlı çıkmaya başladım. Beni yavaşlatmaması için elbisemin eteklerini tutup kaldırmıştım.
Bir an için omzumun üstünden geriye bakayım derken tam basamakları bitirdiğim o esnada birine çarptım ve başımı çevirip nereye uğradığını şaşıran prensle göz göze geldim.
Prensin üstüne düşerken belimden tuttu ve beraber yere devredik. Düşmenin şiddetinden başım öne eğilince dudaklarım prensin dudaklarına sürtündü. Hızla başımı geriye çektim ve kendimi yana ittim. İlk başta prens belimi bırakmak istemedi ama salondaki tüm bakışların üstümüzde olduğunu görünce bıraktı ve hemen toparlanıp ayağa kalktı ve beni de tutup kaldırdı.
"İyimisin?"diye coşkulu bir sesle sordu.
Ağzım bir karış açık hızlı bir şekilde başımı aşağı yukarı salladım.
Prens yarım yamalak beceriksizce gülümsedi."Tamam o zaman."Dönüp salona baktı. Ben ise Ahter'in bize battığını bildiğimden cesaret edemedim bakmaya."Salona geçelim mi?"
Hayır, hayır, hayır...
Elimi karnıma koydum hemen. "Ah,"diye yalandan inledim."Karnıma birden ağrı girdi."Daha inandırıcı olmas için karnımı sıkıp öne eğildim. Yere her an devrilecekmiş gibi davrandım.
Prens hemen omuzlarımdan tuttu. Yüz ifadesindeki korku ve endişeye sebep olduğum için ondan özür dilemem gerektiğini biliyordum ama bunu asla yapmayacağımıda biliyordum."Charlotte!"diye bağırdı. Gür sesi kulaklarımda yankı yaptı.
Kollarını bana sardı ve beni kucağına aldı."Seni hemen revire götüreceğim, korkma." Durum böyle beni nereye sürüklüyordu, hiç bilmiyorum ama artık girdiğim bu yoldan sapamazdım.
"Çok ağrıyor."Acı acı inledim. Koşmaya başladı.
Sürekli beni gözleriyle yoklayıp durdu yol boyunca. Beni revire soktuğunda gördüğüm tanıdık yüz şaşırmama sebep oldu.
"Ivy?"dedi o da şaşkınca. Doktor masasından kalktığı gibi yanımıza geldi."Ne oldu?"
"Ciddi bir şey yok. Sadece karnıma ağrı girdi." Doktorun bu ağrıyı bilindik o şeye yorması için biraz rezilce de olsa hafif çekinmiş gibi yaptım.
Hemen anladı. "Onu şuraya yatır. Karnına sıcak bir şeyler koyarım şimdi. Ağrısı diner."
Prens başka bir şey söyleyecek gibi oldu ama aniden durup bana bir daha baktığında gözlerimi kaçırdım. Soylu prenslere çok fazla şey öğrettildiğini unutmuştum.
Rahatlamış gibi göründü. "Peki, dinlensin bugün."dedikten sonra soz kez bana bakıp dışarı çıktı.