Yavaş ve temkinli adımlarla anneanemin yanından kalkıp odama gitmeye çalıştım. Anneanemin yanından geçerken bakışlarım ona kaydı. Beni bir kaşık suda boğacakmış gibi bakıyordu. Ona karşılık olarak masumane bir şekilde baktım ve hemen yürümeye devam ettim. Anneannem arkamdan kalçama sert bir şaplak attı. "Ayy!" çok acıttı. "Benim ne suçum var anneanne!" sitemkar bir şekilde ciyakladım.
"Daha ne yapacaksın Ivy hanım?" gözlerini irice açmış bana bakıyordu. "Bir de bana yardım et diyorsun, kendin nasıl oraya kadar gelip adamı cesaret ettiysen bence onunla evlenmemek için bir yol bulursun!" Hızla ayağa kalktı ve odasına gitmek için yanımdan geçerken "İyi geceler sana, Ivy." demeyi ihmal etmedi.
Güneşin ışıkları sırtıma vermişti, yakıyordu. Diğer günlere nazaran bugün hava baya bir sıcaktı. Artık orada dikilmekten sırtım ağrılar girmişti, diz kapaklarım ve ayak tabanlarım ağrıyordu. Arkaya doğru sırtımı gerdim, ayaklarımı yerden keserek bir ileri bir geri salladım. Elimi belime koydum, daha ne kadar saraya inceleyeceksem artık tahmin edemiyorum ama ne yapacağımı da hiç bilmiyorum.
Bir inat uğruna ne diye kabul ettiysem. Şimdi bunu kendimle tartışacak halde değilim. Benim acilen bir şeyler bulmam gerekiyordu. Bir anlık deli cesaretim ile saraya yol almaya başladım. Hızlı ve seri adımlarla ilerliyordum. Her adım atışımda sanki küçük artçı depremler oluyordu. Bu sanki kalbimin gümbürtüsüydü, daha da yürüdükçe benim lanet kalbim sesleri değildi ama keşke onun sesi olsaydı. Bunu anlamam ile yerimde kaskatı kesildim. "Lanet olsun!" diye tısladım.
Yerde ki sallantı devam ediyordu ama kendimin ne yapacağını hiç bilemiyorum. Kaçarsam eğer beni takip edebilirdi. Burada durmak daha iyiydi. Bir süre bekledikten sonra sesler azalmaya başladı ama hâlâ oradaydı. Onun gitmesini beklerken at nallarının yere ezen sesi kulağımı doldurmaya başladı. Prens! "Lanet olsun! Lanet olsun! Lanet olsun!" diye bağırdım. Dün beni almaya geleceğini söyledi ben ise bunu tamamen unutmuştum. Benim bağırma sesim ile yer altında ki kıpırtılar tekrardan arttı. Dilimi eşek arısı soksaydı bağırmasaydım.
Git gide at sesleri yaklaşıyordu, yeraltında ki kıpırtılar ise çoğalıyordu. Göğüs kafesimi zorlayan kalbimin gümbürtüleri kulaklarımı hızlı ve ahenkli bir şeklide dolduruyordu. Boğazımın kuruluğunu gidermek için tükürüğümü yuttum sertçe. Ne yapsam sanki boğazımda ki sinir bozucu kuruluğu gideremeyeciği hissediyordum ve bu beni daha bir geriyordu.
Gözlerimle iyice etrafa taradım sanki bir umut bulabilirim diye ama kalbimin sesini, yeraltındaki canavarın ve yaklaşmakta olan Prensin ve adamlarının seslerinden başka bir sese sanki sağır olmuşum. Bu durumda hiç bir şeye odaklanamıyorumdum.
Elli santim ileride önümde ki toprak yavaştan kalkmaya başladı ama tekrardan toprak olduğu yere gömüldü. Yeraltında ki sesler sadece bir dakikadan kısa bir süre sonra devam etti. Yaklaşan at sesleri yakından geliyordu sesleri artık. Prens ve adamları daha bir yaklaşıyorlardı. Bu yeraltında ki canavarın daha çok hareket etmesine sebep oluyordu.
Birazdan kalkan toprak bir anda hepsi tekrardan kalktı. Yengeç kıskacı gibi toprağın altından çıkmıştı, etrafa kulaç attıp duruyordu. Her kulaç atışında yerdeki toprak yerinden kalkıyordu. Tek dileğim buraya prens geldiğinde durması ve daha çok devam etmemesi.
Bir diğer taraftan ise bir tane daha yengeç gibi olan kırpaçları çıktı. Korku tüm iliklerimdeydi, yerime çivilenmiş gibi kaskatı bir şekilde dikiliyordum. Burada sabahtan beri dikilmemden dolayı belime giren ağrı ve diz kapaklarım ile ayak tabanlarımda ki ağrı daha bir kendini göstermeye başlamıştı. Ayak tabanlarımda inceden inceden karıncalanmya başladı.
Dar batikadan gelen at nallarının sesleri artık görüş alanıma girmişti. En önde ki prensti ve arkasından on ya da on beş tane adam vardı. Bu canavarın ne koku ne de görebiliyordu sadece sesleri hissetti için bir sorun yoktu ama büyüklüğü ne kadardı hiç bilmiyorum. Bir anda yer altından çıkarsa ben de onunla birlikte yükseğe kalkabilirdim.
Elimi kaldırıp beni görmesi için salladım. Elimi fark eden Prens, elli santim ilerimde ki Canavarı gördü. Bunu gören adamların çoğunun gözlerini dehşetle açmışlardı. atlari yavaşlamaya başladı ama hâlâ prensi aynı hızla devam eden adamları da vardı. Diğer yavaş gelenlerin hızı tekrardan devam etti.
Tekrardan bakışları beni buldu ve ona durması için el işareti yaptım. Yüzünde anlamaz bir bakış ile bana baktı. Ağzını açıp bir şeyler söyleyecekken işaret parmağımı dudağım götürüp susması için işaret verdim. Konuşmadı. Atlar yavaşladı ve durdu en sonunda.
Derin hışırtılar geliyordu altımdan sesler kesilmişti sadece yeraltında ki canavarın sesinden. Çıkardığı kırpaçları yeri eşelemeye devam ediyordu. Ilk başta dışarıya çıkardığı kırpaçını gere toprağa gömdü. Diğer kırpaçı da aynısıni tekrar etti. Bakışlarım prensi buldu, bana bakıyordu çok dikkatli bir şekilde. Gözlerinde endişe vardı. Yüzüm bu durumdayken pembeye dönmüştü ve şimdi bana bakan Prens kanımı kaynadı. Yüzümün kıpkırmızı olduğun eminim. Bakışlarımı ondan çekip yere düşürdüm.
Uzun bir süreden sonra yerdeki kıpırtılar yavaşlamaya başladı ve bir kaç dakika sonra doğa sensizliğe gömüldü sadece etrafta hafiften esen rüzgarın sesi ve yaprakların sesinden başka.