MELEK Arka sokak, restoranın ön cephesinin aksine, kasvetli ve ıssızdı. Sokak lambasının biri yanıp sönen sarı bir ışık yayıyordu, diğeri ise tamamen karanlığa gömülmüştü. Çöp konteynerlerinin keskin kokusu burnumu doldurdu. Her adımım beton zeminde yankılanıyor, kalbim ise göğüs kafesimden çıkacakmış gibi atıyordu. Neden buraya geldim? Bu tam bir delilik. Ama içimdeki o kemirgen merak, o cevapsız soruların ağırlığı, beni bu karanlık sokağa çekmeyi başarmıştı. Elim, önlüğümün altında, bıçağın soğuk metal kabzasına gitti. En azından küçük bir güvenceydi. Sokak boştu. Ya da öyle görünüyordu. “Merakını takdir ediyorum, Melek Hanım.” Ses, karanlığın içinden, çöp konteynerlerinin hemen arkasından gelmişti. Soğuk, kadifemsi ve tanıdıktı. Leyla Farah, karanlığın içinden bir hayalet gibi süz

