MELEK Restoranın yoğunluğu beni kendime getirmişti. Bıçak sesleri, tencere şakırtıları, garsonların ayak sesleri... Hepsi bir ahenk içindeydi. Gamze ile hızlıca sohbet etmiş, işe koyulmuştuk. O ön tarafta siparişleri alıyor, ben de mutfakta kendi küçük krallığımı yönetiyordum. Bu kaos, bana huzur veriyordu. Her şey kontrolüm altındaydı, en azından bu dört duvar arasında. Tam acil bir siparişi yetiştirmeye çalışırken, mutfağın kapısı açıldı ve Şef Yunus içeri girdi. Yüzünde her zamanki sakin ifadesi yoktu, onun yerine hafif bir telaş ve heyecan vardı. “Melek,” dedi sesi diğer gürültülere rağmen net bir şekilde duyuluyordu. “Bir dakikanı alabilir miyim?” Bıçağı kesme tahtasının üzerine bıraktım, havluyla ellerimi silerek ona döndüm. “Tabii ki, Şef. Bir sorun mu var?” “Tam tersine,” diye

