ASENA (MELEK) Beynimin derinliklerinde bir patlama oldu. Sanki bir baraj yıkılmış, buz gibi, bulanık sular her yerimi kaplamıştı. Acı öyle keskindi ki, nefesim kesildi, gözlerim karardı. Sonra, o ses. Çelik gibi, acımasız, rüyalarımdaki o lanet ses. “Asena Göktürk!” Her hece, beynime çivi gibi çakıldı. Titredim. Bu... benim. “Bundan sonra sen bir ölüsün! Anlıyor musun? Ölü! Ailen yok! Arkadaşın yok! Geçmişin yok!” İçimde bir şeyler parçalandı. Annemin hayaleti, babamın gölgesi... Hepsi bir duman gibi dağılıp gitti. Yerine, çorak, buz gibi bir boşluk doldu. Hiçliğin soğukluğu, fiziksel acıdan daha beter yaktı beni. “Kimse senin kim olduğunu bilmeyecek! Sen, bizim eserimizsin! Bizim silahımızsın! Unut! Her şeyi unut!” Ve ben unutmuştum. O kadar iyi unutmuştum ki, kendime ‘Melek’ adınd

