MELEK Kargonun içinden çıkan fotoğraf, avuçlarımda yanıyor gibiydi. Kağıdın soğuk dokusu, görüntünün beynimde yaktığı yangının yanında hiçbir şeydi. Dört kişi, tam askeri duruşla, arka planda bulanık, beton bir bina vardı. Hepsi ciddi, odaklanmış, üniformaları tertemiz. Ama en öndeki... en öndeki bendim. Saçlarım kısaydı, sıkı bir topuz yapılmıştı. Yüzümde şimdiki o tedirgin, kayıp ifade yoktu. Bunun yerine, çelik gibi bir kararlılık, buz gibi bir soğukkanlılık vardı. Gözlerim, objektife değil, ufukta bir noktaya odaklanmış gibiydi, sanki bir hedefi izliyordum. Üniformam diğerlerinden farklıydı, daha koyu, daha az işaretli, ama göğsümde, hiç görmediğim, tanımadığım bir amblem vardı. Bu ben... ama ben değildim. Bu, içimde uyanmaya çalışan o yabancıydı. Bu, rüyalarımı kemiren o gölgeydi.

