Baran’ın Kararı

1158 Kelimeler
Araba geceyi yararak ilerlerken içerideki sessizlik, Selin’in zihnindeki çığlıklarla yarışıyordu. Gözleri bağlıydı, bilekleri hâlâ plastik kelepçeyle bağlıydı, kafasının üzerindeki siyah örtü ise nefesini boğuyordu. Her şey kapkaranlıktı. Zamansız, tarifsiz ve sonsuz gibi gelen bir karanlık. Saatler geçmiş gibiydi ama belki sadece yirmi dakika olmuştu. Motorun sesi sustuğunda, Selin’in kalbi daha hızlı atmaya başladı. Araç durmuştu. Kapı açıldığında yüzüne gece serinliği çarptı. Ama bu rüzgâr ferahlatıcı değildi; soğuktu, keskin ve tehditkârdı. Kafasındaki örtü hâlâ alınmamıştı, ancak biri kolunu tutarak onu araçtan çıkardı. Ayakları yere bastığında çakılların üzerinden yürüdüğünü hissetti. Zemindeki taşlar ayakkabısının altına batıyor, adımlarını dengesizleştiriyordu. Yanından geçen adamlar hiç konuşmuyordu. Sadece ayak sesleri, sert ve ritmik şekilde yankılanıyordu. Bu, bir yürüyüş değil; bir infaz kortejiydi sanki. Demir kapıların açıldığı sesi duydu. Ardından içeriden gelen farklı bir nem kokusu burnuna çarptı: taşa sinmiş rutubet, taze kesilmiş gül, eski ahşap ve metalin karışımı. Bir yapıdaydı artık. Ve o yapı, onun hayatını sonsuza kadar değiştirecekti. Gözündeki örtü ansızın çekildi. Loş bir avize ışığı gözlerini acıttı. Göz bebekleri küçüldü, birkaç saniyeliğine kör gibi kaldı. Ama sonra görüntüler yavaş yavaş netleşmeye başladı. Yüksek tavanlı bir salondu burası. Duvarlar koyu renkli, tavan işlemeli, yerde ağır desenli bir halı vardı. Camın önünde kadife perdeler, köşede gerçek gümüşten bir şömine… Ve duvarda devasa bir tablo: iki elin birbirine kenetlenmesi, ama ellerden biri siyah eldivenliydi, diğeri kanlı. Selin’in gözleri tabloya takılı kaldı. Sarsılmıştı. Burada her şey planlıydı. Tesadüf yoktu. Bu evin her köşesi, bir mesaj taşıyordu. Karşısında dikilen adam kapüşonunu çıkardı. Sert yüz hatlarına sahipti. Duygusuz gözlerle Selin’e baktı. Ardından, yandaki dev ahşap kapıyı iki eliyle itti. Kapı gıcırdayarak açıldığında, içeriden yalnızca tek bir ses geldi: “Getirin.” Adam başını eğerek, Selin’e doğru işaret etti. İkna yoktu, açıklama yoktu. Sadece emir. Selin içeriye itildiğinde ilk dikkatini çeken şey, odanın içindeki sessizlik oldu. Korkutucu ve neredeyse kutsal bir sessizlik. İçerdeki havada tehdit yoktu; daha kötüsü vardı: kontrol. Hükmeden bir soğukkanlılık, bir güç hissi… Ve o an... onu gördü. Karşıda, duvara yakın büyük deri koltuğa yaslanmış bir adam oturuyordu. Elinde bir bardak vardı. İçindeki koyu sıvı, ışıkla parıldıyordu. Başını kaldırdı. Bakışları Selin’e kilitlendi. Baran Kara. Onunla göz göze geldiği an, her şey durdu. Zaman, nefes, düşünce… hepsi bir anlığına kilitlendi. Baran'ın bakışlarında garip bir boşluk vardı. Ne acı, ne öfke, ne merhamet… Sadece izliyordu. Gözlerinin rengi siyahtan bile koyuydu; sanki karanlık onun içinde doğmuştu. Öyle sabit, öyle ölçülü bakıyordu ki Selin, kendini değil, ruhunu soyulmuş hissetti. “Demek sensin,” dedi Baran. Sesi derin ve sakindi. Bu sakinlik ürkütücüydü. “Yılmaz’ın kızı.” Selin cevap veremedi. Kıpırdayamadı. Dili damağına yapışmıştı. Sadece gözlerini kaçırmamaya çalıştı. Ama Baran’ın bakışları, gözlerini kaçırdığında bile onu izliyormuş gibi hissediliyordu. “Yıllar önce baban bir hata yaptı. Küçük bir tercih. Ama sonuçları büyük oldu,” dedi Baran, bardağındaki sıvıdan bir yudum alırken. “Ve şimdi, o hesabı sen ödeyeceksin.” Selin’in gözleri büyüdü. Nefesi boğazına takıldı. “Ben… ben ne yaptım?” diye fısıldadı. “Ben sadece onun kızıyım. O öldü gitti. Ben...” Baran parmağını kaldırarak onu susturdu. “Ölmekle bitmiyor her şey. Borç, ölümle silinmez. Yılmaz’ın hayatı sona erdi ama bıraktığı izler hâlâ ortada. Onlardan biri sensin.” Ayağa kalktı. Boyu uzundu. Üzerindeki siyah gömlek, vücuduna tam oturmuştu. Kolundaki saatin ışığı yansıdı. Ayakkabılarının her adımı halıda bile net duyuluyordu. “Şimdi burada iki seçeneğin var,” dedi. “Birincisi, karşı koymaya devam edersin. Direnirsin. Kaçarsın. Ama nereye kadar? Sonunda seni yine bulurum. Ve bu kez bu kadar nazik olmam.” Durdu. Gözlerinin içine bakarak ikinci seçeneği söyledi: “Ya da ikincisi... bu eve, bu kadere, bu anlaşmaya razı olursun. Direnmeden. Savaşmadan. Sessizce. Uslu bir gelin gibi.” Selin’in kanı çekildi. “Gelin mi?” diye sordu, sesi kısılmıştı. Baran başını hafifçe eğdi. “Evet. Gelin. Seninle evleneceğim. Bu benim kararım.” Selin’in dudakları aralandı ama kelimeler boğazında düğümlendi. Evlilik. Bu tek kelime, binlerce soru, yüzlerce korku ve karmaşık bir isyanla beyninde çınladı. Birden bire dünya tersine dönmüştü. Az önce hâlâ bir bireydi; korkmuş ama özgürdü. Şimdi ise birinin kararıyla, bir adamın geçmiş hesabının kefareti olarak ilan edilmişti. Kendi hayatı, kendi bedeni, kendi geleceği… tek bir cümleyle gasp edilmişti. “Sen... delirmişsin,” dedi boğuk bir sesle. Dizlerinin titrediğini hissediyordu. “Ben senin hiçbir şeyin değilim. Babamın geçmişiyle benim alakam yok!” Baran Kara, yavaşça yaklaşarak aradaki mesafeyi kapattı. Gözlerini Selin’in gözlerine sabitlemişti. Soğuk ama içinde yanmakta olan bir kıvılcım vardı. Bu kıvılcım öfke değildi. Daha derin, daha karmaşık bir şeydi. “Tam aksine,” dedi kısık sesle, “babana en çok benzeyen sensin. Direnişin, gözlerindeki inat… aynı onun gibi.” Selin başını geriye çekti. “Ne istiyorsun benden?” diye sordu. “Beni mi incitmek? Cezalandırmak mı? Bu mu senin adaletin?” Baran bir an durdu. Yüzündeki kaslar hafifçe gerildi. Ardından gözlerini kaçırdı. Bu, onun için nadir bir şeydi. Kendi emriyle, kendi planıyla getirdiği kadının sözleri içine işlemişti sanki. Ama kendine çabucak hâkim oldu. Geri çekildi. “Adalet,” dedi kendi kendine. “Adalet bu değil belki. Ama bu denge. Hesap. Hesap, ödünç alınan bir hayatı bir başkasıyla ödetmektir. Ben bu dünyayı bu şekilde dengeledim.” Selin ağlamak istemedi ama gözleri dolmaya başlamıştı. Gözyaşlarını göstermemek için başını çevirdi. Bu adamın karşısında zayıflık göstermek istemiyordu. Ama içindeki korku, öfke ve umutsuzluk o kadar büyüktü ki bastıramıyordu. Baran tekrar oturdu. “Odasına götürün,” dedi arkasına dönmeden. “Yarın yüzleşmeler başlayacak. Henüz tanışmadığın bir geçmişin var. Ve ben o geçmişi sana bizzat anlatacağım.” Adamlarından biri Selin’in kolunu tuttu. Selin direnmedi artık. Direnmek yorgunluktu, çözüm değil. Ama içinden bir şey fısıldıyordu: bu savaş daha yeni başlıyordu. Koridor, malikânenin görkemini gizlemeye çalışmıyordu. Koyu renkli ceviz kaplamalar, antika aynalar, uzun halılar ve ağır, eski dönemlere ait avizeler... her detay, burada zamanın hükmünün farklı aktığını hissettiriyordu. Burada hiçbir şey bugüne ait değildi. Ne eşyalar, ne kurallar, ne de insanlar. Selin’in odası genişti. Belki bir otel odası kadar lüks, ama duygusal olarak bir hapishane kadar soğuktu. Yatağın karşısında yer alan pencere demir parmaklıklarla kapatılmıştı. Camlar çift katlıydı. Kapı dışarıdan kilitlenebiliyordu. Küçük bir sehpa, bir gardırop ve tavana asılmış ince bir lamba vardı. Selin içeri itildiğinde, sadece tek bir şey istedi: sessizlik. Kapı kapandığında, nihayet yalnız kaldı. Dizlerinin bağı çözüldü. Yavaşça yatağın kenarına oturdu. Kelepçeleri çoktan çıkarılmıştı ama bileklerinde hâlâ izleri hissediyordu. Parmaklarını yüzüne götürdü. Soğuktu. Ter içindeydi ama üşüyordu. Ne yapacaktı? Kaçabilir miydi? Bu evin güvenliği zayıf görünmüyordu. Baran Kara’nın dünyasında “tesadüf” yoktu. Her şey planlı, her şey kontrollüydü. Ama her sistemin bir açığı olurdu. Ve o açık, belki de Baran’ın kendisiydi. Gecenin ilerleyen saatlerinde Baran, odasının balkonunda duruyordu. Elinde viskisi vardı. Sigarasını yaktı ama içmeden parmakları arasında döndürüyordu. Aşağıdaki bahçeye baktı. Gecenin sessizliği artık onu rahatlatmıyordu. Kafasının içindeki uğultular, geçmişin yankılarıyla doluydu. Yılmaz. O adam. Onu öldürdüğünde rahatlayacağını sanmıştı. Hesabı kapattığını. Ama sonra yıllar geçmiş, o kapanmayan defterin bir tek ismi kalmıştı: Selin. Selin... gözleri, sesi, meydan okuyan bakışları... O kadar tanıdıktı ki. Baran her şeye hâkim olmayı severdi. Ama bu kız… tahmin edilemiyordu. Öngörülemiyordu. Ve belki bu yüzden, bir parça ilgisini çekiyordu. Ama ilgiyi aşk sanmak, zayıflıktı. Ve Baran Kara hiçbir zaman zayıf olmamıştı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE