Keyifli okumalar...
Etrafımda birbirine giren sesler vardı. Gözlerimi aralamak istiyor ama başaramıyordum. Kendimi zorladıkça da kafamın arkasında bir ağrı, baş gösteriyordu. Üstelik etrafımdaki uğultu sayesinde yakında sadece kafamın arkası değil, başımın da ağrıyacağını biliyorum.
Bilincim daha iyi açılmaya başlarken işaret parmağımı saran minik eli hissettim. Hemen arkasından ise tüm uğultuyu bastıracak şekilde başlayan ağlama sesini duydum.
Bir kez daha gözlerimi aralamaya çalıştım ve bu defa hafifte olsa başarabildim. Ve aşağı hafifçe sarkan elimden işaret parmağımı bulup tutmuş olan Eren ile göz göze geldim.
Yüzü ve gözleri ağlamaktan hem kızarmış hem de şişmişti. Buna rağmen kimse çocukla ilgilenmiyordu. Aksine tam gaz kavga etmeye devam ediyorlardı.
Sinirle gözlerimi kapattım. Ama ağlamaya devam eden Eren için geri açarak elimden geldiğince gülümsedim.
Parmağımı tuttuğu kolumda serum vardı bende yan dönerek sağlam kolumu yani elimi Eren'e uzatıp göz kırptım. Bu eylem kafamda sancıya neden olsa da Eren'in ağlaması durunca ağrıyı umursamadım.
Şişmiş olan gözleri şaşkın şaşkın açılırken bir iki kez kırpıştırdı. Bende ne yaptığımı iyice idrak edebilmesi için bir kez daha kırptım. Eren de dudaklarını aralayarak gözlerini kırpıştırdı.
Bu defa gözlerimi kapatıp öpücük gönderdiğim de kıkırdayıp aynı şekilde bana öpücük gönderdi. Ardından iç çekti.
Bakışlarım Eren'deyken arkamda ki kişilerin söylediklerine kulak verdiğimde vermemiş olmayı isterdim.
"Ulan it! Kız senin oğlun yüzünden bu halde al oğlunu da bas git!" diyen Adem abiydi. Bu sözleri hiç hoş değildi. Hele bahsi geçen küçücük bir çocuksa.
Alp Bey'in karşı çıkıp Adem abiye saldıran lafları, Barış'ın ikisinin arasına girip yatıştırıcı sözleri. Birbirine giriyordu. Bu karmaşadan dolayı da ne Eren'in ağlaması farkedilmişti ne de benim uyandığım.
Sessiz olmalarını söylemek için dudaklarımı araladığım da boğazımın kuruluğu yüzünden konuşamadım. Bakışlarım su içmek için yatağın yanındaki masaya kayarken dikkatimi çeken bir kırmızı düğme farkettim. Bu acil durumlarda hemşireleri çağırmak için kullanılan bir yöntemdi bildiğim kadarıyla.
Bir arkamdaki kavga edenlere baktım, bir serumlu koluma, birde Eren'e. Bu acil bir durum sayılıyordur inşallah.
Dirseklerimi yatağa yaslayıp kendimi biraz geri çekip sağlam kolumu uzatıp düğmeye bastım. Bir dakika içinde içeri hemşire ve doktor olmak üzere iki kişi girmişti.
"Siz ne yapıyorsunuz?!" diye azarlayan doktor ile üçü de sessizliğe büründü.
"Burası hasta odası ve siz odada ki hastayı umursamadan tartışıyorsunuz! Hemen çıkın odadan!"
Barış'ın gözleri anlık beni bulurken yanıma gelmek ister gibi bir hali vardı. Ama o istediğini yapamadan Adem abi beni farkedip yanıma geldi.
"Özür dilerim Meleğim, uyandırmak istememiştim." Dudaklarımı aralasamda konuşamadım. Ardından doktor tekrar çıkmalarını söyleyince omuz silktim. Adem abi ise homurdanarak yanımdan kalkmıştı.
"Al şu eneğini kızın yanından!" dedi ve kapıyı açarak çıktı. Barış buruk bir gülümseme gönderip ardından çıkarken, Alp Bey, Eren'i almak için yanıma geldi. Bunu anlayan Eren tekrar ağlamaya başlayıp iyice yanıma yaklaşırken, Alp Bey'in çocuğu almak için uzanan ellerine ellerimi uzattım.
Bakışları beni bulurken hafifçe kafamı iki yana salladım. Onaylayarak geri çekilirken elini sıkıntıyla saçlarının arasından geçirdi.
"Özür dilerim." dedi ve o da odadan çıkıp gitti. Sonunda Eren, doktor, hemşire ve ben başbaşa kalırken gözlerimi ağrımaya başlayan başım ile kapattım.
"Geçmiş olsun Güneş Hanım ağrınız var mı?" diye soran doktor ile gözlerimi açıp olumlu anlamda kafamı hafifçe salladım ve dudaklarımı aralayıp su istedim. Ama sesim fısıltı halinde çıkmıştı.
Hemşireye bana su vermesini söylediğinde, hemşire onaylamış ve su şişesinden bardağa su koyarak içmeme yardımcı olmuştu.
"Çekilen tomografi de hiç bir sorun yok. Ağrı için hemşire bir ilaç koyacak serumunuza bittiğinde çıkabilirsiniz." derken elindeki kafamın tomografisi olduğunu düşündüğüm bir şeyi havaya kaldırmıştı.
"Teşekkür ederim." diye cevap verdiğimde sesim fısıltı gibi çıkmamış olsa da pekte canlı değildi. Grip olduğumda kısılan sesime benziyordu.
"Tekrardan geçmiş olsun." Doktor gülümseyerek konuşup işini bitiren hemşire ile odadan çıktığında varlığını farkettirmeyen Eren iç çekti.
Bakışlarım ona dönerken suçlu olduğunun farkındaymış gibi bakıyordu. Dudaklarını büzüp minik parmağını damar yolunun olduğu yere yaklaştırıp gözleri dolu dolu baktı.
"Uf?" dediğinde kıkırdamadan edemedim.
"Evet uf oldu." Eren bir kez daha iç çekerken yaklaşıp damar yolu açılan yere öpücük koydu. Kalbim o an sıcacık oldu.
"Bak geçti!" deyip kocaman gülümsemem ile ellerini birbirine çarparak müthiş bir gülücük attı.
İşte küçücük bir bebeği mutlu etmek bu kadar basitti. Güldürmek, gülümsetmek hepsi o kadar basitti ki.
Elimle çenesini tutup uzaktan öpücük attım. Eren de hemen iyice yaklaşıp ellerini yanaklarıma koydu ve minik bir çığlık atarak burnumu ağzına alarak ısırmaya başladı. Yanaklarımda ki elleri de sıkılaşmıştı.
Dudaklarımdan gülmeyle karışık minik bir çığlık kaçırırken Adem abinin homurdanmasını duydum.
"Ulan küçükte olsa büyükte olsa kızları sıkıştırıyor şu erkekler!" deyip Eren'in ense kısmında hırkasını tutup geriye çekmeye başladı.
"Abi yapma lütfen. O küçücük bi çocuk." dedim kısık sesimle.
"Kızım küçücük çocuksa anası baksın! Hem hastasın hem de çocuğa bakacağım diye uğraşıyorsun! Sende insansın insan! Süper kahraman değil! Haberleri yoksa söyleyelim yani."
"Adem abi haklı, Güneş." Barış'ta araya girip abime hak verirken, itiraz etmek için kuracağım cümlelerin anlamı kalmamıştı.
Tamam haklılardı ama annesi burada değildi ve bakıcısı yoktu. Mecbur olarak duruyordu.
Sesimi çıkartamazken suratım çoktan düşmüştü. Eren'in de benden aşağı kalır yanı yoktu. Elini tutup avuç içine öpücük koyarak gülümsemeye çalıştım.
"Tamam abi, çağır Alp Bey'i alsın."
"Gelir şimdi. Çıkış işlemlerini hallediyordu."
Cevabına karşılık sessiz kalırken Eren'in yanına Barış geldi ve dizlerini kırarak yere çöktü. Eren'in saçlarını karıştırırken bana bakıyordu.
"Asma hemen suratını. Senin iyiliğin için diyoruz. Hem bebek bakıcılığı değil senin işin. Alp'in sorunu bu."
"Biliyorum ama onun ilgiye, anne sevgisine ihtiyacı var ve annesi burada değil Barış. Benim sinirlendiğim nokta bu. O daha küçücük."
"Evet ama onun annesi sen değilsin. Bırakalım babası dert etsin bunu." dediğinde haklıydı ama bu kadar sert çıkması ister istemez kırmıştı beni. Gözlerine bir kaç saniye bakıp kapattım.
"Serum bitene kadar dinlenmek istiyorum hepiniz çıkar mısınız?"
Adem abi homurdanarak çıkarken, Barış ona kırıldığımı anlamış olacak ki sessiz bir küfür savurdu. Ardından Eren'i kucağına alıp ağlamaya başlayan çocukla konuşarak çıktı dışarı.
Onların ardından gözlerimi aralayıp tavana diktim. Daha işe başlayalı bir ay bile olmadan bir çok olay olmuştu. Şimdi bu kazadan sonra büyük ihtimal yine şirkete gidemeyeceğim. Acaba ay başında maaşımdan keserler mi?
Of'layarak seruma baktım henüz bitmesine vardı. Neyse ki kafamın arkasındaki ağrı geçmişti.
Elimi çarptığım yere götürüp dokunduğum da küçük bir şişlik geldi. Ve ardından da acıyı hissettim. Suratımı buruşturarak elimi geri çektim. Kolumdaki saat dikkatimi çekerken, aklıma gelen kızlar ile hemen saate baktım. Neyse ki kızları almaya daha saatler vardı. Bir an için uzun bir sürenin hastanede geçtiğini sanıp korktum.
Serum bitene kadar zamanın geçmesi için gözlerimi kapattım. Uyuyabileceğimi sanmıyorum ama denemek istedim. Normalde asla gelmeyecek olan uykum, verilen ilaçların etkisinden olacak ki, gelmişti. Bende kendimi uykuya bıraktım.
Adımın seslenilmesi ile anında gözlerimi açıp bana seslenen Barış'a baktım. Anlık nerede olduğumu anlayamayıp sağa sola baksam da kısa sürede hatırlamıştım.
"Serumun bitti, hadi gidiyoruz." dediğinde kafamı onaylar şekilde hafifçe sallayıp yavaşça yataktan doğruldum. Barış yardım etmek için koluma girmek istediğinde kolumu geri çektim.
"Yardım istemiyorum, teşekkürler." deyip yataktan indim. Sebepsiz bir şekilde Barış'a olan kırgınlığım devam ediyordu. An itibariyle de Barış'ta bunun farkındaydı.
Kapıya ilerlerken odanın kapısı açılıp içeri Adem abi girdi. Ve Barış'a hoşnutsuz bir bakış attı.
"Ulan kızı niye uyandırdın? Kucağıma alıcaktım eve öyle götürecektim ben."
"Abi ölümcül bir yara almış değilim yada bir bebek hiç değilim ben. İyiyim ve yürüyebilirim. Şimdi eve gidebilir miyiz?" deyip yanından geçip odadan çıktım.
"Bu niye böyle atar yaptı ki şimdi?" diye sözde kısık sesle Barış'a sorduğunda ağzının içinde homurdanmaktan başka bir cevap vermedi, Barış.
Sonrasında Adem abinin arabasına binip yola çıkıp eve gelene kadar da sessizdik.
Ben düştüğüm de Adem abi hemen kucaklayıp kendi arabasına beni yerleştirmiş Barış'ta onunla birlikte gelmiş sanırım. Hastane çıkışı Adem abinin arabasına binmesi bunu gösteriyordu.
Umursamayıp kafamı koltuğa yasladım ama şişliğe denk gelince kafamı çevirip yanağımı yasladım. Tabi o acıyla inlememek için kendimi zor tutarak.
Eve geldiğimizde abim yatıp dinlenmem için üstümde baskı kurmuştu. Yatacağım dememe rağmen inanmamış uyuyana kadar başımda bekleyeceğini söyleyerek karşı çekyata oturup beni izlemeye başlamıştı.
"Bende kızları alayım o halde." diyen Barış ile abimin kaşları çatılarak ona döndü.
"Ben giderim."
"Abi, Güneş'i bekleyecektin?"
"Onu da beklerim. Gider kızları da getiririm." demesiyle kahkaha attım.
"Abi bu iri cüssenin içinde iki tane sen varsan ancak bu olabilir."
"Sus kız sen karışma! Barış sen git. Ben hepsini hallederim!" deyip kapıya doğru itekledi Barış'ı. Bu haline göz devirip ayağa kalktım ve abimin kolunu tuttum.
"Abi Allah aşkına kıskandığını bu kadar belli etme ya. Ayrıca Barış'ı tanıyorsun."
"Olsun sonuçta bir erkek. Hadi git Barış. Sende yerine yat Meleğim." dedi ve kendiyle birlikte Barış'ı dışarı çıkardı. Bu haline iç çekip mutfağa girdim. Kızlarla birlikte geri gelene kadar bir şeyler hazırlasam iyi olacak.
Çorba suyu koymaya hazırlanırken kapının çalması üzerine mutfaktan çıkıp kapıyı açtım. Ve Barış'ı arkasına bakarken kapıda beklediğini gördüm.
"Ne oldu?" diye sorduğumda hızla bana döndü.
"Adem abi beni evden kovalayınca ceketimi unutmuşum. O gelmeden alıp gideyim." Söylediklerinin ardından derin bir nefes alıp verdi. "Ve özür dilemek istedim. Öyle, o şekilde söylememeliydim. Ama dedim ya Alp ile aramız iyi değil diye, bu yüzden. Hem bir nevi kazayı da onun yüzünden geçirmiş sayılırsın. İyice sinirlerim gerilmişti. Eren de senden ayrılmıyor hasta yatağında bile rahatsız ediyordu seni." derken zorlanarak konuşuyordu. İyi niyetinin farkındayken konuşmasının bitmesini bekledim.
"Ya Güneş anla işte Alp yada onun oğlu o haldeyken bile seni rahatsız etmelerini istemedim. Dinlenmen gerekiyordu." Dudaklarımı birbirine bastırırken kafamı salladım ve arkasında ki camdan gözlerini kısarak bize bakan Halime yengeye kısa bakış attım.
"Söylediklerin tamam ama arkanda ki kamerayı unutuyorsun." dediğim an ağzının içinde homurdandı.
"Güneş eve girmiyorum işte lütfen şu ceketi verir misin, gideyim. Adem abi gelmeden."
Kıkırdayarak vestiyerde ki asılı duran cekete uzandım ve kapının yanına gelip Barış'a uzattım. Ceketini üstüne giyip elini ceketin iç cebine attı ve yeni olduğu her halinden belli olan bir telefonu bana uzattı.
"Bunu Adem abiyle birlikte yanına gelirken Şeyma abladan almıştım. Ama vermeye fırsat bulamadım. Al, güle güle kullan." dediğinde mahcup bir gülümseme gönderdim.
"Teşekkür ederim. Herşeye yetişip yardım ediyorsun."
"Teşekküre gerek yok." derken elini ensesine koymuş yere bakarak utangaç bir şekilde gülümsedi.
Nedense tamda o anda bir dejavu yaşıyormuş gibi bir hisle karşılaştım. Ama kafamın arkasında ki şişlik ağrımaya tekrar başlayınca üstünde duramadım.
"Ben gidiyim, görüşürüz."
"Görüşürüz." dedim arkasından bakarken. Ardından içeri girip hazırlandığım işe devam ettim. Ama kafamda ki ağrı kendini zorlasa da Barış aklıma takılmıştı bile.
Yarım saat olmadan abim ve kızlar eve gelirken abimden olanı öğrenen kızlar ağlayacak durumdalardı. Adem abi ise sinirli.
Ben kızlara gülümseyerek hiç bir şey olmadığını söyleyip sakinleştirmiştim. Ama Adem abi sakinleşecek gibi durmuyordu.
"Sen yataktan hani kalkmayacaktın?"
"Kızların karınları aç abi. Bir şeyler hazırlamam gerekiyordu."
"Ben bir şeyler alırdım. Yada hazırlardım." dediğinde kahkaha attım.
"Sen ve mutfakta bir şey hazırlamak mı?"
"Evet ne var bunda?" diye bana meydan okuyan bir bakış attığında aklıma gelen planla sırıttım...
*** {Ertesi gün} ***
"Allah cezanı vermeyesice Adem! Onu kim yiyecek ya! O pişince ne hâle gelecek haberin var mı? Aa bak bunu da yedi!"
"Kızım bi sussana ya! Ne çene varmış sende! N'apıyım daha önce hiç yapmamıştım!"
"Güneş, Allah aşkına gitsin bu, ben tek başıma sararım!" deyip Adem abiye ters bakış atarken abim yırtılan başka bir yaprağı da ağzına atınca, elinde ki kaşıkla Adem abinin kafasına vurdu, Goncagül abla.
"Mideni bozacaksın gerizekalı! Nesin sen çöp konteynerı mı?!"
"Beni bu kadar düşünmen çok hoş Goncagül, ama beni olduğu kadar parmağındaki yüzüğün sahibi olan dangalağı düşünmezsen alınabilir."
Ve bomba patlamıştı.
Pazar günü yapılacak olan pikniğe sarma götürecektim. Ve abim kalkmama izin vermediği için ona sarma sardırmaya karar vermiştim. Bana geçmiş olsuna gelen Goncagül abla ise sarmaya el atmış serçe parmağından hallice sararken Adem abiye kızıp duruyordu.
Ama eve geldiği ilk andan beri parmağında ki yüzüğü benimde abimin de çoktan dikkatini çekmiş sadece sormamıştık. Ama abim sormak yerine direkt olarak suratına çarpar gibi çarpmıştı. Goncagül ablanın yüzünün kireç gibi olması da bunu gösteriyordu.
Gözleri bir kaç saniye yüzüğünde dalgınca durdu, ardından yüzünden buruk bir gülümseme oluştu. Gözlerini Adem abinin gözlerine çıkarıp yutkundu.
"Merak etme sen, onu senden daha fazla düşünüyorum, artık."
'Öyle ölmedi füze at, füze!' diyen içimdeki alaycı kız ile dudağımı ısırdım. Çünkü yutkunma sırası Adem abiye geçmişti. Ama bir şey söyleyebileceğini sanmıyorum. Çünkü söyleyecek bir şey yoktu. Sonuçta yıllarca seven, gururu ayaklar altına alınarak defalarca reddedilen taraf abim değildi. Şimdi istediğini yapabilirdi Goncagül abla.
"Buna sevindim." Boğazını temizleyen abim sandalyesini geri iterek ayağa kalktı. "Gerçekten midem bozuldu sanırım. Ben gidiyorum." dedi ve dış kapıyı çarparak gitti.
Uzun bir süre Goncagül abla masanın üstünde hergangi bir desene, bende abimin çıkıp gittiği kapıya bakıp kaldık.
"Biliyor musun Güneş, Adem'den nefret etmeyi ne çok isterdim. Defalarca reddetti, defalarca beni umursamadı. Onun için gururumu yıllarca ayak altına aldım. Ve şuan bir başkasının yüzüğünü taşıyorum." Gözünden akan bir damla yaşı hızla sildi ve boğazını temizleyip kafasını yukarı kaldırıp gözlerini kırpıştırdı.
"Ben sadece hiç böyle olacağını hayal etmemiştim. Bir gün beni sever sanmıştım."
Sonra sustu. Sessizlik istediğini tahmin ettim. Bende konuşmadım. Aksi halde onu avutacak bir sözüm olduğunu sanmıyorum bile. Sadece yattığım yerden kalktım ve birlikte saatlerce sarma sardık. İşimiz bittiğinde iki kahve yaptım ve karşısına oturdum.
"Ee kim bu, şanslı adam." diye sorduğumda gözleri yine dalgınca yüzüğüne gitti.
"Yakında öğrenirsin." Mırıldanarak söyleyip kahvesinden bir yudum aldığında bu konu hakkında konuşmak istemediğini anladım. Normalde olmazdı ama şuan acayip bir şekilde merak ediyordum. Kim olduğunu söylemese bile keşke az biraz anlatsa.
Kahve bardakları yarı olana kadar ikimiz de sessizdik. Goncagül abla konuşmak için girişimde bulunmayınca bende konuşamıyordum. Ama bu şekilde de çok tuhaf oluyordu.
"Ay bu sessizliğe alışık değilim!" diyerek sonunda isyan etmesi beni sakince güldürmüştü.
"Valla benim merak ettiğimi biliyorsun. Onun haricinde ne konuşmak istersin? Adem abiyi sevdiğin günü anlatsana."
Ben kendimi bildim bileli Goncagül abla hep vardı ve Adem abiyi seviyordu. Ama nasıl sevmeye başladığını bilmiyordum. Kahvesinden bir yudum daha alıp bıraktı bardağını. Dirseğini koltuğun başına koyup yanağını avucuna yaslayarak kapalı duran televizyona dikti gözlerini.
"Sen o zamanlar küçüktün, belki hatırlamazsın. Ben de annemi 10, babamı 15 yaşında kaybettim. Benim annem de, babam da giderken ardında kardeş bırakmadı. İyi kötü bir dedem vardı o da okula devam etmemi istedi.
İti, kopuğu bilirsin baba ölünce et var gibi çullanırlar. Evdeyken gelen giden rahatsız eden olmuyordu. Dedem vardı çünkü. Belki yaşlıydı ama duvarında ki tüfek, sokaktan gelip geçerken bile görünüyordu. Korkuyorlardı.
Ama okula gidip gelirken yalnız oluyordum. Yani arkadaşlarım vardı ama bazen yalnız gidip gelmek zorunda oluyordum. Bir gün okulda kurs vardı. Geç çıktık okuldan. Eve doğru gelirken üç it peşime takıldı.
Önce laf attılar, çantamı aldılar sonra da kolumdan tutup bağırıp çırpınmama rağmen ara bir sokağa soktular."
Nefesim kesilmişti. Bir şey olmadığına emindim. Ama ister istemez kalbim korkuyla çarpmaya başlamıştı.
"Neyse işte saldıracakları zaman Adem bir kahraman gibi bunların arkalarından çıkageldi. Ama görsen nasıl dövüyor bunları. Sonra işte onları bıraktı. Korkuyla yerde öylece onu izlediğimi farketmemi sağlayan Adem'in kalkmam için bana uzattığı eli oldu." O ânı hatırlamış olacak ki yüzünde gülümseme oluştu.
"Giderken o itlere, bir daha bu kıza bulaşırsanız, nefes borularınızı söker onlarla boğarım dedi. Bana da, bundan sonra ayağına taş değse bana söyle, dediği o an tam şuram da bir şey hissettim." derken elini kalbinin üstüne yasladı.
"Sonrasını da biliyorsun işte beni üzmesinler diye herkesten korudu kolladı. Ama en büyük üzüntüyü o verdi."
"Abla ben bilemem ama bildiğim kadarıyla kalbine söz geçiremiyorsun. Kalp kendi kafasına göre takılıyor."
"Aynen öyle Güneş, kalbimiz maalesef gidip ota da konuyor boka da!" Goncagül abla ani bir şekilde sinirle söylenirken o an hiç beklemediğimiz bir şey oldu ve Adem abi içeri girdi.
"Bu durumda bok ben mi oluyorum?!"...
***
"Güneş?"
"Efendim abi?"
"Bu kızların öğretmenlerinin erkek olduğunu neden söylemedin?" dediğinde Adem abiye bıkkın bir bakış attım.
"Öğrendiğinde ne yapmayı planlıyordun?"
"Sus cevap verme bana! Dün soracaktım yeni yaralandın diye üstüne gelmedim! Zaten birde Halime yenge Barış'ın benden sonra geri geldiğini de söyledi. Neden geldi?"
"Ceketini unutmuş ve şuradaki telefonu verdi." dedim bu defa da bıkkın bir nefes verirken.
"Bu Barış seni görmek için bahane mi uyduruyor?"
"Yada sen bu akşam her zamankinden daha mı huysuzsun?"
"Evet evet bana da öyle geldi." diyen teyzem ile Adem abiye daha dikkatli baktım.
Adem abinin, Goncagül ablayla konuşmamazı basmasının ardından Goncagül abla evet cevabını verip gitmişti. Ardından teyzem gelmişti. Adem abi de kızları almaya gitmiş, alıp gelmişti ve yemek yiyorduk. Şimdiye kadar sessizliğini koruyan abim birden hesap sormaya başlamıştı.
"Benim her zaman ki halim! Siz yemeğinizi yiyin!" Adem abi her zaman huysuzdu ama bu akşam ki daha farklı bir huysuzluktu. Onu tanıyordum elbette. Ben yanlış anlasam bile annesi daha iyi anlardı ki, teyzem de benimle aynı fikirde olduğuna göre Adem abi de bi tuhaflık vardı.
"Abi, dün Barış abi niye seninle birlikte bizi almaya gelmedi ki?" diye soran Gece ile abime imalı bir bakış attım.
"Yoksa artık bizi sevmiyor mu?" Yıldız dudaklarını titreterek sorduğu soruyla birlikte Dolunay elinde ki kaşığı bıraktı.
"Ne yani bizden bıktı mı?"
"Ne alaka şimdi Barış?" Abim gözlerini büyüterek kızlara sorduğunda kıkırdadım.
"Ee hep sen hesap soracak değilsin ya. Hadi şimdi cevap ver bakalım."
"Sarı cadı, bakıyorum da sende pek önemser oldun bu Barış'ı."
"Abi, zor zamanlarım da düştüğüm yerden kalkmama yardım eden birinin, hayatımda bir anlamı ve değeri vardır benim için. Ama sen beni bilmiyormuş gibi verdiğim değeri başka şeylere yormak istiyorsan engel olmam." dediğimde homurdandı.
"İştah falan bırakmadınız insanda." deyip dolu kaşığını ağzına götürdü.
"Kızlar, Barış sizi almaya gelecekti ama Adem abi küçük çaplı kıskançlık krizine girdi. Ve Barış'ın yanınıza gelmesine izin vermedi. Hala sizi seviyor yani."
Yaptığım küçük açıklamadan sonra Adem abi homurdanarak yemeğine devam etmiş, kızlarda kendi aralarında fısıldaşarak devam etmişlerdi yemeğe. Teyzem de yemeğini bitirmiş iç çekerek tabağını kenara ittirdi ve dalgınca konuşmaya başladı.
"Demek Goncagül sözlenmiş ha. Benim eşşek oğlum gönlünü verseydi kıza şimdi kaç tane torun seviyor olurdum. Kızda kaç yaşına kadar bekledi. Daha ne kadar bekleyecekti ki zaten. Aah ahh, yine de bir başkasıyla evlenmesini istemezdim."
Bu sözlerin hemen arkasından elindeki kaşığı sinirle tabağa vuran abim ile hep birlikte korkuyla yerimizden sıçradık. Tabak ise kırılmış içindeki yemek masaya akıyordu.
"Abi ne yaptın ya, bozdun takımı. Annemin çeyizindendi bu tabak."
Ben içim giderek tabağa bakarken abim sertçe ayağa kalkıp bugün içinde ikinci kez dış kapıyı çarparak evden çıktı. İlk sarmanın başından midem bozuldu diye kalkıp gitmesiydi zaten. Sonra da biz fark etmediğimiz bir zaman girip konuşmalarımızı dinlemişti. Hiç hoş değildi.
Teyzemle, Adem abinin nesi olduğunu düşünerek masayı toplamıştık. Bulaşıkları da halledip oturma odasına geçerken, teyzem yine Goncagül ablanın Adem abiye olan sevgisinden ve bir başkasıyla olacak olan evliliğinden konuşurken birden kafama dank etmişti. Konu Goncagül abla olduğunda sert tepkiler veriyordu. Ve o yüzük olayından sonra olmuştu üstündeki tuhaf huysuzluk. Acaba abim, Goncagül ablayı seviyor olabilir miydi?
Bu konunun üstünde daha fazla düşünmedim. Yapacak bir şey yoktu. Adem abi de, Goncagül abla da yetişkin insanlardı. Ne yapılacaksa onların kendi aralarında halletmeleri daha iyi olurdu.
Teyzemle birlikte çay demleyip içtikten sonra kızları yatırmış ardından teyzemi kendi evine yolcu etmiştim.
Oturma odasına geçtiğim sırada bir kaç gündür hiç konuşmadığım Esra aramış O bara gittiğim günden beri olan şeyleri tek tek anlattırmıştı. Vay be, o bara gitmeden önce şirkette saldırıya uğramış, akşam da barda saldırıya uğramıştım. Ertesi gün abim ve Barış'ın birbirini tanıdığını öğrenmiştik. Bir sonraki gün yani dünde şirkete gidip kendi kendime yaralanmıştım. Dünden beridir de evdeydim.
Esra lise zamanından Adem abiyi biliyordu. Ama onun bildiği Adem abi bu halinden biraz daha az iriydi. Bu beş senede adam daha da irileşmişti. Bu yüzden de tanıyamamış beni bu yüzden sorguya çekmişti. Bugünde sorguya çeken çekene...
En sonunda telefonu kapatıp şarja taktım. Bir saat kadar televizyonu sıkılarak izleyip kapatma kararı aldığım zamanda dış kapının açıldığını duydum.
Adem abi onda olan anahtarla içeri sarhoş olduğu belli bir şekilde sallanarak girerken öylece yanıma oturmasını izledim. Ardından da dizime yatışını.
"Neyin var abi?"
"Hasta oluyorum galiba."
"Nasıl bir hastalık bu?" diye sorduğum da elini kaldırıp pat diye kalbinin üstüne bıraktı.
"Kalbim ağrıyor. Arada bir karnımda ağrıyor ama böyle yumruk yemişim gibi bir ağrı o da." Sözleri aklıma gelen şeyleri onaylar gibiydi. Dudaklarım buruk bir şekilde gülümsedi.
"Peki bu ne zamandan beri var?" Bir süre sessiz kaldı. Nedense aklına Goncagül abla gelmiş gibi bir hisse kapılıp sessiz kaldım. Ama o sürenin sonunda derin bir nefes alıp verdi.
"Sana bir şey söyleyeceğim ama aramızda kalacak?"
"Elbette abi."
"Hani yanındakinin değerini gittikten sonra farkeden gerizekalılar vardır ya," dedikten sonra gözlerini sımsıkı kapatıp sert bir soluk verdi ve ardından o geç kalınmışlığın verdiği hüzünle konuştu.
"Ben o gerizekalıların önde gideniyim işte. "...
***
Umarım beğenmişsinizdir...