Keyifli okumalar...
Aksilikler gelince üst üste gelmeli zaten...
Adem abi, benden bir adım uzaklaşıp beni incelerken öfkeden kudurmak üzereydi. Ama bu yetmiyormuş gibi Alp Bey de aynı ifadeyle gelmişti.
"Senin ne işin var burada?" diye sorarken beni tanıdığını birde hesap sormaya geldiğini belli ediyordu. Aynı zamanda da Adem abiye kim olduğunu anlamaya çalışır gibi bakıyordu. Adem abi ise Alp Bey'in gelişiyle şakağında beliren bir damarla adam öldürmek ister gibi bakıyordu ona.
Peki bu kadarla sınırlı mı?
Tabi ki hayır!
Çünkü Amy'nin gazabına uğramış olan erkek arkadaşı yanımdaki sinir küplerini görmemiş olacak ki gelip iki erkeğin arasındayken beni kolumdan sertçe tutup kendine çekmişti.
"Ulan sürtük, bunun bedelini ödeyeceksin!" diyerek kükreyip elinin biriyle belimi tutup kendi bedenine yaslarken diğeriyle saçımı eline dolayıp arkaya doğru sertçe çekti. Çığlığım yükselirken bedenim onun esaretinden kurtuldu. Kendimi yerde bulurken gözyaşlarım sicim gibi akıyordu.
Arkamda oluşan kargaşa seslerini duyuyordum. Ama kafamı kaldırıp bakmıyordum. Çünkü o adamı Adem abi dövüyorsa -ki kesinlikle dövdüğüne eminim- en iyi ihtimalle bir kaç gün komada kalırdı.
Alp Bey dövüyorsa -ki onun neden dövmek isteyeceğini bile bilmiyorum- sadece bir kaç gün hastane de tedavi görmesi gerekebilir.
Ama eğer her ikisi birden dövüyorsa yarın ailesi helvasını kavursa iyi olurdu...
Kendimi ailesinden ve evinden kaçtıktan sonra kötü yola düşmüş ardından peşine düşen ve onu öldürmek isteyen abileri tarafından yakalanmış bir kız gibi hissetmeye başlarken önüme iri beden çöktü ve çenemi tutup hafifçe kaldırarak gözlerime baktı.
"İyi misin?" diye soran Adem abi cüssesinin yanı sıra o kadar naif ve yumuşak sormuştu ki, ağlamamam şiddetlendi. Bunu cevabının olumsuz olduğunu sanmış olacak ki dişlerini birbirine bastırdı. "Hemen o piçi öldürüp geliyorum Meleğim. Bekle burada."
"Abi gitme." Sesim fısıltı şeklinde çıkarken yine de beni duymuştu. Sadece bir iki saniye yüzüme bakıp hızla üstünde duran ceketini çıkardı ve omuzlarıma yerleştirip beni kucağına aldı.
Kollarımı boynuna dolayıp kafamı göğsüne yasladım. Gözlerimi anında kapatırken Adem abinin kafamın üstüne öpücük koyduğunu hissettim.
"Şimdi uyu Meleğim ama eve gidince konuşacağız."
"Tamam abi."
Dediğini yaptım. Onun göğsüne yaslı dururken kendimi evimde gibi hissedip uykuya bıraktım kendimi.
Bu günümde fazlasıyla uzun geçmişti. Şirkette olanlar ve üstüne bunlar, iyice yıpranmama sebep olmuştu. Bilincim kendini uykuya bırakırken gözümden son bir damla yaş aktı...
Uykumdan uyanmama sebep olan şey kavga sesleriydi. Şuana kadar uyanmamış olmamın sebebi ise az miktarda alkol kullanmış olmamdı büyük ihtimal.
Kavga edenlerin ne dediklerini anlayamasam da uykumdan etmişti. Hafif bir ağrı vardı başımda.
Bakışlarım olduğum yerde dolaşınca odamda olduğumu fark ettim. Yavaşça yataktan kalkarken ise farkettiğim şey üstümde artık elbisemin olmadığıydı. Pijamalarım giydirilmişti. Esra giydirmiş olmalı. Aynada kendime baktığımda yüzümde makyajın izini bile göremedim.
İçeriden sesler yine yükselirken ağrıyan başımı düşünüp sıkıntıyla iç çektim. Büyük ihtimal biraz sonra daha fazla ağrıyacaktı.
Odamdan çıkıp seslerin geldiği oturma odasına girerken Adem abiyi Alp Bey'in yakasına yapışmış bir şekilde görmeyi beklemiyordum.
Esra ve Sarp ise çekyatın bir köşesine sinmiş iri yarı abimden korkmuş bir şekilde ona bakıyorlardı.
"Sana sessiz ol diyorum lan cücük!" diyerek kükreyen abim de oldukça sessizdi (!).
"Bende senin kim olduğunu soruyorum! Ayrıca bana cücük demeyi kessen iyi olur!"
"Hadi ya? Tehdit mi ediyorsun sen beni?"
"Hayır uyarıyorum!"
"Oğlum, sikerim seni!"
"Laflarına dikkat et, dedim!"
"Etmiyorum lan! Ettirsene!"
"Kesin ya artık şunu! Nesiniz siz? Mahallenin tek topunu paylaşamayan on yaşındaki küçük veletler mi? İçerde çocuklar uyuyor!"
Artık dayanamayıp sinirle konuşarak aralarına girdiğimde, Esra ve Sarp rahat bir nefes almış, karşılıklı birbirini öldürmek ister gibi bakan adamlar bana dönmüştü.
"Ben sana sessiz ol demedim mi lan! Bak işte uyandırdın kızı!" diye kükreyen Adem abi, kimse ne olduğunu anlayamadan yumruğunu Alp Bey'in yüzüne geçirmişti.
"Meleğim, iyi misin? Uykun varsa uyu sen. Ben bu geveze cücüğün çenesini az önce kapattım. Bir kaç saat konuşamaz." Adem abi yüzünde endişeli bir gülümseme ile yanıma gelip elleriyle iki yanağımı kavrayıp nazikçe okşadı.
"Ne yaptın sen?" diye sorduğumda omuz silkti ve yerde çenesini tutan adama tatmin olmuş bir bakış attı.
"Kızım, geldiğimizden beri sessiz ol diyorum! Kavga eden mahalle karıları gibi bağırıyor! Hak etmişti!"
"Ben iyiyim, bir şeyim yok. Şimdi oturur musun?" Adem abi dediğimi gülümseyerek yaptı ve üç kişinin rahatlıkla sığacağı çekyata oturup kollarını iki yana açarak çekyatın tepesine koyup yayıldı. Sağ topuğunu sol dizinin üstüne atıp iyice yerleşirken bana döndü.
"Kız sabah olmak üzere bi çay demle de içek."
"Zıkkım iç!"
"Kız özledim deyip boynuma atlarken öyle demiyordun! Ayrıca olanların hesabını da soracağım sana! Unuttum sanma!"
"Unutmanı beklemek büyük hata olur zaten!" Göz devirip mutfağa girdim ve buzlukta bulunan buz torbasını aldım. Tekrar içeri girerken elimde buzu gören Adem abi göz devirip homurdandı.
"Ne abarttın yahu. Alt tarafı ufacık bir yumruk."
"Sen ona ufacık mı diyorsun? Abi valla sen Alp Bey'e vurdun, yeminle benim dünyam şaştı." diyen Sarp oldukça korkmuş duruyordu.
Bu sözleri duyan Adem abi önce bi keyiflendi sonra da yerde yatan adamın adını öğrendiğini farkedince yerinde dikildi.
"Buyurun. Morarmasına engel olur." Adem abi lafa atlamadan buzu hâlâ yerde oturan Alp Bey'e uzattım. Sırtını Sarp'ın oturduğu çekyata yaslamıştı. Elimden buzu alırken de Sarp'a ters bir bakış atmayı ihmal etmedi.
"Güneş, kim bu dallama?" Soran Adem abimdi.
"Patronum, Alp Bey. Halil Bey ile bir kaç sorun olunca beni kovdu sonra da, Alp Bey'in şirketine girdim. Şu kenara sinmiş olanlarda Sarp ve Esra. Onlar karı koca benim arkadaşlarım. Sarp ile aynı yerde, Alp Bey'in emrinde çalışıyoruz." dediğimde Alp Bey'in sesini duydum.
"Peki bu ayı yavrusu kim de ona hesap veriyorsun?" Dudaklarımı aralayıp cevap vereceğim sırada kolumdan tutulup çekildim. Sadece bir saniye gibi sürede kendimi Adem abinin yanında bulurken, sesini duydum.
"Ben onun hayatındaki tek erkeğim." deyip kafamı tutarak göğsüne yasladı. "Her zamanda öyle kalacak."
Ortamda anlık sessizlik olurken bu sözleri kendim söylediğim o günü hatırladım.
Orta okulda çocuğun biri bana çıkma teklifi etmişti o zamanlar. Bende kabul etmemiştim. Lise uzakta bir okuldu. Ama nasıl olduysa birinden duymuş olan lise son sınıf Adem abi, okula gelmiş ve doğruluğunu sormuştu. Bende ona,
"Adem abi, sen benim hayatımdaki tek erkeksin ve hepte öyle kalacaksın." demiştim.
Bu cevap onu tatmin ederken çocuğu biraz tartaklayıp bırakmıştı. Aksi halde dövmeyi ve hastanelik etmeyi planlıyordu. Gerçi çocuk Adem abiyi gördüğünde korkusundan altına kaçırmıştı. Çünkü o zamanlar bile acayip iri ve büyüktü. Ve yaş olarak okula geçte başladığı içinde yaşça da büyüktü.
Hatırladığım anılar beni güldürürken Adem abi de hatırlamış olacak ki bana katılmıştı.
"Kız kalk hadi! Çay demle valla özledim çaylarını. Kahvaltı da hazırla, üçüzler bende. Onları da acayip özledim. Şöyle yatakta bir güreş edelim onlarla." dediğinde gülerek kalktım yanından.
"Tamam ama biraz daha uyusunlar. Uykularını alamıyorlar."
"Bugün ara öğretmenini, gitmeyecek kızlar. Patron madem burada ona da diyelim." Kafasını Alp Bey'e çevirdi ve yandan bir sırıtış ekleyerek konuştu.
"Bugün Güneş işe gitmeyecek, bizzat patrondan izin alıyoruz."
Alp Bey, abimin tehdit bakışlarıyla söylediklerine göz devirip umursamadığını belli ederken ayağa kalktı ve elindeki buzu bana verdi.
"Dün şirkette olanlardan sonra bugün zaten izin yapmanı söyleyecektim. Ama sen gittikten sonra şirket bir süre karışınca söyleyemedim. Sonra da unuttum. Gece olanlarda malum. Şu ayı yavrusu demeseydi de söyleyecektim zaten." deyip Adem abiye yandan bakış attı.
"Yarın görüşürüz."
"Görüşürüz Alp Bey. Ama Eren ne olacak?"
"Annem tatilden geri döndü o ilgilenir bir güncük." Sözlerini bıraktı ve gitti. Ardından Esra ve Sarp bir kaç bahane uydurmaya çalışarak kaçıp gitmişlerdi.
Adem abi ile baş başa kalırken ona herşeyi en baştan, yani cafede kovulma olayından başlayarak -hırpalanmayı atlayamayı ihmal etmeden- anlatmaya başladım...
***
"Seni o bara sürükleyen arkadaştan, arkadaş olmaz Meleğim. Bir daha görüşmeni istemiyorum."
"Senin ne işin vardı o barda?"
"Kızım beni karıştırma. Daha o bara girmeden iki saat olmamıştı şehire inmem. İki içip kafa dağıtayım dedim ama nasipte bir kafa ve birde çene dağıtmam varmış." diyerek barda dövdüğü Amy'nin sevgilisine ve Alp Bey'e attığı yumruğa laf atıp kendince gurur duyarak mutlu oluyordu.
"Elini de kıracaktım piçin ama patronun olacak o cücük ben yapamadan yapmıştı. Çok canım sıkıldı." derken suratını buruşturdu. "Acaba benim yapacağımı yaptığı için onun elini mi kırsaydım?"
"Abi askerde sizi insan etiyle falan mı besliyorlar acaba? Ne bu kırma dökme merakı, Allah aşkına! Bi dur ya! Valla söylerim teyzeme geldiğini ama daha onun elini öpmeden kendini barlara attığını, seni eve almaz!"
"Şu sarı cadıya da bakın siz! Büyümüş yetmiyor birde abisini tehdit ediyor."
"Ee abime çekmişsem demek ki!" Sözlerime karşılık göz devirirken ona dil çıkarıp mutfaktan çıkarak masanın son dokunuşlarını yaptım.
"Alp Bey'in ne işi vardı burada?"
"Bizi eve o bıraktı. Sanırım seni bayıldı sandı. Hastaneye götürmek istedi. Aman neyse ne işte hâlâ sinirliyim ona. O eli ben kıracaktım!" Mutfakta tıkıntığını belli eden bir tonla söylediklerinden sonra, homurdanmadan edemedim.
"Abi, yumurtadaki sucukları yemeyi bırakta masaya getir. Belki kızlarda yemek ister."
"Bakıyorum, senin dilinde baya uzamış. Söyle bakalım uzun dilli, dallama patronuna sorduğun Eren kim?"
Göz devirip elinden yumurta tabağını alıp masaya yerleştirdim.
"Dedim ya oğluna da bakıyorum, diye. Eren, Alp Bey'in oğlu."
"Bak yokluğumda etrafını büyüklü küçüklü erkekler sarmış. Şöyle bir uzaklaştırmak lazım."
"Gitmezsen sarmazlar! Sen şimdi uzaklaştırıyorsun, onlar sen gidince yine yakınlaşıyorlar!"
"Az kaldı Meleğim. Beni elin itleriyle tahrik etme. Valla kalkar giderim, önüme çıkan her erkeği anasından doğduğuna pişman ederim. Zaten barda ki o piçin elini de kıramadım. İçimde ukte olarak kaldı."
Elimi alnıma yaslarken derin bir soluk bıraktım. Üç yıldır KKK'da askerdi. Sözleşmesinin bitmesine az kalmıştı. Bir kaç ay kadar. Ama artık gitmesini istemiyordum. Yine de bu konu hakkında daha fazla bir şey dememeyi tercih ettim.
"Hadi git kızları uyandır. Ama güreş seansını akşama bırakın. Kahvaltı hazır olduğu için soğutmadan yiyelim." Adem abi cevap vermek yerine eliyle geçiştiren hareketler yapıp kızların odasına girdi.
Aradan beş dakika bile geçmemişti ki kızların sevinç çığlıkları duyuldu. On dakika kadar sonra da birlikte odadan çıktıklarında lavaboya girdiler.
Masa başına geçerken hepsi, kızların gelenek haline getirdiği asker soruları vardı. Adem abi de askerlik anılarını anlatmayı çok severdi. Ki bende dinlemeyi severdim. Severek yaptığı bir işti ve acayip mutluydu. Tek burukluğu bizden uzakta olmaktı. Neyse ki az kalmıştı. Birkaç aya tamamen kesin dönüş yapacaktı. Çünkü sözleşmesi bitiyordu.
Kahvaltıdan sonra Adem abi birlikte gezme kararı verip bizi hazırlanmak için odalarımıza gönderdi. Teyzemin yanına gidip bir göründükten sonra bizi almaya gelecekti. Evin garajında duran arabasıyla tabi ki.
Önce kızlara geçen gün yağan havaya rağmen aşırı sıcak olmasından dolayı kot bir şort giydirdim. Askılı tişörtte giydirdikten sonra uzun saçlarını sıkı bir at kuyruğu yaptım. Şuan birbirlerinin aynılarıydılar.
Adem abi onları karıştırmayı çok seviyordu. Kızların bundan hoşlanmadığını bile bile inadına yapıyordu. Bazen anlıyordu hangisinin hangi olduğunu ama anlaşmamış gibi yanlış söyleyip kızların cırlamalarından zevk alırcasına sırıtıyordu.
Bende odama girip her zaman olduğu gibi basit bir tişört ve kot giyerek hazırdım. Normal kol çantamı almak yerine sırt çantası almaya karar verip çantanın içine kızların terlemelerine karşın ince birer hırka ve küçük havlu aldım.
İçine su şişeleri de koyup başka koymam gereken olup olmadığına baktım. Sanırım yoktu.
Komodinin üstünde duran telefonumu elime alarak Arzu'nun numarasını buldum ve aramayı başlattım. İkinci çalışta sesini duydum.
"Efendim Güneş?"
"Günaydın Arzu, nasılsın?"
"Günaydın, iyiyim sen?"
"Bende öyle. Şey diyecektim." deyip derin bir nefes aldım. "Bugün kızlar okula gelmeyecekte, haber vermek istedim."
"Bir sorun yok umarım."
"Ah hayır, uzun zaman sonra sevdiğimiz biri geldi de, bugün birlikte vakit getireceğiz."
"Anladım, iyi gezmeler o halde."
"Teşekkür ederim. Bu piknikte yapılacak olan listesini bana da ulaştırırsan eğer, yapılmayacak bir şey yapar getiririm pikniğe." dediğimde bir an sessizlik oldu. Sanırım düşünüyordu.
"Ben sana yapabileceğin listesi göndereyim, eksikleri belirleyip. Sende yapabileceklerini söyler geri kalanını biz hallederiz."
"Tamam o halde. Size iyi günler."
"Size de iyi günler."
Telefonu kapatıp kotumun cebine koyduktan sonra -her ne kadar lazım olmayacağını bilsem de- cüzdanımı da çantama atıp kapının önüne bıraktım.
Saçlarımı gevşek bir topuz yaparak hazır olduğuma kanaat getirince odadan çıktım. Telefonu Adem abi gelene kadar şarja takmak için çıkardığım sırada melodisi çalmaya başladı. Arayan Barış'tı.
"Efendim?"
"Nerdesin?" diyerek direkt konuya girmesi gülümsetti.
"Bugün izin verdi Alp Bey. Gelmeyeceğim şirkete."
"Hee, haberim yoktu. Bir plan yaptın mı bari?"
"Evet..." derken kapının çaldığını duyunca devamını söyleyemeden susmak zorunda kalmıştım. "Barış kapı çalıyor, bir dakika." telefonu kulağımdan ayırmadan kapıyı açtığımda Adem abiyi, kırmızı görmüş boğa gibi öfkeden kudururken gördüm.
Gözlerimi kırpıştırarak bakarken o an farkettiğim şey, eliyle ensesinden tuttuğu adamdı.
"Demek sadece kovdu ha Güneş?" diyerek sakince konuşan Adem abi ensesinden tuttuğu adamı ayaklarımın dibine doğru fırlattı.
"Seni de böyle mi fırlattı yola doğru?" derken bu defa sesini bir tık yükseltmişti.
"B-ben..."
"Sakın konuşma Güneş! Bu oksijen israfı sana böyle bir şey yaptığında beni aramalıydın! Birde anlatırken söylemedin ya, bunun da hesabı verilecek!"
Artık bağırıyordu...
"Buldu zaten belasını boşver. İnan umrumda değil. Kendi işlerimle, senin işin başında sıkıntıyken uğraştırmak istemedim."
"Sahipsiz misin kızım sen?! Seni sahipsiz sandıkları için mi bu kadar itip kakıyorlar! Yeminle yakarım mahalleyi! Delirtmesinler beni!" dedi ve eğilip Halil Bey'in ensesini bir kez daha kavradı.
"Şimdi bu ittiğin, kaktığın ve hor gördüğün bu kızdan özür dileyeceksin! Ben bilmiyor muydum sanki? Maaşını eksik verdiğini, yeri geldiğinde geç verdiğini! Bu kız bana hiç bir tek söz söylememiş olması bilmediğim anlamına gelmiyor lan! Sen kendini çok mu akıllı sanıyon! Ben sesimi çıkarmıyom diye bilmiyom mu sanıyon lan! Özür dile bu kızdan! Sana köpek gibi çalıştığı yetmiyor gibi yola köpek gibi attığın için özür dile!"
Kızlar bağırtılar yüzünden çoktan yanımıza gelmiş korkuyla bacağıma sarılarak önümüzdeki sahneyi izliyorlardı. Ben ise ağlamaya başlamış, titriyordum.
"Ö-özür dilerim. Ç-çok pişmanım. N'olur affet!" Halil Bey kekeleyerek konuşurken eğilip Adem abinin ensesinde duran elini tutup çektim. Doğrulmasını sağladıktan sonra gözlerine baktım.
"Abi, kızlar korkuyor. Onlarla ilgilen."
"Güneş!"
"Lütfen abi." Burnundan soluyarak içeri girip kızları da yanında götürdü. Bende onların ardından hâlâ yerde duran Halil Bey'e baktım ifadesiz gözlerle.
"Senin ne özrüne ihtiyacım var ne de pişmanlığına. Kalk ve git buradan. Bir daha da görmek istemiyorum seni." dediğimde gözlerinde öfke gördüm. Bu haline göz devirip yere ne ara attığımı bilmediğim telefonumu aldım. O sırada yerden kalkan Halil Bey sinirli bakışlar atarak gitti. Allah'tan tek kelime edip Adem abiyi bir daha üstüne çekmemişti.
Kapıyı kapatıp oturma odasına girerken gözlerim telefona kaydı. En son Barış ile konuşuyorduk ama telefon şuan kapalıydı. Tamamen kapanmıştı. Ne ara yere attığımı hatırlamadığım için de konuşmaların ne kadarını duyduğunu bilmiyorum.
Bunu sonra öğrenmeye bırakarak kenara koyduğum telefon ile Adem abiye baktım. Kızlar kucağına tırmanmış sinirini almışlar gibiydi.
Yorgun bir nefes bıraktığımda bakışları bana dönmüş üzgün görünüyordu. Kızları yere bırakıp ayağa kalktı ve bana sımsıkı sarıldı.
"Ben senin abinim. Ama uzakta olduğum için bir boka yaramıyorum."
"Abi, kendini böyle üzmeni istemiyorum. Lütfen bu günümüzü mahvetmelerine izin vermeyelim. Zaten ne kadar buradasın ki? Bu sayılı günlerinde birbirimize kızgın ve üzgün geçirmeyelim."
"Haklısın sarı cadı. Hadi ayaklanın kara cadılar. Hep birlikte gidelim anama." dediğinde kızlar homurdanarak ayağa kalktı. Adem abinin kara cadı demesi onları kızdırıyordu.
Birlikte dışarı çıkarken çantayı ve telefonumu aldım. Telefonu açarak arka cebime attım ve sırt çantasını ağır bir şeymiş gibi elimden alan Adem abiye göz devirdim.
"Halime yenge, bilgilendirme için sağolasın valla. Sen olmasan bu cadının söyleyeceği yokmuş."
"Sen sağol oğlum. Ellerine sağlık valla, ne iyi ettin de getirip kızın ayağına seriverdin!" dediğinde ağzı açık kalakaldım. Tabi ya Adem abiye başka kim anlatacaktı ki bu olayı!
"Ah Halime yenge, ne gerek vardı böyle bir şeye? Olan olmuştu zaten Allah'tan bulmuştu belasını."
"Aa olur mu kızım? Adem'den de buldu işte ne güzel oldu. Ben bilmiyor muyum o göt herifin neler yaptığını? Valla duyunca içim yandı be. Adem varken süt dökmüş kedi gibi, yokken kaplan kesiliyor. Halt etmiş o mal."
Halime yenge kafasını yana çevirerek burnunu havaya kaldırdı. Bana alınmıştı. Çünkü her kelimesinde haklıydı. Tek yanlışı yoktu.
"Özür dilerim Halime yenge. Haklısın. Doğru diyorsun valla." dediğimde gülümseyerek bana döndü ve yanında duruyor olacak ki birden bastonunu pencereden sarkıttı.
"O an orada olacaktım ki aha bunu onun götüne sokardım." O an Adem abi kahkaha patlatırken kızlar elleriyle dudaklarını kapatmış kıkırdıyorlardı.
"Halime yenge çocukların yanında küfür etmesen, daha iyi olurdu ama neyse." diye mırıldanırken ben, Halime yenge omuz silkti.
En sonunda muhabbetten uzaklaşırken oradan da uzaklaştık. Abim Gece'yi kucağına alırken diğer kızlar elimi tutmuşlar öyle yürüyorduk.
"Abla, bağcıklarım çözüldü." diyen Yıldız ile durup önünde diz çöktüm. Adem abi de yanımızda durarak beklerken Gece yere indi ve ayağını abime uzattı.
"Abi ben bağcıklarımı bağlayabiliyorum."
"Afferin kız sana! Ben biliyordum zaten böyle çabuk herşeyi kavrayabilen bir kız olacağını!"
"Abi onu bana söylemiştin!" diyerek cırlak bir ses çıkaran Dolunay, sinirle kollarını göğsünde bağlamış, kaşlarını çatmış sert bir bakış atıyordu.
"Ben Yıldız'a dedim sanıyordum!" diyen abim ellerini cebine koyup omuz silkmişti. Kızları sinirlendirmek için yine başlamıştı işte...
"Abi ya! Yıldız o!" Bu defa cırlayan Gece'ydi.
"Ayrıca o sözleri söylediğin kişi de benim abi!" Sözü bu defa Dolunay almıştı.
"Ayrıca kucağına aldığın Gece'ydi!" Evet söze Yıldız da girdiğine göre kavga başlamak üzereydi.
"Ama ne yapayım unuttum hanginizi aldığımı! Bende Yıldız sandım!" Abim...
"Ama kucağında sana adımı söylemiştim!" Gece...
"Ve ben ablamın elini tutuyordum!" Yıldız...
"Ayrıca o sözleri bana söylemiştin!" Dolunay...
"Ama sana söylese bile bana söylemek istemiş!" Yıldız...
"Ya bana ne, aranızda bağcık bağlayabilen yalnızca benim ama!" Gece...
"Ama abim o cevheri bende görmüş!" Dolunay...
"Ama bana söylemek istemiş!" Yıldız...
"Ne önemi var ki?! Sonuçta ben yapabiliyorum! Siz değil!" Gece...
"Aaahh! Yeter ya!" deyip işaret parmağımı sırıtarak kızları izleyen abime doğrulttum.
"Sen sesini kesiyorsun! Kızları birbirine düşürüp kavga ettirmiyorsun!"
Bu defa parmağımı kızlara doğrulttum.
"Sizde her defasında Adem abinin oyununa düşmeyin! Ve sen Gece, bağcıklarını birbirine doluyor olman bağladığın anlamına gelmiyor. Yani sende kardeşlerin gibi bağlayamıyorsun! Sadece birbirine doluyorsun! Adem abi de bu yüzden seni kucağına aldı. Düşme diye."
"Hayır, en çok beni sevdiği için aldı!" Gece bana bağırarak konuştuktan sonra küskün bakışlar altında kollarını göğsünde birleştirdi.
"Hayır Gece, abime beni kucağına al dediğin için aldı!" Yıldız...
"Evet öyle oldu, aksi halde abim beni daha çok seviyor!" Dolunay...
"Beni daha çok seviyor ya!" Gece...
"Hepiniz yanılıyorsunuz! Beni daha çok seviyor!" Yıldız...
"Aslında sizi seviyormuş gibi yapıyor! Sadece beni seviyor!" Dolunay...
Tartışma hız kesmeden aynı konu üzerinde muntazam bir şekilde ilerlerken nerede hata yaptığımı anlamak için izledim bir süre. Ama anlayamayınca ağlamaklı bir ses çıkarıp abime baktım. O ise önce kızlara sonrada bana bakıp güldü.
"Bu defa ortalığı karıştıran ben değilim." Ellerini suçlu gibi havaya kaldırırken hâlâ gülüyordu.
"Eğer şimdi susmazsanız, eve geri dönüyoruz!" diyerek sesimi biraz yükselttiğimde kızların hepsi anında sus pus oldu.
Sonunda kavuşulan sessizlikte Adem abi Yıldız ve Dolunay'ı kucağına aldı. Bende hatrı kalmasın ve bağlandığını sanan ama bağlanmamış bağcıklarına basmaması için Gece'yi alıp Adem abiyi takip ettim.
Önce teyzeme uğramıştık. Teyzem Adem abinin geldiğini ama ilk kendine uğramadığı için trip atsa da, Adem abi bizi öne sürerek gönlünü almıştı.
Her ne kadar kahvaltı yapsakta teyzem de kahvaltı hazırlamış ve yemeden de bırakmamıştı.
Kahvaltıdan sonra Adem abi yıkanmış ve temizlenerek hazırlanmış bir şekilde gelmişti yanımıza.
Kumral saçları dağınık, kahve gözleri huzurlu bakıyordu. İri bedeninde sadece siyah bir sporcu atleti ve bacağında rengi siyah olan bir kot giymişti. Bir kapüşonlu hırkasını da beline bağladıktan sonra hazırdı.
Tüm geçen zamanda sadece bir kaç kez elime telefonumu almıştım. Ama ne bir arama ne de mesaj vardı.
Daha sonra birlikte lunaparka gelmiştik. Çocukları atlı karıncaya, dönme dolaba ve onun gibi bir sürü oyuncağa bindirirken benim de binmem için ısrar etmişti, Adem abi. Ama ben nedense çekinmiş bu yüzden binmemiştim.
Saatlerce oynayan kızlardan sonra acıktıklarını söylemişlerdi. Adem abi de bizi alıp pizzacıya götürmüştü. Bir masaya yerleşirken içeride olan herkes üçüzlere bir bakıyor, sonra tekrar dönüp bakıyorlardı.
Güle eğlene, biraz da Adem abinin sataşmalarıyla uğraşarak karnımızı pizza yiyerek doyurmuş, akşam olmak üzere olduğu için evin yolunu tutmuştuk. Ama yürüyorduk.
Adem abinin arabasında çıkan bir sorun yüzünden onu almaktan vazgeçtiğimiz için yürüyorduk. Bu da eve gelene kadar havanın kararması anlamına geliyordu. Yolda terlediğim için Adem abi beline başladığı kapüşonluyu bana giydirmiş, birde çocuk gibi azarlamıştı. Sadece kızları düşünüp kendimle fazla ilgilenmediğim için.
Eve doğru giderken Adem abi yine kızlara bir konu açmış kızlar tartışıyordu. Aylardır bu tartışmadan uzak kalan Adem abi, resmen bir kaç ay yetecek kadar kızlara sataşmıştı.
"Ne çabuk büyüyorlar ya." diyerek kolunu omzuma attı ve beni kendine çekip öyle yürümeye devam etti.
"Öyle gerçekten. Korkuyorum ama, büyüdükçe onlara sahip çıkamazsam diye."
"Sen var ya, bu kızlara anne olmuş, diğer annelere bin basar şekilde bakıyorsun. Eminim o zaman geldiğinde bunun altından da kalkarsın."
"İnşallah abi."
"Ben eminim bundan, Meleğim."
Kızlar önde tartışarak biz hemen arkalarında birbirimize sarılmış şekilde yürürken bizim sokağa girmek üzereydik ki, birini kaldırımın üstünde sürekli olarak bizim sokağa bakarken gördük. Arkası dönük yüzü görünmüyordu.
Eğiliyor, bakıyor sonra sert bir nefes koyverip ellerini saçlarından geçiriyordu. Adem abi anında dururken hemen kızları da durdurdu. Boşta kalan elini cebine koyup omuzlarını dikleştirdi. Adam yanımda resmen biraz daha irileşmişti.
Önce kaşlarını çattı, ardından boğazını temizledi, sonra da
"Hayırdır delikanlı, kime baktın?" diye seslendi.
Bizim sokağa bakan kişi ani bir şekilde döndüğünde Barış'ı görmem elimin telefonuma gitmesine sebep oldu. Yine arama yada mesaj yoktu. Bu şaşırtıcıydı. Ama asıl şaşırtan Adem abi ve Barış'ın aynı anda söyledikleriydi.
"Barış?"
"Adem abi?"...
***
Umarım beğenmişsinizdir...