11.bölüm

3361 Kelimeler
Keyifli okumalar... Sanki bir rüya aleminde gibiydim. Bembeyaz elbisem üstümde, güneş gökyüzünde yavaşça yükseliyor, çıplak ayaklarım serin deniz suyunun kenarındaydı... Olduğum yerden dönüp geçtiğim yere baktım. Aynı hizadan sapmadan yürüdüğüme dair ayak izim vardı. Islak deniz kumunda batıp çıkmıştı. Bende yolumu sapmadan devam ettim yürümeye. Nereye gittiğimi bilmeden, düşünmeden. Ben yürüdükçe zaman geçiyor, güneş her an biraz daha yükselip ayaklarımın içinde bulunduğu deniz suyunu ısıtıyordu. Ne kadar yürüdüğümü bilmiyorum ama karşıma iki katlı ahşap bir ev çıktı. Ev bana yıllar öncesini hatırlatmıştı. Lisede Esra ile birlikte oturuyorduk. Esra hayalinde ki evini anlatıyordu. Bana sorduğunda ise evleneceksem eğer evimin ahşaptan tek yada iki katlı mütevazı bir evim olsun istemiştim. Şimdi ilk ve bir kez kurduğum o hayal ev karşımda duruyordu. Burada ne işim olduğunu bilmediğim gibi kime ait olduğunu da bilmiyordum. Ama merak duygumu bastırmadan eve ilerledim. Kapıya yaklaştığımda aralık olduğunu gördüm. Tereddüt ederek içeri girip bir kaç adım attım. "Beğendin mi?" diye soran sesi duyduğumda, şuan rüyada olduğumu anlamış ve gözlerim dolmuştu. Kafamı kaybolmasından korkarcasına sesin geldiği yöne çevirip anneme baktım. En son ki hali gibi karşımda duruyordu. Yalnızca daha iyi durumda gibiydi. Sapsarı saçları daha canlı, beline aşağı uzuyordu. Mavi gözleri parlıyordu. Onun üstünde de beyaz bir elbise vardı. Birbirine benzeyen elbiselerdi. Sadece benimki kolsuz, anneminkinin uzun ve geniş kolları vardı. Ona sarılmam için kollarını kaldırdığında elbisesinin kolları kendiliğinden geriye doğru kaymıştı. Hızla atılıp kolları arasına girerken kafamı boynuna gömerek hıçkırıklara gömüldüm. Rüya olduğunu bilsem de hasret gidermek için sımsıkı sarıldım. Gözyaşlarım saçlarını ve elbisesini ıslıyordu. Ama umursamıyordu. Ellerinden biri saçlarımda gezerken diğeri sırtımı sıvazlayarak aşağı yukarı kayıyordu. "Çok özledim." diye mırıldandım boynuna doğru. "Seni çok özledim anne." "Biliyorum kızım. Bende seni özledim." "Beni de al yanına o zaman. Çok yoruldum!" Ellerim elbisesine sıkı sıkı tutunmuş bir yere gitmesine izin vermeyecek gibi tutuyordum. "Ama kızların sana ihtiyacı var güzelim." dediğinde ilk kez geri çekilip sinirle baktım ona. "Kızların benden çok sana ihtiyacı vardı! Ama sen giderken bana sormadın bile!" Saçlarımda ve belimde gezen ellerini çekip iki yanağıma yerleştirirken yüzünde o hep sevdiğim gülümsemesi vardı. "Sence sorabilecek durumda mıydım?" Kafamı iki yana sallarken üzüntüyle gözümden bir damla yaş daha düştü. "Güneş'im, unutma sen güçlü bir kızsın. Ben zamanında çok savaştım. Ama erken ayrılmak zorunda kaldım. Şimdi sıra sende. Savaşmalısın. Kızlar için savaş, kendin için savaş ama asla pes etme. Çünkü sonunda mutluluk seni bekliyor olacak." "Kızların kalbinde ki senin boşluğunu asla dolduramam ama." "Kızlar tanımadıkları birinin boşluğunu hissedemezler. Zaten onlara annelik eden bir ablaları var." Yere oturup bir çocuk gibi ağlamamak için kendimi zorla zaptedip dudağımı ısırdım. "Anne, sensiz savaşmak istemiyorum." Sesim fısıltı şeklinde, hıçkırıkla harmalanarak çıkmıştı. Annemin gülümseyen yüzü düşerken dolan gözleri bir damlayı serbest bıraktı. "Bunu başarabilirsin. Şimdiye kadar çok güzel başardın." "Yoruluyorum." "Dinleneceğin zamanda gelecek. Biraz sabret. Ve benimle ilgili bir şey öğrendiğin de, bana kızma olur mu?" deyip bir adım geri gittiğinde hızla kollarını tuttum. "Hayır anne, şimdi gitme! Biraz daha kal! Hem.. hem ne demek şimdi o?" "Gitmem gerekiyor benim güzel kızım. Zamanı gelince bunu anlayacaksın. Sende kardeşlerini bekletme." Annem kolaylıkla kollarını ellerimden kurtarırken tekrar tutmak istedim. Hızla ileri atıldığımda kendimi bir an boşlukta buldum. Saçlarım geriye doğru sert bir rüzgarla savrulurken önümdeki uçuruma baktım. Sonunda ki sivri kayaları deniz suyu sertçe dövüyor, martılar gökyüzünde bağırıyordu. Arkama döndüğümde iki katlı ahşap evi gördüm. İki yüz metre kadar uzağımda evin arkası görünüyordu. Uçuruma dönerken, rüyamda buradan atlarsam ne olacağını merak ettim. Rüyamda ölür müydüm? Annemi bir kez daha görebilir miydim? Kafamı iki yana sallarken bir kahkaha sesi ulaştırdı rüzgar kulaklarıma. Kafam otomatik olarak evin olduğu tarafa dönerken koşuşturan üç kızı gördüm. Üçüzleri. Adımlarımı onlara doğru atarken bakış açıma biri daha girdi. Ben... Şaşkınlıkla hem kendime hem de kızlara baktım. Ellerimi belimin iki yanına koymuş kaşlarımı çatarak kızlara bir şey söylüyordum. Kızlar ise suçlu suçlu ellerini birbirine geçirmiş başları öne eğik duruyordu. Ve biraz büyümüş görünüyorlar. Biraz boyları uzamış, biraz da kilo almışlardı sanki. En son karşımda ki ben işaret parmağıyla evin ön tarafını işaret edince kızlar koşarak ön tarafa gitti. Ben ise orada durup arkalarından kaşlarımı çatarak baktım. Sonra ise yüzüme hüzünlü bir ifade belirdi. Kızlara kızmaktan nefret ediyorum... Şimdi de, gelecekte de... Annem yine aklıma düşerken gözlerimi sıkıca kapattım. Acaba o olsa kızlara kızmadan dediğini yaptırabilir miydi? *** Gözlerimi aralarken uyandığımı farkettim. Ne zamandır uyuduğumu bilmiyorum. Yada nerede uyuduğumu... Yerimden kalkmadan kafamı çevirdiğimde bir koltuğun arkasını gördüm. Arabada olmalıydım. En son Barış'ın omzuna kafamı yasladığımı hatırlıyordum. Sonra ise uyumuş olmalıyım. Yavaşça yerimden doğrulurken dışarısına baktım. Okulun önünde olduğumu farkederken aklıma gelen toplantı ile sıkıntıyla of'ladım. Arka koltukta oturduğum için öne doğru uzanıp dikiz aynasını kendime doğru ayarladım. Sonra aynadan pandaya dönen suratıma hoşnutsuz bir bakış attım. Yanımda duran çantamdan ıslak mendil çıkarıp akan makyajımı temizleyip parmaklarımı tarak gibi kullanarak saçlarımı düzeltmeye çalıştım. Az biraz toparlanan halim ile kapıyı açıp dışarı çıktığımda arabanın arkasına yaslanmış halde duran Barış bana döndü ve elinde tuttuğu sigarayı hızla yere atıp ayağıyla söndürdü. Sonra da eğilip sönen sigarayı aldı. "Sigara mı içiyordun?" "Her zaman içmiyorum. Bağımlı değilim. Çok canım sıkkın olduğunda kullanıyorum." diye konuşurken saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdım. "Henüz hastasın. Tam iyileşmeden içmesen daha iyi olur." "Canım sıkkın olduğunda içiyorum. Merak etme içmem bi daha." Kafamı onaylayarak sallarken yorgun bakışlar attım Barış'a. Canı gerçekten oldukça sıkkın görünüyordu. "Nasıl hissediyorsun?" diye sorduğunda derin bir nefes koyverdim. "Bok gibi." dememe şaşırmış olacak ki gözleri şaşkınlıkla büyürken anlık kendime hakim olamayıp kıkırdadım. Pek küfür eden biri olmadığım için bu onu fazlasıyla şaşırtmış görünüyordu. Sonunda o da gülmeye başladı. "Ben içeri girsem iyi olacak." İkimizde sessizleşirken konuşmuştum. Toplantıya geç kaldığıma da emindim. "Tamam sen git. Ben sigara kokusuyla o kadar çocuğun içine girmeyeyim. Burada beklerim sizi." "Beklemene gerek yok Barış. O kadar zahmet verdim zaten." dediğimde gülümseyerek omuzumda duran saçıma uzanıp arkaya doğru yavaşça itti. "Sen ve kızlar bana hiç bir zaman zahmet olamazsınız. Hadi git şimdi." Bir şey demeyip arkama döndüm. Önce okul bahçesine sonra da okula girip sınıfın önüne geldim ve sakin olmak için derin bir nefes verip kapıyı çaldım.  İçeriden gir sesine karşılık yavaşça aralayıp içeri bir kaç adım attım. Herkes gelmiş gibi görünüyordu. Ben hariç... "Geç kaldım sanırım, kusura bakmayın." dedim ayakta duran ve bana bakan ikili öğretmene. "Sorun değil, şöyle geç sende." diyen Arzu ile gösterdiği kızların yanındaki boşluğa oturdum. Ahşap sıralar vardı. Bunları toplantı için bir yerden getittirmiş olmalılar. Normalde bunları ilk kez görüyordum. Oturduğumda kızların yüzü endişeyle bana bakıyordu. Ağlamaktan şişen gözlerim ve sabah olup şuan olmayan makyajım dikkatlerini çekmiş olmalı. Onlara gülümseyerek bir sorun olmadığını göstermek istedim ama hiçte inanmışa benzemiyorlardı. Kaşlarımı çatarak öğretmenlerini işaret edip konuşmaya başlayan Arzu ile Ahmet'e döndüm. Sabah olduğu gibi yine piknikten ve gidilecek olan ormandan bahsediyorlar, hep birikte sıcak son günlerin tadını çıkarabileceklerini söylüyorlardı. Bazı aileler onaylarken küçük kısmı onaylamayan mırıltılar çıkarıyor çocuklarını üzüyorlardı. Her çocuk gibi onların çocukları da arkadaşlarıyla birlikte piknik yapmak istiyorlardı. "Eğer çocuklara sahip çıkamayacaksanız, gitmemelisiniz." diyen bir adam ile kaşlarım çatıldı. "Beyefendi, öğretmen olarak her ne kadar çocuklara sahip çıkacak olsalar da, ister istemez çocuklardan yaramazlık yapanlar, laf dinlemeyip, uzaklaşanlar olur diye böyle bir öneri öne sürüldü." diyerek konuşmadan edemedim. "Küçük Hanım, bizde köpek gibi çalışıyoruz. Tek bir izin günümüz var. Onda da çocuklar eğlensin, diye heba edebileceğimi düşünmüyorum." "O halde siz gelmeyin. Hatta sizin gibi düşünen velilerde gelmesin. Bu şekilde bir kaç çocuğa ben, öğretmenleri ve geri kalan velilerde sahip çıkabilir. Sırf siz uyuyup dinleneceksiniz, diye çocuğunuz arkadaşlarıyla yaşayacağı güzel anları kaçırmamalı bence." "Bence iyi fikir." diyen Ahmet'in sesi adamla olan tartışmamızın arasına girdi. "Aynen bende katılıyorum." Arzu da onaylayan cümlesini sıralayıp masasının üstünden bir liste gibi bir şey aldı. "O halde pazar günü piknik yapıyoruz. Gelmeyecek olan ailelerin çocuklarını işaretleyeyim, ona göre dikkatli davranırız." Velilerden onaylayan sesler gelirken adam ara sıra dönüp bana ters bakışlar atıyordu. Zaten doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış... Sadece iki çocuğun ailesi gelemeyeceğini söylemiş, bir kaç kişi de bize pek güvemediklerinden olacak ki gelmeyi tercih etmişti ve toplantı bu şekilde bitmişti. Arzu ailelerin ne yapacaklarını belirleyip ertesi gün haber vermelerini isteyip, birden fazla kişinin aynı şeyi yapmamaları için önlem almaya çalıştı. Onaylayan veliler çocuklarıyla birlikte dışarı çıkarken en sona ben ve üçüzler kalmıştık. Bende dışarı çıkarken Arzu yanıma gelmişti. "Ne oldu sana böyle? Çok kötü görünüyorsun." "Bende farkettim. Gözlerin şişmiş, ağlamış olmalısın." diyerek çocukları ne kadar endişelendirdiklerinin farkında değillerdi. "Şirkette küçük bir sorun çıktı ufak bir kaza atlattım. Sonrasında da sinirlerim bozulduğu için ağladım. O kadar. Endişe edilecek bir şey yok." derken gözlerimle kızları işaret edip daha fazla soru sormamalarını sağladım. İkisi de tatmin olmasa da sessiz kalırken vedalaşıp okuldan çıktık. Okul bahçesinde ilerlerken bahçeye giren Barış'ı gördüm. Tüm veliler gidip biz kalınca gelmeye karar vermiş olmalı. Bizim geldiğimizi görüp olduğu yere gülümseyerek dizüstü çöküp kollarını açtığında kızlar dönüp bana baktı. Geçen gün trip attığım için izin alıyorlardı. Göz devirerek ellerini bıraktığımda koşarak Barış'a sarıldılar. Barış hepsine kısaca sarılıp küçük öpücükler bırakırken ayağa kalkıp kızlardan biraz uzaklaştı. "Kızlar biraz hastayım ben. Daha fazla haşır neşir olup size de geçirmek istemem." "Geçmiş olsun Barış abi. Nasıl hasta oldun?" "Terliyken su mu içtin?" "Yoksa çok mu dondurma yedin?" Barış bana bakıp kahkaha atarken ters bir bakış attım ve kızların yanına ilerledim. "Evet kızlar. Terliyken su da içmiş, bol bol dondurma da yemiş. Sonra da hasta olmuş. O yüzden ne yapmıyoruz, hasta olmamak için?" "Barış abinin yaptıklarını yapmayacağız." dediklerinde önce bir duraksadım ardından kendimi tutamayıp güldüm. Barış'ta bana katılırken kızlar anlamamışlardı. Aslında çokta komik değildi ama o an komik gelmiş ve gülmüştük. "Çocuklar teknik olarak haklılar." dediğimde Barış kıkırdıyordu. "Hadi bakalım,bu defa arabayla gidelim." "Gerek yok Barış. Yürüyerek gitmek her türlü daha iyi." "Bu defalık arabayla gitsek ne olacak ki?" Barış kafasını omuzuna doğru hafifçe yana eğip sanki annesinden bir şey isteyen küçük bir çocuk gibi duruyordu. Bu haline gülümseyip arabasına ilerledim. Kızları arkaya bindirip emniyet kemerlerini tek tek bağladıktan sonra bende öne binip kendi emniyet kemerimi de bağladım. Evim yürüyerek giderken bile yakınken, arabayla daha kısa sürede geleceğimizi biliyorum ama yine de kaza geliyorum demeyeceği için biz önlemini almalıyız. Tahmin ettiğim gibi kısa sürede evin sokağına yaklaşırken Barış arabayı durdurmuştu. Kızlarla birlikte inip Barış'a el sallayarak evin kapısına geldik. Anahtarla açtığımda kızlar içeri girerken dönüp yine köşeden bize bakan Barış'a baktım. Bakışlarım önüme dönerken arkadan Halime yengenin sesini duydum. "Kız Güneş!" "Efendim Halime yenge?" "Kim bu delikanlı?" derken yaşını başını umursamamış pencereden sarkıp köşede duran Barış'ı görmüştü. Kesin eve girmeden önce dönüp o tarafa baktığım için dikkatini çekmişti. "İş arkadaşım." "Uzağı iyi görmüyor gözlerim, gözlüğüm de nerede bilmiyorum. Yakışıklı mı bari?" diye sorduğunda göz devirdim ve hâlâ Barış'ı görmeye çalışan Halime yengeye ters bakış attım. "Şimdi düşeceksin aşağıya Halime yenge. Hee yakışıklı çocuk. Allah sahibine bağışlasın." "Valla yakışıklı mı?" Halime yenge ilginç bir şey duymuş gibi anında kafasını bana çevirirken gözlerimi kırpıştırdım. "Evet." "Kız durumu da iyiyse sakın kaçırma, kapağı at çocuğa!" dediğinde gözlerimi büyüttüm. "Yuh Halime yenge." Ayakkabılarımı çıkarıp eve girerken bir kez daha yuh diye bağırarak kapıyı kapattım. Barış benim arkadaşımdı. Zor zamanımda bana elini uzatmış ve iyi zamanlarımda da yanımda durarak varlığını daima belli eden iyi bir arkadaştı. Eli yüzü düzgün ise ve cebi de sağlamsa, diye evlenmek mi? Kafayı yemedim! Üstümü çıkarıp kısa bir duş alarak pijamalarımı giydim. Islak saçlarımı tokayla karışık bir topuz yaparak mutfağa girdim. Hazır erişte paketini tezgahın üstüne çıkarırken, derin bir tencereye su koydum. Pişmesi hazırlaması derken yaklaşık bir saati alırken masaya tabakları ve tencereyi götürdüm. Kızlarla konuşarak yemeğimizi yiyip kızları yerine yatırdım. Uyku tutmayınca yine televizyonun başına geçmiştim ki, kapım çaldı. Gece yarısına bir saat kadar vardı. Ve yine olmayacak saatlerde biri gelmişti. Yine kim bilir kimdi? Ayağa kalkıp ayaklarımı sürüyerek kapıya gittim ve araladığımda gördüğüm kişiyle kafamı yukarı kaldırdım. "Bir daha ki sefere ünlü birileri olsun!" deyip bana anlamsız bakışlar atan Amy'e ve yanında az çok ona benzeyen kıza baktım. "Evet, derdini öğrenebilir miyim?" "Bana bugün demiştin ya hani, yardımcı olabileceğin ile ilgili." derken kafamın içinde kırmızı alarm devreye girmiş yine ötüyordu. Sanırım bu sözlerimi yanlış bir tarafa çekecekti. "Evet söyledim ama benim demek istediğim..." "Tamam işte demek istediğin bana yardım edebileceğin anlamdı." deyip içeri girerken yanındaki kız elinde elbise kılıfı ve minicik bir bavula benzeyen çantasıyla girdi. Amy sanki kendi eviymiş gibi odamı bulurken adını bilmediğim kız yatağın üstüne kılıfın içinde görünmeyen elbiseyi ve çantayı koydu. "Bebeğim, şimdi sen bu elbiseyi giyiyorsun, sonra kız kardeşim sana makyaj yapıyor. Ardından çıkıp gidiyoruz." "Amy neler oluyor? Nereye gidiyoruz?" "O adamın beni aldatıp aldatmadığını öğrenmeye." Normalde olsa hayır diyeceğim şeye gerçekten aldatılıyorsa nasıl üzüleceğini bildiğim için sessiz bir kabullenişle kafamı salladım. Ama sonra aklıma gelenle Amy'e baktım. "Benim kardeşlerim var onları yanlız bırakamam." "Bir arkadaşını ara o halde. Sana ihtiyacım var benim. Lütfen!" dediğinde komodinin üstünde şarjda duran telefonumu alıp biraz tereddütte kalarak Esra'yı aradım. "Efendim Gün Işığım?" "Buraya gelebilir misin?" "N'oldu? Neyin var?" diyerek anında telaş yaparken derin bir nefes koyverdim. "Benim bir şeyim yok. Sadece bir süreliğine dışarı çıkmam gerekiyor. Kızların yanında durur musun, diye soracaktım." "Tamam hemen geliyorum." dediği gibi kapanan telefona gözlerimi kırpıştırarak baktım. Nedenini, sebebini sormadan tamam demişti. Mutlulukla gülümseyip odadan çıktığını farkettiğim kızlar ile kapıyı kapatarak kılıfı kaldırdım ve fermuarı açıp bana göz kırpan saks mavisi elbiseye ağzı açık baktım. Bir süre sonra elbiseyi giydiğimde de kendime ağzı açık bakmaya başlamıştım. Meğer bende ne cevherler varmışta benim haberim yokmuş... Saks mavisi elbise ince askılı dizlerimin oldukça üstünde biten ve içten desteği sayesinde olduğundan büyük görünen göğüslerim, kalçamın hemen üstüne kadar uzanan sırt dekoltesi vardı. Aynada arkama dönüp baktığım da ilk kez bir kelimeyi kendime kullandım. Acayip seksi görünüyordum. Ama bu elbise ile dışarı çıkmam mümkün değildi. Çıkarmaya karar verdiğim an odama Amy ve -adını hâlâ bilmediğim- kardeşi girdi ve gördüklerinden memnun olmuşçasına bana baktılar. "Kızlar iyi hoşta, ben bununla dışarı çıkamam." "Sadece bir kez çıkacaksın. Bunu sadece biz bileceğiz. Bu gece gittiğimiz yere bir daha gitmeyecek, gördüğün kişileri göremeyeceksin. Merak edilecek bir durum yok Güneş. Zaten makyajda yaptığımız zaman seni tanıyan kimse, tanıyamaz olur. Hadi!" Söyledikleri mantıklı gelirken kapı bu gece bir kez daha çalmıştı ve bu defa gelen Esra ve Sarp'tı. Beni gören ikili ıslık çalarken terlikle susturmuş çocukları hatırlatmıştım. Sonra Amy ve -kendim bile tanımadığım- kardeşini tanıtıp dışarıya çıkma sebebimi anlatıp kendimi Amy'nin kardeşine bıraktım. Saçlarımı hafifçe dalgalandırıp gözlerime koyu makyaj yaparak mavi gözlerimi belirginleştirmişti. Kırmızı bir ruj ile son dokunuşunu yaptığında aynada kendime bakarken ben bile tanıyamamıştım. Mavi gözlerim elbiseye uyum sağlamak ister gibi mavinin koyu bir tonunu almıştı. Siyah mini bir çantanın içine telefonumu koyup hazır olmuştum. Esra'ya kızları emanet edip dışarı çıkarken, Amy'nin getirdiği siyah topuklulara korkuyla baktım. Ama yine Amy'e karşı gelememiş ve giymiştim. Bir süre alışmak için kaldırımda zorlanarak yürüdüm. Sonra taksi çağırdık ve taksinin gelmesini bekleyene kadar ben yine dolaşıp durdum. En sonunda bir bardan içeri girerken kabul eden aklıma küfürler ediyordum. Arkalardan kalabalık bir locaya yaklaşırken Amy'nin gözleri başka bir locada dolaşıyordu. Ben ise boş yere oturup ayaklarımı rahatlatmak için fırsat kolluyordum.  Az sonra boş locaya oturmuş ama arkada karanlık içinde kaldığımız için farkedilmiyorduk. Yalnızca biz bu aralarda birbirini yiyen insanları izliyorduk. Film, dizi pek izleyen biri değildim ama bir kaç defa televizyonda öpüşme sahnesi görmüşlüğüm vardı. Fakat şuan ilk kez canlı bir performans izliyordum! Lanet olsun! "Amy sen beni nasıl bir yere getirdin?" diye cırlarken öpüşen insanları gördükçe midem bulanıyordu. "Yalnızca bir saat bu işkenceye katlanacağız. Sonra da ya ağlayarak yada mutlu bir şekilde buradan ayrılacağız." dediğinde bir şey demedim. "Hadi Amy, artık planı anlat!" diye ilk kez konuştuğuna şahitlik ettiğim Amy'nin kardeşi oldukça umursamaz görünüyordu. "Şimdi plan şöyle..." *** "Amy bana bundan bahsetmemiştin! Bunu planlarken keşke bana da bir sorsaydın! En azından boşuna gelmemiş olurdum!" dediğim gibi ayağa kalkıp çantamı da alarak kalabalığa ilerledim. "Güneş bana yardım edeceğini söylemiştin!" "Ben böyle bir yardımdan bahsetmedim! Gelirsin anlatarak derdini rahatlarsın, demek istedim!" "Ama benim sana ihtiyacım var! O, beni ve Ashley'i tanıyor. Seni tanımıyor. Gidecek biraz cilve yapacaksın. Hepsi bu! Yüz verirse beni aldatıyordur, vermiyorsa aldatmıyordur! Bu kadar Güneş. Senden altına gir demiyorum ki. Biraz sohbet edecek ve cilveli yaklaşacaksın. Sonrasını bana bırak." "Buraya gelen insan sevgilisini aldatmıyorsa bile aldatır Amy! Kusura bakma ama dost acı söyler! O adam seni seviyor olsa burada bok yemeye gelmez seninle birlikte olurdu!" deyip gözlerimi sertçe gözlerine diktim. "Allah kahretsin, Amy! Buradan çıktığımızda ilk işim seninle olan arkadaşlığımı gözden geçirmek olacak!" Sertçe arkama dönüp planı anlatmaya başlarken gösterdiği piçin yanına ilerlemeye başladım. Yanından geçtiklerimin aç bakışlarını fark ediyor ama umursamamak için büyük çaba harcıyordum. Zaten gördüğüm haddinden fazla yakınlaşmalar midemi bulandırmıştı. Biri dokunsa kusacak gibi hissediyorum. Nasıl bir tesadüf ise Amy'nin piç sevgilisinin yanında bir boşluk vardı. Geçip oturduğumda cesaret edip konuşamadım. Bana yaklaşan barmene hafif alkollü bir içecek söyleyip bana cesaret vermesi için dua ettim. Dua ve içki, gerçekten harika ikili! En son sarhoş olduğumda Barış'ı aramış hâlâ ne konuştuğumuzu tam olarak bilmiyordum. Ses kaydı telefonda duruyor, dinlememi bekliyordu. Barmenin önüme koyduğu içeceği elime alıp o an içip içmeme arasında gidip geldim. Kendi evimdeyken bile uslu duramamış biri olarak farklı bir yerde, tanımadığım insanlar arasında içmek ne kadar mantıklı olurdu ki? Ama bir yandan içmediğim sürece konuşabileceğimi sanmıyorum. Çok fazla düşündüğümü farkedip bardağı hızla kafama diktim. Bu gece içtiğim ilk ve son bardak olarak kalırsa eğer, bir sorun olmayabilirdi. Böyle olmasını umarak boğazımı hafiften yakarak inen sıvıyı hissettim. Boş bardağı tezgaha koydum ve yenisini içmek isteyip istemediğimi soran barmene olumsuz cevap verdim. Derin derin nefesler alıp verdim ve yana doğru dönerek adama bakmaya başladım. Ama dayanamayıp barmene döndüm. "Eğer bir bardaktan sarhoş olduğumu ve saçmalamaya başladığımı farkedersen, hemen sade türk kahvesi getir bana." Adam gülümseyerek onaylarken sipariş hazırlamak için başka müşteriye gitti. Bende yan tarafa tekrar dönerken derin bir nefes alıp verdim ve sağ bacağımı sol bacağımın üstüne attım. "Selam," diye neredeyse kulağına yaklaşarak söylediğim tek kelime ile dikkatini kendime çekmiştim. "Selam," Gözleri ayaklarımdan başlayarak yukarı doğru gelirken gördüğünü beğenmişcesine çarpık bir gülümseme oluştu. "Yalnız mısın güzelim?" Hayır bebeğim, sevgilinle ve müstakbel baldızınla geldim ama onlar beni senin yanına gelmem için gönderdi... Harika değil mi? "Yalnız kalmak için harika bir gece olduğunu düşünüyorum. Ama insan ister istemez yanında birinin varlığını arıyor." Konuşmaya karar verdiğim an diğer yanımda oturan kadının sözlerini duyup aynısını bu adama da demiştim. Ama sanki biraz... Normalde cilve nedir bilmeyen ben az önce ne dedim? Lanet olsun! "Haklısın tatlım, arıyor ne yazık ki." derken vücudunu bana dönmüştü. Adam yakışıklı sayılan bir tipti. Ama tam yakışıklı diyemezdim. "Bir şeyler içmiyor musun?" "Az önce içtim." Cesaret vermesi için. "Şimdilik yeter. Sarhoş olmak istemiyorum." "İçkiye dayanıklığı olmayanlardan mısın?" "Sayılır." diyordum ama bunu bilmiyorum. Geçen gece çabuk sarhoş olmamın sebebi ilk içtiğimdendi büyük ihtimal. Şimdi de bir bardak az alkollü bir şey içmiş, hafiften içimden gelen coşkuyu dinginlemeye çalışıyorum. Sanırım bir bardak daha içsem sarhoş olurum. Bu da dayanıksız olduğum anlamına gelebilir. Kafamı iki yana sallayıp bana bakan adama döndüm. Biraz oradan buradan konuştuk. Gittikçe bana yaklaştığını fark ettikçe bende uzaklaşmaya çalışıyordum ama en sonunda açık açık elini dizimin üstüne çıplak bacağıma yerleştirdi. Yetmiyormuş gibi hafifçe aşağı yukarı okşamaya başlaması gözlerimi büyütmeme sebep oldu. Ben kendime gelip elini itene kadar Amy ve kardeşi Ashley gelmiş, adamın tepesine çökmüştü. Sonrası kavga eden çifti bırakmış çıkışa ilerliyordum. Benden istenilen şeyi yapmıştım. Sonrasını zaten kendisi halledecekti. Bana ihtiyacı yoktu. Ama bundan sonra kapıma gelip ayaklarıma kapanarak bile yalvarsa istediği bir şeyi yapmayacağım. Hatta arkadaşlığımızı da gözden geçirmekle kalmayıp, bitireceğim. Hangi arkadaş böyle bir şeye zorlar ki? Çıkışa yaklaştığımda garip bir his bedenimi ele geçirdi. Tüylerimin diken diken olduğunu hissederken kafam bilinçsiz bir şekilde ne görmeyi beklediğini bilmeden sağıma doğru döndü. Geldiğimden beri her yanından geçtiğim zaten beni izliyordu. Bunu fark ediyordum. Ama bu izlenme hissi tüylerimi diken diken etmişti. Döndüğüm yerde ani bir şekilde Alp Bey ile göz göze geldik. Şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırırken hafif çatılı kaşları daha sert bir şekilde çatılmıştı. Hızla önüme dönüp ilerlerken bu defa da iri yarı sert bir bedene çarptım. Özür dileyerek kafamı kaldırdığımda teyzemin oğlunu yani Adem abiyi görmemle dilim tutuldu. Tek teyzemin tek oğlu olan Adem abi, sözleşmeli er olarak askerlik yapıyordu. Ara sıra izne gelir sonra gider aylarca burada -yani barda değil, bu şehirde bile- olmazdı. Ama şuan burada ve karşımda dikilen iri bedeni ile duruyor çarptığı kişiye yani bana kaşları çatık bir şekilde kollarımı sıkıca tutuyordu. O an nerede, ne halde olduğumu unutup kocaman gülümsedim ve hayatımda ki tek erkeğin boynuna -ki bu çok yüksek olmasına rağmen topuklular sayesinde- atlayıp sımsıkı sarıldım. "Adem abi! Seni çok özlemişim!" Anlık olarak kolları belime dolanırken kulağıma gülüşü doldu. "Küçük cadı, bende özledim seni ve diğer cadıları." dedi. Bu şekilde on saniye kadar kaldıktan sonra ikimizinde aynı anda kafasına dank eden nerede ve ne halde olduğumdu. "Laaann!"... Hassiktir! *** Umarım beğenmişsinizdir...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE