Aşk İtirafı!

784 Kelimeler
— Olur, içelim. — Bakar mısınız? Bize iki Türk kahvesi... Biri bol şekerli. Sen nasıl içersin? Bir şok daha yaşadım. İlk kez biri benim gibi kahveyi bol şekerli söylemişti ve ben yüzüne öylece bakakalmıştım. — İpek, sen nasıl içersin kahveni? Dedi ve daldığım şaşkınlıktan çıkıp cevap verdim. — Bol şekerli... dedim ama sanırım kekeleyerek söyledim. Halime tekrar gülümsedi ve o güzel gamzesini tekrar gördüm. Bu adama gülmek yasaklanmalıydı. Gülüşü aklımı başımdan almaya yetiyordu. — Bu sabah ben de koşmuştum. Seni görmedim, dedim. Sanırım sırf konuşmak için söylemiştim bunu. — Ben seni gördüm aslında. Gülümseyerek yavaş yavaş koşuyordun. Yanına yaklaştım ama fark etmedin. — Aaaa, gerçekten mi? Ben pek çevreme bakmam aslında... İstanbul’da yaşamanın deformasyonu sanırım. O an aklıma en sevdiğim kurtarıcım, yeteneğim geldi. Kahveler de gelmişken bahsetmek istedim. — Bu arada biliyor musun, ben çok güzel fal bakarım. — Yaa, bunu duyduğuma çok sevindim. Ben fala inanmam... ama falsız da kalmam! — Ama şöyle bir durum var… Ben fal bakarken gözlerine uzun uzun bakmam gerekiyor. Sonra rahatsız olup yanlış anlama olur mu? Dediğimde hafif bir kahkaha attı. — Bakışlarından rahatsız olmak mı? Sen deli misin? Neden rahatsız olayım? Sabaha kadar bakabilirsin, kıpırdamadan durabilirim. Duyduğum sözler hoşuma gitmişti ve gülümsedim. — Hayır ya... Sadece iki dakika sürer, dedim gülerek. — Emin misin? Sabaha kadar uzatabilirsin. Acele etme yani. — Peki... Elimden geldiğince uzatırım, dedim. Sesim biraz sert çıkmıştı çünkü beni çok utandırmıştı. Doğal allık sürmüş gibi kıpkırmızı olmuştum. Gözlerime yine derin bakarak: — Utanınca çok tatlı oluyorsun... Gözlerimi kaçırdım ve kahve fincanını önüme aldım. Derin bir nefes alıp konsantre oldum. Önce fincana, sonra Gökhan’ın gözlerine baktım. O an zihinsel yolculuğum başladı. Birkaç güzel anısına göz gezdirdim. Yine de eski anılarını kurcalamaya kendimde hak görmedim. Sadece beni ilgilendiren kısımlara bakmalıydım. Benimle karşılaştığı andan itibaren olan kısımları inceledim. Ama... ama bu adam... Gördüklerim karşısında kısa süreli bir şok geçirdim. Bir insan bu kadar iyi olamazdı. O da beni düşünüyordu. Havaalanında çarpıştığımız an, sonra beni gördüğü her yer, yanımdayken hissettiği huzur... Dudaklarımı bile incelemiş ama orayı geçiyorum. Zihni benimle ilgili o kadar temizdi ki... Belli ki bana karşı hisleri vardı. Hem de saf, tertemiz hisler. Mete’nin zihninin tam tersi yani. Gökhan’ın zihninde kendimi görmek, çok sevdiğim bir filmi izlemek gibiydi. Gökhan hakkında hissettiklerim doğruymuş. Gerçekten iyi bir insandı. Bugüne kadar birçok erkeğe fal baktım. Ve bu aşamada çoğunu eledim. Gökhan, zihni benimle ilgili tertemiz olan ikinci kişiydi. Bir an geçmişe gittim, o anıyı hatırladım. Yüzümde ani bir duygu geçişi olduğunu hissettim. Sonra aynı hızla eski anılarımdan sıyrıldım. Geçmiş sadece acı verirdi. Uzun bir süre daha gözlerine baktım. O da gözlerini benden çekmedi. Ne kadar daldım bilmiyorum... Bir garsonun bardak kırma sesiyle kendime geldim. — Eeee, bir şey söylemedin? — Aaaa... şeyyyy... Evet, falın çok güzel çıkmış. Ama bunu yorumlarsam gerçek olmaz. O yüzden başka bir zaman bakarım... Gördüklerim beni o kadar etkilemişti ki saçma da olsa bir yalan uyduramadım. Hâlâ gördüklerimin etkisindeydim. Onun da benim gibi hissetmiş olması beni inanılmaz mutlu etmişti. — Söz mü? — Söz. — Yarın için bir planın var mı? — Hayır, özel bir şey düşünmedim. Sabah koşu, kahvaltı... Sonra da denizde yüzerim diye düşündüm. — Sana eşlik etmekten mutluluk duyarım. İpek, seninle açık konuşmak istiyorum. Senden ilk çarpıştığımız anda etkilendim. İçimi inanılmaz bir huzur kapladı. O gün akıl edemedim numaranı almayı ya da konuşmayı… Sonra pişman oldum. Ama sabah seni koşarken gördüm... Nasıl sevindim anlatamam. Bana izin verirsen seni daha yakından tanımak istiyorum. Ne diyeceğimi bilemedim. Zihninde gördüklerim... Bunları hemen dile dökecek özgüveni... Ve benim gibi açık sözlü olması beni gerçekten etkilemişti. Kızardım ama bir şeyler söylemeliydim. — Tesadüf mü sence? — Tesadüflere inanmam. Her şey kadere bağlıdır. Eğer bir kader bağın varsa, o tesadüfü her şekilde yaşarsın. Yeter ki zamanı gelmiş olsun. Seninle bir kader bağım olduğunu hissediyorum. Ama bunu en iyi zaman gösterecek... — Peki o zaman… Ben de seni tanımak isterim. Yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi. Biz şimdi neydik? Flört mü ediyorduk? Maalesef, ikili ilişkilerde berbat biriyim. Çok fazla sevgilim olmadı. Hatta doğru düzgün sadece 1 sevgilim oldu. Nedeni de erkeklerin zihninde gördüklerim ve sonrasında devam edememem... Ama tek bildiğim, çok istekli görünmemem gerektiği. — Kalkalım mı artık? Biraz yorgun hissediyorum. — Olur. Otele geçelim, seni bırakayım. Beraber otele doğru yürürken: — Yıldızlar görünmüyor buradan. Bu beni çok üzüyor, dedim. — Sen de mi yıldızları izlemeyi seviyorsun? — Hem de nasıl… Bayılırım! — O zaman söz… Bir akşam tekne ayarlayıp denizin ortasında yıldızları izleyelim. — Bu teklifine asla hayır demem. Emin olabilirsin. Asansöre geldiğimizde iyi geceler deyip, ben ikinci katta indim. O bir üst kata çıktı. Beni odama kadar getirmemesi de oldukça iyiydi. İçeriye davet edilmeyi bekler falan diye çok korkmuştum. Odama geçtiğimde duşumu alıp üzerimi değiştirdim. Sonra kendimi yine uykunun kollarına bıraktım... Ama bu defa aklımda, hayallerimdeki Gökhan’la birlikte.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE