Telefonu bir adam açtı...Ben ise heyecanla
-Merhaba ben balık tutmak istiyordum. Sizin numaranızı verdiler ama benim malzemem yok
-Bizde var hanımefendi sorun değil
-Tamam süper, neredesiniz oraya geleyim
-Otelin soluna doğru yürüyün ileride marina göreceksiniz oradayız. Geldiğinizde tekrar ararsınız.
-Çok teşekkür ederim görüşmek üzere
Telefonu kapattığımda biri arkamdan omuzuma dokundu...
-Merhaba İpek
-Merhaba Gökhan
-Telefon konuşmana kulak misafiri oldum, ben çok iyi balık tutarım ve bu konuda çok iyi bir öğretmenimdir. Bende seninle gelebilir miyim?
Bunu söylerken yavru kedi gibi kendini acındırmaya çalışması beni gülümsetti.
-Bu gülüşü evet kabul ediyorum ve haydi balık tutmaya
Birlikte teknelerin oraya geldik ben adamları tekrar aradım, adamların olduğu yeri bulduğumuzda tekneye bindik.
Balıkçının uygun gördüğü bir yerde durduk bana olta verdi ve ucuna yem taktı. Bunu yaparken de bana öğretti "bi dahakine sen takacaksın ona göre" dedi.
İlk oltaları savurup rast gele dedik. Gökhan’la rekabete girmiştik en çok kim tutarsa diğerine içecek ısmarlayacak şeklinde.
İlk balık Gökhan’dan geldi ama küçüktü ve denize geri bıraktı. Ama ben bunu yerim ne kadar da merhametli bu.
Sonraki balığı ben tuttum ama benimki büyüktü. Hemen kovaya attım
Sonra aynı anda tuttuk, onun tuttuğu balık benim tutuğuma nispeten daha küçüktü ama boyut olarak büyük olduğu için kovaya attık.
Bu şekilde eğlenerek akşam olmuştu. Bu adamla geçirdiğim her saniyede hayat vardı. Yarışı ben kazanmıştım ama aslında kazanan Gökhan’dı. Balıklar küçük diye hep geri saldığı için ben kazanmıştım
Balıkları restoran şefine özel götürüp bizim için hazırlamasını rica edecektik. Bu akşam ki yemeğimiz bu balıklar olacaktı. Tüm gün çalışmıştık bunun için. Neyse ki şef bizi kırmadı ve “Kalanlar benim olur ona göre “ dedi bizde kabul ettik.
Gökhan’la karşılıklı tuttuğumuz balıkları yerken, ikimizde çok eğlenceli bir gün geçirmeniz keyfini çıkarıyorduk.
-mmm ilk kez bu kadar lezzetli bir balık yiyorum.
-Hem taze hem de emek verip kendimiz tuttuk, bu nedenle sana çok daha lezzetli gelmiştir dedi
-Bilmiyorum da şu an parmaklarımı yememek için kendimi zor tutuyorum.
-Afiyet olsun
Ben yemeğimi yerken Gökhan beni izliyordu. Bakışlarını benden kaçırmıyor bunu gizli saklı yapmıyordu. Ben yine bu adama çekilirken. Allah sonumuzu hayır etsin diye dua ediyordum.
Yemeğimiz bittiğinde içecek ısmarlama bölümüne gelmiştik.
-Kaybetmenin cezasını ödemek üzere seçimi size bırakıyorum. Prenses hazretleri dedi
Bende kıkırdayarak. “ Ay dur kendimi çok özel ve ünlü hissettim.”
-Benim için özel ve ünlüsün dedi ve göz kırptı.
-Bak ne dicem, ben hiç otelin kulübüne gitmedim, orayı da merak ediyorum. İçecekleri orada ısmarlasan olur mu.
-Olur tabii ki prensesim, siz nasıl arzu ederseniz
-Gökhan yaa deme öyle şeyler utandım
-Utanınca çok güzel oluyorsun dedi eliyle yanağıma dokunurken ve devam etti -Yanakların hemen pembe pembe oluyor. Bak daha da pembe oldu
Elleri alev gibiydi yanağıma dokunduğunda midemdeki kelebekler özgür kaldı. Bakışlarımız yine birbirine kenetlenmişti. Bana güldüğünde çıkan gamzesi ve ela hareleri beni benden alıyordu. Bana ne oluyordu böyle. Kaçmak istiyor ama her kaçışım beni ona daha çok çekiyordu
Eline vurdum “hain” dedim ve gülümsedim.
-Hadi gidelim dedi