Klüp Macerası

994 Kelimeler
Kulübe girdik, masaya geçtik. Otelin her yerini beğenmiştim ama kulüp kısmını ilk kez görüyordum. Gayet güzel bir mekandı. Işıklar, müzik ritmi ve kulağa gelişi. Yüksek sesli olmasına rağmen insanı rahatsız etmeyecek şekildeydi. Burayı sevdim. Barın önüne oturduğumuz sırada, arka masada Mete’yi gördüm. Beni görür görmez bakışları üzerime kilitlendi. Tabii bir de Gökhan’a… Bir yerde de çıkma karşıma be adam…Yine keyfimi kaçırmıştı, ama umursamadım. Bize sorar gözlerle bakan barmen; — Ne alırdınız? — Ben alkol içermeyen bir meyve kokteyli alayım ama kesinlikle alkol olmasın. dedim — Ben de aynısından alayım. — Sen de mi alkol kullanmıyorsun? — Evet. Hiç içmedim. — Ben de hiç içmedim, dedim yine şaşkınlıkla. — Seninle iyi anlaşırız desene. Bak, hakkında bir şey daha öğrendim. İnanır mısın, sen “İçecekleri kulüpte içelim” dediğinde çok korkmuştum alkol almandan. İçsen de benim için sorun olmazdı, ama içmemene daha çok sevindim, dedi. Gülümsedim. — İyi ki sende içmiyorsun... Düşünsene, sen sarhoş olmuşsun. Senin gibi iri yarı birine benim yardım etmem ne kadar komik olurdu! dedim gülerek. Gözlerimin içine uzun uzun baktı. Ben gözlerimi kaçırdım ama o bakmaya devam ediyordu. İçeceklerimiz geldi. Ben hızla bir bardak içtim. Susamıştım…Ama tadı bir tuhaftı. Hep içtiklerim gibi değildi, biraz acıydı. Yine de susadığım için umursamadım. — Bir tane daha alabilir miyim? dedim. Getirdi, uzattı. Yine aynı acılık... Ama ben yine de bardağı bitirdim. Kendimi tuhaf hissetmeye başlamıştım. “Acaba biri içeceğime bir şey mi koydu?” diye düşünürken arkada, pis pis sırıtan Mete’yi gördüm. Ama bu defa ona dil çıkardım. Sanırım aklım başımda değildi çünkü... Sonra Gökhan’ı elinden tutup dans pistine çektim. Dans ettiğimi, saçmaladığımı ve çok eğlendiğimi hatırlıyorum. Ama sonrasında çok kötü bir mide bulantısıyla kendimi tuvalete zor attım. Tuvaletten çıktığımda, Gökhan’ın barmenin yakasına yapışıp yumruğunu havaya kaldırdığını hayal meyal gördüm. Beni görünce yumruğunu indirip hızla yanıma geldi. Yürümekte zorlanıyordum. Arada da başım dönüyordu. — İpek, iyi misin? — Değilim… Midem çok kötü. Bozuk kokteyl mi içtim? Tadı zaten bir tuhaftı. — Bozuk değil güzelim… Alkollü kokteyl vermiş sana. O barmen şerefsizi! — Neden böyle bir şey yaptı? Onu dava edeceğim. Yıllardır bu konuda titizlikle dikkat ederken, şimdi... tam da ilaç kullanırken, tam bu durumdayken... Bana bunu nasıl yapabilir?! dedim ve ağlamaya başladım. Gökhan, beni sakinleştirmek için dışarı çıkardı. Bir kahve söyledi. — İpek, bunu içmelisin. Sevdiğin gibi... bol şekerli. Ben kahveyi içerken o da beni izliyordu. — Bir şey sorabilir miyim? Özel değilse… — Tabii, dedim. Kendimi biraz daha iyi hissediyordum. Mide bulantım geçmişti. — Az önce “bu durumdayken, ilaç kullanırken” dedin... Ciddi bir hastalığın mı var? Ya da ağır bir ilaç mı kullanıyorsun? — Akşam bahsetmiştim... Bir ilaç kullanıyorum. Zorunlu olduğu için alkolle tüketmenin zararlı olabileceğini düşündüm. İlacın ağır mı hafif mi olduğuna dair hiçbir fikrim yok. Prospektüsünü dahi okumadım desem... — Ben senin yerine okuyabilirim. — Teşekkür ederim ama gerek yok. Düzenli kullanıyorum, şimdiye kadar sorun yaşamadım. Ama bu alkol olayı korkuttu... Acaba doktora mı gitsem? — İlacın ismini söylersen, alkolle birlikte almanın riskli olup olmadığını hemen söylerim. İçimiz rahat eder. Hani... ben doktorum ya, dedi gülümseyerek. — Aaa doğru, kötüleşirsem ilk müdahaleyi sen yaparsın! — Tabii ki... Her zaman hizmetinizdeyim. 7/24! Bu sırada kahvem bitmişti. Zemine dalmış bakıyordum. Üşümüştüm de... Akşam serin oluyordu. — Üşüdün sanırım. Seni odana götüreyim, deyip ceketini omzuma attı. “Oda numaran kaç?” — Sana da çok zahmet verdim… Benim yüzümden akşamın mahvoldu. — Saçmalama İpek, ben... hiç bu kadar eğlenmemiştim. — Yaa... Buna sevindim. Ama sanki yalan söylüyorsun gibi geldi. Beni üzmemek için… — Ben yalan söylemem. Hele sana... hiç söylemem. — Pembe bile mi? — Pembe bile. — Hiç mi? — Hiç. — Bence de söylememelisin. Ben yalanı hiç sevmem. İnsan silme sebebimdir. — Hislerimiz karşılıklı, İpek Hanım. Gülümsedim. — Oda numaram 4215. — İlacın ismine bakalım, ona göre hastaneye gideriz. — Tamam. Ben kutusunu sana getiririm. Kapıya geldik. Ben içeri girdim, ilaç kutularını getirdim. Gökhan ilacı görünce yüzünde anlık bir şaşkınlık belirdi. — Sen bu ilaçları mı kullanıyorsun? — Evet. Sorun mu var? — Bunlar... beyin için yatıştırıcı ilaçlar. — Evet. Üstün zekamı çok kullandığım için doktor, “bu zekâ bu dünyaya fazla” deyip zekamı engellemeye kalktı... — Güldürme beni... Ciddiyim. Senin bir rahatsızlığın olmadığına emin misin? — Emin değilim. Ama sadece daha iyi olacağıma eminim, dedim ve gülümsedim. Yüz kasları birden gerildi. Yüzüne bir derinlik çöktü. — Kustuğun için bir sorun olacağını sanmıyorum. Ama yine de gözlem altında kalman iyi olur. — Gerek yok. Kendimi kötü hissetmiyorum. Hemen uyurum. — Çok teşekkür ederim her şey için. Kendine iyi bak. İyi geceler... — Haa bu arada… Madem birbirimizi tanımaya karar verdik... Numaranı alabilir miyim? dedi. — Tabii. Dedim ve telefonumu uzattım. “Numaranı yaz, arayayım seni”. Yazdığı numarayı çaldırdım. — Tamamdır. Kaydettim, teşekkür ederim. — Rica ederim, dedim ve yanağında tam gamzesinin çıktığı yere bir öpücük kondurdum. Şaşırdı. Gözlerimin içine baktı ve hemen o da benim yanağıma bir öpücük kondurdu. — İyi geceler, dedim. İlaçları elinden alıp kapıyı kapattım. Ayakkabılarımı çıkardım ve uzandım. Tam o sırada üzerimde Gökhan’ın ceketini fark ettim. Ceketi kokladım... Parfümü inanılmaz güzeldi. Ne çok ağır ne çok sade… fresh bir koku. Parfümüne âşık oldum diyebilirim. Ceketi kenara koydum. “Duş almalıyım,” dedim ama hâlim yoktu. Sabah yaparım diye düşündüm. Yatarken üzerimden az da olsa ekşimsi bir koku geldi burnuma… Mide bulantısı tekrar başladı. Bu şekilde uyuyamazdım. Yataktan kalktım, duşa girdim. Kustuğum için mutlaka temizlenmem gerekiyordu. Kısa bir duşun ardından pijamalarımı giyip yatağa geçtim. Telefonuma baktım. Gökhan’dan mesaj gelmişti. Bir an gördüğüm mesajla dejavu yaşamış gibi hissettim. Ben bu sahneleri geçmişte de yaşamıştım. Tek fark o Gökhan değildi… “Düşünmeyeceksin İpek. Geçmişi unut” dedim kendi kendime Gökhan: “İyi geceler güzellik. Kendine dikkat et.” Ben: “İyi geceler yakışıklı. Ceketin bende kalmış… Merak etme, bana emanet.” Gökhan: “Ceketi kıskanmalı mıyım?” Ben: “Yemedim ceketini, kıskanma :)” Gökhan: “Senin yanında ben değil de ceket olduğu için söyledim…” Ben: “Uykum geldi. Senin de gelmiştir, değil mi?” Gökhan: “İyi geceler prenses.” Ben: “İyi geceler…”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE