Rüzgar'dan
Nedenini bilmiyorum ama bu kız beni kendine çekiyordu. Bir insan atarlanırken bile çekici olabilir mi?
Şimdi Ece'nin yanında onların evindeydik. Bizim adamlar Anka'nın yerini bulur bulmaz yola çıkacaktık.
Ece hala göz yaşı dökerken Kuzey ve Nazlıcan onunla ilgileniyorlardı. Barlas'ın telefonunun çalması ile hızla açtı.
"Evet"
"..."
"Buldunuz mu?"
"..."
"Bana konum atın."
Barlas telefonu kapatması ile "Bulmuşlar mı?" diye sordum. Barlas evet anlamında kafasını sallayınca hemen ayaklandık.
"Kuzey sen burada kızlarla kal." dedim. Biz kapıdan çıkarken Nazlıcan arkamızdan "Dikkatli olun" diye bağırdı. Barlas "Merak etme" dedi ve kapıyı arkamızdan kapattı.
Şimdi ise Anka'nın adamları ve benim adamlarım ile baskına gidiyorduk.
Anka'dan
Kaan her tarafımı çakı ile keserken canım yanıyordu ama belli etmemeye çalışıyordum. Bütün yatak ve yerler kanlarım ile kırmızı renge bürünmüştü. Ama hala onu sinir etmeye çalışıyordum.
"Hani sen bana mecbursun havasındasın ya. Sen o havada takıl; ben bana yeter de artarım, artanımla da sana hava katarım." dedi ve kahkaha attım.
Kaan'ın gözü daha da dönerken komodinden kolonya aldı. Ağzına kadar dolu olan kolonyayı vücuduma dökmeye başlayınca dayanamadım ve çığlık atmaya başladım.
Her yanım öyle bir yanıyordu ki çığlıklarım bütün evde yankılanıyordu. Kaan kolonya dökmeyi kesmişti ama ben hala çığlık atıyordum. En sonunda kendimi sakinleştirdim.
"Artık çeneni kapalı tutarsın." dedi Kaan ve kolonyanın ağzını kapatarak yanına koydu.
"İki dakika insan ol desem zaman tutarsın be." dedim sırıtarak.
"Anka ağır konuşuyorsun! Bunun cezası olur!" dedi sinirle Kaan.
"Ağır geliyorsa konuştuklarım, demek ki, boş değilmiş söylediklerim." dedim sırıtarak.
"Sen daha uslanmamışsın." diyerek yanına koyduğu kolonyayı geri aldı. Ve tekrar vücuduma dökmeye başladı. Ben çığlık atarken Kaan altındaki pantolonu çıkarmaya başladı. "Bence artık kıvama geldin." derken gözlerim kapanmaya başladı.
"Anka geldik sabret!" diye bağırışlar duyuyordum ama artık çok geçti. Her taraf kararmıştı.
Rüzgar'dan
Eve girdiğimizde Anka'nın çığlık seslerini duyabiliyorduk. Koşarak sesin geldiği yere doğru çıkarken çığlık sesleri kesildi.
"Anka geldik sabret!" diye bağırdım ve sesin geldiği odaya daldım. Sadece boxerli bir piç ve her yanı kesikler ve kanlı bir Anka görmem ile gözlerim döndü.
Yataktan düşmüş olan çakıyı erden aldım ve piçin üstüne doğru yürümeye başladım. Piç herif bizi beklemiyor olacak ki şaşkına dönmüştü.
"Anka'nın vücudunu bu çakıyla mı çizdin lan!" diye bağırdım ve yüzüne yumruk geçirdim. Şerefsiz yere düşerken üstüne çıktım ve yumruklamaya başladım.
"Rüzgar sen misin?" diye mırıldanan Anka'yı duymam ile hızla Rüzgar'ı bırakıp Anka'nı yanına koştum. Her yerde kan vardı.
Anka'nın vücuduna baktığımda her yanı morarmış ve bacaklarıyla kolları kesiklerle doluydu. Piç kurusu. Anka'nın kelepçeli elini çözdüm ve kucağıma aldım.