Nil ilk önce Melis’e sarıldı. Nil ona sarılmadan evvel Melis ağlamak üzere olduğunu fark edemedi. Yaşadığı acının gerçekliğini bir sarılmayla idrak etti. Bir süre hiçbir şey söylemeden o hâlde kaldılar. Nil, boş teselli sözcükleriyle arkadaşını kandırmak istemiyordu. Melis ise aşkı için ödediği bedelin faturasının ne kadar ağır olduğunu Nil’in omuzlarına akıttığı göz yaşlarıyla idrak ediyordu. İçini boşaltana kadar ağladı. Sonra elini yüzünü yıkamak için lavaboya gitti.
“Biraz olsun rahatladın mı?”
Arkadaşı şimdi daha iyi görünüyordu.
“Evet,” diyerek tekrar yerine oturdu. Nil onun için bir bardak su söylemişti. Oturur oturmaz suyunu içti.
“Bana kızdın mı?” diye sorarken Nil’in yüzüne bakmıyor, önündeki bardakla oynuyordu Melis.
“Sana neden kızayım?”
“Sonuçta Bora evli bir adam. Bana kötü kadın muamelesi yapmayacak mısın?”
“Adı Bora mı?”
“Evet.”
“Nerede tanıştınız?”
“Okulun basketbol turnuvasında.”
“Melis bana sakın velilerden biri deme?”
İşte Nil bunu kaldıramazdı. Hem okulda duyulursa Melis’in hayatı, öğretmenlik kariyeri mahvolurdu.
“Hayır tabii ki. O kadar da değil Nil. Sonuçta benim de bir ölçüm var?”
“Oh şükür o zaman. Ee turnuvada nasıl tanıştınız?”
“Hani basketbol takımı için forma yaptırmıştık ya.”
“Ee?”
“İşte formaya reklam vermek isteyen Başar şirketinin Ceo’su.”
“Şu ünlü Başar şirketinden mi bahsediyorsun?”
“Evet, ondan bahsediyorum.”
“İnanamıyorum sen Bora Başar’la mı birliktesin?”
“Şişşt, sessiz ol Nil, birileri duyacak.”
Nil şimdi her şeyi anlıyordu.
“Sen o yüzden mi otelde kalıyorsun?”
“Başka çarem mi var? Bora’yı herkes tanır.”
Nil duyduklarına inanamadı. Arkadaşı nasıl bu tuzağa düşmüştü böyle?
“İyi de arkadaşım bu ilişkinin sonu nereye varacak?”
“En kısa zamanda boşanacak. Hisseleri düşmesin diye gizli gizli buluşuyoruz. Karısını ikna eder etmez tek celsede ayrılacaklar. O zaman her şey yolunda olacak.”
Melis’in bu yalanlara inandığına hayret ediyordu Nil. Oysa onu hep akıllı sanırdı.
“Melis, bana ister kız istersen küs ama dostun olarak sana bunu söylemek zorundayım. Bu adam seni kandırıyor. Asla karısından boşanmayacak.”
“Hayır Nil, yanılıyorsun. Bora beni çok seviyor, karısından ayrılacak. Sonra da biz evleneceğiz.”
“Keşke senin bu söylediğine biraz olsun inansam ama hiç olacak işmiş gibi gelmiyor arkadaşım. Sonra daha çok üzülme.”
“Benim için endişelenme Nil. Ben çok mutluyum, keyfim yerinde. Bora bir dediğimi iki etmiyor. Bak bana bu kartı çıkarttı,” diyerek cüzdanından aldığı kartı Nil’e uzattı. Nil bu kartın ne demek olduğunu biliyordu ama Melis’e söyleyecek değildi. O, çoktan söylemesi gerekenleri söylemiş Melis ise her kandırılan aşık kadın gibi ona inanmamayı tercih etmişti.
“Hayat senin hayatın,” diyerek kartı Melis’e geri uzattı.
“Buradan alışverişe gideceğim. Sen de gelsene,” demişti. Bir sorun yokmuş gibi yaşamaya çalışıyordu besbelli.
“Sen akşam Deniz’le de buluşmayacak mısın?”
“Akşama çok var daha. Hem bu alışveriş benim için önemli. Tatilde giyebileceğim yeni, güzel kıyafetler almak istiyorum.”
“İyi madem senin için önemli eşlik ederim,” demişti Nil.
“Tatildeyken Bora bana bir kez daha aşık olsun istiyorum. Seçeceğim kıyafetlere yardımcı olmanı bu yüzden istiyorum.”
“Tatile de mi Bora’yla çıkıyorsun?”
Oturdukları mekandan kalkıp mağazalara yönelirken konuşmaya devam ediyorlardı. Melis, Bora’dan her bahsedeceğinde bunu Nil’in kulağına eğilerek söylüyordu.
“Evet, Bora muhteşem bir villa kiraladı. Tüm yaz birlikte olacağız.”
Şuna seni eve kapatacak desene. Ah Melis nasıl bu kadar kör olabiliyorsun? Sana şimdi bunları söylesem yalnızca bana kızarsın. Adam seni tüm yaz için kapatması yapacak, belli. Asıl tatil bitince ne olacak? Umarım ben yanılırım sen haklı çıkarsın Melis.
“Ee bir şey demedin. Sen de inanamıyorsun değil mi tüm yazı birlikte geçireceğimize?”
“Yani bu adam iş insanı değil mi? O kadar uzun süre tatil yapabilecek mi?”
“Aman, patron o sonuçta. Emrindekiler ne güne duruyor?”
Nil, Melis'in bu konuşmasının altında yatan üslupsuzluğa daha çok hayret etti.
“İyi sen öyle diyorsan.”
“Öyle öyle,” diyerek marka bir mağazanın içine sürükledi Nil’i. Birkaç kıyafet seçip deneme odasına girdi.
“Nasıl olmuş Nil?”
Nil koltuğa oturmuş, Melis’in kıyafetini inceliyordu. Onun tarzı olmadığı belliydi.
“Yani güzel ama çok fazla dekoltesi yok mu?”
“Hayır canım, Antalya’ya gidiyorum sonuçta. Kim bilir oradaki yabancı turistler neler giyiyor?”
Melis aynadaki görüntüsünden son derece memnun olmuştu. Hemen bir başka kıyafeti daha denemeye gitti. O giyene kadar fark etmemişti ama Melis’in seçtiği kıyafetler aslında bir diğerinin türevi gibiydi. Kimisinin bacak dekoltesi kimisinin göğüs kimisinin sırt dekoltesi vardı. Eğer bu dekoltelerden biri yeterince derin değilse ikisi ya da üçü bir aradaydı. Kısacası Melis Bora’yı vücut güzelliğiyle elinde tutmaya çalışacakmış gibi görünüyordu Nil’in gözünde. Gerçekten birbirini seven çiftler için böyle gösterişe gerek olmazdı. Nil tabii bu düşüncesini de dillendirmedi.
Melis denediği tüm kıyafetleri aldı. Birkaç mağazaya daha girdiler. Aldığı kıyafetlere göre ayakkabı, çanta , takı almayı da ihmal etmedi Melis. En son iç giyim mağazasına girdiler. Melis buradan da çok fazla ürün aldı. Seçtiklerinin çoğunu Nil giymeye utanırdı. Bu yüzden ona da yorum yapamadı. Cümleleri daha çok sen sevdiysen, hoşuna gittiyse, beğendiysen ile başlayıp o zaman al tabii ile bitiyordu. Melis bu alışverişten son derece memnundu.
Alışveriş bittikten sonra beraber akşam yemeği de yediler. Ondan sonra ayrılmaya karar verdiler. Melis restoranda oturdukları sırada kapıya bir taksi çağırmayı ihmal etmemişti. Taksiye binerken gözleri parlıyordu. Bugün onunla geldiği için Nil’e teşekkür etti ve önce onu evine bıraktı. Otele döndüğünde önce hızlı bir duş aldı. Sonra aldıklarından birini kombinledi. Deniz’le bir şeyler içecekti ama sonra Bora gelecekti. Onu güzel karşılamak istiyordu. Odalarına da çeki düzen vermeliydi. Bora dağınıklıktan hoşlanmazdı.
*
Suay zor bir gün geçirmişti. Sabah uyandığında gördüğü rüyanın etkisinden çıkması bir hayli zor olmuştu. Gördüğü rüya, ona o kadar gerçekçi gelmişti ki uyanır uyanmaz tekrar duş almak zorunda kalmıştı.
“Şef, bu akşam çok dalgın görünüyorsunuz. Bir sorun yok ya?”
“Hayır yok, işine devam et,” diye buyurmuştu Suay. Ama gayet de bir sorun vardı. O, rüyanın etkisiyle, hayal aleminde gibi dolaşırken Nil tüm gün gezmelerdeydi.
Gün içinde kıza mesaj atarak öğrenmişti bunu. Akşama doğru eve geçip geçmediğini merak ettiği için tekrar mesaj atmış ama kızın akşam yemeğinde de dışarıda olduğunu öğrenmişti.
Nil’in keyifli bir gün geçirmesi Suay’a haksızlık gibi geldi. Evlenmek isteyen o değil miydi? Neden görüşmüyorlar, sevgili olmuyorlardı? Suay düşündükçe sinirleniyordu.
“Suay, nasılsın? Haberi gazetede gördüm.”
“Önemli bir şey yok, gördüğün gibi çok iyiyim Cemre. Sen nasılsın? Yalnız mı geldin?”
“Hayır, kızlar gelecek birazdan. Arkadaşım bir masa rezerve etmiş,” diyerek masasına yöneldi Cemre. Suay’ın sinirli olduğunu anlamış, üzerine gitmek istememişti.
Cemre, Suay’ın birkaç kere takıldığı kadınlardan biriydi. Aslında uzun süre takıldığı tek kadın Cemre olabilirdi. İkisi de eğlenceyi seviyor, birlikte olmaktan keyif alıyorlardı. Kız hiç, biz şimdi neyiz gibi cümleler kurmayıp, Suay’ı sıkmadığı için onunla birden çok kez buluşmuştu Suay. Ama bir akşam takılmak için onu aradığında Cemre, artık bu şekilde birlikte olamayacaklarını çünkü artık bir sevgilisi olduğunu söylemişti. Suay hayatında ikinci kez bir kadına bozulmuştu. Tamam, o da sadakat timsali değildi ama Cemre’yle takıldığı dönemde de kimseyle yatmamıştı. O yüzden Suay bir kez daha ihanete uğramış hissetti. Bir daha hiçbir kadınla ikinci kez buluşmadı.