Nil eve geldiğinde hâlâ Melis’e üzülüyordu. Eğer magazin bülteninde birkaç kez denk geldiği haberler doğruysa şu Bora denen adam yaz tatili bitince Melis’e yol verecekti. Hayır, o kadar da magazinle ilgilenmediği hâlde kendisi bile Bora için yazılanlara denk gelmişse Melis nasıl oluyor da bir kez olsun bu tarz bir habere denk gelmemiş olsun? O kadar mı aşktan kör olmuştu?
“Nasılmış Melis? Deniz de gelmiş miydi?”
Annesinin sorgulaması başlamıştı. Kısaca günü nasıl geçirdiklerinden bahsetti, doğal olarak konuştuklarından hiç söz etmedi. Annesi ise pür dikkat kızını dinleyip yalnızca Deniz’i de çağırmamalarına çok laf etti. Tabii Nil annesine Deniz’in onun kalbini nasıl kırdığını anlatmadığı için Deniz annesinin gözünde hâlâ ideal damattı. Düşününce bu akşam Deniz yapacaktı? Güya ona biraz olsun Suay’dan bahsedecek, evlendiğini duyduğunda çok şaşırmamasını sağlayacaktı. Ama Melis konuyu öyle bir dağıttı ki aklına hiç onu neden görmek istediği gelmedi. Melis de sormayınca...
Odasına geçtiğinde Suay’ı aramaya karar verdi. Adam gün içinde ona mesajlar atmış, kendisinden haber beklediğini belli etmişti. Saat biraz geçti ama o da çok çaldırmayacaktı zaten.
“Alo, Suay iyi geceler. Müsait miydin?”
Nil boşuna saati dert ettiğini düşündü. Suay, sanki telefon elindeymiş gibi anında ona dönüş yaptı. Nil’in bilmediği ise Suay’ın gerçekten elinde telefon, ondan haber beklediğiydi.
“Müsaidim, sorun yok. Aramana sevindim.”
Suay ona hesap sormak için ölüyordu. Ama ne hakkı vardı, cesaret edemiyordu.
“Yarın uygunsan buluşabiliriz,” Nil direkt konuya girdi. Gecenin bir yarısı onu çok tutmak istemiyordu. Zaten kendisi de yorgundu.
Suay hiç düşünmeden kabul etti. Sonunda Nil’le baş başa görüşebilecekti. Duyduğu sevinçten tüm öfkesi geçti.
“Kahvaltı dedim ama kalkamazsan öğle yemeği de olur,” diyerek bir öneri de daha bulundu Nil. O, kahvaltı yapmayı severdi ama Suay sever miydi bilmiyordu sonuçta.
“Hiç sorun değil, kalkabilirim,” dedi Suay. Normalde sabah insanı değildi. Sadece Nil’i görmek istiyordu. Hele de o rüyadan sonra...
“Tamam o halde, yarın orada görüşürüz.”
“Olmaz, ben seni alırım,” dedi Suay. Kızın tek başına yollarda çile çekmesini istemiyordu.
“Taksiyle gelebilirim, sana zahmet olmasın.”
“Nil, duymamış olayım. Hem ben müstakbel eşimi almaya gelmeye üşenmem.”
Suay’ın bunu söylerken gülümsediğine bahse girebilirdi Nil. Adamın yüzündeki ifade bile gözünde canlanabiliyordu. O yüzden o da uzatmadı. Gerçek ya da değil, bu adam sonuçta üç yıllığına da olsa kocası olacaktı.
Telefonu kapattığında Suay’a bir rahatlama geldi. Tüm gece arayan soran arkadaşlarını reddetmiş, Nil ararsa telefonu meşgul bulsun istememişti. Aklına gelmişken telefonunu da temizlemeye karar verdi. Sonuçta Nil’e söz verdi.
*
Nil’in eve geldiği sıralarda Deniz de Melis’le buluşmak için yola çıktı. Kızın buluşmak istediği mekana içten içe sinir olsa da Melis için katlanmaya karar verdi. Geç kalmamak adına yola erken çıkmıştı. Sonunda vardığında Melis’i arayıp kıza haber verdi. Mekan, oldukça kalabalıktı. Muhtemelen hem otelde konaklayanlar hem de dışarıdan eğlenmek için gelenler bir aradaydı.
“Hoş geldin Deniz, zor bulmadın ya burayı.”
Melis, Deniz’i görünce el sallamış; Deniz ise Melis’i gördüğünde giydiği kıyafetten dehşete düşmüştü. O yüzden kendisinden önce konuşmuştu Melis.
“Hoş buldum,” diyebildi Deniz. Cam kenarında iki kişilik bir masaya oturmuştu Melis. Deniz de karşısına geçti hemen.
“Eee ne var ne yok?”
“Hiç bildiğin gibi, bir değişiklik yok.”
Deniz Melis’in tarzının böyle olabileceğini düşünmemişti. İkisi sevgili olsa ve Melis buluşmaya bu kadar kısa, göğüs dekolteli bir elbiseyle gelse Deniz muhtemelen birkaç yavşakla kavga ederdi.
“Sen hazırlanabildin mi?”
“Evet, bitirdim sonunda valizlerimi.”
Melis neredeyse Nil çok yardımcı oldu diyecekti ama çarçabuk toparladı durumu. O an Nil’le neden buluştuklarını öğrenemediğini fark etti. Kız kendisine önemli bir şey anlatacaktı ama Melis kendi dertleriyle kızın bir şey anlatmasına mani olmuştu. Döndüğünde ona bir jest yapmaya karar verdi.
Deniz ise asıl konuya nasıl gireceğini bilmiyordu. Melis’in bu alışılmış dışı görüntüsü de hiç yardımcı olmuyordu.
Neden bu kadar açık giyinmişti ki sanki? Yoksa benim için mi böyle giyindi?
Deniz kendi kendine hayallere dalmışken Melis’in telefonu çaldı. Kız kimle konuşuyorsa artık Deniz’in duymasını istemiyordu. Neyse ki konuşması uzun sürmedi.
“Deniz, daha yeni geldin, biliyorum ama benim kalkmam lazım. Artık döndüğümde görüşsek olur mu?”
“Ne? Nasıl yani? Bari biraz sohbet etseydik. Hem sana söylemek istediklerim vardı.”
Deniz hızlı hızlı söyledi bu cümleleri. Melis ise çoktan toparlanmaya başlamıştı.
“Biliyorum ama tatil dönüşü konuşuruz, gerçekten kalkmam lazım.”
Bora söylediği saatten bir saat erken gelmiş ve odalarında Melis’i göremeyince deliye dönmüştü. Sonuçta burada tek başına gününü gün etsin diye para saymamıştı adam. Nasıl onu beklemeden bara inerdi? O yüzden hemen telefon etmiş, Melis’i hemen odalarına çağırmıştı. Ses tonundan sevgilisinin öfkesini fark eden Melis bir an önce odaya gitmeye çalışıyordu. Ama Deniz kolundan tutmuş gitmesine bir türlü izin vermiyordu.
“Kolumu bırakır mısın Deniz? Kalkmam lazım diyorum.”
Melis, kolunu güç bela kurtarmıştı. Deniz’in bu ısrarcı tavrı hiç hoşuna gitmemişti.
Melis birkaç adım atmıştı ki Deniz arkasından “ben buraya sana çıkma teklifi etmek için geldim,” diye seslendi.
“Nasıl?” diyerek Deniz’e döndü Melis. Belki de gürültüden yanlış duymuştu.
Bir iki adım atarak Melis’in yanına gelen Deniz şefkatle kızın ellerini tutmuş, az önce söylediklerini onun gözlerinin içine bakarak tekrar etmişti. Melis o kadar şaşırmıştı ki ne diyeceğini bilemedi. İlk önce ellerini çekti.
“Çok tatlısın Deniz, gururum okşandı.”
Melis’in girizgahı Deniz’in umut etmesine sebep oldu.
“Ama teklifini kabul edemem,” demesiyle de genç adam hayal kırıklığı yaşadı.
“Neden?” diye sordu sadece. Açıkçası Melis’in onu reddedeceğini düşünmemişti bile. Kendine güveniyordu, yakışıklıydı, zekiydi. Okuldaki öğrencilerden bile ona aşık olan vardı. Hatta Nil bile...
“Sen beni seviyorsun diye ben de seni sevmek zorunda mıyım?”
Melis bunu sinirlenerek söyledi. Tamam Deniz’in görünümü iyiydi ama ona istediği hayatı veremezdi. Kim bilir buraya bile ne güçlükle gelmişti?
“Hayır, değilsin tabii.”
“O zaman hoşça kal Deniz.”
Melis arkasına bile bakmadan bu sefer gerçekten gitmişti. Deniz bir an ne yapacağını bilemedi. Onu takip etmek istedi. Kız asansöre binmişti, genç adam çıktığı kata baktı. En üst kata çıktığına inanamadı. Bildiği kadarıyla otelin kral dairesi o kattaydı. Diğer asansöre binerek Melis’e yetişmeye çalıştı. Kata ulaştığında Melis, uzun koridoru yürüyordu daha. Sessizce ve arada mesafe bırakarak onu takip etmeye devam etti. Sonunda odasına geldiğinde kartını çıkarıp kapıyı açmasını izledi. Ama Melis içeriye giremeden bir adam onun önünde belirdi. Sesi o kadar yüksek çıkıyordu ki adamın Deniz de ne söylediğini gayet net duyuyordu.
“Bu kılıkla bara inip ne yapmaya çalışıyordun sen?”
Melis ne diyordu duyulmuyordu. Yalnızca adamın onu nasıl azarladığı duyuluyordu. Personeller bile şahit olmamak için koridoru boşaltmışlardı.
“Boşuna özür dileme,” diyerek kızı kapının yanındaki duvara dayadı.
“İçeri girmek istiyorsan, bedelini ödemelisin,” dedi. Melis de kafa sallamakla yetindi. Adam memnun olmuş bir ifadeyle kızı kalçasından ittirerek onu odaya soktu. Deniz öfkeden kudurmuş bir halde kapının kapanışını izledi.
Beni, sana böyle davranan biri için mi reddettin? Yazıklar olsun sana Melis...
Deniz karmakarışık duygularıyla o gece yolun yarısını yürüyerek döndü.