9.Bölüm Aşk biraz da acıdır!

1087 Kelimeler
Melis Bora’yı ilk kez bu kadar öfkeli görüyordu. Elini ayağını nereye koyacağını bilemedi. Alt tarafı bara inmişti, ne vardı ki bunda bu kadar sinirlenecek? Anlam veremiyordu. “Sana niye kızdığımı anlamıyorsun değil mi?” Bora öfkesine hakim olamadığı için kendisine de kızıyordu. Ama o da böyleydi işte. Sinirlenince gözü hiçbir şeyi görmüyordu. Bir de Melis’i böyle görmek... Kim bilir kaç aşağılık onun kadınına sulanmıştı? “Hayır,” diyebildi Melis. Hâlâ kafasını kaldıramıyordu. Belki de Nil haklıydı. Bora onu sevmiyordu. “Kafanı kaldır, yüzüme bak,” dedi Bora. Ses tonu artık normaldi. Melis de dediğini yaptı. Adam şimdi onu kendine çekmiş, gerdanını öpmeye başlamıştı. “Ne yapıyorsun?” “Seni cezalandırıyorum.” “Hayır, yapma. İstemiyorum.” Adam elini Melis’in elbisesinin altına sokmuş, kalçalarını sıkıyordu. Melis’in hem canı yanıyor hem de bu dokunuş hoşuna gidiyordu. Acı ve zevkin sesleri birbirine karışmıştı. “Az önce öyle demiyordun sevgilim. Hani bedel ödemeye hazırdın,” demiş ve elini bu sefer de elbisenin üzerinden göğüslerine çıkartmıştı. Göğüslerinden birini avuçlarken kızın dudaklarına yapışmıştı. Adam Melis’in bu haliyle inanılmaz eğleniyordu. Melis ellerini adamın göğsünün üzerine koydu. Onu ittirip ittirmemek arasında gidip geliyordu. Onu iterse bunun geri dönüşü olmayacaktı, anlamıştı. Ama ona izin verirse de gururu kırılacaktı. Bora öpücüklerine karşılık alamayınca koltuğa oturdu, bir sigara yaktı. Melis ellerini yumruk yapmış, bekliyordu. “Bu kadar düşünme, cevap basit,” diyerek sigarasının dumanını kıza doğru üflüyordu. Bu kadınlar neden hep aynıydı? Direnmenin ne faydası vardı? Melis elbisesini düzeltti. Bir kapıya bir adama bakıyordu. Kapıya doğru bir adım atmıştı. “Gitmeyi mi seçiyorsun,” diyerek sigarasının sonuna gelen Bora, “bunun geri dönüşü olmaz,” diyerek Melis’in yine duraklamasına sebep oldu. İzmariti küllüğe bastırıp gömleğini çıkardı. “Ben duşa giriyorum, o zamana kadar kararını vermiş ol. Beklemekten hiç hoşlanmam.” Melis eşyalarını toplamaya başladı. Sonra üzerini de değiştirmesi gerektiğine karar verdi. Valizini açınca bugün aldığı kıyafetler gözüne çarptı. Ayrıca kartı da bırakması gerekiyordu. Deniz niye gelmişti sanki? O gelmeseydi bu akşam romantik bir gece geçirebilirdi. Dakikalar geçiyor, Melis ne yapacağına karar veremiyordu. En sonunda üzerini değiştirdi, saçlarını düzeltti. Suyun sesi gelmiyordu artık. “Bir karar vermiş görünüyorsun, aferin sana.” Adam saçlarını kuruttuğu havluyu bir kenara attı. Melis’i baştan aşağı süzdü. “Üzerindeki geceliği sevdim,” diyerek kızı yatağa itti. O gece Melis, satın alırken Nil’e bile göstermediği bir geceliği giymeyi seçmişti. * Nil sabah erkenden uyanmış, bir duş almış ve pembe renkli elbisesini giymekte karar kılmıştı. Saçlarını önce toplamış, sonra beğenmeyip salmıştı. Yalnızca önüne düşen saçları sağ tarafına tel tokayla tutturmuştu. Aynaya baktığında gördüğü görüntü içine sinmişti. Çantasını toparlarken telefonu çaldı. Arayan kısmında Suay ismini gördü. Yalnızca direkt hazırım, geliyorum diyerek telefona cevap verdi. Suay acele etmesine gerek olmadığını söylese de Nil ailesine ben çıkıyorum diye haber verip hızlıca merdivenlerden indi. Ne beklemekten hoşlanırdı Nil ne de bekletilmekten. Zaman herkes için önemliydi. Suay arabasının önünde kollarını bağlayarak durmuş, gözlerini apartman kapısına dikmişti. Nil’i kapıda görür görmez bir ıslık çalmış, kızın utanmasına sebep olmuştu. Yanakları kızaran Nil’le uğraşmak Suay’a ayrı bir keyif verdi. “Çok bekletmedim ya,” diyerek Suay’ın yanına geldi Nil. “Bir dakika bile olmamıştır seni arayalı,” dedikten sonra arabaya binebilmesi için kıza kapıyı açtı. Nil de teşekkür ederek bindi, kemerini taktı. Suay da koltuğuna geçtiğinde motoru çalıştırdı. “Pembe de yakışmış sana.” “Sağ ol. Sen de iyi görünüyorsun.” Suay da ona teşekkür etti. İlk defa bir buluşmaya gitmeden evvel dolabın karşısında vakit geçirmişti. Nil’in onu beğenmesini istiyordu. Kızın zevkini bilmediği için seçim yapmak ona zor gelse de en sonunda lakos yaka siyah bir tişört ve bej kumaş bir pantolonu tercih etti. Hava sıcak olmasaydı bir ceket de alırdı üzerine. Ama böyle de fena olmamıştı. Saçlarını ise topuz yapmayı tercih etti. “Ee nereye gidiyoruz?” “Seni manzarası harika olan bir yere götüreceğim. Biraz şehrin dışında kalıyor ama gitmeye değer.” “Tamam göreceğiz bakalım.” Suay daha önce hiçbir kadını götürmediği kendi özel mekanını seçmişti bu buluşma için. Yeşilliklerin içinde, tüm ürünlerin doğal olduğu bir yerdi. İstanbul’da henüz beton vurulmamış nadir yerlerden biriydi. Nil’in beğeneceğini düşünüyordu. Sadece yol biraz uzundu. Ama onu da muhabbet ederek güzelleştirebilirlerdi. “Biraz birbirimizi tanımaya ne dersin Nil?” “Olur, ne bilmek istiyorsun?” “Ne öğretmenisin? Hangi okulda çalışıyorsun? En sevdiğin renk ne?” “Dur Suay, teker teker sor. Ayrıca hep senin soruna cevap verirsem bu birbirimizi tanımak olmaz. Senin beni sorguya çekmen gibi bir şey olur,” dedi gülerek. Suay’ın bunu kötü niyetle yaptığını düşünmüyordu zaten. “Tamam tamam haklısın,” dedi Suay. “Hee bu arada...” diyerek arka koltuktan bir belgeyi almasını işaret etti kıza. Nil belgeyi almış, anlamayan gözlerle bir Suay’a bir kağıda bakmıştı. “İstediğin rapor,” diye yanıtladı Suay, Nil’in gözleriyle sorduğu soruyu. Biraz kötü hissetti kendini ama söz sözdü işte. “Aaa,” diyerek kağıdı bıraktı Nil. Suay’dan bunu istediğini bile unutmuştu. Yine utanmıştı. Adama bakmadan sözünü tuttuğu için teşekkür etti. Suay onun bu kadar mahcup olduğunu görünce yeniden iyi hissetti. “İngilizce,” dedi Nil birden bire. Bu sefer de Suay anlamayan gözlerle baktı kıza. “İngilizce öğretmeniyim, az önce sormuştun ya,” diyerek gözlerini kaçırdı. Yolu izliyordu. “Ben de şefim,” dedi Suay Nil hiçbir şey sormayınca. “Biliyorum.” “Demek o kadar ünlüyüm,” diyerek göz kırptı. “Eh gazetedeki haberi gördüm,” diyerek tekrar Suay’a baktı Nil. Adamın tebessümü silindi. “Gazetede yazan her şey doğru olmaz Nil.” “Aslında ailen restoran işlettiğini söylemişti ama onlar senden aşçı olarak bahsettiklerinden şef olduğunu ben de gazetedeki yazıdan öğrendim.” Suay yarım ağız güldü. “Bir gün restoranına yemeğe gelmek isterim, tabii ısmarlarsan,” diyerek havayı yumuşatmaya çalıştı Nil. Sanırım Suay ailesinin işine karşı takındıkları tavırdan rahatsız olmuştu. “Tabii, çok isterim gelmeni.” Suay’ın ifadesinde pek bir değişiklik olmamıştı. “Ailem oldum olası işimi küçümser. Beni hep abimle kıyaslarlar. O, mühendislik fakültesine gidip baba mesleğini devam ettirdi. Babamın kurduğu şirketi dış ticarete açtı. Benim de onun halefi olmamı istediler ama ben mühendis olmak istemedim.” “Sana haksızlık etmişler yani,” diyerek Suay’ı anladığını ona göstermeye çalıştı Nil. Suay da anlatmaya devam etti. “Babam hep abim gibi makine bölümünü kazanamayacağımı varsaydı. Halbuki ben Doruk’tan daha zekiydim. Sadece makinelerle uğraşmayı sıkıcı buluyordum.” “Ailenden Doruk ismini hiç duymamıştım. Her zaman dillerinde sen vardın. Ben seni o yüzden tek çocuk sanıyordum.” “Buna şaşırmadım desem yalan olur. Ama belki de senin beni beğenmen için mükemmel örnek olan abimden bahsetmemeyi tercih etmişlerdir. Sonuçta Doruk evli.” Nil yorum yapmak istemedi. Kendisi tek çocuk olduğu için kardeş kıyaslamasını anlayamazdı. “Geldik,” dedi Suay. Nil, yolun bittiğine gerçekten sevindi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE