Bölüm On Dört, Take Me Apart - SYML

1156 Kelimeler
Korkunç bir olayda sizi gafil avlayan şey korkunç bir olayı yaşayacağınıza ihtimal vermemenizdir. Beklenmedik her şey ya çok mutlu eder ya da çok can yakar. Kitapçıdaki rafların arasında kendi halimde dolaşırken başıma gelecekleri nasıl tahmin edebilirdim ki, hele ki kendi çapımda oldukça eğlenirken? Psikoloji bölümündeki kitaplara göz atıyor, hangi kitapların Ahu’da olduğunu hatırlamaya çalışıyordum. Bu esnada birkaç kitap alıp arka kapak yazısını okumuştum. Çağdaş Türk Edebiyatı bölümünden Dünya Edebiyatı bölümüne geçmiş, ilgimi çeken kitapların fiyatlarını internet fiyatlarıyla karşılaştırarak bütün kitapçıyı dolaşmıştım. Girdiğim andan beri kaçtığım Çok Satanlar son durağım olmuştu. Aslında hiç bakmadan ilerlemeyi hedefliyordum fakat rafın bulunduğu duvarın üzerindeki afişe hasbelkader bakışlarım değdiğinde adımlarım durmuştu. Pelin Pelvin’in Merakla Beklenen Romanı, Yarınımız Yokmuş Gibi ÇOK YAKINDA! Kitabın çıkış tarihinin o günden bir ay sonra olduğunu biliyordum fakat Yarınımız Yokmuş Gibi, yazarken hayal ettiğimin yakınından dahi geçemeyecek bir kapakla posterlerdeydi. Yazdığın kitabın raflara yerleşeceği tarihi bilememek ne acı size anlatmayacağım. Bana, buna üzülmeye hakkım olmadığını, parayı almadan önce bütün bunları zaten biliyor olduğumu söylersiniz. Haklısınız ama cebimde parayla doğmamak benim tercihim veya suçum değildi. Ayrıca şunu da bilmelisiniz ki adına isterseniz zenginler ve fakirler ya da varlıklılar ve muhtaçlar deyin, dezavantajlı kesim ile avantajlı kesim ezelden beri var ve sonsuza kadar da olacak; ne de olsa her insanın bu dünyaya eşit doğması yaratıcının takdirindedir, adil bir dünya oluşturmak ise insanların elindedir. Sanırım adil dünya eşit insanlıktan daha ütopik. Şöyle düşünün, kötü bir dünyada hırsızlık yapan bazı insanların sebepleri vardır, karnını doyurmak gibi; sebebi ne olursa olsun hırsızlığı yapan o kişi cezasını çeker ama onu çalma raddesine getirenler hiçbir zaman cezasını bulmaz. Sorsanız her suçlu masumdur ve zorunda olduğu için suç işlemiştir lakin zorunda olmak ile zorunda bırakılmak çok farklı iki kavramdır. Bütün bunların farkında olmayan herhangi biri için benim kalp kırıklarım ajitasyondan başka bir şey değildir. Neyse, başıma gelen kötü olay yazdığım kitaplarla dolu olan çok satanların üzerindeki afişte çok değer verdiğim kitabımı görmüş olmam değildi. Dolmaması için çabaladığım gözlerimle birlikte algılarımı uyaran bütün duyularım o afişteydi. Bu yüzden arkamda kalabalıklaşan grubu fark etmemiş, bana atfen sordukları, “Bu o mu?” sorularını duymamıştım. Yanımda o kalabalıktan biri durana kadar, “Evet, evet o işte!” diyerek beni onayladıklarını da fark etmemiştim. “Ne kadar dikkatli bakıyorsunuz.” diyen yanımdaki kız benden uzundu ama yaşça benden küçük olduğunu yüzünden anlayabilmiştim. Ela gözlerini, siyah saçının arasındaki lacivert detayları ve kemerli burnunu hiç unutmuyorum; yüzü ilk günkü gibi gözümün önünde. Aniden yanımda belirip konuşması irkilmeme sebep olmuştu ona dönüp kısaca inceledikten sonra, “Evet, dalmışım. Güzel görünüyor.” demiştim. Benim bedenim tamamen ona dönüktü fakat o afişe bakmaya devam ediyordu, başını bana çevirip sol omzunun üzerine hafifçe yatırırken, “Yoksa Pelin’in yeni kitabını da mı çalacaksın? O yüzden mi bu kadar dikkatli bakıyorsun?” demişti. Gözlerindeki ifadeyi kitaba aynen kopyalamak isterdim. Bana öyle öfkeliydi ki, bu duygu gözlerinde fokurduyordu. Dişlerini sıkıyormuş gibi kasılmıştı çenesi. Eminim elinde olsa o afişi bana geçirmekte tereddüt etmezdi. O an kalbim çok kırılmıştı. Yazdığım kitaplara gelen bütün yorumları okurdum. Hepsinin sonunda veya başında Pelin’e övgüler yağıyor olsa bile umursamaz isim kısmını kafamda Peri olarak değiştirirdim. Zaten umursadığım isme gelen yorum değil, satırlarıma gelen yorumdu ve bu beni inanılmaz mutlu ederdi. Şu an ise belki de yazdıklarımı çok seven ve kitaplarım hakkında çokça yorumunu okuduğum bir okurum, bana hırsız diyordu. Bunun burukluğundan mıdır bilmem, dudaklarım hafifçe kıvrılmış ve yüzümde kırık bir gülümseme oluşturmuştu. Elbette ki bu gülümseme kızın dikkatinden kaçmamıştı ama acı dolu bir gülücük olduğunu fark edip anlamak yerine, “Bunun komik olduğunu mu düşünüyorsun?” diyerek sesini yükseltmişti. Ona cevap vermek, hatta orada bir saniye daha durmak işleri çok zorlaştıracaktı. Bu yüzden arkamı dönüp oradan uzaklaşmak için hareketlenmiştim. Neyse ki o duygu yoğunluğunun içinde bunu yapmam gerektiğini idrak edebilmiştim ama keşke başarabilseydim. Etrafımda içinden geçemeyeceğim bir kalabalık oluşmuştu. O an bunun nasıl mümkün olabileceğini düşünmüş, sinirden gülmemek için kendimi frenlemiştim. Aralarından geçmeme izin vermelerini umarak bir adım atmıştım fakat kendi aralarındaki konuşmaları benim bu girişimimle kuvvetlendi. “İfitracı!” ithamlarından tutun da “Hırsızsın sen.” suçlamalarına, oradan da hakarete varana kadar şiddetlendi. Bir an önce onların arasından kurtulmaya odaklanmış, herhangi bir cevapla onları daha da kızıştırmamak için kendimi sessiz kalmaya zorlamıştım. Oradan bir an önce kurtulabilmek için sonunda konuşabilmiş, “İzin verir misiniz?” demiştim. O esnada mağazada çalışanlar da müdahale etmek için yanımıza gelmişlerdi fakat pek başarılı olduklarını söyleyemem. Nasıl olmuştu bilmiyorum ama kendimi bir anda bir itişmenin ortasında buluvermiştim. O hengâmede beni kim itmişti hatırlamıyorum ama önünde sıkışıp kaldığım çok satanlar rafına savrulmuş, sırtımı oraya çarparak düşmüştüm. Dahası da var, çok satanlardaki kitaplarım çarpmamın etkisiyle raftan kafamın üzerine düşmüştü; ne trajik ama. Şu an buna çok gülüyorum. Oradan büyük bir hasar almadan kurtulabilmiştim. O kalabalığın arasındakilerin çektiği videolar sosyal medyada paylaşıldığında iki grup ortaya çıktı. Biri bu yapılanın magandalık olduğunu iddia eden aklı başında grup, diğeriyse daha fazlasını hak ettiğimi savunan ve o videolardan cesaretlenip evime kadar gelip bana iftiracı diye bağıran hatta penceremize taşlar atan grup. On üçüncü bölümün sonunda da dediğim gibi, bu kısımları açık açık anlatmayacağım. Amacım kendimi acındırmak ya da geçmişte yaşananlar üzerinden şu anki insanları galeyana getirmek değil. Sadece şunu söylemek istiyorum, bu kadarını hiç beklemiyordum. Bir filmde izlesem muhtemelen çok abartıldığıyla ilgili yorumlar yapardım ve bütün bunları yaşamış biri olarak bunların abartı olmadığını nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Neyse ki gazetelerde yer edinen fotoğraflar ve haberlerde oynatılan videolar var. Ne diyebilirim ki… Dünya, kendi mutsuzluklarından kaçmak için bütün enerjisini başkalarının hayatına adamış insanlarla dolmuştu. Onlara hiçbir zararım dokunmamasına rağmen bana bunları yaşatan insanlara tepkisiz kalmayı bırakmış, hepsinin adına suç duyurusunda bulunmuştum. Bütün bu yaşananların başında, Pelin Pelvin’in kitlesini üzerime yönlendirmesiyle göz yaşı dökmeye başlamıştım fakat yaşadığım bütün bu zorbalıklara tek damla gözyaşı dökmemek için kendimi çok tutmuştum. Kendimi oyalamak için daha fazla öğrenci bulmuş, daha çok çalışmıştım. Yaptığım sahil yürüyüşlerinde larkıları en son seste dinleyerek kafamın içindekilerden uzaklaşmaya çalışmıştım. Ahu’nun aşkıyla, Gökçe’nin delilikleriyle uğraşmıştım. Ecrin’in iş hayatıyla ilgili sürekli yorum yapıyor, çalıştığı kadar kazanmadığını ve emeğinin sömürüldüğünü ona sürekli söylüyordum; normalde olsa çenemi kapayıp kendi işime bakmamı söylerdi fakat kendi işime bakarsam neler yaşayacağımı bildiği için bana hak veriyor, işverenlerine sövüyordu. Çevremdeki insanlar bitince Faruk’a mesaj atıyor ve ona sarıyordum. Bana ek iş bulması için ona takıldığımda kendisiyle çalışmam için yalvarıyordu. “Seninle çalışırsam şirketinin pencerelerini taşlamalarından korkmuyor musun?” diye ona takıldığımda, “Benim şirketimin pencereleri kırılmaz camdan.” diyerek beni güldürüyordu. Barış her görüşmemizde bana yeni kitaplar veriyordu ama ben onları okumak yerine Candide ya da İyimserlik’i tekrar tekrar okuyordum. Samimiyetimiz onun gamsız bir adam olduğunu açıkça ifade edebileceğim kadar ilerlemişti fakat o kadar naif bir adamın yanında böyle açık ve sert konuşmak zor olduğundan ona uyum sağlıyordum. Şu an düşünüyorum da bu dönemde en çok onun yanında gülümsüyordum zira yüzünden hiç silinmeyen gülümsemesi bana da bulaşıyordu. Size bu gülümsemenin, bu yaşam sevgisinin altında yatan gizemi anlatmak için sabırsızlanıyorum sevgili okurlarım. Fakat davadan önce anlatmak istediğim son bir şey daha var, geçmişim. Size geçmişimi de anlatacak ve hikâyenin benimle ilgili olan bölümünü noktalayacağım. Sonrasında size Barış’ı, Faruk’u ve Ecrin’i tanıtacak, İlk Bilet maceramızı anlatacağım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE