8.BÖLÜM / DNA TESTİ

2594 Kelimeler
Azur’un mavi dünyasından sevgiler… Bölüme başladığınız saati buraya bırakın lütfen :) keyifli okumalar... Elinde DNA sonucunun yazılı olduğu zarfla oturup kalmıştı hastanenin önündeki bankta. Gidemiyordu , kalamıyordu , zarfı açıp tek kelime okuyamıyordu. Sol yanını üşüten buz dağı ruhuna dikildi. Ya bebek ondansa ? Bununla yüzleşecek gücü var mıydı ? Bebek , Azur. Yüzünde geçmişin buruk gülüşü belirdi. 'Keşke...' demişti Mehir , 'adını Azur koysalarmış , sana çok yakışırdı.' Ve şimdi bir bebeği vardı , Azur adında. Acar , Mehir'e denk gelmeden önce birçok kadına aşık olduğunu sanmıştı. Mehir kalbinde hüküm sürene dek ömrü boyunca ruhuna dokunacak kadını beklediğini bilmiyordu. Aşkın ruha işlenen , unutulamayan , zehirli hançerlerin saplandığı kalbin her şeye rağmen biçare yenik düştüğünden bihaberdi. Gelmişti , ruhuna aşkın nidalarını mırıldanan kadın. Sevgisine inanmıştı , hayatındaki en yanlış şeyi yapmış ona ruhunu teslim etmişti. Mehir , onun Mehir'i sevdiği kadar sevmese de olurdu. Acar ikisine yetecek kadar sevmişti onu. Iki sene hayatında yaşadığı en mutlu anılarla doymuştu , ondan sonra hiçbir an gözüne mutluluk dolmamıştı. Hiçbir kadın ruhuna yaklaşamamıştı , nefreti onu içinden söküp atamadı. Eğer onu kalbinden atarsa geriye ne kalırdı ? İçi kainat boşluğuyla dolmuş kas tabakası. Sıkışan kalbinin üzerine yumruk yaptığı eliyle vurdu. Kaburgaları kırılsın , keskin bıçaklara dönüşen parçaları kalbine batsın , kanasın istiyordu. Bu kadar acımak zorunda mıydı ? Onu düşünmek dahi bu denli yaralarken her gün onu görecek olmak , onun kokusunun sindiği bir evde yaşamak , kahkahalarıyla kalbinin odalarında neşe saçacak bu kadına her gün maruz kalmak zor geliyordu. Çok daha fazlası bir oğlu olabilir miydi ? En çok istediği şey , Mehir'den bir çocuğu olmasıyken şimdi bunun gerçek olması hislerini darma duman etmişti. Oysa hayatta en çok arzuladığı şey bu değil miydi ? Iki sene boyunca bu isteğini dile getirmiş olsa da sabırla Mehir'in kendini hazırlamasını beklemişti. Korkularını yenmesini , ona destek olarak atlatmasını sağlamaya çalışmıştı. O berbat gün, yaşadığı yıkım sonrasında böyle bir mucizeyi kabul edecek miydi ? İnsan, en sevdiğiyle sınanırdı. Acar'ın en çok istediği şey şimdi parmakları arasında bir ızdıraba dönüşmüştü. Cebinden telefonunu çıkarmış aklına gelen tek insanın adını rehberinden bulmuştu. Henüz ikinci çalışa mahal vermeyen kadın hızla cevaplamıştı telefonu. "Acar ?" Nergis o geceden sonra Acar'ı düşünmesi ve yaşananları bir nebze olsun kaldırabilmesi için yalnız bırakmıştı. Onu sık boğaz ederek bir yeni dert olmak istemiyordu, yanında olmak ve ona güç vermek istiyordu sadece. Sevmek , yanında olmak değil miydi ? Düştüğü uçurumun karanlığını görüyordu , ona gözleriyle ışık olmak istiyordu. Üzmeden , incitmeden , yaralarını sarmasına müsaade etmesini içtenlikle isteyerek elini tutamaz mıydı ? Arada kalan masum bir bebek , annesinin hataları onun boynuna dolanmamalıydı. "Müsait misin?" Kadının masmavi gözleri kucağındaki dosyalara düştü. Yetişmesi gereken bir toplantısı vardı. "Soran kişi sensen neden olmasın ?" Dosyaları kucağından masaya indirmiş hızla masanın etrafından dolanarak kapıya doğru yürüyordu. Acar'dan yanıt gelmeyince endişeyle sordu. "İyi misin sen ?" İyi miydi sahiden ? Acar derin bir nefes alıp verirken Nergis'e karşı dürüst oldu. "Bilmiyorum." "Yanına gelmemi ister misin ?" Derin bir nefes alıp verdi Acar , ciğerleri oksijen açlığıyla kıvranırken soluk almak çok güçtü. Biri soluk borusunu görünmez bir halatla sıkıyordu sanki. Kalbindeki ağırlık hareket etmiyordu. "Acar ?" "Şirkette misin ?" "Evet." "Geliyorum." Acar'ı telefonu kapatmış oturduğu yerden ayaklanmıştı. Bunu tek başına yapamazdı. Yalnız başına kaldıramazdı bu gerçeği. Hangi olasılık daha çok canını yakacaktı ? Hangisi daha kötüydü ? Nergis kapıyı açmış , bilgisayarından başını kaldırıp ona bakan sekreterine seslendi. "Faruk'a haber ver toplantıya katılamayacağım benim yerime idare etsin." "Ama efendim dedeniz –" "Sana ne söylüyorsam onu yap Leyla." Kapıyı kapatıp odasına geri dönen Nergis Acar'ın gelmesini beklemeye başlamıştı. Acar'ın içini kemiren sıkıntıyı fark etmişti , DNA sonuçları çıkacaktı bugün. Bu kadar çok mu acıyordu canı ? Birkaç satırı okuyamayacak kadar mı kırgındı , âşıktı ? Oysa onu ilk gördüğünde sessizliğinin onun asilliğinden , mesafesinin soğuk duruşunun yansıması olduğunu düşünmüştü. Bir kadının ardında bıraktığı bir enkaz olabileceğini düşünememişti. Sarkıtlar dikili mavilerinin ardında açan çiçekleri bir kadının dondurmuş olabileceği , Acar'ın ona bu gücü vermesini kıskanmıştı. Bu kadar güzel seven bir adamı nasıl kaybedilmişti ? Neden yapmıştı ? Sevdayı ayaklarının altında çiğneyerek giden kadın şimdi neden geri dönmüştü ? Kimdi bu kadın ? Ne istiyordu ? Yarım saat sonra Acar Nergis'in yanına varmıştı. Kalbindeki kasvet o henüz gelmeden kadının mavilerine çöreklenmişti. Elinde tuttuğu beş ayrı zarfı kadının masasına koydu. Beş ayrı hastanede beş ayrı DNA testi yaptıracak kadar kırgın ve güvensiz miydi ? "Bunlar ne Acar ?" Acar koltuğa oturmuş , dirseklerini bacaklarına yaslayarak yüzünü elleri arasına aldı. Parmaklarının arkasında saklanmış sakinleşmeye çalışıyordu. Nergis oturduğu koltuktan kalkarak masanın etrafından dolanarak Acar'ın önünde durdu. Ortadaki sehpayı kendine çekerek Acar'ın önüne oturdu. Ellerini tutarak yüzünden çekmiş mavilerinden taşan karamsarlığı onu gördüğü an yüreğinde çırpınan serçenin kanatlarıyla paylaşmıştı. "Sonuç ne olursa olsun , seninleyim Acar. Bir sevgili , bir arkadaş , bir kardeş. Ne zaman istiyorsan yanında olacağım , iyi olabilmen için elimden geleni yapacağım." Gülümseyerek uzanıp Acar'ın yanağına elini yasladı. "Sen iyi bir adamsın , eminim muhteşem bir baba olursun." Acar mavilerini masanın üzerinde kapalı duran zarflara çevirdi. "Gerçek orada." Nergis elini Acar'ın yanağından çekerek zarflara yöneldi. Zarfları ince , uzun parmakları arasına alarak kucağına koydu. "Beraber bakalım ister misin ?" Başını sağa sola salladı adam , gerçeği şüphesiz biliyordu. "Sen oku , her ne söylersen inanacağım." Nergis ilk zarfı açıp değerler yazan tabloyu gözleriyle aşarak altta yüzen cümleyi okudu. DNA örnekleri %99.8 uyumluydu. Bir sonraki zarfı açtı , yine aynı cümleler kullanılmıştı bu defa oran %99.9'du. Nefesini sakince verirken kalbine düşen ateşi kaburgaları arasında tuttu kadın. Diğer üç kağıtta bu ikisiyle aynı cümleleri paylaşıyorlardı. Çocuk Acar'a aitti. Acar'a duyduğu güven öyle güçlüydü ki o , senin söylediklerine inanacağım dedikten sonra ardına düşmeyeceğinden emindi. Nergis'e kendini özel hissettirmişti. Peki Acar bu gücü ona verirken duymak istediği şeyi dillendirmesi için mi yapmıştı bunu ? Acar , ne duymak istiyorsun ? Senin değil dese bütün sıkıntısı yok olacak mıydı ? Bebeğin babası sen değilsin dese öfkesi dinecek miydi ? Kucağındaki kağıtları katlayarak Acar'ın boynuna sarıldı sıkıca. "Yaşananların onunla bir ilgisi yok Acar. Yanına git , o senin çocuğun." Doğru olan buydu , üzülecekse bile buna sebep olan doğrular olmalıydı. Yalandan mutluluk yerine doğrunun gözyaşlarını kabul etmeliydi. Hem o bebek suçsuzdu, bu hikâyede masumluğuna katıksız inandığı tek kişi oydu. Elleri Acar'ın boynundayken geriye doğru çekilmiş , alnını göz kapaklarıyla mavilerini örten adamın alnına yaslamıştı. "Ne kadar muhteşem bir baba olabileceğini göster ona. Sana ihtiyacı var." Eğilip şefkatle öptü dudaklarından. ??‍♀️ Mehir ellerini beline yerleştirmiş durduğu yerde sallanıyordu. Nerede kalmıştı bu Acar efendi ? Sabah saatlerinde DNA sonuçlarını almış olması gerekiyordu. Saat öğlen iki olmuştu ama ne gelen vardı ne giden. Mehir pencereden Istanbul manzarasına bakarak kendi kendine konuşuyordu. "5 dk da şoktan çıksa şimdiye on kere gelmesi lazımdı." Mehir , yatağın üzerinde annesine bakarak eldiven şeklindeki diş kaşıyıcısını ağzına götürmüş sesler çıkaran Azur'a indirdi kahve gözlerini. "Ben 2 saniyede şoktan çıkıyorum annecim ama baban biraz evrimin gerisinde kaldığı için girdiği yerden çıkmak konusunda pek iyi değil." Gözlerini kısıp hınzır bir şekilde güldü kadın. "Hakkını yemeyeyim girmek konusunda baya iyidir." Azur ağzında kaşıyıcı varken kendi dilinde bir şeyler konuşuyor , onunla sohbet eden annesine gülücükler saçıyordu. "Senin katır inatlı baban var ya daha deli görmemiş." Azur'un elini ağzından çıkarıp ipek mendille ağzının kenarını siliyorken Azur ona zorluk çıkarmadan iri mavi gözleriyle annesini takip ediyordu. Kaşlarını havalandırıp haylaz bir şekilde sırıttı Mehir. "Bizi ciddiye alma bakalım Acar efendi ! Ebenin örekesini eline vereceğim." Azur'un üzerindeki pijamalarını çıkarıp elindeki kot pantolonu gri taytının üzerinden giydirdi. Üzerine de kalın , krem rengindeki örme kazağı giydirip kot ceketini de güzelce giydirdi. Valizinden çıkardığı dizinin üç parmak üzerine gelen lâcivert kot gömlek elbisesini üzerine , ayağına bej rengindeki kadife çizmelerini geçirmişti. Azur'un da minik ayaklarına ayakkabı şeklindeki krem patiklerini giydirmişti. Kalın , hasır kemeri beline takarak Azur'un etrafına yastıklar dizdi. Banyoya gidip saçlarına maşayla belirgin bukleler vererek parmaklarıyla hızlıca dağıttı , şimdi daha doğal görünüyordu. Hafif bir makyaj yapıp odaya geri döndü. Azur'un lacivert beresini kafasına geçirip boynuna aynı renk olan atkısını güzelce dolamıştı. Telefonunun sim kartını çıkarıp komodinin üzerine bıraktı. "Operatör dışında mesaj atanımız yok zaten." Diyerek kendi kendine alayla güldü kadın. Selfie çubuğunu , telefonunu , cüzdanını , ıslak mendil , selpak ve Azur için önceden sağdığı süt dolu biberonunu çantasına koyarak fermuarını örttü. Acar'a ya da Dündar'a yeni numarasını vermemişti Mehir ancak son çalıştığı klinikten bulmaları mümkündü. Madem Acar Bey teşrif etmiyordu , peşine taktığı adamlarla onu kontrol altında tutamayacağını ona göstermeliydi. Otelin önüne diktiği arabayı fark etmeyeceğini mi sanıyordu hakikaten ? "Haydi bakalım babaya küçük bir oyun oynayalım oğluşum." Kahverengi kanguru bebek taşıyıcısını vücuduna sabitleyerek oğlunu taşıyıcıya yerleştirip bej rengindeki kabanını üzerine geçirdi Mehir. Çantasını tek omzuna asarak odadan çıktı. Otelin otoparkına park edilmiş arabasının kapılarını açmış , oğlunu bebek koltuğuna yerleştirdi. Kemerini sıkıca takıp şoför koltuğuna binip yola koyulduğunda çok geçmeden peşine bir araba takılmıştı. Aynı araba iki gündür otelin önünde bekliyordu. Mehir arabanın küçük bölmesindeki flaşını , radyonun yanındaki yuvaya takmış ilk şarkıyı açmıştı. Şarkının fon müziğiyle durduğu yerde ellerini harket ettirerek kahkahalar atarak oynayan oğluna dikiz aynasından gülerek baktı. Mustafa Sandal / Aya Benzer çalıyordu radyodan. ? Mehir oğlunun neşesiyle daha da keyiflenerek başını hareket ettirerek şarkıya eşlik etti. "Kalbinde yoruldunsa yolculuklardan Vazgeç artık yıldızlardan ! ..." Arabanın hızını kontrollü bir şekilde artırarak kendi bölgesine giriş yaptı. Ara sokaklardan giderek ardındaki arabanın kafasını karıştırmış , izini kaybettirmişti. Ancak bunun uzun sürmeyeceğini biliyordu. Arabayı yakındaki Avm'nin kapalı otoparkına koyup Avm'den çıktı. Acar'ın arabasına sinyal verici taktığını tahmin ediyordu , işini riske atmamış oğlunu arabadan aldığı gibi Avm'den çıkmıştı. Bir taksi çevirip İstanbul turuna başladılar. Birlikte Istiklal Caddesi'nde yürüdüler. Mehir selfie çubuğuna telefonunu yerleştirmiş , küçük videolar çekerek oğlunun kahkahalarını , ilk İstanbul ziyaretini ölümsüzleştiriyordu. İstanbul Akvaryuma götürdü onu Mehir. Azur etrafına hayranlıkla bakıyor , sevinç çığlıkları atarak ellerini çırpıyordu. Elini cama dayamış , üzerimizdeki suda yüzen balıklara hayretle bakıyordu. Birlikte Kız Kulesi'ne gittiler. Dolmabahçe Sarayı'nı gezdiler. Yorulduklarında kendilerini bir banka attılar , Mehir biberonuyla oğlunu beslerken kendine bir tane köfte ekmek aldı. Avm'ye tekrar dönüp birkaç parça kıyafet aldıktan sonra arabalarına binip yeniden otelin yolunu tuttular. Hava iyice kararmış saat 21.37'yi gösteriyordu. Azur tüm gün uyumamıştı ancak hâlâ uykusu yoktu. Sanki bugünün hiç bitmesin istiyordu. Mehir şarkılar söylemiş , Azur annesine hayran hayran izleyerek gülüyordu. Arabayı otoparka park edip oğlunu kanguru taşıyıcının içine aldı Mehir. Asansöre binip odasının bulunduğu katı tuşlarken telefonundan rastgele bir şarkı açıp telefonu kanguru taşıyıcısının önündeki küçük cebe koydu. Asansör yavaşça durduğunda telefondan çalan fon müziği Azur'u heyecanlandırmıştı. Ayaklarını çırparak önündeki cepte kısık sesle çalan telefonu parmaklarıyla kavramış kendini sarsarak kanguru taşıyıcısının içinde zıplıyordu. Mehir oğlunun bu haline keyifle kahkaha atarak koridora çıktı. Otel sakinleri anne oğula garip garip bakarken Mehir gözlerini belerterek yargılayıcı bakışlara ters ters baktı. Sesli bir şekilde Serdar Ortaç dinlemek utanılacak bir şey miydi yahu ? Bu zenginler de eğlenmekten gram anlamıyorlar ! Azur da tıpkı kendisi gibi Serdar Ortaç'ın şarkılarında daha bir hareketli oluyordu. Ne de olsa çocuğun genlerinde müzik zevki barınıyor canım ! Mehir alışveriş poşetlerini tek elinde toplayarak boştaki elini çantasının içine attı. Eliyle kartı ararken şarkıya giren Serdar Ortaç'la düete başladı. ? "Herkesi zalim, kendini alim Hissetmen bile normal …" Eşyaların altına kaçan oda kartını parmaklarının arasında tutarak çantadan çıkardı. Kapıdaki okuyucuya kartı göstermiş , kapının aralanmasını sağlamıştı. "Oturuşu, dokunuşu, kendini savuruşu Yüzyıllar boyu aynı Sürmedi ilelebet, her şeye muhalefet Olmana bir sebep var mı?" Eliyle kapının kulpunu tutmuş , başını öne ve yana doğru eğmiş şarkıyı oğluna bakarak söylemeye devam etmişti. "Bunu külahıma, bir de günahıma Girip anlatacak o yürek ! …" Kapının kulpunu bırakmadan kendini içeri doğru çekmiş , sesini yükselterek şarkıya devam etmişti. "Ama sen korkaksın hiç bulaşma Yaklaşmazsın gerçek aşkla …" Mehir bedenini sallandırarak elindeki kartı kapının yanındaki kutuya koyduğunda odanın aydınlanmasını sağlamıştı. Elindeki poşetleri portmantonun üzerine koyarak kendi etrafında dönmüştü. "Sen korkaksın hiç bulaşma Yaklaşmazsın gerçek aşkla Demiş ki benden uzak olsun Peki niye her gün ağlıyorsun? Sebebini senle gece gezenlere aç bir sor (sor, sor, sor)" Kabanını kollarını yavaşça çıkarırken bedenini sallandırarak kendini ritme kaptırmıştı. Azur kucağında kendini havalara atarken annesinin coşkulu sesiyle çığlıklara benzer kahkahalar atıyordu. "Herkesi zalim, kendini alim Hissetmen bile normal …” Mehir çıkardığı kabanını poşetlerin üzerine atarak oğlunun parmaklarından tutup içeri doğru yürümeye başladı. İkisi de kendilerini müziğin ritmine bırakmış , hallerinden büyük bir keyif alıyorlardı. Mehir saçlarını savurarak sesini yükseltti. “Bunu külahıma, bir de günahıma Girip anlatacak o yürek Belki de vardır ama Denemen lazım." Mehir salona girdiğinde kollarını göğsünün altında bağlamış , koltuğun sırtına yaslanan Acar'ı gördüğünde korkuyla geriye doğru sıçradı. Neyse ki kendini hemen toparlayarak düşmesini önledi. Kucağında hareketsiz kalan Azur mavi gözlerini irice açmış şaşkınca gözlerini kırpıştırıyordu. Azur'un gözlerindeki şaşkınlık Acar'ın gök mavisi gözlerinde yaşıyor , şaşkınca Mehir'in kucağındaki bebeğe bakıyordu. Baba oğul şaşkınca birbirlerine bakarlarken Mehir çalmakta olan şarkıdan kendini alamamış bu defa içinden Serdar Ortaç'a eşlik ediyordu. Telefonunu Azur'un gevşek parmakları arasından alarak müziği kapattı. Zira Serdar binlerce dansöz var ! diye bağırarak oynama isteğini uyandırıyordu. Mehir eliyle oğlunun yüzüne set kurarak Acar'ın mavilerinin önüne duvar ördü. Acar buz kristalleriyle örülmüş mavilerini Mehir'in gülümseyen ifadesine çıkardı. "Bakmaya tenezzül etmiyordun. Senin olduğuna ikna olunca kıymete mi bindi ?" Acar dişlerini sıkarak kadına doğru bir adım attı. "Neredeydin sen ?" Mehir alayla gülerek başını sağa sola salladı. "Ben hür ve bekar bir kadınım. Birbirimize hesap vermeye başlarsak" dilini sağ taraftan çıkarıp çıldırtıcı bir yavaşlıkla üst dudağını yalayarak sol taraftan içeri soktu kadın. "Paylaştıklarımız yalnız hesap olmaz." Göz kırptığında Acar Ya sabır çekerek gözlerini sıkıca yumdu. "Sim kartını neden çıkardın ? Ya başınıza bir şey gelseydi ?" Başını yana doğru eğerek tatlı tatlı gözlerini kırpıştırdı Mehir. "Üzülür müydün ?" "Senin için değil." Demiş ancak devamını getirememişti adam. Onun bire bir kopyası olan bu bebek. Oğlu , hayali , hasreti... "Söylesene Acar , kim için endişelendin ?" Sessiz kalmaya devam etti adam. Mehir üzerinde durmadı. Acar zamanla kabullencekti, alışacaktı. Seve seve yapmasa da her şartta kabul ettirecekti Mehir. "Azur'u yatırıp geleceğim. Sen de ben dönene kadar adamlarına söyle , arabamdaki takip cihazını söksünler. Bir daha da peşime düşmesinler." Azur yüzünün önüne set kuran annesinin eline ulaşmaya çalışıyordu. Mehir yavaşça elini aşağı indirerek son kez birbirlerine bakmalarına izin verdi. Azur kocaman açılan gözleriyle adama bakarak gülümserken Acar onun bebeksi güzelliğinde boğuldu. İki saniye sonra arkasına dönerek ilk buluşmaya çomak soktu Mehir. Eğer sabah öğrenir öğrenmez gelmiş olsaydı beş saniye bakmasına müsade edebilirdi ama o akşama kadar bir yerlerde sürtmeyi tercih etmişti. Eğer Azur'u görmek için can atmadıysa ona oğlunu göstermeyecekti. Azur bebekti , unuturdu. Acar unutmazdı , kalbi kan kusardı hasretine. Mehir yatak odasının kapısında durmuş omzunun üzerinden onu izleyen adamın mavi gözlerine tereddütsüz baktı. "Azur'u emzireceğim eğer gelmek istersen diye söylüyorum. Eminim seninle paylaşımcı olacaktır." Mehir göz kırpıp kıkırdayarak önüne döndü. Yatak odasına girip kapıyı arkasından örtmüştü. Acar'ın gelmeyeceğinin bilincindeydi , üzerinde durmadı. Azur'u yatağa yatırıp kıyafetlerini dikkatle çıkararak panda şeklindeki pijamalarını giydirdi. Üzerini çıkarıp dolaptan lacivert, göğsünün altında ve etek kısımları dantel detaylı , kısa , ipli geceliği üzerine geçirmiş. Oğlunun karnını güzelce doyurduktan sonra kolları arasında uykuya dalan Azur'u beşiğine yatırdı. Parfümünü boynuna bir kere sıkıp geceliğinin kolları , yakası dantel detaylı lacivert sabahlığını üzerine geçirdi. Saçlarını tek omzunda toplayarak salona geri döndüğünde Acar'ı pencerenin önünde camdan dışarıyı seyrederken buldu. Yatak odasının kapısını örtmüş kendinden emin , mağrur adımlarla yürümeye başlamıştı. Acar aynadan yansıyan görüntü karşısında lal olmuş , donakalmıştı. Bu kadın onu delirtmek mi istiyordu ! Dudaklarını birbirine mühürlemiş kuruyan ağzını derince yutkunarak serinletmeye çalışmıştı, nafile. Mehir koltuğa oturmuş , ayak ayak üzerine atarak mini olan geceliğinin daha da aşağı kaymasına olanak sağlarken bacaklarını sergilemekten geri durmadı. Ellerini iki yanında koltuğun kaygan kumaşına sürterek Acar'a bakıyordu. Cezbedici gülüşü dudaklarında sergilendi , uğruna yeni bir dil türerdi , tonlarca şiir dökülürdü gülüşüne. "Hazır sizi de bulmuşken şartlarımızı konuşalım bakalım Acar Bey." Bölüm Sonu… Yorumlarınızı ve desteğinizi bekliyorum :)
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE