7.BÖLÜM / OTEL ODASI

2850 Kelimeler
Azur’un mavi dünyasından sevgiler… Bölüme başladığınız saati buraya bırakın lütfen :) keyifli okumalar... Acar kız kardeşine sert bir bakış attığında Yıldız çenesini kaldırarak gözlerini belertti. "Sen ne geziyorsun burada ? Şirketi buradan mı yönetmeye başladın ?" Acar , kız kardeşinin ensesini tutup sıktığında Yıldız acıyla inledi. Acar Yıldız'ı öne doğru iterek arkasında mahcubiyetle ona bakan iki yaşlı kadına ters ters baktı. "Sizinle daha sonra görüşeceğiz , düşün önüme." Bir şey söyleyemeyen yaşlı kadınlar yan yana küçük ve seri adımlarla önden yürümeye başladılar. Yıldız abisine sinirli bir bakış atarak bozulan saçını düzeltti ve annesiyle babaannesinin peşine takıldı. Fikret Hanım kayınvalidesinin koluna girerek kulağına fısıldadı. "Bebek nasıldı ?" Nebibe Hanım sessizce gülerek gözlerini gelinine çevirdi. Hayran kaldığı bebeği ballandıra ballandıra anlatmadan önce arkalarından zebellah gibi gelen torununa mesafe bakışı attı. O da her şeye karışıyordu canım ! "Fikret , bebek nasıl güzel. Masmavi gözleri , Acar'ın tıpatıp bebekliği. Bir de gülüyor sıpa." Nebibe Hanım yeniden arkasına dönerek kontrol etti. Mesafe ikna olmasına yetmiş, konuşmasına devam etmişti. "Mehir'e kızmakta haklı ama bebek bizim bebeğimiz. Acar hayır derse onu ben alırım eve." Yıldız yavaşlayarak abisinin yanına geldiğinde boğazını temizleyerek konuşmaya başladı. "Abi." Acar ona ters bir bakış atmış ancak cevap vermemişti. Yıldız devam edip etmemekte kararsız kalarak söylemekten vazgeçmişti. "Beraber şirkete geçsek olur mu ?" Otelin dış kapısı açıldığında Dündar otelin önünde arabanın kapısını açmış , Acar'ı bekliyordu. "Kendi aracınla gel." Acar arka koltuğa oturmuş , Dündar şoför koltuğuna yerleşmişti. Sıkıntıyla sesli bir nefes doldurdu adam. Araba sarsılmadan hızla yola koyulduğunda şoför koltuğunun yanında oturan asistanı toplantı dosyalarını uzattı aradan. "Bugün sabah incelemeniz gereken dosyalar , akşam ki toplantıyı yarım saat erteledim." Adam başını aşağı yukarı salladı. "İyi yapmışsın Nevin." Acar dosyaları almış okuyordu ancak cümleler zihninde anlam bulmuyordu. Aklı hızla uzaklaştığı otel odasındaydı. Sabah sekizde otele varmış ancak restaurantta uzak bir köşede oturakalmıştı. Hekimlerle beraber yukarıya çıkmış ancak geri şirkete dönememişti. Lobide oturup kalmıştı. Mehir'in esmer tenini saran bordo elbiseyi özel olarak almıştı, her ayrıntısını , her anını hatırlıyordu. Ne gidebiliyordu ne kalabiliyordu , o bebeği merak etse de bakmaktan korkuyordu. Ya ona aitse. Ona aitti biliyordu , Mehir bu kadar emin olmasa gelmezdi. Aile üyelerinin bir bir otele giriş yaptıklarını görünce kalkıp gidememişti. Arka arkaya konulmuş toplantıların arasında nefes alacak zaman bulamayan Acar , işle beynini dolduruyordu. Daha çok çalışmalıydı. Yıldız bütün gün odasında volta atmış , Mehir'in ona söylediklerini düşünüyordu. Abisine söylemeli miydi ? O deli kadın ne planlıyordu kim bilir ? Içi içini yerken daha fazla dayanamamış abisinin odasına dalmıştı. "Abi konuşmalıyız." Acar asistanına dönerek dosyayı kapattı. "Çıkabilirsin Nevin , gerisini ben hallederim." Kadın dosyaları toparlayarak çıkmış , arkasından kapıyı örtmüştü. "Burası bir iş yeri Yıldız. Evde değilsin kendine biraz çeki düzen ver." Yıldız derin bir nefes alıp verdi. "Mehir gidiyormuş." Akan zaman sekteye uğradı, akrep zehrini içine boşalttı , öldü. Acar , hızla kendini toparlayarak masasının üzerini toparlamaya devam etti. "Hiçbir yere gidemez. Sonuçlar çıkana kadar gözetimim altında." Yıldız sıkıntıyla derin bir nefes daha aldı. Abisinin masasına doğru yaklaşarak yüzüne baktı , başını kaldırıp mavilerini gözlerine diksin diye inatla bekledi. Son dosyayı da mavi klasöre koyduğunda başını kaldırdı adam. "Öyle değil , Mehir bebeği bize bırakıp gidiyormuş." Acar kaşlarını çatarak ruhsuz bir sesle sordu. "Nereye ?" "Yurtdışına. İş teklifi almış." Acar başını aşağı yukarı sallayarak işiyle ilgilenmeye devam etti. "Abi." Acar başını kaldırıp kardeşine baktığında Yıldız mahcup bir gülüşle abisine bakıyordu. "Özür dilerim sana haber vermediğim için." Acar başını sağa sola salladı. "Mühim değil." "Mühim. O kadının neden geldiğini öğrenmek istedim. Derdi sen değilsin , bebek de değil. Huzurumuzu bozmak istiyor. Ona izin verme abi." … Adam geç saatlere kadar şirkette çalışmış ancak kafasından bir türlü atamamıştı. Gidecek miydi ? Nereye gidecekti ? Oyun mu oynuyordu ? Neden gelmişti ? Kendini bir bar taburesinin üzerinde buldu. Tek nefeste biten bardak bir yenisini buyur etmişti , bir şişe ikincisini çağırmıştı yanına... Zaman yavaş bir ahenkle akarken Mehir Azur'u uyutmuş yatak odasından çıkmıştı. Kendine kekik çayı demlemiş , koltuğa yerleşmişti. Beklediği gecikmişti , geçen her saat geleceğine olan inancı azalıyordu. Bardağını ikinci defa tazelerken televizyondan güzel bir film açmıştı. Film bitmiş , çay soğumuş , Mehir'in gülüşü solmuştu. Yanına koyduğu telefonun ekran tuşuna basarak saate baktı , saat 02.36'ydı. Nefesini seslice verirken rastgele bir müzik kanalı açtı. Teoman'ın Serseri şarkısının sonunu dinleyebilmişti. Başını geriye , koltuğun sırtına yatırarak kollarını göğsünün altında bağlamıştı. Iri gözlerini tavana dikmiş , yeni şarkının fon müziğini dinlerken ezbere bildiği sözleri anımsayarak gözlerini yumdu. ~Alacakaranlığın, varla yok arası Zindandan hallice kibirli yalnızlığım~ sevdiği Manga grubunun solistinin şarkısıydı bu. Kısık sesle ona eşlik etmeye başladı. "Yaş hala tutuşmuyor Kederim hasret olmuyor Zaman demir almıyor Yeniliyor kızgınlığım. İlelebet aşk bu bendeki Kör olası yaktı içimi Ara sıra uğra kalbime Oyunun içinde tut beni." Kapı çalındığında göz kapaklarını aralayarak gülümsedi. Gelmişti. Biliyordu , gerçeği kendisinden duymak isteyeceğini. "Ziyadesiyle şerdeyim, gece gündüz oldu Bir yalansa kefaretim, ödeyeli çok oldu." Ayaklanıp kapıya doğru parmak uçlarında çabuk adımlarla giderken kapı yeniden çaldı. Elini kapının kulpuna koyarak seslendi. "Kim o ?" ~Hani zamandı tek çare Devrildim şişelerce Kabulüm mesafene Bir gecelik olmak nedir öğret duymasın kimse~ Acar derince yutkunarak gözlerini sıkıca yumdu. "Benim." Kapı açıldığında Mehir'in ışıldayan yüzüyle karşılaştı. Üzerinde hardal yarım kollu , üzerinde küçük yeşil çiçekler bulunan bir pijama takımı vardı. Kıyafeti olabildiğine sıradandı ancak anıları yoğundu. Bu pijama takımı onun evine gittiğinde üzerinde olan takımın aynısıydı. ~İlelebet aşk bu bendeki Kör olası yaktı içimi Ara sıra uğra kalbime Oyunun içinde tut beni İstemem söz sevmeni~ Mavilerine hakim olamazken karşısında gülümseyen kadını baştan ayağa süzdü. Tişörtün derin V kısmı tam göğüs oluğunda sonlanıyordu , derince yutkundu. Pijamanın paça boyu Mehir'in bileğini dört parmak kadar geçiyordu. Mehir pijamanın uzun oluşundan rahatsız değildi , Acar'ın gözündeyse küçük bir kız çocuğundan farksızdı. Gülüşü güzel , vahşi , küçük kadın. Kahve gözleriyle mavi harelerini ısıtan kadın. Cennetten bir karanfil tohumu düşmüştü tenine, saf kokusu öyle büyüleyiciydi. Mehir yana kayarak kapıyı araladı. "Hoş geldin." Acar hiçbir şey söylemeden içeri girdiğinde Mehir arkasından kapıyı kapattı. Acar salona doğru yaklaştığında koridora uğultu şeklinde ulaşan müzik sesini daha net almaya başlamıştı. Emre Aydın'ın bir şarkısı çalıyordu. Acar koltukların önünde durmuş arkasından gelen kadına doğru dönmüştü. Mehir Acar'ın onu izlediğinin bilincindeydi , kalbi göğüs kafesi içinde çırpınırken belli etmemeye özen gösterdi. Acar'dan tarafa bakmadan koltukların arasından geçerek televizyonu kapattı. Mehir kendini koltuğa atıp ayaklarını ortadaki sehpaya uzattı. Başını kaldırdığında Acar'ın tepeden onu izlediğinizi gördü. Mehir eliyle koltuğa buyur ederek tatlı tatlı sırıttı. "Otursana ayakta kaldın." Acar hareket etmeyince Mehir başını omzuna yatırarak dudak büktü. "Tabi oradan dekoltemi kesmek niyetindeysen benim için mahzuru yok , sen yabancı sayılmazsın." Cümlesinin sonunda göz kırpan kadın adamın soluğunda kayboldu. Acar'ın bakışları sertleşmiş , yumruk yaptığı ellerini parmaklarını kıracak şiddette sıkıyordu. "Neden geldin Mehir ?" Mehir başını yavaşça sağa sola sallayarak bedenini Acar'dan tarafa çevirerek koltukta yan oturdu. "Asıl merak ettiğin soruyu sor , sen buraya ne öğrenmek için geldin ?" Yıldız'a söylemesinin sebebi Acar'ın duymasını istemesiydi. Mehir'i dinlemeyen adam kız kardeşinin sözlerine kulak verecekti. "Gidiyormuşsun." Mehir'in ona Yıldız'la dolaylı yoldan mesaj verdiğini ve yanına çağırdığını biliyordu ancak dayanamamıştı, ondan duymalıydı aslını. Mehir başını aşağı yukarı salladı. Oturduğu yerden ayağa kalkan kadın yatak odasına girdi. Azur beşiğinde bir melek gibi uyuyordu , ayak ucunda yükselerek yatağın üzerindeki mavi dosyayı alarak Acar'ın yanına döndü. "Güzel bir teklif aldım , kıymetimi bir sen bilemedin." Elindeki dosyayı Acar'a uzatarak koltuğun koluna oturdu. Ayaklarını iki yana açmış , ata biner gibi oturuyordu koltuğun kolunun üzerine. Mehir'in böyle bir fantezisi vardı. Koltuğun en köşesine otururdu , hemen kalkması gereken bir işi varsa ya da sırf canı istiyor diye koltuğun koluna otururdu. Acar dosyanın kapağını açarak içindeki kağıdı okumaya başladı. Bu bir kabul mektubuydu. Dünyaca ünlü Stanford Üniversitesi üzerinde çalıştıkları bilimsel çalışma için Mehir'i kabul etmişlerdi. Acar dosyayı aşağı doğru indirdiğinde Mehir'in kahve gözleriyle çarpıştı. Mehir kaşlarını havalandırıp göğsünü kabartarak konuştu. "Çok havalı değil mi ? Eski karınla gurur duymalısın , bu kadarını hak ediyorum." Acar karşılık vermeden elindeki dosyayı yeniden okumaya başladı. Kısaca çalışmanın içeriğinden söz edilmişti ancak bu ona kendini iyi hissettirmemişti. Kağıdın üzerinde yazan hiçbir cümle yeterli değildi. Anlamaya çalışıyordu ancak başaramıyordu. "Onu bu yüzden mi bırakacaksın ? Kariyerin için ?" Mehir kaşlarını çatarak dudak büktü. "Onu bırakacağımı da nereden çıkardın ? Azur için geri döneceğim ama önce bu çalışmayı tamamlamaya yurt dışına gitmeliyim. En iyisi olabilmek için , Azur için." Acar alayla gülerek elindeki dosyayı avcunun içinde sıkarak katlanmasına neden oldu. "Azur içinmiş ! Neden yanında götürmüyorsun o zaman ? Neden geldin bana !" Mehir oturduğu yerden kalkarak Acar'ın elindeki dosyayı hızla çekmiş , adamın pençelerinden kurtarmıştı. Dosyayı eliyle düzelterek ters ters adama baktı. "Bütün gün çalışacağım , çoğunlukla bazı geceler eve gidemeyeceğim. Kim ilgilenecek Azur'la ? Ona yabancı bir dadı tutmaktansa babaannesi , büyük babaannesi ne güne duruyor dedim !" Mehir çenesini dikleştirip alaycı gülümsemesiyle aşağılayan bakışlarını adamın sinirli mavilerine mühürledi. "Dizi çekmiyoruz Acar , yıllar sonra aaa babası bak bu oğlumuz ben onu senden sakladım kıt kanaat büyüttüm al hayrını gör diyeceğimi mi sanıyordun ! Bu gurur değil aptallık ! Neden bütün sıkıntıyı ben çekeyim sevişirken bir problemimiz yoktu , büyütürken de olmasın." Acar kadının kolunu tutmuş , sertçe sarsmıştı. Kadını getirmekti niyeti , aslında kendisineydi bu öfke. Neden onun oyunlarına geliyordu , gecenin bir vakti ne işi vardı burada ? "Benim çocuğum olduğu nereden belli ?" Mehir kolunu hızla çekerek diliyle dudaklarını ıslattı. Bu kısacık hareketle adamın dikkatini dağıtmıştı. Acar'ın vücudunda meydana gelen artçı depremler doğmuştu. Mehir adamla arasındaki bir adım mesafeyi yok ederek dibinde durdu. Kahvelerinden yükselen alevle onu taşa çevirebilirdi. "Aksini düşünüyor olsaydın gelmezdin. Sen de Azur'un senin oğlun olduğunu biliyorsun." Dudaklarında imalı , şeytani bir gülüş doğdu kadının. "Sabahlara kadar evin temelini oynattığımız aktiviteler Acar , bu çocuk ağaçta yetişmedi. Mandalina değil." Acar gözlerini yumarak sesli bir nefes çekti. Hata. Ciğerlerine dolan buram buram bergamot kokusu fay hatlarını harekete geçirdi , ruhu sarsıldı. Başını sağa sola sallayarak anlamakta zorlanan bakışlarını aşağı eğdi. "Sen nasıl bir kadınsın ?" Acar'ın aşağılayıcı cümlelerini susturdu Mehir. Canını yakmak istediğini biliyordu , ona fırsat vermedi. "Seni deli ediyorum yetmez mi ?" Acar'ın başına ağrılar giriyordu , saatlerce alkol almış , yetmezmiş gibi tutkunu olduğu kokuyla sarhoş olmuştu. Mehir'e gelmek aptalcaydı. Acar , kadının elindeki dosyayı sertçe alarak koltuğa oturduğunda Mehir de hemen yanına koltuğun koluna oturmuştu. Mehir Acar'a yukarıdan bakmayı seviyordu , onu alaşağı edenin yalnız kendisi oluşundan zevk alıyordu. Acar dosyayı açmış ancak aradığı şeyi , zaman skalasını , bulamamıştı. "Ne zaman döneceksin ?" Mehir başını yana doğru eğerek Acar'ın ifadesine baktı. Dudaklarını bükmüş , şirin şirin soruyordu. "Şimdiden özledin mi yoksa ?" Acar dosyayı kapatıp sehpanın üzerine fırlattı. "Dönmene gerek yok. İstediğin gibi hayatını yaşa." Kararan bakışlarının altında yatan saf öfkeyle ekledi. "İstediğin adamlarla." Kıkırdadı Mehir , işaret parmağını Acar'ın ceketinin üzerinde gezdirirken Acar rahatsızca kolunu geriye doğru çekti. Mehir alt dudağını dişleyerek Acar'ın kulağına doğru eğildi , sıcak nefesini adamın kulağına üfleyerek fısıldadı. "İştahımı kabartıyorsun Acar." Acar'ın nefes alışverişi yavaşladı , kan akışı hızlandı , vücuduna saran derinin altında kazanlar kaynadı , uyluklarından ayaklarına doğru karınca istilasına uğradı. Yana doğru bedenini kaydıracağı sıra Mehir koltuğun kolundan kalkarak Acar'ın üzerine oturdu. Acar'ın mavi gözleri kocaman açılırken Mehir'e şaşkınca bakıyordu. Mehir onun kokusunu seslice içine doldururken elinin tersini Acar'ın sinekkaydı kesilmiş yanağına yasladı. Mehir'in dokunuşuyla mavilerinden bedenine yüksek voltajda elektrik gezindi. Afallayan hücreleri özlemle alev aldı. "Çek elini !" Acar dişlerinin arasından hırlar gibi konuşmuş ancak Mehir'in elini tutup yanağından indirememişti. Sanki bileğini tutsa dudaklarını dolgun dudaklarıyla doldurmaktan korkuyordu. O son viskiyi içmemeliydi. Mehir bulunduğu durumdan zevk alarak elini usulca Acar'ın yanağında gezdirmeye devam etti. "Dokunuşlarım seni tahrik mi ediyor ?" Acar hızla ondan tarafa dönerek bileğini tutup sıktı. Mehir'in canını acıtmamıştı bu tutuş , bunu yaparken bilincindeydi. Bundan nefret ediyordu , ona kıyamamaktan. Çenesini sıkmış , dişlerinin arasından tükürürcesine konuştu. "Midemi bulandırıyorsun." Mehir dudaklarının arasından kayan alev almış buhar , kalbinde faaliyete geçen volkanik dağa aitti. Boğazına tırmanan sıcaklık dudaklarını kurutarak Acar'ın ısısı yükselmiş tenine çarpıyor , mermer teninde yoğunlaşıyor , bir ter damlası olarak düşüyordu. Nefesi ciğerlerinde asılı kalan adam irice açılmış mavi gözlerinin ardında şaşkınca bakıyordu. Nasıl da güzeldi gözleri , âşık olunası. Mehir gülümseyerek Acar'ın kucağında yavaşça havaya kalktığında saçları adamın yüzüne döküldü. Ona tepeden bakarken mavileri büyülenmişçesine Mehir'in tutkuyla parlayan kahve gözlerinde konakladı. “Gözlerin beni nasıl istediğini haykırıyor. Yalan söylemeye utanmıyor musun oğlumun babası ?" Mehir gözlerinin temasını bozmadan dilini yavaşça alt dudağının üzerinde gezdirirken aynı yavaşlıkla Acar'ın sertliğinin üzerine oturdu. Altında büyüyen erkeklik kadının alt kısmında kaynayan büyük bir kazanın devrilmesine neden oldu. Bedenlerinde artan sıcaklıkla kokuları semada yükseliyor , büyük bir uyumla dans ederek birbirine karışıyordu. Acar derince yutkunduğunda gerilen boynunda devasa bir şekil alan adem elması ahenkle inip kalktı. "İn üzerimden." Sesi tonunu kaybetmiş , bu bir yardım çağrısıydı. Kendisini kaybetmeden hemen önce ihtiyaç duyduğu gururuna seslenişti. Mehir parmaklarını Acar'ın havalanan göğsüne yaslamış okşarken Acar tepkisizce altında duruyordu. Mehir yüzünü Acar'ın yüzüne yaklaştırıp nefesini adamın dudaklarına çarparak verdi. "Nefesini tutma , bırak önce nefeslerimiz sevişsin." Mehir yavaşça kendini öne arkaya sürterken Acar yumruk yaptığı elini koltuğa bastırarak gözlerini sıkıca yumdu. Başını geriye doğru atmış , dudaklarının arasından çıkacak vahşi inlemeyi dişlerinin arkasına hapsetmişti. Bu kadın onu baştan çıkarması için mi gönderilmişti ! Hiçbir kadını bu kadar arzulamamış , ondan intikamını alabilmek için hırsını kadınlardan almak istemişti. Ancak hiçbirinde bir başka tene dokunamadı , eli gitmedi , teni bir başka kadının tenini kabul etmedi. Kalbi bir başkasına atmadı , ruhu bir başka ruha ev sahipliği yapamadı. Lanetlenmiş gibiydi , kaç kadını çırılçıplak odasından kovmuştu sayısını bilmiyordu. Ama bu kadın... Tanrı'nın tutku ipliğiyle işlediği kaos meleği. Nasıl oluyordu yalnızca dokunarak bile Acar'ı doyumsuz bir yaratığa dönüştürüyordu. Oysa üzerinde seksi bile olmayan düz pijamaları vardı. Hem de hâlâ üzerindeyken onu bu kadar istiyor olması kalbini dehşet çukurunda cayır cayır yakıyordu. Mehir adamın üzerinde bıraktığı etkiye bayılıyordu. Her şeye rağmen onu özleyen yanına söz geçiremiyordu. Yavaşça dizlerinin üzerinde dikleşti kadın. Nefesi ritmini kaybeden kalbine uyarak hızlanmış , teni kör ateşlerde tutuşmuştu. Pijamaları üzerinde ağırlaşıyordu , Ekvator'da yedi kat kaban giymiş engelli bir koşuya katılmış gibiydi. Avuç içini adamın yanağına yaslayarak burnunu burnuna sürttü. "Kasma kendini bu kadar , hasretini tenimde dindir." Senkronize sesli bir yutkunuş, gökyüzüne havalanan ruhların gecede sevişmesi , bedenlerin tutsak kaldığı kırgın kalpler. Mehir aralanan dudaklarının arasından kısık sesle adını söylemişti. "Acar." Bu bir emirdi , gök mavisi gözler siyah perdelerini kaldırarak özgürlüğe açıldı. Mehir dizlerinin üzerinde , bir Tanrıça gibi görünüyordu. Ölümsüz güzelliği , insanlığı dize getiren dik başlılığı , içine işleyen karşı konulması imkansız efsunkar kokusu. Bu kadın bir melek olmalıydı , kaosla beslenen bir melek. "Söz kimseye söylemem. Aramızda kalacak." Mehir büyük bir açlıkla adamın alt dudağını dudakları arasına alarak emdi. Ateşin buzun üstünde ölümüne dans edişi kadar yıkıcıydı teması. Dudaklarını ayırmadan yavaşça Acar'ın sertliğine doğru oturdu , kucağındaki yerini alırken ortamı kuşatan voltaj lambanın ışığını titretti. Acar kendine hakim olmaya çalışıyordu , ona karşı koymak bilincini kaybetmesine neden olacaktı. Öyle güzeldi ki , dudaklarını kıpırdatmadan tutmak yaşamı boyunca aldığı en büyük cezaydı. Mehir Acar'ın dolgun alt dudağına sertçe dişlerini geçirerek serbest bıraktı. Acar ellerini Mehir'in bacaklarına götürerek sıktı. Onu yana iteceği sıra Mehir altında nabız gibi atan organın üzerine daha sert oturdu. Başını yana eğerek çıplak boynunu açıkta bırakan kadın adamı tenine davet ediyordu. "Kırılıyorum ama. Kendini bu kadar sıkarsan patlarsın." Gömleğinin üst düğmesini deli edici bir yavaşlıkla açarken Acar kahve gözlerde yanan alevin isli dumanında kendini görüyordu. Ona duyduğu özlemi , bedeninin ona verdiği tepkiyi , kalbinin ilk gün ki heyecanla ritmini kaybedişini. "İçime dağıl Acar." Mehir'in bacağının altında bir şey titredi , ardından odaya telefon sesi doldu. Gömleğin ikinci düğmesini açarken karnında hissettiği kasılmalar , iç organlarında değişen hızlı akımlar bir dürtü meydana getiriyordu. Gömleği yırtıp parçalamamak için kendini zor tutuyordu. Onu istiyordu , arzusu yalnız onaydı. "Biliyor musun ?" Telefon sükunetle sessizliğe gömülmüştü ancak ikisi de bunun farkında değillerdi. Mehir öne doğru uzanmış dudaklarını adamın dudaklarına sürtüp hızlıca kendini geri çekti. Acar ona doğru sürüklenirken aralarında mesafe bıraktı kadın. "Hata yaptım." Başını sağa sola salladı kadın. "Seni koşulsuz sevdim, bunu hak etmiyordun." Acar'ın mavilerine ölüm sessizliği çöktü. "Hata yaptın. Bana inanmadın." Acar'ın üzerinden kalkarak geriye çekildi Mehir. Titreyen bacakları bol pijama altından belli olmuyordu neyse ki. Derince yutkunarak başını kaldırdı. "Bunların bir önemi yok artık. Çünkü seni istemiyorum. Bana güvenmeyen bir adamı hiç istemiyorum. Dertlenme hiç , istediğim yere istediğim adamla giderim." Acar afallamış bir ifadeyle Mehir'e bakıyordu. Biraz önce olanlar peki ? Kollarını göğsünün altında bağlayan kadın çenesiyle çıkış kapısını gösterdi. Acar dişlerini kırarcasına sıkarak ayağa kalktı. Uyuyan devi uyandıran kadın yine oyun oynamıştı. Ona nasıl bu kadar çabuk kanabiliyordu ! Neden buraya gelmişti ! Acar hiçbir şey söylemeden dağılmış bir halde kapıya doğru giderken Mehir arkasından seslendi. "Acar." Adamın ayakları zemine çivilendi. Adı sesiyle güzelleşiyordu. Mehir iğneleyici bir tınıyla konuştu. "Mide bulantının sebebi ben değilmişim öğrenmiş oldun , bir bulantı hapı al istersen." Acar hızla odadan çıkmış kapıyı gürültüyle arkasından kapatmıştı. Odanın içinde yankılanan çarpma sesiyle Mehir küçük çaplı bir küfür savurarak aceleyle yatak odasına döndü. Azur korkmuş olabilir miydi ? İçeri girdiğinde Azur'un kokusuyla boyanmış oda , huzurlu mırıltılara ev sahipliği yapıyordu. Nasıl da güzel uyuyordu Azur. Çocuğunu kucağına alarak kendi yatağına , yanına yatırdı oğlunu. "Seni hiç kimseye ezdirmeyeceğim Azur , uyu meleğim. Annen kanata kanata alacak hakkını. Baban daha hiçbir şey görmedi." Azur annesinin sesine doğru dönerek mırıltılar çıkarak elini boşlukta gezdirdi. Mehir işaret parmağını oğlunun avcunun içine bırakarak parmak uçlarından öptü oğlunun. Bölüm Sonu :)
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE