Kitap raflarının arasında usulca dolaşıyorduk; yan yana ama sessiz, tıpkı birbirimizi anlamak için kelimelere ihtiyaç duymayan iki insan gibi. Eski ahşabın ve yılların tozuna karışmış o kitap kokusu, içimi tuhaf bir şekilde ısıtıyordu. Hayatımda çok nadir hissettiğim bir huzur vardı burada, sanki bu küçük kitapçı dükkanı beni yargılamadan kabul eden bir sığınak gibiydi. Arada başımı kaldırıp ona bakıyordum. Kahverengi süveteri ve beyaz gömleğiyle, sanki bir romandan fırlamış gibi görünüyordu; kendi dünyasından çıkıp benim dünyama adım atan bir karakter gibiydi. Gözleri dikkatle raflardaki kitapların üzerinde dolaşıyor, parmak uçlarıysa sanki her bir kitabın ruhuna dokunarak en uygun olanını bulmaya çalışıyordu. Onun bu hali, içimde bir sıcaklık bırakıyordu. Gerçekten, yalnızca benim için

