Hina şaşkın bir şekilde MinJi'ye bakıyordu. Az önce Jong'a attığı yumruktan sonra hala burada çalışabileceğini düşündüğü için çıldırmış olmalı diye düşünmüştü. Başını aşağı yukarı sallarken MinJi ona hafif imalı bir gülümseme ile bakarak evden ayrılmıştı. Jong yeğeninin yatağın üzerinde güldüğünü görünce önce şaşırmış sonra endişelenerek hızla ona sarılmıştı. "Oh çok şükür iyisin!" derken bir yandan da odadan çıktığını fark etmediği MinJi'ye "Seninle sonra konuşacağız. Bunun hesabını soracağım!" dediğinde Daeso gülümseyerek "Sen kiminle konuşuyorsun?" diye sordu.
O anda MinJi'nin çoktan gittiğini fark eden genç adam sinirle yerinden kalkarak odadan çıkmış ve merdivenlerden aşağıya inerek "Neredesin? Seni baş belası nereye kayboldun?" diye bağırmıştı. Hina onun sinirli halini görünce şaşırmıştı. Kendisine keskin bakışları ile bakan Jong'un "O nerede? Nereye kayboldu?" diye sert bir şekilde sorunca yutkunmadan edemeyen Hina "Gitti efendim. Yarın iş başı yapacağını söylememi istedi!" dediğinde Jong tiz bir kahkaha atmıştı.
"Demek iş başı yapacak. Yarını büyük sabırsızlıkla bekliyor olacağım."
"Bende!" Daeso dayısının arkasından hızlı bir şekilde odadan çıkmıştı. Öfkeli olan Jong'un MinJi'ye ne yapacağını merak ediyordu.
"Sen neden yataktan çıktın?" Daeso fırça yemesine rağmen gülümseyerek merdivenlerden inmiş ve dayısına sarılmak için kollarını yukarıya kaldırmıştı. Onun bu hareketi ile tüm siniri geçen genç adam, yeğenini kollarının arasına alarak "Açıktın mı? Eğer açıktıysan dışarıda yemek yiyebiliriz seninle?" dedi.
"Bu harika, nereye gideceğiz?" Jong küçük çocuğun sevinci ile rahat bir nefes almıştı. Onun iyi olduğunu görmek her şeyden daha iyi geliyordu genç adama. Evet bu onun için en rahatlatıcı duyguydu. Evden ayrılmadan önce Hina'ya dönen Jong, "Bizimle gelmek ister misin? Senin de yemek yemediğini biliyorum!" dedi. Jong'un sorusu ile sevinen Hina, Daeso'nun sinirli bakışları ile karşılaşmıştı. Jong yeğeninin bu bakışlarından habersizdi.
"Buna çok sevinirim, teşekkür ederim." Hina yemek teklifini büyük bir mutluluk ile kabul ederken Daeso'ya ters bakış atmayı da ihmal etmemişti. Küçük çocuk şimdiden Hina'dan hoşlanmamaya başlamıştı. Üçlü evden ayrılırken çocuk Jong'a sürekli soru soruyordu. "Dayı, MinJi bize tekrar gelecek değil mi?" Jong yeğeninin son sorusu ile şaşırmıştı. Tek kaşını kaldırarak "Onun nesinden hoşlandın?" Dayısının sorusu küçük çocuğu güldürmüştü. Ama verdiği cevap Jong'u kahkahaya boğmaya yetmişti.
"O güçlü bir rakip. Ondan çok şey öğrenebilirim" Jong aldığı cevap ile kahkahasına devam ederken "Tek sebep bu mu?" diye zorlukla sormuştu. Başını sallayan küçük çocuk "Ona sulanayım deme sakın, MinJi benim. Seninle karşı karşıya gelmek istemiyorum" dediğinde Jong şaşkınlığını gizleyememişti. Hina ise onların konuşmalarını dinlerken Jong'un yeğenine olan sevgisini fark etmişti. Bu çocuk Jong'un tek zayıf noktasıydı.
"Dayı sen bunun gibi gıcık kadınlarla ilgilen. MinJi benim!" Jong yeğeninin parmak ile gösterdiği Hina'ya dönerken onun yanlarında olduğunu unuttuğunu fark etmişti. Genç kadın kızarırken Jong ona bakarak "Üzgünüm, yeğenim biraz kaba konuşabiliyor. Sen ona aldırma," dedi. Hina hiçte üzülmüşe benzemiyordu. Zaten ilk günden beri Jong'u gözüne kestirmişti. Asistan olarak görevini yaparken onun dikkatini çekeceğine çok emindi. Ama bugün olanlardan sonra biraz olsun şüpheleri olmaya başlamıştı. MinJi'nin rahat davranışları genç kadını sinir etse de Jong'un ona olan kaba davranışı ile mutlu olmuştu.
MinJi hızlı adımlarla arkadaşının kafesine giderken onların ne yaptığını merak ediyordu. Misa ise son yaşadıklarından sonra dalgın bir şekilde başını iki eli arasına alarak düşünmeye başlamıştı. İçinde garip bir his vardı. BongJu'ya istediğini söyleyememişti. Genç adam öylece çıkıp gitmişi durduramamıştı. "Kalbi gerçekten kırıldı," diye düşünen genç kadın nefes almak için derin bir iç çektiğinde MinJi kafenin kapısından içeriye girmişti. Kapının üstündeki çıngırağın sesi ile hemen kapıya bakışlarını yöneten Misa, karşısında MinJi'yi bulunca yüzü asılmış bir şekilde tekrar önüne dönmüştü.
"Bir sorun mu var? Beni görünce yüzün asıldı."
Misa derin bir iç çekerek "Hayır yok, gelsene." MinJi onun bu davranışı ile şaşırsa da sorunun ne olduğunu etrafına bakarak anlayabiliyordu. "Söyleyemedin değil mi? Bu kez neden sustun?" Arkadaşının sorusu Misa'yı gafil avlamıştı. "Beni dinlemedi bile, çekip gitti!" diye sorusuna karşılık vermişti. MinJi hafif gülümseyerek "Neden peşinden gitmedin? Bu kez de onu kaçırırsan asla mutlu olamayacaksın, bunu bilmiyor musun?"
"Peşinden gitmek mi? Ona seslendim... Bana cevap bile vermedi" Misa gözünün dolduğunu hissetmişti. Yıllar sonra birini sevebileceğini düşünmüştü. Belki de yıllardır içinde ki sevgiyi fark etmeyi bekliyordu. Ama bu kadar canının acıyacağını düşünmemişti. Birden yerinden kalkan genç kadın ellerini masaya vurarak "Haklısın! Onun peşinden gitmeliydim" diyerek eline telefonu alıp genç adamı aramıştı. Telefon açılmayınca sinirlenen Misa, MinJi'ye dönerek "Sence nerededir? Diye sordu.
"Onun yerinde olsan ne nereye gidersin?" Misa bir süre düşündükten sonra "İçmeye giderim!" MinJi ona gülümserken genç kadın nerede olacağını tahmin etmişti bile. BongJu derin bir iç çekerek liseden beri takıldıkları açık havada küçük bir büfenin önünde içmeye başlamıştı. Her nefes alışı ciğerini dağlarken ağlamamak için kendisini zor tutuyordu. Doğası gereği duygusal bir adam olsa da Misa'nın yanında bunu hiç belli etmemişti. Genç kadının başka birini bulmasından her zaman olduğu gibi kendisini sorumlu tutuyordu.
"Seni aptal, her zaman geç kalıyorsun! Onun başkasına gitmesine izin veriyor sonrada bir zavallı gibi içiyorsun. Hepsi senin suçun... Ona söyleyemediğin için senin suçun!" BongJu kendi kendine söylenip içmeye devam ederken derin derin iç çekiyordu. "Seni aptal... Ahhh çıldırmak üzereyim. Ne kadar zor olabilir ki? Sadece iki kelime... SENİ SEVİYORUM! SANA AŞIĞIM! Sadece iki kelime... Bunları söyleyemeyecek kadar zavallısın!" diye kendi kendine kızmaya başlamıştı.
Genç adam arkasında ki hareketlenmenin farkında bile değildi. Acısı içini yakarken bardakları peşi sıra devirmeye devam ediyordu. Ağlamaklı sesi ile tekrar tekrar aynı şeyleri söylerken içinde tutmaya çalıştığı duyguları dışarı atmak istercesine "Seni seviyorum Misa!" diye bağırmıştı. Sesi tüm alanda yankılanırken onu duyan genç kadın bunu bilmesine rağmen oracıkta donup kalmıştı. MinJi arkadaşının şaşkın haline gülümserken sırtından hafifçe onu iteleyerek konuşmuştu.
"Ona daha fazla acı çektirmemelisin. Kendisini içki kovasında öldürmeden önce onu durdurmalısın!"
Misa gözü yaşarmış bir şekilde arkadaşına bakarken kalbi yerinden fırlayacak gibi BongJu'ya yaklaşıyordu. MinJi ise onları yalnız bırakarak arkasını dönmüş mutlu bir şekilde evine doğru ilerlerken hafif gülümseyen yüzü, gördükleri ile alaycı bir ifade takınmıştı. "İşte bu!" diyen genç kadın kahkaha atmamak için kendisini zor tutuyordu. Belki de bu onun hayatının ne yönde gideceğine karar vermesine neden olacaktı!
MinJi karşısında şakalaşan Daeso ve Jong'u görünce duraksamıştı. İkisinin iyi anlaşması genç kadının yüzüne istemsiz bir gülümseme oluşturmuştu. Sonrasında onlara yaklaşan Hina'yı fark etmesi ile yüzünde ki gülümseme biranda silindi. Hızlı adımlarla yolun karşı kenarında yürürken telefonunun çalması ile duraksamıştı. Değişik çalan telefon zil sesi yoldan geçen herkesin dikkatini çekerken, yolun karşısında ki Daeso'nun da onun tarafına bakmasına neden olmuştu. "Lanet telefon, neden çıkmıyorsun?" diye söylenirken dar paça pantolonun cebinden telefonu çıkarmaya çalışıyordu.
"Dayı bu MinJi değil mi?" diye soran çocuk, Jong'un bakışlarını MinJi'ye çevirmesine neden olmuştu. Genç kadın sonun da telefonu çıkardığında arayan kişiyi görmesi ile yüzünde kocaman yaramaz bir gülümseme belirmişti. "Beni unuttuğunu sanmıştım. Neden araman bu kadar uzun sürdü?" diye bağırarak konuşurken sesindeki sevinç belli oluyordu. Jong gözlerini kısarak ona bakarken MinJi onu fark etmemişti bile. Çocuk gibi kulağında telefon zıplaya zıplaya yürürken sesindeki nazlanma Jong'un sinirine dokunmuştu. Daeso dayısına bakarak "Sence kiminle konuşuyor, baksana bizi görmedi bile?" Yeğeninin sorusu ile ters bir şekilde çocuğa bakan Jong, Daeso'nun şaşırmasına neden olmuştu. "Bana neden kızıyorsun ki? İstersen seslenebilirim dayı?" dedi. Genç adam o an yaptığını fark ederek yeğeninin başını okşamış ve "Özür dilerim Daeso!" demişti.
MinJi kahkaha atarak arkasını döndüğünde birden Jong'un sinirli bakışları ile karşılaşınca yutkunmadan edememişti. Onların çoktan gittiğini düşünürken birden kendisini izlediklerini görünce de ilk kez ne yapacağını bilmemişti. Az önce ki konuşmalarının hepsini duymamış olmalarını dilemeye başlamıştı. Babası Andog'tan gittiğinden beri ilk kez arıyordu ve bu MinJi'yi oldukça mutlu etmişti. Yıllardır şımaramadığı babasına ilk kez bu kadar sıcak davranmış ve sonucunda hiç istemediği kişiye yakalanmıştı. Sonrasında başını sallayarak onlara selam verirken yine babasının sözleri ile kahkaha atmış ve arkasını dönerek hızla oradan uzaklaşmıştı. Genç adam kısa olan selamlama ile daha da sinirlenmişti. En azından telefonu kapatarak kendileri ile bir çift laf etmesini umuyordu ama hanım efendi onların yanına gelmeye bile tenezzül etmemişti.
Jong'un bütün keyfi kaçmıştı. Hina ise MinJi'nin arkasından kıskançlıkla bakıyordu. Bu kadın sürekli karşısına çıkacaktı anlaşılan. Onlar evin yolunu tutarken Jong yanında ki Hina'nın varlığını hatırlayarak "Seni evine bırakmamızı ister misin?" diye sordu. Hina hemen kendisini toparlayarak ona gülümsemiş ve "Hiç gerek yok, zaten yakında oturuyorum" diye cevap vermişti. Jong zaten sinirli olduğu için ona ısrar etmek gibi bir niyeti yoktu. Kızdan ayrılan Jong eve geldiklerinde Daeso'yu yatağına yatırmış onun bilmiş soruları ile karşılaşmıştı. "Sence sevgilisi mi var dayı?" Jong yeğenine bakarak hafif gülümsemiş ve "Bu seni hayal kırıklığına mı uğrattı?" dedi.
"Hayır, ne de olsa ben hala bir çocuğum. Ben büyüyene kadar istediği ile sevgili olabilir ama evlenmesine izin vermem. O adama her şeyi yapabilirim. MİnJi benimle evlenecek!" dediğinde Jong istemeden de olsa yeğeninin sözlerine gülmeye başlamıştı. "Bunun için çok erken değil mi? Belki okulda başka bir kıza aşık olursun?"
"Hayır, ben MinJi'yi istiyorum!" dedi. Jong başını iki yana sallayarak akıl küpü yeğeniyle tartışmaya bir son vermişti. "Hadi yat artık geç oldu. Yoksa sabah MinJi geldiğinde onu şişmiş gözler ile mi karşılayacaksın!" çocuk hemen gözlerini kapatırken genç adam ona gülümseyerek bakmıştı. Elini saçlarına götürerek başını okşayan Jong, kısa sürede uyuyan Daesoyu bir süre izlemek için yanına kıvrılmıştı. O an aklına yine MinJi'nin telefonda neşeli konuşması gelmişti. Lisede de bu kadar neşeli olduğunu hatırlayınca içinde yine bir pişmanlık belirmişti.
O kızın sağı solu hiç belli olmuyordu. Liseden o şekilde atılmasına neden olduğu için kendine kızsa da geri dönülemeyecek bir olayı sürekli hatırlamak ona can sıkıcı geliyordu. Ondan özür dilemek için her zaman bir fırsat kollarken bu kadın asla özür dilemesine fırsat vermeyecek gibiydi. MinJi evine girdiğinde Agata yemek masasına geçiyordu. Tam ağzına lokmasını atacağı sırada MinJi'nin sesi ile korkmuştu. "Sakın onu yiyeyim deme büyükanne!" Agata kocaman bir pastadan dilim alırken MinJi'ye yakalandığına inanamıyordu. Şimdi bütün gece nasihat dinleyecekti. Bastonunu yere vuran yaşlı kadın "Ne yiyeceğimi sana mı soracağım" diye kükremişti resmen.
"Ama senin şekerin var ve sen pasta yiyorsun. Beni hiç mi düşünmüyorsun? Ben sensiz ne yaparım?" Torununun sevimli bir şekilde kendisine bakmasına şaşıran yaşlı kadının aklı karışmıştı. İçinden 'Bu kız kafayı bir yere mi çarptı?' diye sorarken genç kadın gülen yüzü ile ona yaklaşarak sarılmıştı. Yaşlı kadın kendisine sarılabilmesi için hafif yan dönerken pasta dilimi arkasında kalmıştı. Genç kadın gözüne kestirdiği pasta dilimine dudaklarını yalayarak bakarken, Agata onun ne yaptığının farkında bile değildi. Bir yandan büyük annesine daha sıkı sarılırken diğer yandan masanın üzerindeki pasta dilimini kocaman lokmalar şeklinde ağzına atıyordu. "Tamam anladık, bu kadar sarılmak yeter, beni bunaltıyorsun!" diye yakınan yaşlı kadın onun ağzı dolun bir şekilde "Az kaldı sabret!" sözleri ile ne yaptığını anlamış ve MinJi'yi hemen kendisinden uzaklaştırmıştı.
"Sen benim pastamı mı yedin? Seni gidi pisboğaz, gel buraya çabuk!" derken genç kadını kovalamaya başlamıştı. MinJi kahkaha ve ile ondan kaçarken son lokmasını da ağzına atmaya çalışıyordu. Yaşlı kadın geriye baktığında ise boşalan tabağına üzgün bakışlarla bakmıştı. MinJi mutlu bir şekilde yatağına uzanırken babasının sesini duymak ona çok iyi gelmişti. Şimdi yarın için enerji depolamak istiyordu. Nitekim zor bir gün geçireceğini düşünüyordu. O yatağına girdiği şu sıralar Misa hala içmekte olan BongJu'yu yan masadan izliyordu.
Kendi kendine konuşan adam onu oldukça eğlendirirken BongJu ayağa kalkarak yürümek istediği sırada yere düşmek üzereyken Misa hızlı davranarak onun koluna girmişti. Sarhoşluğun verdiği etki ile Misa'yı tanımayan genç adam kolunu çekme istemiş bir yandan da "Bayan benden uzak durun! Bu yaptığınız çok ayıp!" diye Misa'yı uyarmaktan da geri kalmamıştı. Misa ona bakışlarını çevirerek gülümsese de sis bulutu ardında ona bakan BongJu hala genç kadını tanıyamamıştı. "Size benden uzak durmanızı söyledim. Hem benim sevdiğim bir kadın var!" diyerek kolunu sert bir şekilde çekince yere kapaklanmaktan kendisini kurtaramamıştı. Misa endişeli bir şekilde onu yerden kaldırırken BongJu onu itelemiş ve kendi çabaları ile ayağa kalkmıştı.
Genç kadın şaşkındı. Bu kadar sarhoş olmasına izin verdiği için kendi kendine söyleniyordu. Genç adam yalpalayarak yürümeye devam ederken genç kadın da onu takip ediyordu. Bir park köşesinde duraksayan BongJu başını parkın içindeki küçük banka çevirmişti. Ayaklarını sürüyerek banka doğru ilerleyen genç adam, kendisini boş çuval gibi bırakmıştı üzerine. Misa ona bakarken genç adamın iyiden iyiye banka yerleşmeye çalıştığını görünce gülümsemeden edememişti. Bu soğuk havada içinin ateşini söndürmeye çalışıyordu. Gözlerini kapatan genç adam derin bir iç çekerken Misa'da ona yaklaşmaya başlamıştı. Ama son duyduğu şey ile olduğu yerde çakılı kalmıştı. Ayakları adım atmayı unutmuştu sanki. Tüm bedeni kasılan genç kadın ne yapacağını bilememişti.
************
Ah canım çok acıdım ya ben bu çocuğa. Bizimki şimdidensinirlenmeye başladı..: