11. Bölüm

2473 Kelimeler
- BongJu & Misa *** Ayakları adım atmayı unutmuştu sanki. Tüm bedeni kasılan genç kadın ne yapacağını bilememişti. Misa hala inanmıyordu. Bir adamın bu kadar içten, hıçkırıklara boğulacak şekilde ağlaması, üstelik kendi yüzünden ağlamasına inanamıyordu. Kendisi de çok ağlamıştı. Hep yanlış kişilere aşık olduğunu düşünmüştü. Üstelik bu adam, karşısında birden ağlamaya başlayan adam bütün bunlara tanık olmuştu. Nasıl olmasın ki, aynı kasabanın çocuklarıydılar. Sürekli aynı ortamda bulunmuşlardı. Her ilişkisinde kendisine destek olmuştu. Her ilişkisinde böyle acı mı çekmişti. Misa içinde ki tarif edemeyeceği duygular ile BongJu'ya yaklaşırken birden genç adamın hıçkırıkları kesilivermişti. Misa endişelenerek yanına hızla gittiğinde genç adamın sızdığını fark etmişti. Arada derin iç çekerken yanağından hala yaş süzülüyordu. Koca adam küçük bir bankta öylece sığışıvermişti. Onu burada bırakamayacağını biliyordu. Tek başına kaldırmak ise yapabileceği bir şey değildi. Elini cebine atarak tek arkadaşını aramıştı. MinJi tam tatlı rüyasına odaklanmıştı ki çalan telefon sesi ile uykusunda fırlamıştı. Loş odasında telefonunu eli ile aramaya başlayan genç kız söyleniyordu. Sonunda bulduğu telefonuna cevap veren MinJi, Misa'nın sesini duyunca ona sitem etmekten geri kalmamıştı. "Bu saatte ne demeye beni ararsın, tam da uykumun en güzel yerindeydim. O sülük Jong'un kafasını kırıyordum!" dediğinde Misa gülmemek için kendisini zor tutuyordu. "Anlaşılan rüyalarına kadar girmeye başladı bu yakışıklı doktor!" "Yah... Bu saatte o uyuzun ne kadar yakışıklı olduğunu anlatmak için aradıysan başka kapıya. O uyuzun ne kadar yakışıklı olup olmaması ile ilgilenmiyorum." "O zaman bana yardıma gelmen gerek. Her zaman takıldığımız parktayım ve yardıma ihtiyacım var!" "Senin bu saatte orada ne işin var? BongJu nerede? Şuanda o aptal aşığın yanında olman gerekmiyor mu?" MinJi sesini hafif sitemkar çıkarırken Misa sözünü keserek "Gelince görürsün. Ayrıca bir daha ona aptal deme!" dedi ve MiJi'nin cevap vermesine fırsat vermeden telefonu yüzüne kapatmıştı. Genç kadın yanında ki adama dönerek elini yanağına dokundurmuş ve akan yaşını silmişti. "Özür dilerim BongJu. Sana bu kadar acı çektirdiğimin farkında değildim... Özür dilerim. Umarım beni bağışlayabilirsin!" Yaklaşık onbeş dakika sonra nefes nefese gelen MinJi'nin üzerine hala maymunlu pijaması vardı. Misa onu görünce bu kez kendisine engel olamamış gülmeye başlamıştı. Şaka olsun diye "Sen bu kıyafetle mi Jong'u dövüyordun. Eminim adam seni gördüğünde gülmekten sana karşılık bile verememiştir" dedi. MinJi sinirlenerek "Buraya beni sinirlendirmek için mi çağırdın? Senin bu saatte burada ne işin var?" Misa bir şey söylemeden, bankta uyuyan genç adamı göstermişti. MinJi ona bakarak "Ah garibim... Evinden mi kovuldu?" diye şaka yaparken Misa koluna vurarak "Alay etme. Çok içti ve şimdi de sızdı. Bana yardım ette onu bana götürelim!" dediğinde MinJi tek kaşını kaldırarak "Sana mı? Neden sana? Neden kendi evine değil?" Misa sıra ile gelen sorular karşısında duraksamış derin bir nefes alarak "Tamam onu evine götürelim ama sonradan söylemedi deme!" dedi. MinJi onun neden bahsettiğini anlamamıştı. Misa hafif gülümseyerek genç adamı arabasına kadar arkadaşı ile birlikte taşımıştı. "Bu adam eşek ölüsü gibi? Gören de zayıf bir şey sanır!" Misa arkadaşına ters bir bakış atarken MinJi hafif gülümseyerek "Bakıyorum tavuk, civcivini şimdiden korumaya başlamış" dedi. Misa onun benzetmesine istem dışı gülmüştü. "Bakalım BongJu'nun evine gidince bu kadar rahat olabilecek misin?" dedi. Genç kadın anlamayan bakışlarla Misa'ya bakarken Misa direksiyona geçerek arabayı genç adamın evine doğru sürmeye başlamıştı. Apartmanın kapısına geldiklerinde ise genç kadın ön camdan biraz eğilerek önündeki apartmana bakmıştı. "Buraya neden geldik?" dedi MinJi. Misa ise gülümseyerek "Onu evine getirmemizi sen istedin. Şimdi yardım ette onu evine taşıyalım!" Genç kadın gözlerini büyüterek "Şaka yapıyor olmalısın? Bu bina da mı oturuyor? Bu şaka değil mi? Ne yani onu sekiz kat yukarıya taşımamızı mı istiyorsun?" Misa arkadaşının yüz ifadesine bakarak gülümsemişti. "Demek hala burayı hatırlıyorsun? Üzgünüm hayatım ama BongJu geçenlerde bu binaya taşındı!" dediğinde gülmemek için kendisini zor tutuyordu. Bu akşam içinden hep gülmek geliyordu. Mutluydu ve mutluluğunu dışa vurmak istiyordu. MinJi arabadan inerek arabanın arka kapısını açmış ters bir şekilde BongJu'ya bakmıştı. "Ne vardı bu kadar içecek. Ama sen uyan ben sana bunun hesabını soracağım" diyerek Misa ise arabadan genç adamı indirmeyi başarmıştı. İlk katı çıkan ikili yorularak BongJu'yu yere bırakmış, bir süre dinlendikten sonra yeniden onu taşımaya başlamıştılar. Sürekli dinlenerek on beş dakikada ancak sekiz katlı binanın en üst dairesine ulaşmışlardı. "Yah... Keyfin yerinde mi pis ayyaş! Bula bula Andongun en yüksek binasını mı buldun... Üstelik asansörü yok. Sabah olsun ben sana sorarım!" diye genç adama tekme atmaya hazırlanıyordu ki Misa araya girerek MinJi'yi durdurmuştu. "Ona vurma... Bunların hepsi benim suçum bana vurabilirsin. Bak zaten kendinde değil. Eminim uyanınca çok üzgün hissedecektir" dediğinde MinJi arkadaşının onu savunmasına gülmeden duramamıştı. "Peki senin güzel hatırına için ona dokunmayacağım. Hadi şunu yatağına taşıyalım da gidelim!" "Şey.. Ben bu akşam burada kalacağım. Şu haline bir bak. Gece bir şeye ihtiyacı olabilir" MinJi arkadaşının açıklama yaparken zorlandığının farkındaydı. Gülümseyen MinJi "Peki, o zaman bana arabanın anahtarını ver. Bu saatte buradan taksi geçmez" dedi. Misa gülümseyerek anahtarı genç kadına uzattı. BongJu'yu yatağına kadar taşıdıktan sonra MinJi onları yalnız bırakarak evden ayrılmıştı. Merdivenleri çıkarken zorlanmış olmalarına rağmen aşağıya inmek genç kız için daha bir işkence olmuştu. Eve geri dönen MinJi kapıda büyükannesi ile karşılaşınca duraksamıştı. "Sen neden hala ayaktasın?" Yaşlı kadın bu soruya sinirlenerek "Kız torunum gecenin bir yarısı dış kapıyı kırar gibi kapatınca dolayısı ile endişelendim!" dedi. "Özür dilerim Agata. Gerçekten seni korkutmak istemezdim. Sadece Misa çağırmıştı. Bende gidene kadar acil bir şey sandım ama değilmiş" diyerek eve girmişti. Yaşlı kadını yanağından öperek iyi geceler dilemiş ve odasına çıkmıştı. Agata onun arkasından bakarken, eve sağ salim döndüğü için dua etmeye başlamıştı. En son bu şekilde evden çıktığında, torununu bir karakoldan almıştı. MinJi rahat yatağına yatarken gece olanları düşünerek uykuya dalmıştı. Sabah Agata'nın baston sesi ile uyanırken MinJi saate bakarak telaşlanmıştı. "Geç kalıyorum... Geç kaldım!" diye bağırırken aklına BongJu'nun arabası gelmişti. "Ne aptalım, kızım altında araba var, geç kalmazsın biraz daha uyumak istiyorum!" derken kapının sert bir şekilde açılması ile yerinden zıplayan MinJi, yaşlı kadının sinirli bakışları ile karşılaşmıştı. "Sana kalkman için sabahtan beri sesleniyorum. Beni duymuyor musun, yoksa bunu bilerek mi yapıyorsun?" MinJi üzgün bir şekilde ona bakarak "Gerçekten çok yorgunum. O canavarın dayısını arasan da bu günlük o veledi buraya getirse olmaz mı? Sen ona bakarken bende biraz uyurum!" Agata torununun önerisi ile iyice kızmıştı. "Hemen o yataktan kalkıyorsun! Sen hastaneye giderken de bu şekilde mi davranıyordun? O zaman senin hastalarına acımalıyız değil mi?" diyerek onu sert bir şekilde azarlamıştı. MinJi yerinden kalkarak hazırlanmıştı. Kahvaltı yapacak vakti yoktu. Araba ile iş yerine giderken, arabanın güçlü motorunu duyan Jong kapıya çıkmıştı. Arabadan inen kişinin MinJi olduğunu görünce duraksadı. Dahası MinJi telefonla ulaşamadığı BongJu'nun tele sekterine mesaj bırakıyordu. "BongJu, araban bu sabah çok işime yaradı. İyi ki de dün gece almışım arabanı. Ama bana yaptığın eziyetlerin karşılığını sana daha sonra ödeyeceğim. Verdiğim adrese gel ve arabanı al!" diyerek adresi vermiş ve telefonu kapattığı an Jong ile göz göze gelmişti. Yutkunan genç kadın onun neden bu kadar öfkelendiğini bilmediği için rahat bir şekilde "Neden öyle bakıyorsun?" diye atılmıştı. Genç adam sinirlenerek "Sen az önce sevgilini buraya mı çağırdın yoksa ben yanlış mı duydum?" Kendisine sorulan soru karşısında MinJi şaşkınlıkla kalakalmıştı. Bu adama ne onun sevgilisinden...MinJi onun sorusu ile gülmeye başlamıştı. "Bu sizi niye ilgilendiriyor ki? Bildiğim kadarı ile Daeso bir erkek çocuğu. Kız babası gibi neden endişeleniyorsunuz ki? Yoksa o bir kız mı?" diye öne atılarak genç adama daha da yaklaşmıştı. Onun alaycı sözleri karşısında sinirden dişlerini sıkan genç adam, ateş saçan bakışları ile genç kadına bakmıştı. "Bu eve sevgilinizi getiremezsiniz? Yeğenime iyi bakacağınızı nereden bilebilirim ki? Onun yanında sorumsuz davranabilirsiniz!" MinJi tek kaşını kaldırarak "Bunu bilemezsiniz değil mi? Neyse... Ben işimin başına döneyim..." dedi ve giderken hafif gülümseyerek "Siz de hastalarınızın başına dönün..." Jong onun bu vurdumduymaz hallerine öfkelense de bir şey yapamamıştı. Eve girer girmez "Hey canavar, uyandığını biliyorum. Hemen aşağıya gel çıkıyoruz!" dedi. Bu sırada eve giren Jong onun bağırışını duymuştu. "Daha saygılı konuş. Yeğenimin sokak serserisi gibi yetişmesini istemiyorum!" dedi. MinJi burun kıvırarak ona bakmıştı. "O zaman sende serserisin!" Jong onun sözleri ile daha da kızarak kolunu yakalamıştı ki MinJi daha hızlı davranarak kolunu çevirerek arkasına geçmişti. Genç adam etkisiz bir halde sesini yükselterek "Bir kadın nasıl olur da bu kadar kaba davranabilir?" dedi. "Peki bir erkek nasıl olurda bir kadınla bu kadar laubali olabilir. Beni asistanlarınla karıştırıyor olmayasın doktor. Eğer doktor olmasaydın kolunu çoktan kırardım!" dediğinde sesinin seviyesini daha da yükselterek Jong'un kulağının dibinden "Yah... Küçük çapkın... Ya hemen aşağıya gelirsin yada seni bırakıp giderim!" dedi. "Tamam be geliyorum!" diye bağıran Daeso MinJii'yi güldürdüğü kadar Jong'u da şaşırtmıştı. Yeğeninin bu şekilde konuştuğunu ilk kez duyuyordu. "Onun terbiyesini bozuyorsun?" MinJi onun sözlerine karşın gülerek "Terbiye mi? Eminim benden daha çok kötü kelime biliyordur. Çocuk doktorusun. Şimdiki çocukların nasıl konuştuğuna hiç mi şahit olmadın?" bu sırada Daeso büyük bir gürültü ile merdivenlerden koşarken MinJi de Jong'un kolunu bırakarak çocuğa bakmıştı. "Merhaba asker!" diye seslenen genç kadına saygı duruşunda selam veren çocuk "Sağ ol!" diye bağırınca Jong tek kaşını kaldırarak Daeso'ya bakmıştı. "Nereye gitmek istersin küçük asker. Bu gün senin istediğin yere gideceğiz!" Daeso bakışlarını ona dikerek gözlerini hafif kısmıştı. "Ne planlıyorsun? Seninle iyi geçineceğimi düşünüyorsan yanılıyorsun. İlk fırsatta seni ezeceğim!" MinJi onun bu sözleri karşısında önce duraksamış sonra da kahkaha ile gülmeye başlamıştı. Jong kendi kendine 'Burada ne oluyor? Bu ikisi kafayı yemiş' diye düşünürken MinJi "Her zaman kapışmaya hazır olacağım. Bakalım kim kimi ezecek küçük canavar!" dedi. İkili Jong'un şaşkın bakışları altında evden ayrılırken, dışarıdan gelen araba sesi ile koşarak onlara yetişmeye çalışmıştı. MinJi BongJu'nun arabasını almıştı. Bu sabah Daeso'yu Misa'nın kafesine götürmeyi planlamıştı. Kafenin önüne geldiğinde ise hala açılmadığını görmüştü. Sonra gece olanları hatırlayınca elini alnına vurarak "Ah... Unutmuşum. O kesinlikle bugün gelmez!" diyerek arabaya binmişti. Daeso ona bakarak "Neden kendi kendine konuşuyorsun? Yoksa delirdin mi?" dedi. Genç kadın ona bakarak "Evet delirdim. Dikkat et sana da bulaşmasın!" Araba ile oradan uzaklaşırken BongJu'da başında müthiş bir ağrı ile gözlerini aralamaya başlamıştı. Hafifçe kendisine gelmeye başlayınca yanında kıpırdayan bir varlığı fark etmişti. Kim olduğuna dahi bakmadan elini alnına vurarak "Bunu yapmış olamamam. Ben bunu yapmış olamam!" diye tam öfke ile bağıracaktı ki yanında ki kişinin Misa olduğunu görünce küçük çaplı bir şok yaşamıştı. Hayal gördüğünü düşünen genç adam gözlerini birkaç kez açıp kapamıştı. Tekrar tekrar yanında uyuyan genç kadının Misa olup olmadığını anlamak için kapayıp açmıştı. Misa yerinde dönerek iyice BongJu'ya sokulurken genç adam ona aşkla bakmaya başlamıştı. Aklı ona oyun oynuyordu. Yoksa bu durumun makul bir açıklaması olamazdı. Misa gözleri kapalı bir şekilde uykusunda hafif bir şekilde gülümseyince genç adam onu öpmemek için kendisini zor tutmuştu. Gece olanları bir türlü hatırlayamıyordu. Etrafına baktığında kendi evinde ve kendi yatağında olduğunu fark etmişti. Buraya nasıl gelmişti acaba... Acaba onu Misa mı getirmişti? Onun için üzülmeye başlayan genç adam sarhoşken sapıtmadığını ummaktan başka bir şey yapamamıştı. Misa hafif gözlerini aralayarak BongJu'nun yanında uzanmış bir şekilde kendisini izlediğini görmüştü. Genç kadın hafif gülümseyerek "Uyandın mı?" diye sordu. BongJu onun uyku sersemi olduğunu düşünse de bunun bir önemi yoktu. Şuanda ölse, mutlu bir şekilde ölürdü. Yıllardır hayalini kurduğu şey gerçekleşmişti. Misa ile aynı yatakta uyanmış ve genç kadın ona gülümseyerek bakıyordu. Bunun gerçekleşeceğini hayal bile edemezdi. O an içinden geleni yaparak genç kızın yüzüne düşmüş bir tutam saçını alarak geri çekmişti. Onun teması ile gözlerini kapayan Misa, yüzüne düşen gölge ile kalp atışları hızlanmıştı. Hafif... Tüy gibi bir dokunuş dudağına değince biranda heyecandan öleceğini düşünmüştü. Küçük bir dokunuştan sonra geri çekilen BongJu boğuk sesi ile "Bu rüya değil!" dedi. Biran da rüyada olduğunu düşünen genç adam, onun varlığını hissetmek istemişti. Misa gece MinJi gittikten sonra genç adamın üzerinde ki kaba şeyleri çıkararak onu yatağına yerleştirmişti. Zor da olsa ona kahve içirmeye çalışmış ama adamın sürekli Misa'ya kendisini sevdiğini söylemesi genç kadının elini ayağını birbirine dolaştırmıştı. Uyurken genç adamı bir süre izleyen genç kadın "Geç kaldığım için üzgünüm. Seni bu kadar beklettiğim için üzgünüm!" diyen söylenirken birden kendisini BongJu'nun kolları arasında bulmuştu. Genç adam sarhoş kafa ile genç kadını tutarak hızla kendisine çekmiş ve sarılmıştı. Bu durum karşısında heyecanlanan genç kadın, kalkmak için hiçbir çaba göstermemişti. O da yorgundu ve sığınacak bir liman bulduğunu hissediyordu. Belki de en güvenli limanı bulmuş ve demir atmak için yerinden kıpırdamamıştı. Misa tekrar gözlerini açtığında genç adam farkında bile olmadan "Seni seviyorum!" dedi. Misa gözlerini büyüterek ona bakarken gülümsemeden edememişti. Dahası BongJu da sonunda itiraf edebildiğine inanamamıştı. Hızla yataktan kalkan genç adam arkası dönük bir şekilde konuşmaya devam ediyordu. "Ben, özür dilerim. Seni hiçbir şey için zorlayacak değilim. Sadece artık söylemek istedim. Ben... Ben uzun zamandır bunu söylemek için fırsat kolluyordum ama korkuyordum. Seni kaybetmeye dayanamam. Hislerimi kabul etmeni de beklemiyorum..." diye genç adam nefes dahi almadan konuşmasına devam ediyordu. Misa ona gözleri sulanmış bir şekilde bakıyordu. Ağlamak istiyordu. İlk kez mutluluktan ağlamak istiyordu. "BongJu bana bak!" dedi hafif sesi ile. Genç adam tüm cesaretini toplayarak ona döndüğünde genç kadının yanağından süzülen yaşları görmüştü. O an ölmek istemişti. Genç kadının ağlamasına neden olduğu için kendisinden nefret etmişti. Hızla yanına giderek ona sıkıca sarılmıştı. "Ağlama... Lütfen ağlama. Buna dayanamıyorum. Senin ağlaman beni öldürüyor!" diye konuşurken Misa'nın sözleri ile bütün vücudu kasılmıştı. "Seni seviyorum BongJu!" genç adam yanlış duyduğunu düşünerek geri çekilip genç kadının yüzünü avuçları arasına almıştı. "Sen... Sen ne dedin?" genç kadın daha çok ağlamaya başlamıştı. Hem ağlıyor, hem de ağlarken gülüyordu. "Seni seviyorum dedim aptal!" Genç adam nerede ise duydukları yüzünden bayılacaktı. "Bu... Bu doğru mu? Sen gerçekten... Yani..." BongJu kekeleyerek konuşmaya çalışırken Misa gülümseyerek onun yüzünü avuçlamıştı. "Sakin ol biraz. Burada heyecanlanması gereken kişi ben değil miyim sence?" Onun sözleri ile tekrar genç kızı kolları arasına çeken BongJu ağlamaya başlamıştı. Onun açık bir şekilde ağlamasına karşın genç kadın şaşırmıştı. Sonra gülmeye başlamış ve genç adamın sırtını sıvazlayarak "Bu çok komik. Senin ağlayabildiğini görmek gerçekten çok komik" dedi. "O zaman gülebilirsin küçük hanım. Çünkü senin yüzünden çok ağladım!" dediğinde Misa üzgün bir şekilde ona bakmıştı. "Ben özür dilerim. Gerçekten özür dilerim. Sana verdiğim acılar yüzünden..." Onu sözlerini heyecan ile kesen BongJu "O zaman kafede bahsettiğin kişi... O kişi ben miydim?" diye sorduğunda Misa hafif gülümseyerek başını sallamıştı. "Eğer beni dinleseydin sana söyleyecektim. Ama beyimiz artist gibi kafeden çekip gitti!" "Ne yapmamı bekliyordun? Bir kez daha başkasını sevdiğini duymaya dayanamazdım. Ah Misa... Seni seviyorum sana aşığım!" derken bir yandan da kızın yüzünün her köşesini öpmeye başlamıştı. Genç kadın gülümseyerek "Bence hemen kalkmalıyız. MinJi kesin kafeye gelmiştir. Üstelik ona bir süre görünmesen iyi edersin. Gece seni öldürecekti. Gerçekten çok ağırsın. Seni taşıyacağız diye belimiz koptu!" BongJu üzgün bakışları ile genç kadına bakmıştı. "Ben... Gerçekten üzgünüm." Onlar konuşmalarına mutlu bir şekilde devam ederken MinJi ve Daeso arabada son ses müzik kahvaltı etmek için bir yer arıyordu. DAeso arada ona bakarak "Dayımı nasıl buluyorsun?" dedi. MinJi ise dalgın bir şekilde "Agata'da telefonu var. Arayıp buluyorum!" dedi. onun sözleri ile çocuk kahkaha atarak gülmeye başlamıştı. Onun gülmesi ile genç kadın sorunun ne anlamda sorulduğunu anlayarak "Seni küçük şeytan. Bana sorduğun soruya bak? Eğer dayından hoşlanıp hoşlanmadığımı soruyorsan inan bana hiç şansı yok. Senin ukala dayın şansını yıllar önce yaptığı bir iddia ile kaybetti!" dediğinde çocuğun sözleri ile donup kalmıştı. "Duydun mu dayı? Hiç şansın yok. Akşama çikolatamı alırım!" "Yah... Daeso neden sürekli gereksiz şeyler için beni rahatsız ediyorsun. Yanında ki süpürgesiz cadıya söyle dayında ona bayılmıyor!" ************ neden beğeni ve yorum yok :(
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE