"SIFIRI TÜKETMEK"

1561 Kelimeler
"Serdar Baştürk" # # # YILLAR ÖNCE # # # "Serdar kalk lan, kime diyorum uyansana oğlum." Korkuyla fırladım yerimden. Nefret ettiğim o ses ile uyandım yine. Görevli, çalışan adına ne denirse artık. Buradakiler kimsesi çocuklar, benim gibi. Herkes ona baba der. Halbuki insanlıktan bile nasibini almamış bir canavar o... Her sabah bizi korkuyla bağırarak uyandırır, kalkmazsak hemen sopayı gösterir, altını ıslatan olursa vay haline soğuk suyla yıkar onu... Gene onun lanet sesiyle uyandım. Oysa ki annemle babamla birlikteydik yine... Rüyaymış... Her gece aynı rüya annemle babamı görüyorum ama yüzleri silik, azıcık hatırlasam belki daha kolay bulurum onları. Nefret ediyorum bu adamdan. Şimdiye kadar bir kere olsun baba denedim ona. Ne babalığını gördüm ki... Beni o bulmuş kapıda çok hastaymışım açık yaralarım varmış. Kim bıraktı bilmiyorlar hala bulamadım... Annem ve babam her gece rüyama geliyorlar, onlar olamazlar diye rahatlatmaya çalışıyorum kendimi... Kimse arayıp sormayınca adımı o adam koymuş "Serdar" demiş bana. Ama ne zaman çağırsa ismini tüylerim diken diken oluyor... İnsan isminden nefret eder mi? ediyor işte... Son bir senem kaldı, on sekiz olmama sonra askeri okula gidip önce kendimi sonrada buradaki arkadaşlarımı , kardeşlerimi kurtaracağım... Gizlice okul biter bitmez kitap satmaya gidiyoruz ben ve iki arkadaşım Murat ve Aslan . Kitap satıp kazandığımız parayı üçe bölüyoruz, gizli bir yerimiz var orada saklıyoruz ki bir gün buradan kurtulduğumuz da bizi biraz idare edebilecek paramız olsun...Onları ikna edemedim asker olmaları için. Biri müzisyen olmak istiyor konservatuar hayali var, biri ise sosyal hizmetler okuyup böyle bir kurum açıp çocukları kurtarmak... "Ne kadar çok çocuk kurtarırsam o kadar mutlu olurum" diyor. Bense asker olacağım, daha doğrusu güçlü olmak istiyorum ki beni, güçsüz gördüklerini yada çocukları kimse ezemesin. Birde bu adamdan intikamımı alıp anamı babamı bulabileyim... Geçen hesapladık, kişi başı bin beş yüz lira düşüyor. İyi para. Bize bir kaç ay kira ve yiyecek parası olcak kadar iyi... Buranın temizlik ve yemek işlerini yapan bir abla var, biz ona Hafize Ana diyoruz. Aynı hababam sınıfı filminde olduğu gibi... Bize yardım eder yemeğinizi yapar çamaşırımızı yıkar, ütümüzü yapar... Ne yapsak hakkını ödeyemeyiz. Eve çıkacağımızı anlatınca ben size yardım ederim dedi sağolsun... Engelli bir oğlu var doktor çok yaşamaz belki iki belki üç demiş çocuk on yaşında.O kadar güzel bakıyor oğluna ki kıskanıyorum ara ara... Ben asker olunca onu da unutmayacağım kendime söz verdim... Onu da oğlunu da krallar gibi yaşatacağım... Birde Selin var, ah ah o da benim kendime bile itiraf edemediğim yürek yangınım... O kadar kırılgan naif bir kız ki, kendinden küçük çocuklara annelik yapıyor burada... Onlara dikiş dikmeyi öğretiyor, ödevlerine yardım ediyor... Ara da bir kaçak bakışlarını yakalıyorum hemen yanakları kızarıyor göz göze gelince... Kendime bile hayırım yokken şuan ona aşkımı söyleyemem eğer asker olursam gidip direk evlenme teklifi edeceğim, o zamana kadar kaybetmezsem eğer onu... İnsan bilmediği bir şeyin yokluğunu arar mı ? annemi, babamı hiç bilmedim kardeşim var mı? bilmiyorum ama deli gibi arıyorum onları. Kötü insanlar olduğuna da hiç inandırmadım kendimi, eminim çok iyi insanlar... #. #. #. #. #. #. # Bu gün on sekizime bastım, artık reşitim... Murat'ın iki ayı ve Aslan'ın ise üç ayı var daha. Hafize Ana ile birlikte okuldan sonra ev aramaya başladık askeri okul için başvurumu yaptım eğer kabul edilirsem bizim çocuklar için bir ev kesin lazım... Hafize ana bizimle kalın bana yoldaş, oğluma kardeş olursunuz dediyse de şuan için ona sadece yük oluruz diye kabul etmedik...Başvurular bu gün yarın açıklanır. Hafize ananın evinin adresini verdik ki bu lanet adam öğrenirse asker olmak istediğimi beni bırakmaz kesin taş koyar işime. Kendisi tam bir vatan haini... Sürekli vatanı Atatürk'ü devleti kötülüyor bize... Asla Atatürk'le ilgili kitap bile okutmaz. Ama biz ondan gizli gizli kitaplar okuyoruz atamız hakkında. Onun ilke ve inkılâplarını bütün çocuklara okuyorum ki ileri de hiç biri ezilmesin haklarını bilsinler, kendilerini savunsunlar... Selin'de dinlemeye geliyor bizi, konuşurken onunla göz göze gelmemeye çalışıyorum yoksa unutuyorum ne söyleyeceğimi, kelimelerim karışıyor. Nazlı nazlı süzülüyor karşımda, upuzun kestane rengi saçları bal rengi gözleri ile. Ah keşke giderken onu alabilsem yanıma ama daha konuşmaya cesaret edemedim... Söylesem gelir mi ki benimle birlikte. Ben ona aile olurum ev olurum , yuva olurum... Ama yaşım küçük diye cesaret edemiyorum. Onu ele muhtaç etmek istemiyorum... Okula kabul edilirsem yalnız kalmasına gönlüm el vermez... Biraz daha cesaretimi toplayıp bu işi de halledeceğim inşallah. Sabah Murat'ın beni sarsmasıyla uyandım "Kalk diyorum lan kalk, kalk.Başka zaman olsa sabahın köründe uyanırsın be..." Gözlerimi hafifçe aralardım ve yüzüne baktım Murat'ın, " Sende normal de olsa öğlene kadar uyursun şimdi niye uyandırıyorsun lan!" dedim ve dönüp arkamı uyumaya devam ettim. Bacağımı birinin çekiştirdiğini hissettim. "Lan oğlum öküz gibisin be, kalk Hafize Ana bekliyor sana vermesi gereken bir mektup varmış. Kalk beklediğin şey olabilir, haydi lan artık." Gözlerim zınk diye açıldı, acaba bekledim sonuç kağıtları mı gelmişti. Ya kazanamadıysam, kurtaramazsam çocukları, Hafize anayı, s Selin'i... Ama ya kazandıysam o zaman kimse tutamaz beni... Direk Selin'e anlatacağım duygularımı. Halimden anlar yada onunda bende gönlü varsa o zaman , bana bayram olur seyran olur hayat... Kalkıp pijamamı düzeltip koşa koşa Hafize ananın yanına koştum bir yandan da o lanet adam etrafta mı diye kontrol ettim, gözükmüyordu ortalıkta... Kapıdan içeri kafamı sokunca , eliyle gel gel yaptı Hafize ana mektubu bana uzattı ."Al hele oğlum bak bakalım ne yazmışlar" dedi. Ellerimi titreyerek açtım mektubu ama bir o kadar da sonuç kötü gelecek diye korkuyorum. Hafize ana " oğlum ne oldu, neden konuşmuyorsun. Olmadıysa sonu ölüm değil ya vardır bunda da bir hay..." cümlesi bitmeden boynuna sarıldım. "Oldu Hafize ana oldu , hayallerim gerçek oldu..." Sonunda kader benimde yüzüme gülmüştü. İlk defa istediğim birşey oluyor. Dememe kalmadan o iğrenç sesi duydum. Elimdeki kağıdı çekip aldı ve "Demek asker olacaksın ha, hemde benden gizli. Lan adını bile ben koydum bana sormadan nasıl asker olmak istersin..." Hafize ana " dur Salim yapma, bırak ne istiyorsa onu olsun çocuk. Zaten on sekizini doldurdu yakında gidecek" dedi. "Ne demek gidecek. Onu ben buldum ne. ne istiyorsam onu yapacak, var mı öyle kolay kolay elimden kurtulmak" diyip beni sürükleye sürükleye kazan dairesine götürdü, kaç saat dövdü beni orda bilmiyorum. Artık saatleri bile sayamayacak duruma gelmiştim ki, gelip beni çıkardı ordan, herhalde müdür yokluğumu farketmişti... Toparlamam en az bir ayımı aldı. Artık sınava çok az kalmıştı. Bunu da anlatırsam burdan kurtulma hayallerim daha çok artacaktı... Bir gün oda da otururken Salim çağırdı yanına, mecburen gitmek zorunda kaldım."Bana bak lan asker olmayı unutuyorsun tamam mı sen bana lazımsın. Ben asker yaparım seni. Şimdi hazırlan bir yere gideceğiz" dedi. İtiraz etme şansım yoktu hem onu sinirlendirmemek için hemde göze batmamam lazım. Çünkü vazgeçmediğimi anlarsa beni yine kilitler o karanlık kazan dairesine... Öğlen iki gibi çıktık dışarı, epey yol gittik arabayla. Beni yıkık dökük bir binanın içine soktu, binanın dışı harabe içi ise sanki silah deposu gibi... Ben şaşkın şaşkın etrafa bakarken. Beni yanına çağırdı. Masa da oturmuş kirli uzun sakallı başında şapkası olan biri var. Bana bakarak " bu mu ? " dedi. Salim evet anlamında kafasını salladı. "Demek asker olmak istiyorsun ha. Kabul edersen asker yaparım seni." dedi ama ne demek istediğini anlamamıştım. "Ama istediklerimi yaparsan tabii ki ."Ne istiyorsun" diye sordum. Kahkaha atarak " senin için ufak ama devlet için büyük birşey " dedi ve salim kulağıma yaklaşıp "asker olmak istediğini söylersem seni öldürür, şimdi benim dediğimi yapacaksın, yani bomba patlatacaksın" dedi. Bunlar aklını şaşırmışlar herhalde ben asker olmak istiyorum bunlar bana bomba patlatacaksın diyorlar. Kafayı yemek üzereyim ama sakinliğimi korumam gerekiyordu. Sakin bir tavırla kafamı salladım olur anlamında. Salim adamla birşey konuştu ve beni elimden tutup yurda kadar götürdü. Sanki biliyordu kaçacağımı... Ertesi gün okula diye koşa koşa karakola gittim. Tek istediğim bana inanacak güvenecek birinin karşıma çıkmasıydı... Nefes nefese girdim içeri, heyecanla koştururken birşeye çarptım. Kafamı kaldırdığımda üniformalı iri yarı mavi gözlü bir adam.Omuzunda ki rütbelere bakılırsa büyük bir adamdı. Kitaplardan okumuştum çizgi ne kadar artarsa o kadar rütbe artıyordu. Ama şuan heyecandan hatırlayamadım ne olduğunu. "Hayırdır evlat, ne bu acele kötü birşey mi oldu ? dedi. Bense kekeliyordum. Elini omuzuma koydu ve" sakin ol aslan parçası gel bakalım şöyle otur sakinleş sonra anlat bana derdini" "Olmaz abi, yani şey komutanım çok az vaktim var hemen anlatmam lazım, ama nolur bana çocuk muamelesi yapmayın ciddiye alın beni olur mu ?" dedim . Kahkaha attı komutan ama kükredi sanki öyle gür bir sesi vardı. "Birincisi biz buraya gelen hiç bir vatan evladını dalgaya almayız. İkincisi ise hiç bir çocuk yalan söylemez evlat.". İçim rahatlamıştı... Herşeyi baştan sona anlattım ona Adını soramadım ama soyadını asla unutmayacağım söz verdim kendime,"KIRCALI..." Keşke onun askeri olma şansım olsa diye geçirdim içimden. Birini çağırdı yanına ama adam beni ciddiye almamış gibiydi pek. Yumruğumu sıkıp cebimden okuldan gönderdikleri kabul mektubunu gösterdim onlara " ben yalan söylemiyorum çocuk olabilirim size göre ama bende asker olacağım Türk askeri... Ben yalan söylemem ne olur inanın bana...." dedim. Mektubu okuyan komutan tamam anlamında kafasını salladı. Önce kendi aralarında konuştular sonra bana yemek ısmarladı Kırcalı komutan. Biraz vakit geçince" evlat şimdi sana küçük bir dinleme cihazı takacaklar onun sayesinde nerde olduğunuzu anlayacağız. Sen sadece sakin ol ve onların dediklerini yap tamam mı? ben gelip kurtaracağım seni." dedi. Geç kalmamak için koşa koşa okula ordan da yurda gittim. Sabah olunca deyim yerindeyse kedi yavrusu gibi tutup aldı beni ve yine o pis adamın yanına gittik... Sakin olmam lazımdı ada bir o kadar da korkuyorum. üzerime birşeyler bağladılar... Korkudan gözümden yaşlar süzülüyor ama ağlayamıyordum. Beni tam çıkaracaklardı ki depodan büyük bir patlama oldu...Büyük bir gürültü ve sis bulutu kapladı ortalığı ben ise korkuyla usulca kapadım gözlerimi derin bir uykuya dalar gibi...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE