Gözlerimi açtığımda bembeyaz bir odadaydım, kolumda bir serum... Ne olduğunu çözmeye çalışırken odaya o girdi. Masmavi gözleri koca cüssesiyle, belki de asker olmama en büyük vesile olacak olan o adam. Göğsünde büyük harflerle soyadı yazan KIRCALI komutan...
"iyi misin evlat, sonunda kendine geldin."
"İi-iyiyim, ne oldu hiç birşey hatırlayamıyorum. " Başımda dayanılamayacak kadar büyük bir ağrı vardı.
"Seni bombacı olarak kullanmak isteyen teröristler istediğini alamadı oğlum, senin sayende sadece iki kişi değil belki on belki yirmi kişi yakalandı. Sen daha asker olmadan kaç kişiyi yakaladın, her yiğidin harcı değildir bu , aferin sana."
Gözlerimi kocaman açıp baktım yüzüne dünyalar benim olmuştu sanki. Ama bir o kadar da merak ettiğim birşey vardı" Komutanım peki o adam Salim o nerde, beni bulursa öldürür. Korkum ölmek değil de arkadaşlarım var kurumda onlara çok çektirir komutanım..." Bana birşey olur korkusu değildi yaşadığım Murat'a Aslan'a Hafize anaya ve en önemlisi Selin'e birşey yapması korkuyordu beni...
"Korkma evlat, tutuklandı senin salim hemde yaralı... Detay veremem ama sadece kurumda çalışan bir memur değilmiş, devletten aldığı maaşını dağa yollayan, gözüne kestirdiği küçük çocukları terörist yapan bir şerefsizmiş... Bacağından vuruldu, artık kaçacak bir bacağı yok. O yüzden için rahat olsun...Ama bir an önce toparlanman lazım sınavın var bir haftaya bende sana yardım edeceğim, bunu sana borçluyum..." Dilim tutulmuştu mutluluktan sadece kafamı salladım...
"Şimdi önce doktorun gelip durumunu kontrol etmesini bekleyeceğiz ,sonra da kuruma gidip bir konuşalım bakalım, bir haftalığına seni yanıma alıyorum ve sınava da ben götüreceğim seni..."
Sanırım şansım dönüyordu, Kırcalı komutan benim en büyük şansım olabilirdi. Doktor gelip durumumu kontrol etti, o an ki patlamanın etkisiyle sanırım korkudan panik atak geçirip bayılmışım, bu patlama beni tetiklemiş, öyle dedi doktor... Belki de ailemle ilgili birşey ama hatırlayamıyorum.
Hazırlanıp kuruma gittik, bahçeye girdiğimizde karşımda ilk gördüğüm kişi Selin'di... Beni görünce koşarak boynuma sarıldı. "Serdar çok korktum sana birşey oldu sandım, çok şükür iyisin."dedi. Allah'ım biri bana bu günü yaşayacağımı söylese inanmazdım, kendimden bile sakladım sevdiğimi, şimdi kollarımın arasında mis gibi kokusuyla, bahar gibi kokuyor...
"Korkma selin,iyiyim geçti gitti şükür. O pis adamdan da kurtulduk. Artık kimse korkutamaz bizi... Seninle konuşmak istediğim birşey daha var ama, şuan vaktim yok, sınavı kazandım Selin! asker olacağım ben... "
Bu sefer daha sıkı sarıldı bana. Bu gün kalbim durmazsa bir daha da birşey olmazdı bana...
Komutan yanıma gelince utanıp ayrıldı benden, ahh benim yürek yangınım, narin çiçeğim.
Ben kendimi toplayınca , o da utanıp kaçtı yanımdan. Komutan ise bıyık altından gülüyordu. Bana müdürün odasını sordu ve kapıya kadar eşlik ettim. Ama benim içeri girmemi istemedi bende bahçede Murat'ı ve Aslan'ı beklemeye koyuldum...
Aradan biraz zaman geçince bana şaşkınlıkla koştuklarını gördüm, önce beni evirip çevirdiler, bende ne yaptıklarını anlamaya çalışıyordum...
"Lan peri misin cin mi? tek bir sıyrık bile yok. Koca örgütü çökerttin nasıl oldu ?"
" Sizin nerden haberiniz var oğlum , ben bile bilmiyorum ne olduğunu ,siz nereden duydunuz?" diye sordum. Televizyonda gördüklerini söylediler, ama beni göstermemişler salimden tanımışlar, çok
korktuk sana birşey oldu diye..."
" Korkmayın iyiyim, komutan kurtarmış beni ben bayılmışım hatırlamıyorum. Şimdi de müdürden izin almaya gelmiş sınava çalıştıracakmış beni, nasıl mutluyum anlatamam..."
" Çok şanslısın lan hadi göster kendini, kurtar bizi de buradan" birilerine umut olmak öyle güzel birşey ki, hele bir de çocuk yaşta başkalarına umut olduysanız... Biz çocuklarla konuşurken komutan geldi. Gitme vakti gelmişti, önce Hafize Ana geldi poğaça börek falan yapmış yolluk hazırlamış bana, sonra da kardeşlerime vedalaştım. Hepsi bol bol dua ettiler bana. Tam çıkacakken Selin seslendi arkamdan, dönüp baktım gözleri dolu dolu... Yanıma yaklaştı bir kağıt tutuşturdu elime " bu senin için gidince yalnız başına oku tamam mı ? birde şey kendine çok dikkat et." dedi ve gözünden bir kaç damla yaş süzüldü. Ah ah gönül ister ki o incileri al sakla koynunda ama şuan bunu yaparak ümit veremem sana kurban olduğum... Ellerimle sildim göz yaşlarını, " üzülme temelli gitmiyorum ya gidip geleceğim hemen" usulca salladı başını sakin göndermek istemiyormuş gibi beni... Yürek yangınım, hepsi bizim için bir daha gözünden yaş dökülmesin diye...
Komutanla birlikte yola çıktık , soruda soramıyorum. Ben nerde kalacağım acaba, evine alacak hali yok ya... Ben kendi kendime düşünürken geniş az katlı
bir binaya girdik... " Komutan neresi burası" dedim. "Sakin ol korkma evlat burası askeri lojman. Ben burada kalıyorum, sende bir hafta burda misafirim olacaksın."
İçeri girdiğimizde geniş koridorlu sessiz bir binayla karşılaştım normal apartmanlara karşı fazlasıyla sessiz ve ıssızdı... Eskimiş ahşap kapının önünde durduk, cebinden çıkardığı anahtarla kapıyı açtı komutan. Kendi içeri geçince başıyla gel dedi. Yüzü gülüyordu buraya geldiğim için mutlu olmuştu sınırım . Hayatım boyunca herkes bana kötü davranmıştı, babam olmadığı için bilmiyorum baba sıcaklığı ne demek, ama bu adam beni kör kuyulardan çıkarmış birde bana yardım ediyordu...
İçeri geçtiğimizde pekte büyük olmayan oldukça sade bir ev karşıladı beni. Benim için ise saraylardan güzeldi, kendime ait bir odam bile olmamıştı bu zamana kadar oysaki burası benim gibi biri için mükkemel sayılabilecek bir yerdi...
Eski tüplü televizyonu olan iki berjeri, birde üçlü koltuğu olan küçük bir salon vardı. Yerde ise halıdan bozma bir paspas içeri girerken ayakkabılarımızı çıkarmıştık demek ki temizliğe önem veren biriydi komutan...
Mutfak ise kutu gibi , iki gözlü bir ocak ufak bir tezgah. Tezgahın üzerinde iki fincan, bir cezve ve içinde kahve olduğunu düşündüğüm bir kavanoz. Birde minicik bir buzdolabı... Acaba kimi kimsesi yok mu diye düşündüm önce belki vardı ama uzaktaydı yada benim gibi kimsesizdi belki de... Yatak odası olduğunu düşündüğüm çıktı, elinde bir tişört ve bir eşofman altı birde havlu vardı...
"Duş almak istersin diye düşündüm. Rahat et sakın çekinme bir eksiğin varsa söyle alalım tamam mı ? sen duştayken bende yiyecek birşeyler hazırlayayım olur mu."
"Tamam teşekkür ederim komutan, bir eksiğim yok. "Benim için çok fazlasını yapmıştı daha fazla birşey isteyemezdim. Hazırladığı kıyafetleri ve havluyu alıp onu takip ettim banyo da ev gibi küçücüktü. Ama bu yaşıma kadar ilk defa bu kadar temizlendiğimi hissettim... Ayıp olmasın diye işimi hızlıca halledip çıktım duştan. Çıktığımda ise o hafızamda kalan güzel kokuyu duydum bana ailemle ilgili güzel şeyler hatırlatan o koku... Yumurtalı kızarmış ekmek kokusu. Annemle babamı hatırlamıyorum belki ama bu koku hep iyi hissettiriyordu bana....
" Sever misin ? " diye sordu komutan onu izlediğimi görünce... Kafamı salladım " ailemle ilgili hiç birşey hatırlamıyorum ama bu koku sanki bana güzel şeyler hissettiriyor" dedim. Gülümsedi,
" eğer bu kokuyu hstırlıyorsan iyi insanlardır, bir anne sadece sevgisiyle bir yumurtayı bu kadar lezzetli hale getirebilir bence " dedi.
"Bakalım beğenecek misin, elim lezzetlidir ama"
" Kötü olsa bile yerim, sen o kadar zahmet etmişsin abi" dedim. İlk defa ona komutan değil de abi diye hitap etmiştim.
" Sen iyi çocuksun serdar, inanıyorum ki bundan sonra ki hayatın iyi olacak, ben hep yanında olacağım" dedi.
"Çok teşekkür ederim sana , neredeyse o adamın beni kaçırmasına sevineceğim , yoksa nasıl karşılaşırdık seninle..."
"Nasipten öteye yol yok evlat " dedi... O konuştukça içim daha da rahatlıyordu ama kafamda bir kaç soru işareti dolanıp duruyordu. Masaya oturup Hafize ananın hazırladıklarını da koyup yemeye başlayınca, artık dayanamadım.
" Abi merak ettiğim bir kaç soru var müsadenle sorabilir miyim?" dedim çekinerek. Kafasını salladı evet anlamında çayını yudumlarken...
" Sorması ayıp ama abi sana sürekli komutan diyorum soyadını öğrendim ama adını bilmiyorum senin" dedim. Gülerek " haklısın evlat hiç fırsat olmadı ki tanışamadık seninle gel tanışalım. Benim adım Metehan KIRCALI"
"Bende Serdar ATAŞ. Adımdan nefret ediyorum o yüzden arkadaşlarım hiç ismimle seslenmezler" diyince...
" Adını o adam koyduğu için değil mi ?" dedi.
"Nerden biliyorsun bunu Metehan abi? dedim şaşırarak. " Benim asker olduğumu umuttum heralde oğlum, biraz araştırdım seni, eee sende adamı şikayete gelince onu sevmediğini anladım."
Tabi ya adam asker tanımadığı birini niye evine alsın ki...
"Peki abi bir sorum daha var bu son daha fazla şişirmeyeceğim kafanı..."
"Tabi haydi sor bakalım, benim cevap vermeyeceğim çok az soru vardır" dedi.
"Abi beni araştırdın anladım ama tanımadığın birini evine aldım nasıl güvendin bana? diye sordum.
"Ah evlat ah , senin sayende bir örgütü çökerttik nerdeyse, vatanına ihanet etmeyen biri, bana asla yanlış yapmaz diye düşündüm." bu söyledikleriyle koltuklarım kabardı ve bundan aldığım cesaretle o soruyu sordum...
" Çok sağol abi böyle düşünmen çok mutlu etti beni... Peki ailen nerde Metehan abi?... Bunu beklemiyormuş gibi boğazına kaçan çay ile öksürmeye başladı...
"Cevapsız sorularımın ilki buydu evlat ama anlatmaya çalışayım sana. Bende aslında senin gibi yurtta büyüdüm ama bir ailem vardı benim, istemediler beni yurda bıraktılar. Annemle babam ayrılınca sığdıramadılar hayatlarına beni. İkisi de evlendiler ama ben fazlalıktım o evlere. Belki başka çocukları da vardır şimdi ama ben onların oğlu, evladı olmadım hiç... Sonra kaybedecek kimsem olmayınca asker olmak istedim ki gözüm kara olsun daha iyi yapayım mesleğimi diye düşündüm. Böyle mesleğimi aşkla yaparken asıl aşkı buldum doğu köylerinin birinde gittiğim görevde... İlk görüşte aşık oldum hemde... Ama bu mesleği seçiyorsan düşmanının çok olacağını bil... Çok düşmanım vardı ama bu sefer hedef ben değil sevdiğim tek insandı ve bir senelik evliliğimizin sonu..."
Zorla yutkunduğunu hissettim.Derin nefes alıp " Çıktığım bir görevde bir telefon geldi, ben göreve gidince kaçırmışlar Fatoşumu... Önüme gelene sıktım mağaralarını patlattım... Sinirden ne yapacağımı şaşırmıştım. Sonra koşa koşa eve gittim , evde yoktu... Sonunda buldum onları ama beni tuzağa düşürdüler..." Gözleri buğulamış sesi titremeye başlamıştı.
"Gözümün önünde sıktılar hastaneye bile yetiştiremedim ellerimde verdi son nefesini..." O kadar üzülmüştüm ki haline masmavi gözleri koca cüssesiyle onu gören yıkılmaz kale sanardı. Oysa o yıkılmış bir harabeydi derdi olan anlardı sadece, sevdası ellerinde kaybolmuş ve belkide bir daha sevmemeye yemin etmişti... O sırada Selin düştü aklıma... On sekiz yaşında ki biri aşkı tanımlayamazdı belki ama gözümü açtığımdan beri seviyordum onu... Onu sevemeyeceğimden değil başıma kötü bir şey geleceğinden korktuğum için uzak durdum hep. On sekizinde Şimdi asker olursam bir süre daha uzak duracaktım ondan. Benden uzak durması ölmesinden iyidir değil mi ?...
Ben düşüncelere dalınca Metehan abi;
" Sen bu gün gördüğüm kıza sevdalısın değil mi? kızın gözlerinin içi gülüyordu sana bakınca..." Anlamıştı...
"Evet ama şuan kendime ait bir hayatım bile yok onu peşimden sürükleyemem abi..."
" Haklısın evlat ne desen haklısın bu konuda akıl alabileceğin en son kişiyim ben..."
Komutana mı üzülsem kendi derdime mi yansam biledim. O sırada Selin'in verdiği mektup aklıma geldi, yanlız okumamı söylemişti. O sırada komutan işi için dışarı çıkacağını söyleyince hemen peşinden mektubu çıkarıp açtım...
Bu mektubun Selin ile olan sevdamızın son hatırası olacağını bilmeden... Ah yürek yangınım, turna kuşum, hiç başlamadan biten sevdamın kahramanı...