Bölüm 6

1036 Kelimeler
Bölüm 6 Seher Ev işleri, Emine ablanın bitmek bilmeyen emirleri ve Bekir’in huzursuz edici varlığı arasında, ruhumun giderek küçüldüğünü hissediyordum. İçimdeki umut kırıntıları günden güne eriyordu. Bu evde herkesin gözü önündeydim ama sanki yoktum, görünmezdim. O sabah da güneş daha yeni yeni doğarken, avluda çamaşırları yıkamaya başlamıştım bile. Ellerim soğuk suda uyuşmuş, parmaklarım kızarıp çatlamıştı. Bedenim her geçen gün zayıflıyor, yorgunluk kemiklerime kadar işliyordu. Bedenim on beş yaşındaydı belki ama ruhum bu evde çoktan yaşlanmıştı. Bekir’in sesi bir anda kulağıma ulaştı. Olduğum yerde sıçrayıp arkama baktım. Bekir avlunun köşesinde, yere çökmüş, önündeki küçük taşları bir çocuğun oyunu gibi üst üste dizip bozuyordu. Başını kaldırıp bana bakmadı bile. O kendi dünyasında, ben ise kendi çaresizliğimde yaşıyordum. “Seher!” diye tiz sesiyle bağırdı Emine abla. Kapının eşiğinde, elleri belinde beni izliyordu. Yine verecek yeni bir iş bulmuştu bana. Bakışlarından belliydi. “Bekir’in odasını temizledin mi kız?” Başımı eğdim. “Temizledim abla.” “Güzel,” dedi memnuniyetle. “Şimdi git ağanın giysilerini ütüle. Akşama önemli misafirler gelecek. Onların yanında ileri geri konuşma. Sakın bir hata yapma.” “Tamam abla.” Sessizce odama geçtim. Ağanın odasına girip elbiselerini aldım. Kumaşların kokusu bana ağır geliyordu. Sanki her şeyde, her dokunuşta, bu evin karanlığı vardı. Ütüyü elime aldığımda parmaklarım titriyordu. Bu işi ilk kez yapıyordum. Elbiselerden birini ütülerken dalgınlıkla kumaşı hafifçe yaktım. Kalbim duracak gibi oldu. Ağanın kıyafetini bozmuştum. Emine abla bunu görürse beni affetmezdi. Telaşla giysiyi saklamaya çalışırken kapıda beliren gölgeyle irkildim. Emine abla kapıda, kollarını göğsünde kavuşturmuştu. Yüzü gergin ve tehditkârdı. “Ne yaptın kız, o elindeki ne? Ne sakladın arkana göster hele!” Panik ve korkuyla sustum. O, adımlarını sertçe bana doğru atarak kıyafeti elimden çekip aldı. Yanık izi görünce gözleri ateş saçtı. “Seni beceriksiz kız! Ağa bunu görürse ne der, biliyor musun sen? Beni dövdürmek mi niyetin hı!” Cevap veremedim. Çünkü cevabım yoktu. Emine abla kolumdan tutup beni sertçe odanın dışına itti. Beni tartaklarken ona karşı koyamadım. Beni yere attı. Saçlarımdan tutup ayağa kaldırdı. “Beceriksiz seni! Aptalsın aptal! İyi bir dayağı hak ettin!” Tokat attı, duvardan duvara çarparken saçlarımı yoldu. Bağırdım, ağladım, ‘yapma abla yapma gözünü seveyim vurma’ diye bağırsam da sesimi duyan olmadı. O sırada Bekir çıkıp geldi. “Vurma!” dedi sert bir şekilde. “Ona vurma!” “Sen karışma Bekir! Abinden dayak yemek istemiyorsan sus!” Bekir sopasını kaldırdı. “Ona vurma dedim!” diye bağırdığında Emine abla kolumu bıraktı. “İyi! Vurmuyorum sen de dellenme hadi git odana!” dedi Emine abla. Sonra bana baktı nefretle. “Çık gözümün önünden! Akşama kadar bahçede çapa yapıp soğan ekeceksin bugün! Başka bir hata yaparsan seni kazdığın toprağa soğan gibi gömerim!” Beni dışarı doğru itişiyle sendeleyip avluda yere düştüm. Taş zemin ellerimi parçalamıştı. Dizlerim de acıdı ama yüreğim daha çok sızladı. Oturup çocuk gibi ağlamamak için dudaklarımı ısırdım. Akan gözyaşlarımı sildim. Bu evde gözyaşlarımın değeri yoktu. Aslında yetim olanın ağlamaya hakkı bile yoktu. Teyzemin silmediği gözyaşlarımı el kapısında mı silecekler? *** Tarladan gelince Bekir’e teşekkür etmek istedim. Bekir’in yanına yavaşça yaklaştım, başımı hafifçe eğdim. “Acıktın mı?” diye sordum sessizce. Bekir bana bakmadı bile. Yalnızca başını salladı. Odasına geçip hazırladığım yemeği getirirken, içimdeki ağırlık her zamankinden fazlaydı. Ona yaklaşmak korkutuyordu beni. Onun ne zaman ne yapacağını kestiremezdim ki… Ama bugün beni o kurtarmıştı, bana zarar vermek bir yana zarar vermelerine bile karşı çıkmıştı. Bir de abisinden dayak yiyormuş anladığım kadarıyla. Ben kendime mi yanayım yoksa Allah’ın bu mazlum kuluna mı, bilemedim. Yemeği önüne koyup biraz geriye çekildim. Bekir, kafasını kaldırıp bana dik dik baktı. Bakışlarında yine o derin ve huzursuz eden ifade vardı. “Sen niye buradasın?” diye sordu aniden. Bekir yemeği almadan kalkıp gitti. Onun ardından bakakaldım. Deli dedikleri Bekir bile anlamıştı benim buraya ait olmadığımı. Ama ya diğerleri? Teyzem bile dinlemedi ki beni… Günler öncesini düşününce yüreğimde bir şey koptu sanki. Gözlerim doldu. Bilmiyordum neden buradaydım. Gidecek yerim bile yoktu ki benim… Teyzem bir boğaz eksilsin, biraz da bana bakmalarının karşılığını almış olmak için beni köyün zenginlerinden Hozan ağaya satmıştı. Teyzem bunca zamandır bana bakmıştı. Belki eniştem iyi biri olsa teyzem bu kadar acele etmezdi ama o da kocasının huyuna gidiyordu. Kocası ne derse teyzem de hep onun dediğini yapardı. Zaten Hozan ağayla evlenmem gerektiğini de ilk eniştem demişti. Eniştem bir şey derse teyzem zaten onu emir bilirdi. Sorgulama gereği bile duymazdı. Öyle yetişmişti kızamıyorum ki… *** Akşam üstüne doğru Emine ablanın sesi tekrar yükseldi. “Seher! Ağa birazdan gelir, sofrayı hazırla!” Mutfağa geçtim. Dizlerim ağrıyordu, ellerim yara bere içindeydi. Dayak yediğimle kalmıştım. Ağaya desem üstünü yaktım diye o da beni döverdi kesin. İnşallah Emine abla şikayet etmez beni Yemekleri masaya koyduktan sonra Emine ablanın kızgın bakışları altında sofrayı düzenledim. Ağa eve geldiğinde yanında birkaç adam daha vardı. Hepsinin yüzünde sert, karanlık bir ifade vardı. Onların yüzüne bakmaya cesaret edemedim. Hozan Ağa sofraya otururken Emine abla iki yüzlü bir sıcaklıkla gülümsedi. “Hoş geldin ağam, sofran hazırdır.” Hozan Ağa, ağır ağır başını sallayıp sessizce yemek yemeye başladı. Diğer adamlar onun işaretini bekleyip oturdular. Yemek bitince Emine abla beni çağırdı. Sofrayı toplarken bir şeyleri yere düşürdüm. O anda sert bir tokat yüzümde patladı. Emine ablanın gözleri nefret doluydu. “Beceriksiz kız! Bu evde seni bir şeyleri yak, kır dök diye beslemiyoruz!” Başımı eğip sesimi çıkaramadım. Gözlerim dolmuştu ama ağlayamıyordum bile. Bir anlık sessizlik oldu odada. Göz ucuyla baktığımda Hozan Ağa’nın beni izlediğini gördüm. Gözlerinde ilk kez bir ifade vardı. Acıma mıydı, yoksa öfke miydi, emin değildim. Emine ablaya sesini etmedi ama en azından ona destek de olmadı. Sonra diğer adamlarla birlikte sessizce odadan çıktı. O gece uyuyamadım. Bu evin duvarları üstüme üstüme geliyordu. Birkaç güne ya buradan kurtulacaktım ya da ölünceye dek bu duvarların arasında kaybolacaktım. Eğer Ağa beni kovarsa nereye gideceğimi de düşünmem lazımdı. Hele ki teyzemden parayı geri isterse eniştemle teyzem beni o eve hayatta sokmaz. Belki şehre gidip iş bulurdum. Bir başıma… Korkuyordum ama son çare yapacağım buydu. Şehre gidip kötü yola düşen bir kız vardı komşu köyden. Onu kötü adamlar satmışlar, kız en son dayanamayıp kendini öldürmüş… Ya benimde sonum böyle olursa? Öyle bir sondansa yaşlı ağanın çocuklarını doğurmak daha mı iyi bilemedim. Gözümde yaşlarla kemiklerim çatırdıya çatırdıya güç bela uyudum. Sonuma gün geçtikçe yaklaşırken uyku da gözüme girmez olmuştu, çünkü kanamamda her gün azalıyordu… ***
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE