Londra’nın kuzeyindeki Belmarsh Hapishanesi’nin taş duvarları, dışarıdaki yağmurun soğuğunu emerek içeriye buz gibi bir kasvet yayıyordu. Aras Karahan, on yıl boyunca Londra sokaklarında bir imparatorluk inşa etmişti; ancak şimdi o imparatorluğun kalıntıları arasında, bileklerindeki kelepçelerin soğukluğuyla baş başaydı. Hücresindeki küçük, yüksek pencereden süzülen solgun ışık, elindeki tek şeye çarpıyordu: Elif ve Deniz’in teknede kaybolurken zihnine kazınan o son silüeti. Aras, beton zemine oturduğunda zihninde Cem Soykan’ın kahkahası yankılanıyordu. Cem, fiziksel olarak yoktu ama kurguladığı o devasa mekanizma tıkır tıkır işlemeye devam ediyordu. Aras’ı "çocuk kaçıran bir suçlu" olarak yaftalamak, Cem’in vasiyetindeki en sinsi maddeydi. Dünya kamuoyu önünde Aras bir canavar, Cem ise k

