Bölüm 9: "Bazı Kapılar Açıldığında, Geri Dönüş Olmaz."
DEREN TİRYAKİ
Gördüklerim beynimde yankılanıyordu. Hayır, Tufan Amca yapmış olamazdı… O bunu yapmazdı, değil mi? Ama dosyadaki fotoğraflar, deliller, her şey aksini söylüyordu. Bir çıkış yolu bulmalıydım. Tufan Amca’yla Cengizhan ve Korkmaz’dan önce konuşmam gerekiyordu. Ama nasıl?
Cengizhan ve Korkmaz çıkmak için hazırlanıyordu. Tam sırasıydı. Onlara dönüp seslendim:
"Yanımda hiç kıyafetim yok. Eve gidip birkaç şey almam lazım."
Cengizhan hiç tereddüt etmeden cevap verdi:
"Adamları yollarım, alıp getirirler."
İçimdeki sabırsızlıkla başımı iki yana salladım. "Hayır, olmaz. Özel eşyalarıma kimsenin dokunmasını istemiyorum. Kendim almam lazım."
Cengizhan gözlerini kıstı, bir an için "olmaz" diyecek gibi durdu. Ama sonra iç çekerek başını salladı.
"İyi, tamam. Ama uzun sürmesin. Peşindekilerin ne istediğini hâlâ bilmiyoruz."
Onlarla birlikte kapıdan çıktım, adamlarından birinin arabasına bindim. Ama aklımdaki plan bambaşkaydı. Eve varır varmaz ön kapıdan girip apartmanın arka çıkışından kaçacaktım. Tufan Amca’yı bulmalıydım. Eğer bir yerdeyse, büyük ihtimalle gemideydi…
…
Planım tıkır tıkır işliyordu. Apartmanın önüne geldiğimizde, direksiyondaki adama dönüp “Burada bekle, hemen geliyorum,” dedim. Ancak adamın yüzündeki tereddüt ifadesinden şüphelendiğini anlamıştım.
"Dedim ki bekle!" Sesimi yükselttim. Kararlılığımı görünce istemeyerek de olsa sessiz kaldı.
Eve adım atar atmaz doğruca parke tahtasının altına sakladığım paraları almaya koştum. Yanımda para olmadan bu kaçışı sürdüremezdim. Parkeyi kaldırıp desteleri elime aldığım sırada, ayağıma bir şey takıldı. Eğilip aldığımda, toka olduğunu fark ettim.
Babam… Kazadan bir gün önce hediye ettiği toka. Yıkanmış, soluk mavi kumaşın üzerine dikilmiş minyatür bir ayıcık vardı. Boğazım düğümlendi. Gözlerimde biriken yaşları umursamadan açık saçlarımı toplayıp o tokayı taktım.
Bu, babamın bana son hediyesiydi.
Derin bir nefes alıp kendimi toparladım ve hızla apartmanın arka kapısına yöneldim. Dışarı çıktığım anda koşmaya başladım. Cengizhan’ın adamlarından hızlı olmalıydım. Köşeyi döner dönmez bir taksi çevirdim ve kendimi içine attım.
"Liman. Çabuk!"
Zaman kavramımı yitirmiştim. Eve girdiğimden beri kaç dakika, kaç saniye geçmişti bilmiyordum ama taksinin her dönüşüyle içimdeki gerilim artıyordu.
Limanın önünde indiğimde, duraksamadan babamın gemisine doğru koştum. Uzaktan Tufan Amca’yı gördüğümde içime bir nebze su serpildi. Ama zihnimde hâlâ dosyadaki fotoğraflar ve Korkmaz’ın söyledikleri yankılanıyordu.
Bildiğim her şey yıkılmak üzereydi.
Yaklaştıkça sesimi yükselttim. “Tufan Amca!”
Beni görünce gülümsedi. O an içimde bir çatışma başladı. Dosyadaki fotoğraflar gözümün önüne gelirken, karşımda bana her zaman şefkatle yaklaşan adam duruyordu. Böyle samimi gülümseyen biri kötü bir şey yapmış olamazdı, değil mi?
Düşüncelerimi bir kenara itip telaşla konuştum. “Gidiyoruz, hemen!”
Ne olduğunu sorgulamasına fırsat vermeden kolundan çektim. “Konuşmamız lazım, Tufan Amca. Hayat memat meselesi!”
Yüzü ciddileşti, sorgulamadan peşime düştü. Kendi arabasına biner binmez, arkasından gelen ani fren sesiyle irkildim. Başımı çevirdiğimde, Cengizhan’ın adamlarının peşimize düştüğünü fark ettim.
“Bas gaza, çabuk ol!”
Tufan Amca, dikiz aynasından gelen araçları görünce tereddütsüz gaza bastı. İstanbul’un dar sokaklarında izimizi kaybettirmeye çalışırken kalbim göğsümden çıkacak gibi çarpıyordu. Arkamı döndüğümde artık peşimizde araba olmadığını fark ettim.
Boğaz Köprüsü’nün ayaklarına vardığımızda, Tufan Amca arabayı ani bir hareketle durdurup dışarı çıktı. Onu takip ederken yüzündeki ifadeyi gördüm—korku, endişe, şaşkınlık… Ne ararsan vardı.
Daha fazla zaman kaybetmeden olaya girdim. Mezarlıktan başlayıp bugüne kadar olan her şeyi anlattım. Peşimdeki adamlardan kaçışımı, Cengizhan’ın beni evinde sakladığını, öğrendiğim gerçekleri…
Tufan Amca derin bir nefes aldı, bir süre sessiz kaldı. Sonra gözlerini gözlerime dikti, iki kolumu sımsıkı tutarak konuştu:
“Deren, sakın Cengizhan’ın yanından ayrılma! Seni sadece o koruyabilir. Benim yanımda ya da başka bir yerde güvende değilsin. İşler sandığından daha derin ve tehlikeli.”
Daha ne demek istediğini anlayamadan, etrafımız toz ve duman içinde kaldı. Sağdan ve soldan iki araç hızla gelip önümüzü kesti. Kaçacak yer kalmamıştı.
Tufan Amca’nın gözlerine baktım, ne demek istediğini şimdi daha iyi anlıyordum. Ama artık çok geçti.
Adamlar, bizi hızla arabaya bindirip uzun bir yolculuktan sonra tenha bir depoya getirdi.
Bağlandığımız sandalyeler sert ve rahatsızdı. Bileklerim iplerin arasında acıyla yanıyordu ama aklım, vücudumdaki ağrılardan daha fazla zonkluyordu.
Karşımızdaki adam, yüzünde sinsice bir gülümsemeyle bize bakıyordu. "Birazdan başınıza geleceklerin tek sorumlusu, birinizin babası, diğerinizin dostu." Diyince.
Bir an, zihnim durdu. Sözleri anlamlandıramıyordum. "Nasıl yani?" diye fısıldadım, gözlerimi iri iri açarak Tufan Amca'ya döndüm.
O ise başını öne eğmişti. Omuzları çökmüş, nefesi düzensizleşmişti. İçimde bir şeyler kopmaya başladı.
Sonunda dudaklarını araladı, sesi titriyordu: "Her şey buraya kadar, Deren... Buradan kurtuluşumuz yok."
“Ne oluyor, Tufan Amca?” diye bağırdım artık karşımdaki sır perdesinin aralanmasını istedim. “Bilmem gereken ne var?”
Tufan Amca derin bir nefes aldı, yüzünde yılların yorgunluğu ve pişmanlığı vardı. "Deren," dedi, sesi titrek ama kararlıydı. "Baban, Rusların konteynerlerini taşırken fark etmeden büyük bir girdabın içine düştü. Gemideki yükün uyuşturucu olduğunu anladığında, bunları denize attı ve gemideki kamera kayıtlarını aldı. Sizi korumak için yurt dışına götürüp izinizi kaybettirmek istedi ama o korkunç kazada her şey sona erdi."
Bu sözleri sindirmeye çalışırken, Tufan Amca sözlerine devam etti. "Ruslar bu durumu öğrendiğinde, kayıtların peşine düştü. Belkide o kaza kasıtlı bir cinayetti. Bu yüzden seni korumak için elimden geleni yaptım. Ama sonunda senin sağ olduğunu öğrendiler ve kayıtları bulmak için senin peşine düştüler. Kayıtlarda konteynerlerin nereye atıldığına dair görüntüler de vardı.”
Gözlerime baktı ve kararlılıkla ekledi, "Cengizhan'ın yanında kal demekle kastettiğim şey buydu. O ve ailesi seni koruyabilecek güçte. Bu belalarla başa çıkabilecek başka kimse yok.”
Bu sözler, yaşadığım durumun ciddiyetini gözler önüne seriyordu. Tufan Amca'nın beni koruma çabası, Cengizhan ve ailesinin yanında kalmamın tek güvenli yol olduğunun altını çiziyordu. Şimdi, ailemin katledenleri bulmak ve cezalandırmak için bu yolda cesaretle yürümem gerekiyordu.
Ama nasıl ?
…
Kafamdaki düşünceler birbiriyle yarışırken, babamın kayıtları nereye saklamış olabileceğini çözmeye çalışıyordum. Babamın böyle kritik belgeleri gizlemek için zekice bir yer seçmiş olacağından emindim. Aklımda bir dizi olasılık belirmeye başladı.
Belki de babam, sıradan görünmeyecek ama dikkat de çekmeyecek bir yere saklamıştı. Aklıma hemen ailemize ait eski yazlık geldi. Orası pek ziyaret edilmeyen, fakat her zaman bizde özel anılar barındıran bir yerdi. Babam, yazlık evin arka bahçesindeki eski ağaç kütüğünü kullanmış olabilir miydi? Çocukken oyun oynarken bile keşfedilmesi zor, harika bir saklanma yeriydi.
Ya da belki de babam ofisindeki dolapların arkasına gizlenmiş bir sürgülü bölmeye saklamıştır. Ofis, gözetimsiz bir anını yakalamak için maalesef en kötü yerdi; ama babamın birçok önemli toplantıyı orada yaptığını ve dolayısıyla burayı bir paravan olarak kullanabileceğini düşündüm.
Aklım sürekli alternatif çözümler arasındaki gelgitlerle doluydu. Şu anda önemli olan şey, bu çıkmaz durumdan kaçıp bu olasılıkları teker teker değerlendirmekti. Şüphelerim ve düşüncelerim beynimi doldururken, babamın ardında bıraktığı bulmacayı çözeceğimden emindim. Ama öncelikle kendimi buradan kurtarmak için odaklanmam gerekirdi. Dünyaya yeniden adım atmak için cesaret toplamalıydım.
Paslı kapı gıcırdayarak açıldığında, tüylerim ürperdi. İçeri giren iki iri yarı, sakallı adam odanın atmosferini tamamen değiştirdi. Biri kenarda beklerken, diğeri bana doğru yaklaştı. Her adımı havadaki gerilimi daha da artırıyordu.
"Soğuk ve alaycı bir tonla, "Bu kadar güzel birini burada ağırlamak istemezdim," dedi. Aksanlı Türkçesi kulağımda yankılanırken, elinin tersiyle yüzüme dokundu ve midemde tiksinti uyandıran bir dalga hissettim.
Onun varlığı boğucu bir gölge gibi üzerime çökerken, başımı çevirip tiksintimi gizlemeye çalıştım. Odanın kasveti her geçen saniye üzerime daha fazla ağırlık yapıyordu.
Buradan kurtulmak için soğukkanlılığımı korumam gerektiğini biliyordum. İçimde bir kaçış planı yapma isteği giderek büyüyordu. Doğru anı bekleyip harekete geçmek için içimdeki cesareti ve kararlılığı toplamalıydım. Korkuyu bir kenara bırakıp, bu tehdit edici atmosferle başa çıkmanın bir yolunu bulmalıydım.
"Ona dokunmayın! Kızın hiçbir şeyden haberi yok!" diye bağırdı Tufan Amca, sesi hem çaresizlik hem de öfkeyle doluydu. Bana dokunan adam, bu sözleri duyduğunda gözlerinde tehditkâr bir ifade belirdi ve hızla dönerek Tufan Amca'ya sert bir yumruk savurdu.
Darbenin şiddetiyle Tufan Amca yere sendeleyerek düştü, ağzından kan sızıyordu. Yine de pes etmeyerek, gururunu inkar edercesine, ağzındaki kanı toplayıp adamın ayağının üzerine tükürdü. Bu hareket, diğer adamın sinirlerini daha da alevlendirdi. Hemen öne atılarak Tufan Amca'yı fena halde dövmeye başladılar.
O an çaresizliğimi derinden hissettim. Tufan Amca’nın cesurca karşı koyuşunu görmek bir yandan içimi burkarken, diğer yandan dışarı çıkış yolunu arama isteğimi daha da artırdı. Bu acımasız adamların elinden kurtulup bu işkenceyi sonlandırmak, her geçen saniye daha da öncelikli bir hedef halini alıyordu.
Tufan Amca gözlerimin önünde dövülürken ağzımdan çıkan her küfür, çaresizliğimin yeni bir ifadesi gibiydi. İçimden ona yardım etmek isterken elimden bir şey gelmiyordu. O anda, adamlardan biri hızla yanıma gelip saçlarımdan tuttu ve beni geriye doğru çekti. Çekmenin etkisiyle tokam yere düştü.
Elleri ve kolları bağlı olan biri olarak, çaresizlik içinde kıvranıyordum. Yüzünü yüzüme yaklaştırırken nefesi tenime deyip geçiyordu; bu iğrenç koku, tedirginliğimi daha da artırdı. Yakınlığından kaynaklanan tehdit, etrafımı kuşatan sıkıntılı bir atmosfere dönüşüyordu.
Her ne kadar korku dört bir yanımı sarmalama çalışmalarında bulunsa da içimdeki direnci kaybetmemeye çalışıyordum.
Yoksa Tufan amcanın dediği gibi “Her şey buraya kadar mıydı? Buradan kurtuluşumuz yok muydu ?
Tam her şeyin daha da kötüye gideceğini düşündüğüm bir anda, deponun büyük kapısı şiddetle arkasındaki duvara çarparak açıldı. İçeriye giren gölge, ortalığı kasıp kavuracak bir fırtınanın habercisiydi. Gözümün kenarından Cengizhan’ı gördüm.
Cengizhan, kararlı bir bakışla odayı taradı ve hızlı bir hareketle beni saçlarımdan tutan adamı kolundan vurdu. Adam, acı dolu bir haykırışla geri çekildi, ellerinden kurtulmuştum.
Kapının arkasından Cengizhan'ın adamları da içeri dalarak odaya yayıldı ve içerideki diğer adamlarla çatışmaya başladılar. Silah sesleri arasında, kırık sandalyelerin ve devrilen kutuların sesleri yankılanıyordu. Ortalık kelimenin tam anlamıyla karışıktı; dikkatler başka yönlere dağılmışken, avantaj bizim tarafımıza geçmişti.
Ancak bu kargaşadan faydalanan iki sakallı adam hızla arka kapıya doğru ilerleyerek kaçmayı başardı. Gözlerden uzaklaşıp ortadan kayboldular.
Cengizhan ve adamlarının müdahalesi sayesinde, tehditten kıl payı kurtulmuş gibiydim. Bu kaotik ortam, yerini bir nebze de olsa güvene bırakıyordu. Yaşadığım bu dehşet dolu anların ardından, Cengizhan yanımda durarak cesaretini ve yardımını hissettirdi. Cengizhan öfkesini bastıramadan bana döndüğünde yüzünde hem hayal kırıklığı hem de kızgınlık vardı. Bakışları, ihmalkâr davranışlarımın bizi nasıl bir tehlikeye attığını açıkça ifade ediyordu.
"Beni arabada bekle," dedi, sesi güven verici olmaktan çok kararlı ve otoriterdi. Bu sözleri, yersiz bir cesaretle Cengizhan’ın adamından kaçışımı ve Tufan Amca'yla konuşmak için yaptığım gereksiz tehlikeye atılışımdan dolayı hissettiği öfkeyi gizlemiyordu.
Korumayı atlattıktan sonra, Tufan Amca'ya ulaşmak istemiştim. Ancak peşimizdeki adamların farkına varamayacak kadar dikkatsiz davrandım, bu da Cengizhan'ın işleri düzeltmek için müdahale etmesine sebep olmuştu. Onun öfkesinin ardında beni koruma içgüdüsü vardı, ama yaşananların ciddiyeti bu duyguyu gölgede bırakıyordu.
Adamları, Tufan Amca’yı ayrı bir araca alarak güvenli bir şekilde kendi mekânlarına götürmek için harekete geçti. Bu durumun ciddiyetini tamamen kavramıştım, daha dikkatli ve temkinli olmam gerektiğini anladım. Arabaya doğru giderken, Cengizhan’ın bakışlarından hala süzülen kızgınlık silinmemişti. Şimdi, tüm bu olaylardan sonra onunla yüzleşmek ve durumu düzeltmek için bir fırsat kollamam gerekecekti.