Bölüm 11:”Gözlerimde Saklı”
DEREN TİRYAKİ
Sabah uyandığımda yataktaydım ama ne zaman ve nasıl gelmiştim buraya? Gece hâlâ bulanıktı. Yataktan fırladım ve duşa girdim. Akşam olanları hatırlamaya çalışıyordum ama biraz daha ayılmam gerekiyordu galiba. Su, tenime değdikçe hafızamı zorlamaya başladım. Cengizhan... Şarap... Spor salonuna doğru yürüyordum ama sonrası? Gözlerimi kapattım, zihnimde silik görüntüler beliriyordu. Ama netleşmiyordu.
Duştan çıktığımda aşağıdan mis gibi kokular geliyordu. Cengizhan gerçekten yemek işinden anlıyordu. Üzerimi giyerken düşündüm bugün ona dünkü olup biten her şeyi anlatacaktım. Ama hâlâ Tufan amcanın Cengizhan’ın gemisinde ne işi olduğunu bilmiyordum. Bunun da bir cevabı olmalıydı.
Hızlıca saçlarımı toplayıp aşağıya indim. Masa hazırdı. Cengizhan mutfaktan elinde menemen yaptığı tavayla çıkıyordu. Salonda göz göze gelince, alaycı bir ifadeyle, "Ooo, Deren Hanımlar da uyanmış! Kahvaltınız hazır, Deren Hanım, lütfen buyurun!" dedi.
Evet, belki de haklıydı. Hem evinde kalıyor, hem yaptığı yemekleri yiyor, hem de hiç yardım etmeden masanın başına kuruluyordum. Masaya oturup "Ellerine sağlık." dedim. Tabağım bitmek üzereyken arkama yaslandım. Dünkü depoda olup biten her şeyi anlatınca elindeki çatalı bırakıp tüm dikkatini bana verdi.
Sözlerimi bitirdiğimde, "Sence kayıtlar nerededir?" diye sordu.
Aklıma gelen ilk yer, "Babamdan kalan eski yazlıkta olabilir." dedim.
"O zaman bugün oraya gidiyoruz." dedi.
"Korkmaz, Tuğçe’yi de alsın, onlar da gelsin." dedim.
Başını onaylar gibi sallayıp Korkmaz’ı aradı ve söyledi.
"Öğlen çıkalım o zaman." dedi.
"Tamam." dedim.
Kahvaltımız bitikten sonra masayı toplayıp bulaşıkları hallettim. Birer kahve yaptım. Ben havuz başına geçerken, o koltukta bilgisayardaydı. Havuzun önündeki cama gelince yere dökülmüş olan şarabı ve şişeyi fark ettim. Akşam içtiğimiz şaraptı. İçimde bir ürperti hissettim. Dün akşam ne olmuştu? Elimi şişeye uzattım ama bir şey değişmedi. Gözlerimi kapattım, hafızamı zorlamaya çalıştım. Cengizhan’ın bana yaklaştığını... Kalbimin nasıl çarptığını hatırlıyordum ama sonrası? Bir bulanıklık... İnşallah utanacağım bir şey yapmamışımdır, diye dua ettim.
Havuzun başından salona geçerken, Cengizhan’ın arkasında durup, "Havuzun başındaki akşam içtiğimiz şarap değil mi? Neden orada?" diye sordum.
Kafasını kaldırmıyordu ama arkadan gamzesinin çukurunu görüyordum. Hafifçe omzunu silkti ve alaycı bir ses tonuyla, "Bilmiyorum, öğrenirsen bana da söyle." dedi.
İçimde bir şeyler sıkıştı. Dün gece gerçekten ne olmuştu?
Saat öğlene yaklaşırken Cengizhan’ın aşağıdan sesi geldi.
“Deren, hadi hazırlan, çıkalım!”
Hızlıca hazırlandım. Yazlık Şile’deydi. Aşağı indiğimde Cengizhan bana kaçamak bir bakış attı ve gözlerini üzerimde gezdirip kaşlarını kaldırdı.
“Üzerindekileri değiştir, hava soğuk,” dedi.
Altımda kısa bir etek, üstümde askılı bir crop vardı. O an elime ne geçtiyse onu giymiştim zaten. Benim odamda dolap olmadığı için bütün kıyafetlerim Cengizhan’ın dolabındaydı.
“Ne var üzerimde? Ayrıca hava soğuk değil,” dedim, umursamaz bir tavırla vestiyerden ceketimi alıp kapıya yönelerek.
Tam kapıyı açacakken kolumdan tuttu ve beni kendine çevirdi. Gözleri benimkileri kilitledi, ardından bir adım daha attı.
“Üşürsün,” dedi, sesi alçak ve tehlikeliydi.
Geriye doğru attığım her adımla sırtım duvara yaklaşıyordu. Sonunda sert yüzeye çarptığımda aramızda sadece bir karış mesafe kalmıştı.
Ne demek istediğini anlıyordum. Ama ona istediğini vermeyecektim.
Nefesi dudaklarıma değdiği an, gece yaşananlar film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Hatırlıyordum. Ama hatırlamıyormuş gibi yapacaktım.
Kalbim ağzımdan çıkacak gibi çarpıyordu. Gözlerimi kaçırdım ama dudaklarımın titremesini engelleyemedim.
Cengizhan başını hafifçe eğdi, dudaklarını neredeyse yanağıma değdirecek kadar yaklaştırdı.
“Kalbinin sesini duyabiliyorum,” diye fısıldadı.
Göğsüm yükselip alçaldı, nefesimi tuttum. Gözlerimi kaçırırken ellerimi yumruk yaptım ama Cengizhan’ın gözleri içime işliyordu.
Belime doladığı koluyla beni daha da kendine çekti.
İç sesimi de duyabiliyor muydun, Cengizhan? Çünkü içimde kıyamet kopuyordu.
Bir anlığına ben de nefesimi dudaklarına üfledim, sanki onun üzerimde kurduğu baskıyı geri itmek ister gibi. Belimdeki elini yavaşça indirip hızla kapıya döndüm ve açıp dışarı çıktım.
Tam o sırada kapıda Korkmaz’la burun buruna geldik. Yüzünde her zamanki gibi alaycı bir ifade vardı.
“Ne haber güzelim, bu ne acele? Yoksa içeride korkunç biri mi var?” dedi, kaşlarını manidar bir şekilde kaldırarak.
Ona ters ters bakarken Cengizhan içerden çıktı ve Korkmaz’ın yüzüne pek de hoş olmayan bir bakış attı. Korkmaz hafifçe gülerek, “Tamam tamam, bir şey demedik. Tuğçe’yi alıp geleceğim,” dedi ve yürüyüp asansöre bindi .
Biz de Cengizhan’la aşağı inip arabaya bindik. Tam kemerimi takmak için elimi kaldırmıştım ki, o benden önce davrandı. Üzerime eğildi, emniyet kemerimi yavaşça çekip taktı. Yakınlığı nefesimi kesiyordu.
Belli ki bundan sonra işim daha zordu. Bu adam beni her fırsatta böyle sıkıştıracak mıydı?
Kafamı hızla camdan tarafa çevirdim ve yol boyunca sessiz kaldım.
Yazlığa vardığımızda kapının önünde durup saksının altındaki anahtarı aldım. İçeri girdiğimizde, yıllardır kimse gelmediği için her yer toz içindeydi. Koltukların üzerinde beyaz çarşaflar örtülüydü. Sessizce bar aynasının önüne yürüdüm.
Aile fotoğraflarımız…
Camın arkasından bana bakan tanıdık yüzleri gördüğüm an gözlerim doldu. Çerçeveleri elime alıp tozunu sildim ve ters çevirdim.
Ama şimdi buna zaman yoktu. İşe koyulmalıydık.
Babam kayıtları nereye saklamış olabilirdi?
Tam o sırada Korkmaz ve Tuğçe de gelmişti. Onlar alt kattaki odaları ararken ben üst kata çıktım. Babamın odasına girip kitaplığı, yatağı, çekmeceleri her yeri didik didik ettim. Oradan çıkıp kardeşim Deniz’in odasına girdim. Aynı şekilde her yere baktım ama yine de hiçbir şey bulamadım.
En son kendi odama yöneldim. Kapıyı açtığımda Cengizhan içerideydi.
Çocukluk fotoğraflarıma bakıp gülümsüyordu.
Birden elinden çekip fotoğrafı aldım. Şaşırmış gibi gözlerime baktı.
“Küçükken de çok tatlıymışsın,” dedi, yüzünde o sinir bozucu gülümsemeyle.
Aman Allah’ım… Bu adamın bu halleri beni mahvediyordu.
Odada sağı solu aramaya devam ederken, birden ayaklarımın arasından hızla geçen bir şeyin gölgesini fark ettim. Küçük bir fare…
İrkilerek çığlık attım ve refleks olarak Cengizhan’ın kucağına atladım. O da aniden yakalayınca, birlikte yatağın üstüne düştük.
Bir an gözlerine kilitlendim.
Yine çok tehlikeli bir mesafedeydik. Gözleri hafifçe kısılmış, dudakları bana fazlasıyla yakındı.
Tam nefesimi tutmuşken, kapıdan gelen öksürük sesiyle irkildim.
Hemen doğrulup üstümü düzelttim. Kapıda Korkmaz ve Tuğçe duruyordu.
Cengizhan Korkmaz’a dönüp, “Şimdi mi, gerçekten?” diye sordu.
Korkmaz yine alaycı bir şekilde sırıtarak Tuğçe’ye döndü. “Hadi Tuğçe, korkacak bir şey yokmuş. Gel, biz aşağı inelim,” dedi ve ikisi de kahkahalar eşliğinde uzaklaştı.
Zaten hiçbir şey bulamamıştık ama aklımda kalan son bir yer vardı:
Arka bahçedeki ağaç ev.
Hepimiz mutfak kapısından geçerek bahçeye çıktık. O sırada Tuğçe birden durup bana döndü.
“Deren, hatırlıyor musun? Küçükken buradan düşüp başını yarmıştın ama hiç ağlamamıştın. Ayhan amca bile seni o halde görünce ağlamıştı ama senden bir damla yaş akmamıştı,” dedi.
Gözlerim yine doldu. Babam…
Ağaç evin etrafında dikkatlice araştırmaya başladık ama tam o sırada gökyüzü birden karardı ve bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı.
Koşarak içeri girdik.
Yağmur o kadar şiddetliydi ki, sırılsıklam olmuştuk.
Bir saat sonra yağmur dindiğinde, üşümüş ve titremiş bir halde araçlara binip eve döndük.
Eve girdiğimizde içimde garip bir halsizlik vardı. Yağmurdan sırılsıklam olmuş, hâlâ kuruyamayan saçlarım omuzlarıma yapışmıştı. Üzerimi değiştirip bir an önce sıcak bir şeyler giymeliydim.
Merdivenlere yöneldiğimde, birden aklıma Tufan amca geldi.
Cengizhan’a dönüp, “Korkmaz’ı uyar. Tuğçe’ye Tufan amcadan bahsetmesin,” dedim.
Cengizhan hafifçe gülümseyerek, “Senin şimdi düşündüğünü ben sabah düşündüm bile, canım,” dedi.
Ne dedi o? “Canım” mı dedi?
Ne oluyordu böyle… Her şey bu kadar hızlı gelişemezdi. Başım dönüyordu.
Koşar adım merdivenleri çıktım ve doğruca Cengizhan’ın odasına girdim. Dolaba yöneldim, üst raftan birkaç kıyafet almak için uzandım.
Tam o sırada, arkamda bir sıcaklık hissettim.
Aniden döndüm ve sanki duvara çarpmış gibi geriye sendeledim.
Ama hayır…
Bu bir duvar değildi.
Başımı yukarı kaldırdığımda, Cengizhan’ın elinde uzanıp alamadığım tişörtü tuttuğunu gördüm. Çarptığım şey ise onun sert göğsüydü.
Tişörtü bana uzatarak hafifçe eğildi.
“Bunu mu almak istemiştin, güzelim?” diye sordu, sesi kısık ve alaycıydı.
Ne? Ne dedi?
“Güzelim” mi dedi?
Kendime gelmeye çalışarak ellerimi göğsüne dayadım ve onu itmek istedim ama kımıldamadı bile. Gücüm ona yetmiyordu. Yine sıkışıp kalmıştım.
Kaçmalıydım.
Bir hamleyle kolunun altından eğilip sıyrıldım ve odanın kapısına yöneldim.
Tam çıkarken arkamdan seslendi, “Bunu unuttun, güzelim.”
Geri dönüp elinden tişörtü kaptığım gibi odama doğru koştum. Kapıyı hızla kapattım .
Kalbim çılgınlar gibi çarpıyordu.
Parmaklarım dudaklarıma gitti…
Akşam yaşananlar gözümün önüne geldi.
Hayır, hayır, kendime gelmeliydim.
Başımı sallayıp derin bir nefes aldım. Duşa girmem gerekiyordu.
Yatağın üzerine kıyafetlerimi bıraktım ama iç çamaşırı almayı unuttuğumu fark ettim.
İç çamaşırlarım Cengizhan’ın odasındaydı.
Her seferinde onun odasına mı girecektim?
Bir an önce bu odaya bir dolap almamız gerekiyordu.
İç çekerek kapıyı açtım ve sessizce koridora çıktım. Cengizhan’ın odasının kapısı aralıktı.
İçeri kafamı uzattım.
Yoktu.
Bu iyi bir şeydi. Hızla dolaba yöneldim, ihtiyacım olanları aldım ve çıkmak üzereydim ki…
Banyodan çıkan Cengizhan’la burun buruna geldim.
Üzerinde sadece boxer vardı.
Ve yine göz gözeydik.
Bacaklarım kilitlenmiş gibiydi.
Saniyeler geçmiyor, zaman durmuş gibi hissediyordum.
Cengizhan gözlerini yavaşça elimdekilere kaydırdı.
İşte şimdi daha da kötü olmuştum.
Yüzüm alev alev yanıyordu.
Hiçbir şey demeden hızla odadan fırladım, kendi odama girip kapıyı kapattım.
Ve nefes nefese kalmış bir halde arkamı yasladım.
Ne yapıyordum ben?
Kendime gelmeliydim.
Hemen banyoya girip suyu en soğuk tarafa çevirdim.
Soğuk suyun şok etkisiyle irkildim ama tam da ihtiyacım olan şey buydu. Şu an hiç aklı başında biri gibi davranmıyordum.
Duştan çıktığımda saçlarımı bile kurutmadan yatağa uzandım.
Gözlerim yavaşça kapanırken, üzerimde hem bir halsizlik hem de hafif bir baş ağrısı vardı…