1.Tehlike
Gece, şehrin üzerine ağır bir battaniye gibi çökmüştü.
Rüzgâr, ıssız sokakların arasında kaybolurken yalnızca uzak bir yerden siren sesleri duyuluyordu. Şehrin ışıkları bu gece her zamankinden daha soluktu; sanki karanlık sokaklara sinmiş, saklanmış bir şey vardı.
Liya, adımlarını hızlandırırken nefesindeki titremeyi bastıramadı.
Yürümüyor, koşmuyordu… kaçıyordu.
Arkasına bakmamaya çalışsa da her gölge ona düşman bir siluet gibi görünüyordu.
“Elimdeki bu dosya yüzünden ölürsem… yazık,” diye fısıldadı kendine.
Ama bu dosyadan vazgeçerse yaşayacağının da garantisi yoktu.
Çantasında sakladığı belgeler bir mafya ailesinin yıllardır gizlediği kirli işlerin anahtarıydı. O belgeleri ele geçiren herkes ya kaybolmuş ya da sessizce öldürülmüştü.
Şimdi sıra kimdeydi?
Elbette onda.
Uzakta ayak sesleri duyuldu. Önce hafif, sonra net.
Liya’nın yüreği ağzına geldi.
Kaçtıkça peşine daha çok düşüyorlardı.
Sokağı döndü, nefesi kesildi.
Önüne iki adam çıktığında artık saklanacak yer kalmamıştı.
Siyah giysili, geniş yapılı, yüzleri gölgede saklı adamlar.
Sanki gecenin içinden çıkmışlardı.
“Bitti,” dedi iri olan. “Güzel oyun oynadın ama buraya kadarmış.”
Liya çantasını daha sıkı tuttu.
“Uzak durun benden.”
“Senden bir şey istemiyoruz,” dedi adam sinsice, “yanındaki belgeleri istiyoruz.”
“Onları almadan çekip gideceğim,” dedi Liya.
Sesi korkuya rağmen kararlıydı.
Tam kaçacak gibi yapmıştı ki adam kolunu yakaladı.
Liya’nın nefesi kesildi, korkudan değil, koluna saplanan acıdan.
“Bağırma,” diye tısladı adam. “Kimse duymaz zaten.”
Liya bir anda bileğini çekip kurtuldu, geri adım attı.
Ama karşılarındaki iki adamın gözlerindeki kararlılık, bu geceyi sağ çıkamayacağını haykırıyordu.
Tam o anda…
Sokağın sessizliğini bir motor sesi yırttı.
Öyle sıradan bir motor sesi değil; ağır, metalik, tehditkâr bir ses.
Liya’nın kalbi bir anda duracak gibi oldu.
Farlar sokağı aydınlatınca iki adam irkildi.
Motor hızla yaklaşıp adeta duvara çarpar gibi hemen yanlarında durdu.
Motorun üzerinde siyah deri montlu, kasklı bir adam vardı.
Bir süre hiçbir şey söylemedi, sadece bekledi.
Bu sessizlik bile iki adamı terletmeye yetmişti.
Kask yavaşça çıkarıldığında Liya gözlerine inanamadan baktı.
Simsiyah saçlar, keskin hatlı bir yüz, dudaklarının kenarında hafif ama tehlikeli bir çizgi…
Ve gözler.
Dışarıdan bakınca soğuk.
Ama içinde sürekli yanan karanlık bir ateş varmış gibi.
Adamın adını söylemeye cesaret eden olmadı ama Liya duymuştu:
Aras Kağan.
Yeraltı dünyasının en genç ve en acımasız liderlerinden biri.
Onu görüp sağ kalan çok azdı.
Adamların yüzündeki korku, Liya’nın hâlâ anlayamadığı bir gerçeği doğruluyordu:
Aras burada olmamalıydı.
Ama buradaydı.
Aras, motosikletten indi ve ağır adımlarla adamlara yürüdü.
Adımlarındaki sakinlik bile tehditkârdı.
“Bu bölge size mi ait oldu?” dedi buz gibi bir sesle.
İki adam birbirine baktı.
“Biz sadece—”
“Sorduğuma cevap ver,” dedi Aras, sesi bir adama değil, bir mahkûma emir veriyormuş gibi.
Adamlar geri çekilmeye başladı, belli ki Aras’ın karşısında duracak cesaretleri yoktu.
Aras, yerdeki küçük çantayı fark edince eğildi, aldı.
Gözleri bir anlığına Liya’ya kaydı.
Bir saniye.
Ama Liya o saniyede içinde bir şeyin kırıldığını hissetti.
Ye içten bir korku, ye adını koyamadığı bir çekim.
Aras çantayı ona uzatmadı.
Sadece elinde tuttu.
“Bu sokak,” dedi Aras, Liya’ya bir adım yaklaşarak,
“senin gibi insanları yutar.”
Liya geri çekildi.
“Ben… sadece geçiyordum.”
“Yalan.”
Aras’ın sesindeki kararlılık Liya’yı afallattı.
“Bu sokaktan kimse tesadüfen geçmez.”
Liya öfkelendi.
“Eğer beni bu adamlardan kurtardıysan teşekkür ederim. Ama artık gidebilirim.”
Aras’ın gözlerinde bir anlık kıvılcım belirdi.
“Teşekkür etme. Borçlanma.”
Çantayı ona uzattı.
Ama uzatırken parmakları Liya’nın parmaklarına hafifçe değdi.
Liya, o temasın elektrik gibi içini titrettiğini hissetti.
Aras ise hiçbir şey olmamış gibi elini çekti.
“Bu gece seni gördüm,” dedi Aras, karanlığa doğru yürürken.
“Umarım bir daha görmem.”
Liya, neredeyse nefesi kesilmiş gibi ona baktı.
Ama Aras’ın gözlerinde bir şey vardı:
Sanki bu son görüş olmayacaktı.
Aras motosiklete bindiğinde, gece yine sessizleşti.
Motor sesi karanlığa karıştığında Liya hâlâ olduğu yerde duruyordu.
O an anlamıştı.
Bu gece sadece ölümden kurtulmamıştı.
Aynı zamanda bambaşka bir tehlikenin içine düşmüştü.
Ve bu tehlikenin adı…
Aras Kağan’dı.
Liya, Aras’ın motosiklet sesi uzaklaşırken hâlâ olduğu yerde donup kalmıştı.
Nefesi düzensiz, kalbi göğsünü yırtacak gibi atıyordu.
Bir yandan korku vardı, bir yandan da garip bir merak.
O adam… sıradan bir insan değildi.
Ve Liya bunu hissetmişti.
Küçük çantayı sıkıca kavradı, adımlarını hızlandırarak dar bir arka sokağa girdi.
Her köşe başı bir tehlikeye açılan bir kapı gibiydi.
Ama Liya’nın aklında tek bir düşünce vardı: Hayatta kalmak.
Adımlarını dikkatle seçerken bir anda ayağı bir çukura takıldı ve neredeyse yere kapaklanıyordu.
“Bunu yapamam,” dedi kendi kendine. “Hayatta kalmalıyım.”
Ama kalbinin içindeki o ürkütücü heyecan, korkusuyla yarışıyordu.
Aras Kağan… onun hayatına aniden girmişti ve Liya bunu istemese de etkilenmişti.
Sokağın köşesinden bir araba geçti; farlarıyla Liya’yı aydınlattı ve kısa bir anlığına silueti görünür oldu.
Hızla kenara çekildi. Aracın içinden çıkan adam, sanki onu takip ediyormuş gibi kısa bir bakış attı.
Liya’nın kalbi tekrar hızlandı.
Ama hızla geri çekildi; arabayı gözden kaybettirdi.
Derin bir nefes aldı ve çantasını omzuna sıkıca yerleştirdi.
“Artık evime gitmem lazım,” diye fısıldadı.
Ama evine gidebilmesi için önce bu sokaktan kurtulması gerekiyordu.
Tam o sırada birdenbire arkasında bir ses duydu:
“Korkarak mı koşuyorsun, yoksa eğlenerek mi?”
Liya irkildi ve arkasına döndü.
Ama kimse yoktu.
Sadece gece… sessiz ve tehlikeli gece.
Ama sonra, o tanıdık ağırlık ve kararlılık geldi aklına.
Aras Kağan… yine gözlerinin önüne gelmişti.
O adamın sükûneti, soğuk karizması… Liya’yı hem korkutuyor hem de istemediği bir şekilde çekiyordu.
Adımlarını hızlandırarak bir binanın gölgesine sığındı.
Nefesi kesilmişti. Ellerini çantasının saplarına sıkıca sararak kendine geldi.
“Tamam Liya… sakin ol,” dedi. “Sadece eve ulaşmalısın.”
Ama Liya bilmeden yanlış bir yola sapmıştı.
Arka sokak, Aras’ın denetimindeki bölgenin tam ortasına açılıyordu.
Ve o bölge… bir kez içeri girersen, çıkmanın kolay olmadığı bir yerdi.
Aras, motosikletini park edip sokağı dikkatle izliyordu.
O andaki içgüdüsü, Liya’nın yalnız olmadığını hissetmesine yetmişti.
Ama aynı zamanda bir uyarı vardı: Bu kadın, onun dünyasına adım atmıştı.
Ve Aras Kağan, kimseye karışmazdı.
Ama bu gece… Liya’yı fark etmesiyle işlerin kontrolünden çıkabileceğini hissediyordu.
Liya, sokağın sonunda eski, bakımsız bir kapı gördü.
Burası terk edilmiş bir depo gibiydi; ışık yok, sessizlik her şeyi örtüyordu.
Hızla içeri girdi ve kapıyı arkasından kapattı.
Kalbi hâlâ deli gibi atıyordu.
Ama Liya, kısa bir süreliğine de olsa güvenli bir yer bulduğunu düşündü.