Hiçbir şeyden korkmayan bir adam…Ve onun karanlığına adım atan bir kadın.Aras Kağan, yeraltı dünyasının adını duyunca bile titreyen patronu.Soğuk. Acımasız. Asla kimseye güvenmeyen biri.Dokunduğu herkesi kendine bağlayan, uzak durduğu herkesi diz çöktüren bir karanlığa sahip.Liya Serez’in tek istediği ise hayatta kalmak.Bir gecede her şeyini kaybetmiş, sakladığı sır yüzünden herkesin hedefi hâline gelmiştir.Hiç bilmeden Aras’ın savaşının tam ortasına düşer.Ve Aras’ın ilk kuralı bellidir:“Yakınıma kimseyi almam.”Ama Liya’nın gözlerindeki o korku ve inat, yıllardır gömdüğü bir şeyi uyandırır.Onlar birbirine dokunmamaya çalıştıkça…Kader, nefeslerini bile birbirine yaslamak zorunda bırakır.Aras’ın karanlığı Liya’yı koruyacak kadar sıcak mı,yoksa Liya’nın ışığı Aras’ı tamamen yakacak kadar güçlü mü?Bazı hikâyeler uzak durmak içindir.Bazıları ise dokunduğun anda cehennemi alevlendirir.Bu hikâye… tam da o sınırda başlıyor.
Abisinin Mardin’in acımasız ağasının kızını kaçırarak başlattığı talihsiz olaylar, Zerrin’i de feci bir sona sürükler. Aşk ve özgürlüğün hayalini kuran kaçakların bedelini ödemek zorunda kalan Zerrin, abisinin hatası yüzünden tanımadığı zalim Ağa ile Merburiye’de evlenir; evlenmese abisi öldürülecekti.Konak yaşamı; katı geleneklerin, acımasız baskının ve yalnızlığın hüküm sürdüğü bir cehennem gibidir. Zerrin, her gün zulmün gölgesinde kendini ve içindeki gücü keşfetmek zorunda kalır. Fedakarlık ve acı dolu seçimlerin içinde, umudu yitirmeden yaşam mücadelesi verirken, kalbinde sakladığı sevgi ve direnç, onun karanlık dünyasında ince bir ışık olur.
Mardin’in sıcak taşları, toprak kadar eski bir törenin sessiz tanığıdır.
Bir kurşun yanlışlıkla patlar, bir göz karanlığa gömülür — ama asıl karanlık, iki ailenin kalbine çöker.
Botanlar ve Şanlılar, yıllardır aynı toprağı paylaşan iki düşman soydur.
Bir anlık öfke, iki köklü ailenin arasına yeniden kan davası tohumları eker.
Kör olan Mehmet Şanlı, intikamı kanla değil, bir canla ister.
O can, Botanların on sekiz yaşındaki kızı Zerya’dır.
Bir tarafta törelerin sesi, diğer tarafta vicdanın fısıltısı…
Zerya, kendi kaderini korumaya çalışırken, bütün köyün suskunluğuna meydan okur.
Ama bazen suskunluk, çığlıktan daha ağırdır.
“Kan Bedeli”
Küçücük yaşında, hayatın en ağır yükü omuzlarına yüklendi Nefes’in. Babasının zoruyla, hasta amcasının oğluna nişanlandı. Sözde, sadece amcasının morali düzelsin diyeydi bu oyun. Ama bu oyunun bedelini, küçücük yüreğiyle Nefes ödedi. Kars’ın dört bir yanında yankılandı onun sessiz çığlığı; duymayan kalmadı. Herkes acıyan bakışlarla baktı kıza. Herkes… bir kişi hariç: Babası Emin Ağa. Onun gözlerinde ne acı vardı, ne merhamet.
Nefes, bu yazgıya boyun eğmeyecekti. Bir gece, gözyaşlarını arkasında bırakıp kaçtı o evden. Ayazın keskin bıçağı gibi kestiği sokaklarda, karanlığın içine daldı. Bilmediği sokaklar, yabancı yüzler arasında kaybolmaya çalışırken, yolu yer altı dünyasının en güçlü ismiyle kesişti: Demir Yıldırım.
O adam... Soğuk bakışlı, suskun bir liderdi. Suçla örülü bir tahtın sahibi. Adıyla korku salan, gölgesiyle bile hükmeden bir adam. Ama Nefes’in gözlerinde korkudan çok başka bir şey gördü: Direniş.
İki bambaşka hayat… Biri kaderinden kaçan bir kız, diğeri karanlığın içinden çıkmış bir adam. Nefes, bu savaşta kaderine galip mi gelecek, yoksa çok daha tehlikeli bir oyunun içine mi düşecek?
~Abisinin yaptığı hata Ruken'in hayatını cehenneme çevirdi. Hancıoğlu aşiretinin genç oğlunu öldürmesi tüm Urfa'yı yakıp yıktı.Bunun bedelini ödeyen kişi ise Ruken oldu.Adının tam zıttı olan ve hiç bir zaman yüzü gülmeyen Ruken gelin geldiği konakta kocasının büyük nefreti ile başa çıkmakta zorlanıyordu.~-Kan karşılığı gelin gelen Ruken'in ızdırap dolu hikayesi-