1.Bölüm:Zorla Yazılan Kader
Nefes, küçük bir kızdı. Henüz hayatın anlamını çözmeye başlamamıştı, ama acıların ne kadar derin olabileceğini çok erken öğrenmişti. Babası, Emin Ağa, güçlü bir adamdı ve her zaman dediği olmalıydı. Evde tek söz sahibi olan kişiydi. Annesi ise zavallı, çaresiz bir kadındı. Ne kadar denese de, babasının egemenliğine karşı çıkmak onun için imkansızdı.
Bir gün, amcası hastalandığında, babası, Nefes’i amcasının oğlu Ali ile nişanlandırmaya karar verdi. Amcasının iyileşmesi için morali yerine gelmeli, bir şeyler yapmalıydı. İşte bu yüzden, küçük Nefes'in kaderi, amcasının oğluyla bağlanmıştı. Annesi gözyaşları içinde, çaresiz bir şekilde bu durumu kabullenmişti.
Küçük kızın gönlünde, içindeki isyanla yankı bulan bir feryat vardı. Ama ne yazık ki, hiç kimse bu feryadı duymamıştı. Kars’ın dört bir yanından, acıyan bakışlarla Nefes’e bakılıyordu, ama bu bakışların içinde hiçbir şey yoktu; sadece acıma ve çaresizlik vardı. Bir tek kişi vardı ki, bu bakışlardan etkilenmeyen: Babası, Emin Ağa. Onun gözlerinde hiçbir pişmanlık yoktu. Ne de olsa, karar onun kararındı ve hiç kimse buna karşı çıkamazdı.
Nefes, köydeki evin arka odasında yalnız başına oturuyordu. Kafası karışıktı, gözleri uzaklara dalmıştı. Dışarıdaki rüzgar, pencereyi hafifçe sallıyor, içeriye soğuk bir hava giriyordu. Bütün gece, amcasının oğlu Ali ile nişanlanacak olmanın ağırlığını hissetmişti. Henüz on sekiz yaşındaydı. Oysa hayat, ondan çok daha büyük bir sorumluluk almış gibiydi.
Her şeyin ne kadar hızlı geliştiğini anlamamıştı. Babası Emin Ağa, hasta olan abisi için bir şeyler yapmak istemiş, buna da kızı Nefes’in, Ali ile nişanlanmasını çözüm olarak görmüştü. Kızının duygularını, ne hissettiğini, ne istediğini hiç düşünmeden kararını vermişti. Onun gözünde, Nefes sadece bir araçtı; bir parça, onun planlarının bir parçası.
"Neden ben?" diye düşündü, gözlerinden yaşlar süzüldü. "Benim ne suçum vardı ki? Ne yaptım da kaderim böyle yazıldı?"
Annesi, odanın kapısını hafifçe aralayarak içeri girdi. Gözlerinde bir şeyler söylemek istese de, sonunda sustu. Annesi, hiçbir zaman gerçek duygularını ifade edememişti. Hep pasif, hep arka planda kalmıştı. Nefes, annesinin içindeki acıyı görebiliyordu, ama annesi bir şekilde sessizliğe bürünmüştü. Hiçbir şeyin değişmeyeceğini kabul etmiş gibiydi.
"Nefes," dedi annesi, sesi kırılgan. "Bir şeyler yapmalıyız. Babana karşı durmalıyız."
Nefes, annesinin bu cesurca söylediği sözlere karşı bir şeyler hissetti, ama bir yandan da bunun ne kadar imkansız olduğunu biliyordu. Babasının gücü, etrafındaki herkesi susturmuştu. Nefes, bir çocuğun sesinin duyulamayacak kadar zayıf olduğunu çok iyi biliyordu. Ama içindeki isyan, her geçen gün daha da büyüyordu.
Annesi, Nefes’e yaklaşarak, ona sarılmak istedi. Ama Nefes, annesinin kollarına kapanmadı. İçindeki kırgınlık, ona buna izin veremiyordu. Annesi bu duruma alışmıştı; yıllar boyu sustu, yıllar boyu başkasının kararlarıyla yaşadı. Ama Nefes, öyle bir kız değildi. O, kendi yolunu seçebilecek bir insandı.
"Neden beni hiç kimse anlamıyor?" diye mırıldandı Nefes, gözleri dolmuştu. "Neden herkes beni sadece bir oyuncak gibi görüyor?"
Annesi derin bir nefes alarak, gözlerini kaçırdı. "Çünkü sen bir kızsın, Nefes. Bu dünyada, erkekler her zaman daha önemli, senin için de, benim için de."
Nefes, annesinin bu sözleriyle bir kez daha yıkıldı. Bir kız olmak, demek ki gerçekten de bu kadar kolayca yok sayılabilirdi. Oysa içindeki ses, başka bir şey söylüyordu. Nefes, tüm bu adaletsizliğe karşı durmalıydı, bir şeyler yapmalıydı.
Köyün arka sokaklarında, diğer köylüler Nefes’in bu halini konuşuyordu. Herkes onu acıyarak izliyor, bazen de arkasından fısıldıyordu. Kimse bu durumun ne kadar zor olduğunu anlamıyordu. Kızın gözlerindeki umutsuzluk, her geçen gün daha belirginleşiyordu. Ama Emin Ağa, gözlerini başka bir şeye dikmişti. O, Nefes’in babasıydı ve kararlarını sorgulamak kimsenin haddine değildi. Onun için bu iş tamamlanmıştı, yapılacak tek şey, nişanı yapmak ve amcasını sevindirmekti.
Fakat Nefes, her geçen gün içindeki isyanla büyüyordu. Ali ile nişanlanmak, onun için bir ölüm fermanı gibiydi. Ali, iyi bir insan olabilirdi, ama Nefes'in kalbinde onunla bir bağ kurmak imkansızdı. O, sadece bir zorunluluktu. Onun gözlerinde başka bir dünya vardı, Nefes’in gözlerinde ise bambaşka bir hayat…
Geceleri uyuyamıyordu. Zihninde binlerce soru dolaşıyor, bir çözüm bulmaya çalışıyordu. Ama her şeyin başlangıcında, babasının kararı vardı. Babası, her zaman doğru bildiği yolda ilerleyecekti ve Nefes, ona karşı durmaya cesaret edemiyordu. Şu an için tek çaresi, susmak, kabullenmekti. Ama bu kabullenişin, her geçen gün biraz daha fazla acıya dönüşeceğinden habersizdi.
Nefes, geceyi yine gözyaşlarıyla geçirmişti. Uyku, yıllardır sırtına yüklediği acılardan, yaşadığı kısıtlanmış dünyadan kaçışın bir yolu olmuştu. Ancak bu gece, gözlerinin önünde bir başka dünya vardı. Bir dünyada özgür, mutlu ve istediği gibi yaşayan bir kız, kendi kararlarını veren bir insan… O dünya çok uzak görünse de, Nefes bu dünyada yaşama arzusuyla uyanmıştı.
Bir sabah, kahvaltı için masaya oturduğunda, babası yine her zamanki gibi sessizce yerini aldı. Emin Ağa, kahvesini içerken yüzünde hiçbir duygusal ifade yoktu. Nefes, babasının bu kararlı ve soğuk tavırlarını her zaman olduğu gibi hissediyordu. Annesi ise hiçbir şey söylemeden, sessizce tabakları düzenledi. Nefes, içindeki acıyı bir kez daha hissetti.
"Bugün Ali’nin ailesi gelecek," dedi babası, gözlerini masadan kaldırmadan. "Her şey yolunda gidecek. Senin için en iyi çözümü bulduk."
Nefes’in içinde, o an bir şey patladı. Bir sessiz çığlık yükseldi, ama hiçbir şekilde dışarı çıkamadı. Konuştukça daha da boğuluyordu. “Beni niye anlamıyorsunuz?” demek, ona yapabileceği en büyük hakaret gibi geliyordu. Ama başka bir yolu yoktu. Yavaşça, gözlerini kaçırarak odadan çıkmaya çalıştı.
Annesi arkasından yumuşak bir sesle bağırdı, "Nefes, lütfen." Ama Nefes bir adım bile atmadı. Hiçbir şey, tek başına bu karara karşı çıkmaya yetmeyecek gibi geliyordu.
***
Evdeki gerilim, giderek daha sık hale geliyordu. Herkesin gözleri Nefes’in üzerine çevrildiğinde, o kendini küçük ve yalnız hissediyordu. Kars’ın sokaklarında, köyün her köşesinde, herkes Nefes’in bu zor nişanı hakkındaki konuşmaları duymuştu. Birçoğu, "Bu kadar genç bir kızı zorla nişanlandırmak, ne kadar doğru?" diye sorguluyordu. Ama kimse buna sesini çıkaramıyordu. Herkes korkuyordu. Zaten köyde söz sahibi olan, düzeni belirleyen tek kişi vardı: Emin Ağa.
Bir akşam, Nefes’in kararlı bir şekilde dışarı çıkması gerektiğini fark etti. İçinde bir yerlerde bir şeylerin değişmesi gerektiğini hissediyordu. Yavaşça, kimsenin görmediği bir saatte evden çıktı. Birkaç dakika boyunca, yürüdü, düşüncelere daldı. Nefes, sessizce Kars’ın dar sokaklarında ilerlerken, içindeki haykırış daha da güçleniyordu. "Neden bu kadar sessizim? Neden boyun eğiyorum?"
Köy meydanına vardı. Geceydi ve etraf oldukça sessizdi. Ama her bir adımda, sanki bir şeyler uyanıyordu içindeki derin karanlıktan. İçinde bir cesaret doğuyordu, yıllardır susturduğu, korktuğu her şey yüzeye çıkıyordu.
Bir süre sonra, bir köşe başında Ali ile karşılaştı. Ali, nişanlısına, kızı acıyan gözlerle bakıyordu. O anda, Nefes bir an için bir şey düşündü: "Ali, iyi bir insan olabilir, ama bu onun hatası değil. Bu benim kaderim, benim mücadelesi."
Ali, “Nefes, nasılsın?” diye sordu, sesindeki belirsizlik, Nefes’in içinde bir yerlerde bir şeylerin kırıldığını hissettirdi. Ama o, sadece başını sallayarak, soğuk bir şekilde gözlerine bakmaya devam etti.
“İyi olacağım, Ali,” dedi Nefes, ama bu sözler, içinde büyüyen isyanı bir anlığına susturmaktan başka bir işe yaramadı.
***
Köydeki insanlar, Nefes’in yalnız başına gezdiğini fark ettiğinde, onun acı çeken bir ruh haline girmeye başladığını hemen anlamışlardı. Köyün en yaşlı kadını, Nefes’in yanına yaklaşarak yavaşça konuştu: “Kızım, her şeyin bir zamanı var. Bazen kaderi kabul etmek gerekir.”
Nefes, yaşlı kadının bu sözlerini duyduğunda, bir an önce oradan uzaklaşmak istedi. Bu köyde herkes, her zaman kaderin yükünü kabullenmişti. Ama o, bir an olsun bunun içine düşmek istemiyordu.
Köy meydanından uzaklaştı, içindeki acıyı bir süre daha bastırarak evine geri döndü. Ama o gece, Nefes’in ruhu biraz daha özgür olmuştu.
Artık, bir karar verme zamanıydı. Her geçen gün, bu zor karara karşı koymak için daha fazla cesaret buluyordu. Eğer kader ona bu yolda ilerlemeyi dayatıyorsa, Nefes bir şekilde bu yolu kendi şartlarına göre şekillendirmeliydi. Kendisini durduramayacaklardı. O, sonunda kendi kaderini yazacaktı..