1.Bölüm
***
Sabah gözlerime vuran güneşle uyandım. Konakta hazırlık vardı; Hancıoğlu aşireti ile bizim Karahan aşireti arasında yıllardır süren düşmanlık yarın sona erecekti.
Kerem Hancıoğlu ve oğlu Devran Hancıoğlu, barış için Ankara’dan Urfa’ya bize misafirliğe geleceklerdi. Herkes bu barışı merakla bekliyordu.
Gün boyu konakta hummalı bir çalışma vardı. Kadınlar yemekler hazırlıyor, erkekler ise misafirlerin rahat etmesi için her şeyi düzenliyordu.
Akşam olduğunda, herkesin yüzünde bir gerginlik ve aynı zamanda bir umut vardı. Bu barış, sadece iki aileyi değil, tüm aşiretleri etkileyecekti.
Gece ilerledikçe, konakta sessizlik hakim oldu. Herkes yarının getireceklerini düşünerek uykuya daldı.
Sabah olduğunda, konak hareketlenmeye başladı. Misafirlerin gelişi için son hazırlıklar yapılıyordu.
Herkesin içinde hem mutluluk hem de yılların verdiği yükü atmak için sabırsızlanıyorlardı.
“Hanoğlu Aşireti” uzun zaman önce buradan taşınmış, Ankara’ya yerleşmişti.
Aralarındaki husumetin nereden geldiğini bilmiyorum. Onların bizi ziyaret edeceğini duyduğum günden beri kaç yıl geçti ama kimse böyle bir husumetten bahsetmemişti.
Neyse, çok da kurcalamaya gerek yok. Bence yakında çıkar elbet kokusu. Bütün hazırlıklar tamamlanmıştı. Aşiret büyükleri yavaş yavaş toplanmaya başlamıştı.
Ben de hemen odama gidip dolabımdan sade siyah bir elbise giydim. Saçlarımı tarayıp tepeden yarısını örüp yarısını serbest bıraktım.
Makyaj yapmayı sevmiyordum ama dudağıma hafif pembemsi bir ruj sürdüm. Hazırdım artık. Kapı açıldı ve içeri giren kardeşim Rojin’di.
“Abla, hazır mısın? Çok merak ediyorum, nasıl geçecek acaba?” dedi. “Ben de bilmiyorum ablacım, inşallah iyi geçer,” dedim.
“Abla, sence Devran Hancıoğlu yakışıklı mı acaba?” diye sordu.
“Sorduğun soruya bak! Rojin, iyi geçsin diye dua edeceğine neler düşünüyorsun. Aman abla, ne olacak, bir kere de biz hayal kuralım,” deyip güldü.
“Fenaydı bu kız, seni alana sabırlar diliyorum,” dedim.
“Ne fenasın var ya! Haydi aşağı inelim, gelmişlerdir,” dedi.
Rojin’i alıp mutfağa doğru yöneldik. Mutfağa girdiğimizde geldiklerini duyduk. Yemekler hazırlanıyordu. Servis edilmek için yardımcılara yardım edip yemekleri taşıyorduk.
Abim Hasan’ın bağırışıyla olduğumuz yerde kaldık. Abim sinirli, agresif, kafasının dikine giden bir adamdı. Yeri gelir babamı bile dinlemezdi.
Dediğim dedikti. Bu barış olayını ortaya atıldığından beri abim memnun değildi. Olanlardan dolayı barış istemiyordu. Bir şey yapıp bu barışı bozacağından korkuyordum. Babam ne kadar konuşsa da aklına yatmazsa uygulamazdı. Bizi avluda görünce kızdı.
“Ne işiniz var sizin o kadar erkeğin içinde? Hizmetliler boşuna mı var?” dedi.
“En son beni katil edeceksiniz belli. Allah korusun abi, neden öyle söylüyorsun?” dedim.
“Çabuk içeri girin, gözüm görmesin ikinizi de,” deyip kovdu bizi içeri. Rojin bir şey olmamış gibi gülüyordu.
“Bizdeki de bu şans abla, ne güzel yakışıklı aşiret paketlerine bakacaktık,” deyip kahkaha attı.
“Yok, sen iflah olmazsın. Rojin, sus şimdi, abim gelecek,” dedim.
“Banane, ondan korkan onun gibi olsun,” dedi.
Rojin’in kahkahası hala kulaklarımdayken, içeri geçtik. İçerideki atmosfer oldukça gergindi. Herkesin yüzünde bir ciddiyet vardı. Babam, aşiretin büyükleriyle konuşuyordu. Annem ise mutfakta son hazırlıkları yapıyordu.
Rojin, “Abla, bak Devran orada,” diye fısıldadı.
Gözlerimle Devran’ı aradım. Gerçekten de oradaydı, diğer gençlerle birlikte oturuyordu. Göz göze geldik ve hafifçe gülümsedi. Rojin,
“Gördün mü? Yakışıklı değil mi?” dedi.Tamam, tamam, yakışıklı,” dedim gülerek.
“Ama şimdi ciddi olalım, tamam mı?”
Rojin başını salladı. “Tamam abla, ciddi olacağım.”
Yemekten sonra büyükler konuşmaya başladı. Barışın şartları, gelecekteki planlar ve aşiretler arasındaki ilişkiler hakkında uzun uzun konuştular.
Abim Hasan, her zamanki gibi sessizdi ama yüzünden memnuniyetsizliği okunuyordu. Babam, Hasan’ı yatıştırmak için elinden geleni yapıyordu.
Abim Hasan, her zamanki gibi sessizdi ama yüzünden memnuniyetsizliği okunuyordu. Babam, Hasan’ı yatıştırmak için elinden geleni yapıyordu.
Çalışanlar çayları servis etti. Çayları içip hoş bir sohbet içindeydiler. Herkes karardan memnundu, konakta sevinç çığlıkları atılıyordu.
Çaylar ve kahveler içildikten sonra herkes yavaş yavaş dağılmaya başladı. Herkesin yüzünde bir tebessüm vardı.
Toplantı sona erdiğinde herkes biraz rahatlamış gibiydi. Rojin, “Abla, bitti mi?” diye sordu.
“Evet, bitti,” dedim. “Şimdi biraz dinlenelim.”
Etrafı toparladıktan sonra herkes odasına çekildi.
Hâlâ deli gibi merak ediyordum; husumet neyden çıkmıştı?
Bu kadar yıl geçtiği halde neden yan yana gelmemişlerdi?
Odamda yatağıma uzandım ve düşüncelere daldım. Geçmişte ne olmuştu da bu kadar büyük bir ayrılık yaşanmıştı? Aklımda bin bir soru vardı ama kimseye soramıyordum. Belki de zamanı gelince her şey ortaya çıkacaktı.
Sabah olduğunda, güneşin ilk ışıklarıyla birlikte uyandım. Evde bir hareketlilik vardı. Herkes yeni güne hazırlanıyordu.
Rojin, her zamanki enerjisiyle odama girdi.
“Abla, kalk! Yeni bir gün başladı,” dedi.
Kalktım deli kız,” deyip gülümsedim.
“Abimgil uyandı mı?”
“Evet abla, Hasan abim çoktan uyandı.
Bawer abim de yeni uyandı,” dedi.
Kahvaltı hazırlıkları yapılıyordu. Mutfağa indiğimde çalışanlar kahvaltıyı hazırlıyordu. Rojin de onlara yardım ediyordu.
“Abla, kahvaltıya yardım et,” dedi Rojin. Ben de mutfağa girip onlara katıldım. Kahvaltı masası hazırlandığında herkes masaya oturdu. Kahvaltı boyunca sohbetler edildi, gülüşmeler duyuldu. Dün geceki gerginlik yerini huzura bırakmış gibiydi.
Kahvaltıdan sonra babam, Hasan ve Bawer ile konuşmak için odasına çekildi.
Bu konuşmanın önemli olduğunu biliyordum ama içeri girip dinlemek mümkün değildi. Rojin ile birlikte bahçeye çıktık.
“Abla, sence ne konuşuyorlar?” diye sordu Rojin.
“Bilmiyorum ama umarım iyi şeylerdir,” dedim.